Ana Sayfa › Mevzuat › Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu › Madde 31
6325 Sayılı Kanun Kuruluş ve Görevler
Arabuluculuk Kanunu Madde 31: Kuruluş ve Görevler – Kurul
6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu · Madde 31 · Son kontrol: 18 Ekim 2026
Madde Metni
MADDE 31 – (1) Kurul aşağıdaki üyelerden oluşur:[12]
a) Hukuk İşleri Genel Müdürü.
b) Daire Başkanı.
c) Hâkimler ve Savcılar Kurulu tarafından hukuk mahkemelerinde görev yapmakta olan birinci sınıfa ayrılmış hâkimler arasından seçilecek iki hâkim.
ç) Türkiye Barolar Birliğinden üç temsilci.
d) Türkiye Noterler Birliğinden bir temsilci.
e) Yükseköğretim Kurulu tarafından seçilen özel hukuk alanından bir öğretim üyesi.
f) Adalet Bakanı tarafından seçilecek üç arabulucu.
g) Türkiye Odalar ve Borsalar Birliğinden bir temsilci.
ğ) (Ek: 12/10/2017-7036/27 md.) Kendisine mensup işçi sayısı en çok olan üç işçi sendikaları konfederasyonunca seçilecek birer temsilci.
h) (Ek: 12/10/2017-7036/27 md.) En çok işveren mensubu olan işveren sendikaları konfederasyonunca seçilecek bir temsilci.
ı) Türkiye Esnaf ve Sanatkarları Konfederasyonundan bir temsilci.
i) Türkiye Adalet Akademisi Eğitim Merkezi Başkanı.
(2) Başkan ihtiyaca göre Kurul toplantılarına uzman kişileri çağırabilir.
(3) Kurul başkanı Genel Müdürdür. Genel Müdürün bulunmadığı toplantılarda Başkanlık görevi Daire Başkanı tarafından yerine getirilir.
(4) Kurul, mart ve eylül aylarında olmak üzere yılda en az iki kez toplanır. Ayrıca, Başkanın veya en az beş üyenin talebiyle Kurul her zaman toplantıya çağrılabilir.
(5) Kurul üye tam sayısının salt çoğunluğu ile karar alır. Mazeretsiz olarak art arda iki toplantıya katılmayan üyenin üyeliği düşer.
(6) Kurulun Bakanlık dışından görevlendirilen üyelerinin görev süresi üç yıldır. Görev süresi dolan üyeler yeniden görevlendirilebilir.
(7) Başka yerden katılan Kurul üyelerinin gündelik, yol gideri, konaklama ve diğer zorunlu giderleri 10/2/1954 tarihli ve 6245 sayılı Harcırah Kanunu hükümlerine göre Bakanlıkça karşılanır.
(8) Kurulun çalışma usul ve esasları yönetmelikle düzenlenir.
Değişiklik ve Yürürlük Notları
[12] 12/10/2017 tarihli ve 7036 sayılı Kanunun 27 nci maddesiyle, bu maddenin birinci fıkrasının (c) bendinde yer alan “Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu” ibaresi “Hâkimler ve Savcılar Kurulu” şeklinde değiştirilmiş, (g) bendinden sonra gelmek üzere (ğ) ve (h) bentleri eklenmiş, diğer bentler buna göre teselsül ettirilmiş ve mevcut (h) bendinde yer alan “Müdürü” ibaresi “Başkanı” şeklinde değiştirilmiştir.
Metin, Cumhurbaşkanlığı Mevzuat Bilgi Sistemi'nde (mevzuat.gov.tr) yayımlanan yürürlükteki metinden aynen alınmıştır. Resmî metin için Mevzuat Bilgi Sistemi'ne bakınız.
Madde Gerekçesi
Bu bölümde, maddenin kanunlaşma sürecine ait resmî TBMM belgesinden (TBMM 24. Dönem, S. Sayısı: 233 – Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Tasarısı (1/486)) ilgili kısımlar, yalnız sayfa düzeni sadeleştirilerek metni değiştirilmeden aktarılmıştır. Gerekçede geçen madde numaraları tasarı numaralarıdır. Değişiklik gerekçeleri, değiştirici kanunun resmî gerekçesinden (TBMM sıra sayısı/teklif metni veya Mevzuat Bilgi Sistemi) aynen aktarılmıştır; eşleşme, bu maddedeki resmî değişiklik işareti (tarih–kanun/madde) ve değiştirici kanunun TBMM'de kabul edilen metniyle doğrulanmıştır. Gerekçeler teklif veya tasarı metnine ilişkindir; madde komisyonda veya Genel Kurulda değiştirilmiş olabilir. Madde sonradan değiştirildiği için gerekçe yürürlükteki metinle farklılık gösterebilir (bkz. Değişiklik ve Yürürlük Notları). Uyuşmazlık hâlinde Resmî Gazete'de yayımlanan kanun metni esastır.
Hükümet Tasarısının Gerekçesi (Tasarı m. 31)
Madde 31- Maddede, Arabuluculuk Kurulunun oluşumu ile toplantısına ilişkin esas ve usuller düzenlenmektedir. Arabuluculuk Kurulunda yargının farklı alanlarında doğrudan veya dolaylı biçimde görev alan meslek kuruluşları ve kamu kurumlarından temsilci atanması sağlanarak Kanunda öngörülen görevlerin yerine getirilmesinde bir denge kurulmak suretiyle objektifliğin sağlanması amaçlanmıştır.
Adalet Komisyonu Raporundaki Açıklama
Tasarının 31’inci maddesi, esnaf ve sanatkâr meslek kuruluşlarının en üst kuruluşu olarak görev yapan Türkiye Esnaf ve Sanatkarları Konfederasyonunun temsilci göndermesini ve başka yerden katılacak Kurul üyelerinin yol giderleri ve benzeri masraflarının Harçlar Kanunu uyarınca Bakanlıkça karşılanmasını teminen Alt Komisyon tarafından değiştirilmiştir. Mezkur değişiklikler Komisyonumuz tarafından da kabul görmekle birlikte, madde, Türkiye Barolar Birliği tarafından görevlendirilecek temsilci sayısının üçe yükseltilmesi ve Yüksek Öğretim Kurulu tarafından seçilen özel hukuk alanından öğretim üyesi sayısının bire indirilmesi amacıyla değiştirilerek kabul edilmiştir.
Değişiklik Gerekçesi: 7036 sayılı Kanun m. 27 (12/10/2017)
Madde 39- Yürütme maddesidir.
Alt Komisyon Raporu
“İş Mahkemeleri Kanunu Tasarısı (1/850)” 30/5/2017 tarihinde esas Komisyon olarak Komisyonumuza havale edilmiştir. Tasarı, Adalet Komisyonu Başkanı Ankara Milletvekili Ahmet İyimaya başkanlığında gerçekleştirilen Komisyonumuzun 6/6/2017 tarihli toplantısında Hükümeti temsilen Adalet Bakanı Bekir Bozdağ ve Adalet Bakanlığı, Maliye Bakanlığı, Yargıtay Başkanlığı, Danıştay Başkanlığı, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ile Türkiye Barolar Birliği, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği ve Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu temsilcilerinin katılımlarıyla görüşülmüştür. Tasarı daha ayrıntılı incelenmek üzere dokuz üyeden müteşekkil Alt Komisyona havale edilmiştir.
Alt Komisyonumuz; Afyonkarahisar Milletvekili Ali Özkaya başkanlığında 8/6/2017 ve 14/6/2017 tarihlerinde yapılan toplantılarda Adalet Bakanlığı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Maliye Bakanlığı, Yargıtay Başkanlığı, Danıştay Başkanlığı, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, Sosyal Güvenlik Kurumu, Türkiye Barolar Birliği, Hak İşçi Sendikalar Konfederasyonu, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği, Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu, Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu, Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu, Türkiye İnşaat Sanayicileri İşveren Sendikası, Ankara Arabulucular Derneği, Uluslararası Arabulucular Derneği, Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı, Anatolia Çözüm Merkezi temsilcileri ile Ankara Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Levent Akın, Marmara Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Talat Canbolat, Dokuz Eylül Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Serkan Odaman, Kırıkkale Üniversitesi öğretim üyesi Yrd. Doç. Cavit Demiral ile Hacettepe Üniversitesi öğretim üyesi Alper Bulur’un katılımlarıyla Tasarıyı görüşmüştür.
Müzakerelerde Tasarıya ilişkin genel olarak aşağıdaki eleştiriler dile getirilmiştir:
İş hukuku, sosyal bir hukuk dalıdır. İşçiyi koruma/gözetme ve işçi lehine yorum ilkesi, işçinin işverene karşı zayıf konumda olduğu dikkate alınarak, tüm yasaların özünde yer alan, iş hukukunun genel kabul görmüş temel ilkesidir. Dolayısıyla iş hukukunda, sosyal devlet ilkesinin gereği olarak taraf iradelerine sınırlı olarak itibar edilir. İşçiye sağlanan bu koruma, sadece iş ilişkisinin kuruluşu ve uygulanması sürecini değil, iş ilişkisinin bütününü kapsamaktadır. Arabuluculuk müessesesi ise gönüllülük ve isteğe bağlılık esasına dayalı, tarafların süreçte eşit haklara ve imkânlara sahip olduğu alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemlerinden birisidir. Ekonomik olarak zayıf, alacağını ve haklarını tam olarak bilemeyen işçinin, işveren ile eşit haklara ve imkânlara sahip olmadığı aşikardır. Dolayısıyla iş uyuşmazlıklarında zorunlu arabuluculuğa ilişkin Tasarıyla getirilen düzenleme, gönüllülüğü ve isteğe bağlılığı ortadan kaldırması ve taraf iradelerinin eşit olmaması nedeniyle daha en başta arabuluculuk müessesesinin doğasıyla çelişmektedir.
İş hukukunun işçiyi koruyucu düzenlemelerinin göz ardı edilmesi, işçi alacaklarının özel hukuk alacağı gibi değerlendirilmesi sonucunu ortaya çıkaracak ve iş sözleşmesini adeta ticari bir sözleşmeden farksız kılacaktır. Düşük ücretlerle çalışan işçiler, nakit ihtiyacı, davaların uzun sürmesi gibi baskılarla gerçek alacaklarının bir kısmından feragat ederek uzlaşma yolunu tercih etmek zorunda kalacaklardır. Diğer yandan arabulucunun görevini tarafsız olarak yerine getirme yükümlülüğü bulunduğundan, işçiyi alacak miktarı ve hakları bakımından bilgilendirmesi de mümkün olmadığından neticede işçiler, hak ettiklerinin çok altında anlaşmalara razı edilerek ciddi hak kayıplarına uğrayacaklardır. İşsiz olan ve bir an önce paraya ihtiyaç duyan işçinin, haklarının bir kısmından feragat ederek imzalayacağı uzlaşma tutanağı, işçinin gerçek iradesini ortaya koymayacaktır. Yapılmak istenen düzenleme, işçilerin emeğinin, sosyal devlet ilkesine aykırı biçiminde pazarlık konusu yapılmasına yol açacaktır. Amaç işçinin alacağına kavuşma süresinin kısaltılması ise yargılamayı hızlandıracak yöntemler geliştirilmelidir. Kaldı ki, kurgulanan dava şartı olarak zorunlu arabuluculuk sistemi ile yargıya erişim süreci geciktirilmektedir. Öte yandan yargının yükünü azaltmak, arabuluculuk faaliyetinin amacı olamaz.
Dava şartı olarak zorunlu arabuluculuk uygulaması yerine diğer ülke uygulamalarında uygulandığı gibi mahkeme bünyesinde ve bir uzlaştırmacı hâkim tarafından uzlaşma aşamasının gerçekleştirilmesi, iş uyuşmazlıklarının çözümü açısından daha uygun olacaktır. Teknik anlamda bilgilendirme yapılmadan işçi ve işveren bir araya getirilmemelidir. Zira işçi sadece ekonomik olarak değil, haklarını bilme ve delil niteliğindeki belgelere sahip olma gibi birçok konuda işveren karşısında dezavantajlı taraftır.
Arabulucu tarafsız ve bağımsızdır. Arabulucular hukukçu olsalar da taraflar çözümlerini kendileri üretmek durumundadırlar. Arabulucu herhangi bir çözüm önerisi getiremez ve hukuki yönlendirmede de bulunmaz. Haklarını bilmeyen taraf, sürece eşit olarak katılamayacak ve menfaatlerini tespit edemeyecektir. Bundan dolayı arabuluculuk sürecinde işçi aleyhine olan eşitsizliğin giderilmesi ancak işçinin avukatıyla sürece katılmasıyla mümkün olabilecektir.
Tasarıyla yıllık izin ücreti ve bir kısım tazminatlar bakımından zamanaşımı süresinin beş yıla düşürülmesi hak aramayı engelleyici niteliktedir. İş hukukunda uyuşmazlıkların büyük bölümünde talep konusu alacak miktarı daha önceden bilinmediği veya yüksek yargılama giderleri sebebiyle belirsiz alacak davası veya kısmi dava açıldığı durumlarda zamanaşımı süresinin kısa tutulması, yargılama sürelerinin uzunluğu dikkate alındığında, işçilerin alacaklarının zamanaşımına uğramasına ve ciddi hak kayıplarına neden olacaktır.
Arabuluculuğun özünde, kolaylaştırıcı model, yani çözüm önerisi getirmeyen model vardır. Arabulucu sadece sürecin yönetiminden sorumludur ve etik kuralları çerçevesinde görevini yerine getirir. Arabulucu hukuki tavsiyede bulunmadığı ve çözüm önerisi getirmediği için arabuluculuk yönteminde taraflar arabulucu karşısında kendilerini rahat hissetmektedirler. Eğer taraflar kendilerine hukuki tavsiyede bulunulacağını bilirlerse sürecin en başından itibaren arabulucuya hak temelli yaklaşacaklardır. Bu da tarafların arabulucuya bir dirençle yaklaşmasına sebep olacak ve arabulucuyu hakem veya hâkim noktasına götürecektir. Zaten mevcut durumunda arabulucu, tarafları orta noktada buluşturacak açık uçlu sorular ve özel görüşmelerle arabulucuya ait olmayan ama tarafların kendi iradeleriyle üretebileceği bir çözüm yolunu onlara düşündürebilecektir. Arabulucunun çözüm önerisiyle süreçten kalkan taraf, kendi önerisi olmadığı için bulunan çözüm yolunu sahiplenmeyecek, tarafsızlık ve eşit muamelede bulunma ilkelerine aykırı olarak arabulucu tarafların iradesini etkilemiş olacaktır.
Normal yargılama sisteminin dışına çıkarılarak, usul hukuku prensiplerine aykırı biçimde, zorunlu sigorta sürelerinin tespiti talebiyle işveren aleyhine açılan davalarda Sosyal Güvenlik Kurumunun fer’i müdahil olarak davalı yanında davaya katılabileceği ve hatta kanun yoluna başvurabileceğine ilişkin düzenlemeyle, sigortası yapılmayarak mağdur edilmiş işçinin durumuyla eşitsizlik oluşturacak biçimde yargılama giderleri vb. nedenlerle bir kuruma özel istisnaî bir durum sağlanmaktadır. Anılan düzenleme Tasarıdan çıkarılmalı, Kurum davada işveren ile birlikte taraf olarak yer almalıdır.
Tasarının lehinde genel itibarıyla aşağıdaki görüşler ifade edilmiştir:
İş Mahkemeleri Kanunu 1950 yılında yürürlüğe girmiştir. Bugüne kadar geçen uzun süre zarfında iş hayatı çok hızlı bir değişim ve gelişim göstermiş, bu durum iş mahkemelerinin iş yükünü, diğer mahkemelere kıyasen çok fazla artırmıştır. Şu an gerek ilk derece gerekse Yüksek Mahkemedeki hukuk uyuşmazlıklarının büyük çoğunluğunu iş uyuşmazlıkları oluşturduğu ve iş uyuşmazlıklarının dava yoluyla çözümlenmesinin çok uzun süreleri aldığı herkesin malumudur. Tasarı ile dava açmadan önce bir kısım iş uyuşmazlıkları bakımından arabuluculuğa başvurma zorunluluğu getirilmektedir. İş uyuşmazlıkları zaten halihazırda, arabuluculuk müessesesinin hukuk düzenimize girdiği tarihten bu yana ihtiyari olarak arabuluculuğa götürülebilmektedir. Bugüne kadar ki ihtiyari arabuluculuk uygulamasına bakıldığında ise arabuluculuğa götürülen uyuşmazlıkların %90’lara varan miktarı işçi-işveren uyuşmazlıklarıdır. Bu uyuşmazlıklar yine aynı yüksek oranlarda, bir gün veya daha az sürelerde ve anlaşmayla sonuçlanmıştır. Tasarıda yer alan düzenlemelerin getirilmesinin nedeni, uygulamada alınan olumlu sonuçlardır.
Uygulamada yaşanan sıkıntılar nedeniyle Tasarıda yer alan maddelerle ilgili düzenleme yapılması zorunlu hale gelmiştir. İş uyuşmazlıklarının alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemleriyle sonuçlandırılarak mahkemelerdeki iş yükünün azaltılması ve günümüz ihtiyaçlarına cevap veren bir düzenleme yapılması amaçlanmaktadır.
Arabuluculuk sistemi ile iş uyuşmazlıkları kısa sürede ve daha az masrafla çözümlenecek, işçinin alacağına kavuşma süresi ciddi bir biçimde kısalacaktır. Arabuluculuk kurumu ile taraflar bir masa etrafında buluşacak ve başka uyuşmazlıkların doğması engellenerek uyuşmazlık temelden sonlandırılmak suretiyle sosyal barışa katkı sağlanacaktır.
Tasarı ile getirilen düzenleme, bazı iş davaları için arabuluculuğun dava şartı hâline getirilmesinden ibarettir. Arabuluculukta girişte, devamında ve sonuçta olmak üzere üç aşamada iradilik vardır. Buradaki zorunluluk, dava açmadan önce arabuluculuğa başvurulmasına ilişkin olup girişteki irade kaldırıldığından, yargı yolunun kapatılarak hak arama hürriyetinin engellenmesi gibi bir durum söz konusu değildir. Taraflar, arabuluculuk ile çözümlenmesi mümkün olan konularda dava açmadan önce bir araya gelerek sorunlarını barışçıl yollarla çözme imkânı bulacaktır. İşçi de işvereniyle eşit koşullarda, iş hukukunda uzman bir arabulucunun bulunduğu bir ortamda sorunlarını dile getirme ve müzakere etme olanağını elde edecektir. İşçi ve işveren, süreçte sorunların çözümü için önerileriyle birlikte katkıda bulunacaklardır. Tarafların, davet üzerine arabuluculuk görüşmelerine katılma zorunluluğu bulunmadığı gibi arabuluculuk yöntemiyle sorunlarını çözmek istemediklerinde, istedikleri an süreci sonlandırıp, sorunlarını dava yoluna taşıma konusunda da serbesttirler. Taraflar, her aşamada, her türlü neticeye kendileri karar vereceklerdir. Dolayısıyla sanki taraflara arabuluculuk yöntemiyle çözüm zorunluluğu getiriliyormuş gibi bir algı yerinde değildir. Dava yoluyla sorunların çözümüne ilişkin tarafların mevcut yasal imkânlarında herhangi bir geriye gidiş söz konusu değildir. İşçinin zayıf olduğu ve işverenin teklifini kabul etmek zorunda olacağına dair iddia ve eleştirileri bugün hukukumuzda mevcut olan sulh ve feragat için de ileri sürmek mümkündür. Ancak tüm bu süreçlerde işçinin rızası olmayan hiçbir anlaşma söz konusu değildir.
İşverenler bakımından fesih sebebiyle on yıl gibi uzun bir süre dava tehdidi ile karşı karşıya kalmak, uygulamada uzun yıllar evrakların saklanması ve ekonomik anlamda önünü görme konusunda sıkıntılara neden olmaktadır. Getirilen düzenleme işçinin alacaklarını makul bir süre içinde takip etmesini ve geleceğini planlamasına olanak sağlayacak, işveren bakımından ise istihdam kaynaklı hukuki riskleri öngörülebilir hale getirecektir. Türk Borçlar Kanununda dönemsel alacaklarla ilgili düzenleme de dikkate alındığında beş yıllık zamanaşımı süresi, işçilerin haklarına ulaşması için yeterli ve taraf menfaatlerine uygundur.
Arabulucunun çözüm önerisi getirebilmesine imkân tanıyan düzenleme uygulamada arabuluculuğun daha başarılı olabilmesinde önemli rol oynayacaktır. Arabulucu önce kolaylaştırıcı fonksiyonunu yerine getirerek taraflara bir alan oluşturacak, görüşmeler esnasında, özellikle de birebir görüşmelerde, tarafların uzlaşmaya çok yakın olduğunu gördüğünde arabulucu çözüm önerisini ortaya koyabilecektir. Diğer yandan değerlendirici arabuluculukta dünyada uygulanan arabuluculuk yöntemlerinden birisidir. Dolayısıyla değerlendirici arabuluculuk yöntemi tercih edilemez gibi bir düşünce de doğru değildir. Kaldı ki Tasarıda getirilen düzenlemede, “tarafların çözüm üretemediklerinin ortaya çıkması hâlinde” arabulucunun çözüm önerisi getirebileceği açıkça düzenlenmiştir. Bu açık düzenleme karşısında sanki arabulucunun sürecin başında çözüm önerisi getireceği gibi bir düşünce yerinde değildir. Taraflar, sürecin her aşamasında kendi iradeleriyle kararlarını oluşturacaklardır. Tarafların çözüme çok yakın ancak çözüm üretemediklerinin anlaşılması hâlinde, arabulucu çözüm önerisini getirecektir. Çözüm önerisi üzerine taraflar serbestçe karar vereceğinden, tarafların iradelerini etkilemek veya taraf iradeleri üzerinde herhangi bir baskı kurulması söz konusu değildir. Çözüm önerisi üzerine ortaya çıkan iradenin, tarafların iradesi olduğunda şüphe bulunmamaktadır.
Tasarıda hizmet akdine tabi çalışmaları nedeniyle zorunlu sigortalılık sürelerinin tespiti talebiyle açılan davalarda Sosyal Güvenlik Kurumunun feri müdahilliğini ve kanun yoluna başvurusunu düzenleyen hüküm, Tasarıyla getirilmiş yeni bir hüküm değildir. 10/9/2014 tarihli ve 6552 sayılı İş Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması ile Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılmasına Dair Kanun ile bu sisteme geçilmiş ve o tarihten beri uygulanmakta olan oturmuş bir sistemdir. Mevcut hüküm aynen muhafaza edilerek Tasarıya aktarılmıştır. Gerçek kusurlu taraf, işçileri kayıt dışı istihdam eden işveren olduğundan bu davalarda Kurumun davalı taraf olmamasına ilişkin mevcut hüküm yerinde bir düzenlemedir. Aksi hâlde Kurum, tespit davalarının sayısı dikkate alındığında, yüklü miktarlarda yargılama giderleriyle karşı karşıya kalacaktır.
Alt Komisyonumuzda yapılan çalışmalar sonunda maddeler üzerindeki değişiklikler ve kabuller aşağıdaki şekildedir.
Tasarının 1 ve 2’nci maddeleri aynen kabul edilmiştir.
Tasarının 3’üncü maddesi, Hazineden karşılanması öngörülen harcamalar konusunda herhangi bir tereddüt oluşmaması için ödemelerin yapılacağı bütçenin Adalet Bakanlığı bütçesi olduğunun açıkça belirlenmesi amacıyla değiştirilerek kabul edilmiştir.
Tasarının 4 ila 16’ncı maddeleri aynen kabul edilmiştir.
5510 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendine tabi olanlardan ticari kazanç veya serbest meslek kazancı nedeniyle basit usulde gelir vergisi mükellefi olanlar, gelir vergisinden muaf olup, esnaf ve sanatkâr siciline kayıtlı olanlar ile tarımsal faaliyette bulunanlara uzun vadeli sigorta kollarına ait primlerinin ödenmesi zorunlu tutulmayarak prim ödeme kolaylığı sağlanmasına yönelik düzenleme yapılması, aynı zamanda uzun vadeli sigorta kolları primlerini ödemeyen sigortalılar ya da hak sahiplerine sonraki dönemlerde talep etmeleri hâlinde primi ödenmemiş sürelerin primlerinin sonradan ödetilerek hizmet olarak değerlendirilmesine imkân tanınması amacıyla yeni madde ihdasına ilişkin önerge kabul edilmiş ve çerçeve 17’nci madde olarak metne eklenmiş ve diğer maddeler buna göre teselsül ettirilmiştir.
Kendi adına ve hesabına bağımsız çalışanlarla, tarımda kendi adına ve hesabına bağımsız çalışanların, prim ödemelerinin karşıladığı ayın sonu itibarıyla sigortalılıkları durdurularak sağlık hizmetlerinden yararlandırılmaları ve durdurulan sigortalılık sürelerinin sigortalı veya hak sahiplerinin talebi hâlinde ihya edilerek bu sürelerinin hizmet olarak yeniden kazandırılması amacıyla yeni madde ihdasına ilişkin verilen önerge kabul edilmiş ve çerçeve 18’inci madde olarak metne eklenmiş ve diğer maddeler buna göre teselsül ettirilmiştir.
Tasarının çerçeve 17’nci maddesi, idare tanımında yer alan mahalli idarelerle ilgili ibarenin 5018 sayılı Kanuna uyumlu hale getirilmesi amacıyla değiştirilmiş ve yapılan teselsül doğrultusunda çerçeve 19’uncu madde olarak kabul edilmiştir.
Tasarının çerçeve 18 ve 19’uncu maddeleri yapılan teselsül doğrultusunda çerçeve 20 ve 21’inci maddeler olarak aynen kabul edilmiştir.
Tasarının çerçeve 28’inci maddesi kanun yapım tekniğine uyum sağlanması amacıyla 22’nci madde olarak kabul edilmiş ve diğer maddeler buna göre teselsül ettirilmiştir.
Tasarının çerçeve 20 ve 21’inci maddeleri, yapılan teselsül doğrultusunda çerçeve 23 ve 24’üncü maddeleri olarak aynen kabul edilmiştir.
Tasarının çerçeve 22’nci maddesi, 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanununun “Arabuluculuk faaliyetinin yürütülmesi” kenar başlıklı 15’inci maddesinde Tasarıyla yapılan değişikliklerin uygulanmasına ilişkin usul ve esasların Adalet Bakanlığınca yürürlüğe konulacak yönetmelikle düzenlenmesini öngören önergenin kabul edilmesi neticesinde çerçeve 25’inci madde olarak kabul edilmiştir.
Tasarının çerçeve 23 ve 24’üncü maddeleri, yapılan teselsül doğrultusunda çerçeve 26 ve 27’nci maddeler olarak aynen kabul edilmiştir.
Tasarının çerçeve 25’inci maddesi, 6325 sayılı Kanunun “Arabulucular siciline kayıt şartları” başlıklı 20’nci maddesinde değişiklik yapılması ve arabulucuların sicile kayıt olabilmeleri için uygulamalı sınavda başarılı olma şartı kaldırılmasını içeren önergenin kabul edilmesi neticesinde ve yapılan teselsül doğrultusunda çerçeve 28’inci madde olarak kabul edilmiştir.
Tasarının çerçeve 26 ve 27’nci maddeleri, yapılan teselsül doğrultusunda çerçeve 29 ve 30’uncu maddeler olarak kabul edilmiştir.
6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanununun arabulucular siciline kayıt şartlarında değişiklik yapılarak, arabulucular için uygulamalı sınavda başarılı olma şartının kaldırılmasının zorunlu sonucu olarak aynı Kanunun 36’ncı maddesinde değişiklik yapılmasını öngören önergenin kabul edilmesi neticesinde çerçeve 31’inci madde olarak kabul edilmiştir.
Tasarının çerçeve 29 ila 37’nci maddeleri, yapılan teselsül doğrultusunda çerçeve 32 ila 40’ıncı maddeler olarak aynen kabul edilmiştir.
Tasarının geçici 1’inci maddesi aynen kabul edilmiştir.
Tasarının 38’inci maddesi yapılan redaksiyon ve teselsül doğrultusunda 41’inci madde olarak değiştirilerek kabul edilmiştir.
Tasarının 39’uncu maddesi, yapılan teselsül doğrultusunda 42’nci madde olarak aynen kabul edilmiştir.
Tasarı oy çokluğu ile kabul edilmiş, maddeleri görüşmeler sırasında ve yapılan değişiklikler doğrultusunda redaksiyona tabi tutulmuştur.
Raporumuz, Komisyon Başkanlığına saygı ile arz olunur. 15/6/2017
Başkan Üye Üye
Ali Özkaya Necati Yılmaz Yılmaz Tunç
Afyonkarahisar Ankara Bartın
(Muhalefet şerhimiz vardır)
Üye Üye Üye
Hakan Çavuşoğlu Cahit Özkan Mehmet Gökdağ
Bursa Denizli Gaziantep
(Muhalefet şerhimiz vardır)
Üye Üye Üye
İsmail Faruk Aksu Kerem Ali Sürekli Aycan İrmez
İstanbul İzmir Şırnak
(Muhalefet şerhim vardır) (Toplantıya katılamadı)
Necati Yılmaz Mehmet Gökdağ Ankara Gaziantep
İsmail Faruk Aksu
İstanbul
ALT KOMİSYON METNİ
İŞ MAHKEMELERİ KANUNU TASARISI
Amaç
MADDE 1- (1) Bu Kanunun amacı; iş mahkemelerinin kuruluş, görev, yetki ve yargılama usulünü düzenlemektir.
İş mahkemelerinin kuruluşu
MADDE 2- (1) İş mahkemeleri, Hâkimler ve Savcılar Kurulunun olumlu görüşü alınarak, tek hâkimli ve asliye mahkemesi derecesinde Adalet Bakanlığınca lüzum görülen yerlerde kurulur. Bu mahkemelerin yargı çevresi, 26/9/2004 tarihli ve 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun hükümlerine göre belirlenir.
(2) İş durumunun gerekli kıldığı yerlerde iş mahkemelerinin birden fazla dairesi oluşturulabilir. Bu daireler numaralandırılır. İhtisaslaşmanın sağlanması amacıyla, gelen işlerin yoğunluğu ve niteliği dikkate alınarak, daireler arasındaki iş dağılımı Hâkimler ve Savcılar Kurulu tarafından belirlenebilir. Bu kararlar Resmi Gazete’de yayımlanır. Daireler, tevzi edilen davalara bakmak zorundadır.
(3) İş mahkemesi kurulmamış olan yerlerde bu mahkemenin görev alanına giren dava ve işlere, o yerdeki asliye hukuk mahkemesince, bu Kanundaki usul ve esaslara göre bakılır.
Dava şartı olarak arabuluculuk
MADDE 3- (1) Kanuna, bireysel veya toplu iş sözleşmesine dayanan işçi veya işveren alacağı ve tazminatı ile işe iade talebiyle açılan davalarda, arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır.
(2) Davacı, arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılamadığına ilişkin son tutanağın aslını veya arabulucu tarafından onaylanmış bir örneğini dava dilekçesine eklemek zorundadır. Bu zorunluluğa uyulmaması hâlinde mahkemece davacıya, son tutanağın bir haftalık kesin süre içinde mahkemeye sunulması gerektiği, aksi takdirde davanın usulden reddedileceği ihtarını içeren davetiye gönderilir. İhtarın gereği yerine getirilmez ise dava dilekçesi karşı tarafa tebliğe çıkarılmaksızın davanın usulden reddine karar verilir. Arabulucuya başvurulmadan dava açıldığının anlaşılması hâlinde herhangi bir işlem yapılmaksızın davanın, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilir.
(3) İş kazası veya meslek hastalığından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat ile bunlarla ilgili rücu davaları hakkında birinci fıkra hükmü uygulanmaz.
(4) Arabuluculuk Daire Başkanlığı, sicile kayıtlı arabuluculardan bu madde uyarınca arabuluculuk yapmak isteyenleri, varsa uzmanlık alanlarını da belirterek, görev yapmak istedikleri adli yargı ilk derece mahkemesi adalet komisyonlarına göre listeler ve listeleri ilgili komisyon başkanlıklarına bildirir. Komisyon başkanlıkları, bu listeleri kendi yargı çevrelerindeki arabuluculuk bürolarına, arabuluculuk bürosu kurulmayan yerlerde ise görevlendirecekleri sulh hukuk mahkemesi yazı işleri müdürlüğüne gönderir.
(5) Başvuru karşı tarafın, karşı taraf birden fazla ise bunlardan birinin yerleşim yerindeki veya işin yapıldığı yerdeki arabuluculuk bürosuna, arabuluculuk bürosu kurulmayan yerlerde ise görevlendirilen yazı işleri müdürlüğüne yapılır.
(6) Arabulucu, komisyon başkanlıklarına bildirilen listeden büro tarafından belirlenir. Ancak tarafların listede yer alan herhangi bir arabulucu üzerinde anlaşmaları hâlinde bu arabulucu görevlendirilir.
(7) Başvuran taraf, kendisine ve elinde bulunması hâlinde karşı tarafa ait her türlü iletişim bilgisini arabuluculuk bürosuna verir. Büro, tarafların resmi kayıtlarda yer alan iletişim bilgilerini araştırmaya da yetkilidir. İlgili kurum ve kuruluşlar, büro tarafından talep edilen bilgi ve belgeleri vermekle yükümlüdür.
(8) Taraflara ait iletişim bilgileri, görevlendirilen arabulucuya büro tarafından verilir. Arabulucu bu iletişim bilgilerini esas alır, ihtiyaç duyduğunda kendiliğinden araştırma da yapabilir. Elindeki bilgiler itibarıyla her türlü iletişim vasıtasını kullanarak görevlendirme konusunda tarafları bilgilendirir ve ilk toplantıya davet eder. Bilgilendirme ve davete ilişkin işlemlerini belgeye bağlar.
(9) Arabulucu, görevlendirmeyi yapan büronun yetkili olup olmadığını kendiliğinden dikkate alamaz. Karşı taraf en geç ilk toplantıda, yerleşim yeri ve işin yapıldığı yere ilişkin belgelerini sunmak suretiyle arabuluculuk bürosunun yetkisine itiraz edebilir. Bu durumda arabulucu, dosyayı derhâl ilgili sulh hukuk mahkemesine gönderilmek üzere büroya teslim eder. Mahkeme, harç alınmaksızın dosya üzerinden yapacağı inceleme sonunda yetkili büroyu kesin olarak karara bağlar ve dosyayı büroya iade eder. Mahkeme kararı büro tarafından 11/2/1959 tarihli ve 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümleri uyarınca taraflara tebliğ edilir. Yetki itirazının reddi durumunda aynı arabulucu yeniden görevlendirilir ve onuncu fıkrada belirtilen süreler yeni görevlendirme tarihinden başlar. Yetki itirazının kabulü durumunda ise kararın tebliğinden itibaren bir hafta içinde yetkili büroya başvurulabilir. Bu takdirde yetkisiz büroya başvurma tarihi yetkili büroya başvurma tarihi olarak kabul edilir. Yetkili büro, altıncı fıkra uyarınca arabulucu görevlendirir.
(10) Arabulucu, yapılan başvuruyu görevlendirildiği tarihten itibaren üç hafta içinde sonuçlandırır. Bu süre zorunlu hallerde arabulucu tarafından en fazla bir hafta uzatılabilir.
(11) Arabulucu, taraflara ulaşılamaması, taraflar katılmadığı için görüşme yapılamaması yahut yapılan görüşmeler sonucunda anlaşmaya varılması veya varılamaması hallerinde arabuluculuk faaliyetini sona erdirir ve son tutanağı düzenleyerek durumu derhal arabuluculuk bürosuna bildirir.
(12) Taraflardan birinin geçerli bir mazeret göstermeksizin ilk toplantıya katılmaması sebebiyle arabuluculuk faaliyetinin sona ermesi durumunda toplantıya katılmayan taraf, son tutanakta belirtilir ve bu taraf davada kısmen veya tamamen haklı çıksa bile yargılama giderinin tamamından sorumlu tutulur. Ayrıca bu taraf lehine vekalet ücretine hükmedilmez. Her iki tarafın da ilk toplantıya katılmaması sebebiyle sona eren arabuluculuk faaliyeti üzerine açılacak davalarda tarafların yaptıkları yargılama giderleri kendi üzerlerinde bırakılır.
(13) Tarafların arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaları hâlinde, arabuluculuk ücreti, Arabuluculuk Asgari Ücret Tarifesinin eki Arabuluculuk Ücret Tarifesinin İkinci Kısmına göre aksi kararlaştırılmadıkça taraflarca eşit şekilde karşılanır. Bu durumda ücret, Tarifenin Birinci Kısmında belirlenen iki saatlik ücret tutarından az olamaz. İşe iade talebiyle yapılan görüşmelerde tarafların anlaşmaları durumunda, arabulucuya ödenecek ücretin belirlenmesinde işçiye işe başlatılmaması hâlinde ödenecek tazminat miktarı ile çalıştırılmadığı süre için ödenecek ücret ve diğer haklarının toplamı, Tarifenin İkinci Kısmı uyarınca üzerinde anlaşılan miktar olarak kabul edilir.
(14) Arabuluculuk faaliyeti sonunda taraflara ulaşılamaması, taraflar katılmadığı için görüşme yapılamaması veya iki saatten az süren görüşmeler sonunda tarafların anlaşamamaları hallerinde, iki saatlik ücret tutarı Tarifenin Birinci Kısmına göre Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenir. İki saatten fazla süren görüşmeler sonunda tarafların anlaşamamaları hâlinde ise iki saati aşan kısma ilişkin ücret aksi kararlaştırılmadıkça taraflarca eşit şekilde Tarifenin Birinci Kısmına göre karşılanır. Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen ve taraflarca karşılanan arabuluculuk ücreti, yargılama giderlerinden sayılır.
(15) Asıl işveren-alt işveren ilişkisinin varlığı hâlinde işe iade talebiyle arabulucuya başvurulduğunda, anlaşmanın gerçekleşebilmesi için işverenlerin arabuluculuk görüşmelerine birlikte katılmaları ve iradelerinin birbirine uygun olması aranır.
(16) Bu madde uyarınca arabuluculuk bürosu tarafından yapılması gereken zaruri giderler; arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılması hâlinde anlaşma uyarınca taraflarca ödenmek, anlaşmaya varılamaması hâlinde ise ileride haksız çıkacak taraftan tahsil olunmak üzere Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılanır.
(17) Arabuluculuk bürosuna başvurulmasından, son tutanağın düzenlendiği tarihe kadar geçen sürede zamanaşımı durur ve hak düşürücü süre işlemez.
(18) Arabuluculuk görüşmelerine taraflar bizzat, kanuni temsilcileri veya avukatları aracılığıyla katılabilirler. İşverenin yazılı belgeyle yetkilendirdiği çalışanı da görüşmelerde işvereni temsil edebilir.
(19) Arabuluculuk görüşmeleri, taraflarca aksi kararlaştırılmadıkça, arabulucuyu görevlendiren büronun bağlı bulunduğu adli yargı ilk derece mahkemesi adalet komisyonunun yetki alanı içinde yürütülür.
(20) 13/6/1952 tarihli ve 5953 sayılı Basın Mesleğinde Çalışanlarla Çalıştıranlar Arasındaki Münasebetlerin Tanzimi Hakkında Kanunda düzenlenen gazeteci ile 20/4/1967 tarihli ve 854 sayılı Deniz İş Kanununda düzenlenen gemiadamı, bu madde kapsamında işçi sayılır.
(21) Bu maddede hüküm bulunmayan hallerde niteliğine uygun düştüğü ölçüde 7/6/2012 tarihli ve 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu hükümleri uygulanır.
(22) Arabuluculuğa başvuru usulü, arabulucunun görevlendirilmesi ve arabuluculuk görüşmelerine ilişkin diğer hususlar Adalet Bakanlığınca yürürlüğe konulan yönetmelikle belirlenir.
Sosyal Güvenlik Kurumuna başvuru zorunluluğu
MADDE 4- (1) 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ile diğer sosyal güvenlik mevzuatından kaynaklanan uyuşmazlıklarda, hizmet akdine tabi çalışmaları nedeniyle zorunlu sigortalılık sürelerinin tespiti talepleri hariç olmak üzere, dava açılmadan önce Sosyal Güvenlik Kurumuna başvurulması zorunludur. Diğer kanunlarda öngörülen süreler saklı kalmak kaydıyla yapılan başvuruya altmış gün içinde Kurumca cevap verilmezse talep reddedilmiş sayılır. Kuruma karşı dava açılabilmesi için taleplerin reddedilmesi veya reddedilmiş sayılması şarttır. Kuruma başvuruda geçirilecek süre zamanaşımı ve hak düşürücü sürelerin hesaplanmasında dikkate alınmaz.
(2) Hizmet akdine tabi çalışmaları nedeniyle zorunlu sigortalılık sürelerinin tespiti talebi ile işveren aleyhine açılan davalarda, dava Kuruma resen ihbar edilir. İhbar üzerine davaya davalı yanında ferî müdahil olarak katılan Kurum, yanında katıldığı taraf başvurmasa dahi kanun yoluna başvurabilir. Kurum, yargılama sonucu verilecek kararı kesinleştikten sonra uygulamakla yükümlüdür.
Görev
MADDE 5- (1) İş mahkemeleri;
a) 5953 sayılı Kanuna tabi gazeteciler, 854 sayılı Kanuna tabi gemiadamları, 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanununa veya 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun İkinci Kısmının Altıncı Bölümünde düzenlenen hizmet sözleşmelerine tabi işçiler ile işveren veya işveren vekilleri arasında, iş ilişkisi nedeniyle sözleşmeden veya kanundan doğan her türlü hukuk uyuşmazlıklarına,
b) İdari para cezalarına itirazlar ile 5510 sayılı Kanunun geçici 4 üncü maddesi kapsamındaki uyuşmazlıklar hariç olmak üzere Sosyal Güvenlik Kurumu veya Türkiye İş Kurumunun taraf olduğu iş ve sosyal güvenlik mevzuatından kaynaklanan uyuşmazlıklara,
c) Diğer kanunlarda iş mahkemelerinin görevli olduğu belirtilen uyuşmazlıklara,
ilişkin dava ve işlere bakar.
Yetki
MADDE 6- (1) İş mahkemelerinde açılacak davalarda yetkili mahkeme, davalı gerçek veya tüzel kişinin davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesi ile işin veya işlemin yapıldığı yer mahkemesidir.
(2) Davalı birden fazla ise bunlardan birinin yerleşim yeri mahkemesi de yetkilidir.
(3) İş kazasından doğan tazminat davalarında, iş kazasının veya zararın meydana geldiği yer ile zarar gören işçinin yerleşim yeri mahkemesi de yetkilidir.
(4) İş mahkemelerinin yetkilerine ilişkin olarak diğer kanunlarda yer alan hükümler saklıdır.
(5) Bu madde hükümlerine aykırı yetki sözleşmeleri geçersizdir.
Yargılama usulü ve kanun yolları
MADDE 7- (1) İş mahkemelerinde basit yargılama usulü uygulanır.
(2) Davaların yığılması hâlinde, her bir talebe ilişkin vakıalar bakımından ispat yükü ve deliller ayrı ayrı değerlendirilir.
(3) 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun kanun yollarına ilişkin hükümleri, iş mahkemelerince verilen kararlar hakkında da uygulanır.
(4) Kanun yoluna başvuru süresi, ilamın taraflara tebliğinden itibaren işlemeye başlar.
(5) Kanun yoluna başvurulan kararlar, bölge adliye mahkemesi ve Yargıtayca ivedilikle karara bağlanır.
Temyiz edilemeyen kararlar
MADDE 8- (1) Diğer kanunlardaki hükümler saklı kalmak kaydıyla, aşağıda belirtilen dava ve işlerde verilen kararlar hakkında temyiz yoluna başvurulamaz.
a) 4857 sayılı Kanunun 20 nci maddesi uyarınca açılan fesih bildirimine itiraz davalarında verilen kararlar.
b) İşveren tarafından toplu iş sözleşmesi veya işyeri düzenlemeleri uyarınca işçiye verilen disiplin cezalarının iptali için açılan davalarda verilen kararlar.
c) 18/10/2012 tarihli ve 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanununun;
1) 24 üncü maddesinin birinci ve beşinci fıkraları,
2) 34 üncü maddesinin dördüncü fıkrası,
3) 53 üncü maddesinin birinci fıkrası,
4) 71 inci maddesinin birinci fıkrası,
kapsamında açılan davalarda verilen kararlar.
ç) 25/6/2001 tarihli ve 4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları ve Toplu Sözleşme Kanununun;
1) 10 uncu maddesinin sekizinci fıkrası,
2) 14 üncü maddesinin dördüncü fıkrası,
kapsamında açılan davalarda verilen kararlar.
Hüküm bulunmayan haller
MADDE 9- (1) Bu Kanunda hüküm bulunmayan hallerde 6100 sayılı Kanun hükümleri uygulanır.
Yürürlükten kaldırılan hükümler
MADDE 10- (1) 30/1/1950 tarihli ve 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu yürürlükten kaldırılmıştır.
(2) Mevzuatta, yürürlükten kaldırılan 5521 sayılı Kanuna yapılan atıflar, bu Kanuna yapılmış sayılır.
MADDE 11- 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanununun 20 nci maddesinin birinci ve üçüncü fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
“İş sözleşmesi feshedilen işçi, fesih bildiriminde sebep gösterilmediği veya gösterilen sebebin geçerli bir sebep olmadığı iddiası ile fesih bildiriminin tebliği tarihinden itibaren bir ay içinde işe iade talebiyle, İş Mahkemeleri Kanunu hükümleri uyarınca arabulucuya başvurmak zorundadır. Arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılamaması hâlinde, son tutanağın düzenlendiği tarihten itibaren, iki hafta içinde iş mahkemesinde dava açılabilir. Taraflar anlaşırlarsa uyuşmazlık aynı sürede iş mahkemesi yerine özel hakeme de götürülebilir. Arabulucuya başvurmaksızın doğrudan dava açılması sebebiyle davanın usulden reddi hâlinde ret kararı taraflara resen tebliğ edilir. Kesinleşen ret kararının da resen tebliğinden itibaren iki hafta içinde arabulucuya başvurulabilir.”
“Dava ivedilikle sonuçlandırılır. Mahkemece verilen karar hakkında istinaf yoluna başvurulması hâlinde, bölge adliye mahkemesi ivedilikle ve kesin olarak karar verir.”
MADDE 12- 4857 sayılı Kanunun 21 inci maddesine üçüncü ve mevcut beşinci fıkralarından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkralar eklenmiştir.
“Mahkeme veya özel hakem, ikinci fıkrada düzenlenen tazminat ile üçüncü fıkrada düzenlenen ücret ve diğer hakları, dava tarihindeki ücreti esas alarak parasal olarak belirler.”
“Arabuluculuk faaliyeti sonunda tarafların, işçinin işe başlatılması konusunda anlaşmaları hâlinde;
a) İşe başlatma tarihini,
b) Üçüncü fıkrada düzenlenen ücret ve diğer hakların parasal miktarını,
c) İşçinin işe başlatılmaması durumunda ikinci fıkrada düzenlenen tazminatın parasal miktarını,
belirlemeleri zorunludur. Aksi takdirde anlaşma sağlanamamış sayılır ve son tutanak buna göre düzenlenir. İşçinin kararlaştırılan tarihte işe başlamaması hâlinde fesih geçerli hâle gelir ve işveren sadece bunun hukuki sonuçları ile sorumlu olur.”
MADDE 13- 4857 sayılı Kanunun 91 inci maddesinin ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
“İşçilerin kanundan, iş ve toplu iş sözleşmesinden doğan bireysel alacaklarına ilişkin başvuruları üzerine, iş sözleşmesinin devam etmesi kaydıyla birinci fıkra hükmü uyarınca işlem yapılabilir.”
MADDE 14- 4857 sayılı Kanunun 92 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “ve işçi şikayetlerini inceleyen bölge müdürlüğü memurları” ibaresi ile üçüncü fıkrasında yer alan “ile işçi şikayetlerini incelemekle görevli bölge müdürlüğü memurları” ibaresi madde metninden çıkarılmıştır.
MADDE 15- 4857 sayılı Kanuna aşağıdaki ek madde eklenmiştir.
“Zamanaşımı süresi
EK MADDE 3- İş sözleşmesinden kaynaklanmak kaydıyla hangi kanuna tabi olursa olsun, yıllık izin ücreti ve aşağıda belirtilen tazminatların zamanaşımı süresi beş yıldır.
a) Kıdem tazminatı.
b) İş sözleşmesinin bildirim şartına uyulmaksızın feshinden kaynaklanan tazminat.
c) Kötüniyet tazminatı.
d) İş sözleşmesinin eşit davranma ilkesine uyulmaksızın feshinden kaynaklanan tazminat.”
MADDE 16- 4857 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.
“GEÇİCİ MADDE 8- Ek 3 üncü madde, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten sonra sona eren iş sözleşmelerinden kaynaklanan yıllık izin ücreti ve tazminatlar hakkında uygulanır.
Ek 3 üncü maddede belirtilen yıllık izin ücreti ve tazminatlar için bu maddenin yürürlüğe girmesinden önce işlemeye başlamış bulunan zamanaşımı süreleri, değişiklikten önceki hükümlere tabi olmaya devam eder. Ancak, zamanaşımı süresinin henüz dolmamış kısmı, ek 3 üncü maddede öngörülen süreden uzun ise, ek 3 üncü maddede öngörülen sürenin geçmesiyle zamanaşımı süresi dolmuş olur.”
MADDE 17- 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 88 inci maddesinin yedinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
“4 üncü maddenin birinci fıkrasının (b) bendine tabi olanlardan ticari kazanç veya serbest meslek kazancı nedeniyle basit usulde gelir vergisi mükellefi olanlar, gelir vergisinden muaf olup, esnaf ve sanatkâr siciline kayıtlı olanlar ile tarımsal faaliyette bulunanların genel sağlık sigortası primi ile kısa ve uzun vadeli sigorta kolları primlerini ayrı ayrı tahsil edilecek şekilde prim ödeme tarihlerini veya dönemlerini belirlemeye Kurum yetkilidir. Bu fıkra kapsamında sayılan sigortalıların genel sağlık sigortası ile kısa vadeli sigorta kolları primlerinin ödenmesi zorunlu, uzun vadeli sigorta kolları primlerinin ödenmesi ise isteğe bağlıdır. Primi ödenmemiş uzun vadeli sigorta kollarına ilişkin süreler sigortalılık süresi olarak değerlendirilmez ve bu sürelere ait primlere Kurum alacakları arasında yer verilmez. Süresinde ödenmeyen primlerin sonradan sigortalı ya da hak sahipleri tarafından ödenmek istenmesi hâlinde primi ödenmeyen sürelerin tamamı üzerinden talep tarihindeki 80 inci maddenin ikinci fıkrasına göre belirlenen prime esas kazanç tutarı esas alınarak hesaplanır ve hesaplanan tutar talep tarihini takip eden ay sonuna kadar ödenir.”
MADDE 18- 5510 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.
“GEÇİCİ MADDE 74- Kendi adına ve hesabına bağımsız çalışanlarla tarımda kendi adına ve hesabına bağımsız çalışanlardan, Kuruma kayıt ve tescilleri yapıldığı hâlde, bu maddenin yayımlandığı ayın sonu itibarıyla on iki ay ve daha fazla süreye ilişkin prim borcu bulunanların, bu sürelere ilişkin prim borçlarını, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihi takip eden ay başından itibaren üç ay içinde ödememeleri veya ilgili kanunları uyarınca yapılandırmamaları hâlinde, prim ödemesi bulunan sigortalıların daha önce ödedikleri primlerin tam olarak karşıladığı ayın sonu itibarıyla, prim ödemesi bulunmayan sigortalıların ise tescil tarihi itibarıyla sigortalılığı durdurulur. Durdurulan süreler sigortalılık süresi olarak değerlendirilmez ve bu sürelere ilişkin Kurum alacakları takip edilmeyerek bunlara Kurum alacakları arasında yer verilmez. Sigortalılıkları durdurulanlardan bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi kapsamında çalışmaya devam edenlerin sigortalılıkları bu maddenin yayım tarihini takip eden aybaşı itibarıyla yeniden başlatılır.
Ancak, daha sonra sigortalı ya da hak sahipleri tarafından talep edilmesi hâlinde 1479 sayılı Kanuna 5458 sayılı Kanunla eklenen mülga ek 19 uncu madde ile bu madde ve bu Kanunun ilgili maddelerine göre durdurulan sigortalılık sürelerinin tamamı, talep tarihinde 80 inci maddenin ikinci fıkrasına göre belirlenecek prime esas kazanç tutarı üzerinden borç tutarı hesaplanarak ihya edilir. Hesaplanan borç tutarının tamamını, borcun tebliğ tarihinden itibaren üç ay içinde ödedikleri takdirde, bu süreler sigortalılık süresi olarak değerlendirilir. Tebliğ edilen borç tutarının bu süre içinde tamamen ödenmemesi hâlinde bu süreler sigortalılık süresi olarak değerlendirilmez ve bu madde kapsamında ödenmiş olan tutarlar ilgilinin prim ve prime ilişkin borcunun bulunmaması kaydıyla faizsiz olarak iade edilir. İhya edilerek kazanılan hizmet süreleri borcun ödendiği tarihten itibaren geçerli sayılır.
Birinci fıkraya göre sigortalılıkları durdurulanlar ile bunların bakmakla yükümlü olduğu kişiler hakkında 1/1/2012 tarihinden bu maddenin yürürlük tarihine kadar durdurulan süreler için genel sağlık sigortası hükümleri uygulanmaz.
Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Kurum tarafından belirlenir.”
MADDE 19- 7/6/2012 tarihli ve 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanununun 2 nci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendine “gerçekleştiren,” ibaresinden sonra gelmek üzere “tarafların çözüm üretemediklerinin ortaya çıkması hâlinde çözüm önerisi de getirebilen,” ibaresi ve (d) bendinden sonra gelmek üzere aşağıdaki bent eklenmiş ve diğer bentler buna göre teselsül ettirilmiştir.
“e) İdare: 10/12/2003 tarihli ve 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanununa ekli (I), (II), (III) ve (IV) sayılı cetvellerde yer alan idare ve kurumlar ile 5018 sayılı Kanunda tanımlanan mahalli idareler ve bu idareler tarafından kurulan işletmeleri, özel kanunla kurulmuş diğer kamu kurum, kurul, üst kurul ve kuruluşları, kamu iktisadi teşebbüsleri ile bunların bağlı ortaklıkları, müessese ve işletmelerini, sermayesinin yüzde ellisinden fazlası kamuya ait diğer ortaklıkları,”
MADDE 20- 6325 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “taraflar da” ibaresi “taraflar ve görüşmelere katılan diğer kişiler de” şeklinde değiştirilmiştir.
MADDE 21- 6325 sayılı Kanunun 6 ncı maddesinin birinci fıkrasına “arabulucular,” ibaresinden sonra gelmek üzere “uzmanlık alanı dâhil” ibaresi ve maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir.
“(3) Daire Başkanlığı, arabulucuların uzmanlık alanlarını ve uzmanlığa ilişkin usul ve esasları belirlemeye yetkilidir.”
MADDE 22- 7/6/2012 tarihli ve 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanununun 8 inci maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesi yürürlükten kaldırılmıştır.
MADDE 23- 6325 sayılı Kanunun 10 uncu maddesinin birinci fıkrasına aşağıdaki cümle eklenmiştir. “Arabuluculuğa ilişkin uzmanlık alanının kullanılması bu yasağın kapsamı dışındadır.”
MADDE 24- 6325 sayılı Kanunun 13 üncü maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.
“(3) Arabuluculuk ücretini karşılamak için adli yardıma ihtiyaç duyan taraf, arabuluculuk bürosunun bulunduğu yerdeki sulh hukuk mahkemesinin kararıyla adli yardımdan yararlanabilir. Bu konuda 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 334 ila 340 ıncı maddeleri kıyasen uygulanır.”
MADDE 25- 6325 sayılı Kanunun 15 inci maddesinin altıncı fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve maddeye aşağıdaki fıkralar eklenmiştir.
“(6) Arabuluculuk müzakerelerine taraflar bizzat, kanuni temsilcileri veya avukatları aracılığıyla katılabilirler. Uyuşmazlığın çözümüne katkı sağlayabilecek uzman kişiler de müzakerelerde hazır bulundurulabilir.”
“(7) Tarafların çözüm üretemediklerinin ortaya çıkması hâlinde arabulucu bir çözüm önerisinde bulunabilir.
(8) Arabuluculuk müzakerelerinde idareyi, üst yönetici tarafından belirlenen iki üye ile hukuk birimi amiri veya onun belirleyeceği bir avukat ya da hukuk müşavirinden oluşan komisyon temsil eder. Komisyon, arabuluculuk müzakereleri sonunda gerekçeli bir rapor düzenler ve beş yıl boyunca saklar.
(9) Komisyon üyelerinin arabuluculuk faaliyeti kapsamında yaptıkları işler ve aldıkları kararlar sebebiyle açılacak tazminat davaları, ancak Devlet aleyhine açılabilir. Devlet ödediği tazminattan dolayı görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle görevini kötüye kullanan üyelere ödeme tarihinden itibaren bir yıl içinde rücu eder.
(10) Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Bakanlıkça yürürlüğe konulan yönetmelikle düzenlenir.”
MADDE 26- 6325 sayılı Kanunun 17 nci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendi aşağıdaki şekilde ve ikinci fıkrasında yer alan “taraflar veya vekillerince” ibareleri “taraflar, kanuni temsilcileri veya avukatlarınca” şeklinde değiştirilmiştir.
“d) Uyuşmazlığın arabuluculuğa elverişli olmadığının tespit edilmesi.”
MADDE 27- 6325 sayılı Kanunun 18 inci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “asıl uyuşmazlık hakkındaki görev ve yetki kurallarına göre belirlenecek olan mahkemeden” ibaresi “arabulucunun görev yaptığı yer sulh hukuk mahkemesinden” şeklinde ve üçüncü fıkrasında yer alan “üzerinden de yapılabilir” ibaresi “üzerinden yapılır” şeklinde değiştirilmiş ve maddeye aşağıdaki fıkralar eklenmiştir.
“(4) Taraflar ve avukatları ile arabulucunun birlikte imzaladıkları anlaşma belgesi, icra edilebilirlik şerhi aranmaksızın ilam niteliğinde belge sayılır.
(5) Arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılması hâlinde, üzerinde anlaşılan hususlar hakkında taraflarca dava açılamaz.”
MADDE 28- 6325 sayılı Kanunun 20 nci maddesinin ikinci fırkasının (d) bendinde yer alan “ve uygulamalı” ibaresi madde metninden çıkarılmış ve maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir.
“(4) Daire Başkanlığı, sicile kayıtlı arabulucuları, görev yapmak istedikleri adli yargı ilk derece mahkemesi adalet komisyonlarına göre listeler ve listeleri ilgili komisyon başkanlıklarına gönderir. Bir arabulucu, en fazla üç komisyon listesine kaydolabilir.”
MADDE 29- 6325 sayılı Kanunun 28 inci maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.
“(3) Arabuluculuğa başvuranları bilgilendirmek, arabulucuları görevlendirmek ve kanunla verilen diğer görevleri yerine getirmek üzere Bakanlık tarafından uygun görülen adliyelerde arabuluculuk büroları kurulur. Adli yargı ilk derece mahkemesi adalet komisyonu tarafından, münhasıran bu bürolarda çalışmak üzere bir yazı işleri müdürü ile yeteri kadar personel görevlendirilir. Arabuluculuk büroları, Hâkimler ve Savcılar Kurulu tarafından belirlenen sulh hukuk hâkiminin gözetim ve denetimi altında görev yapar. Arabuluculuk bürosu kurulmayan yerlerde bu büroların görevi, adli yargı ilk derece mahkemesi adalet komisyonunca görevlendirilen sulh hukuk mahkemesi yazı işleri müdürlüğü tarafından ilgili hâkimin gözetim ve denetimi altında yerine getirilir.”
MADDE 30- 6325 sayılı Kanunun 31 inci maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinde yer alan “Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu” ibaresi “Hâkimler ve Savcılar Kurulu” şeklinde değiştirilmiş, (g) bendinden sonra gelmek üzere aşağıdaki bentler eklenmiş, diğer bentler buna göre teselsül ettirilmiş ve mevcut (h) bendinde yer alan “Müdürü” ibaresi “Başkanı” şeklinde değiştirilmiştir.
“ğ) Kendisine mensup işçi sayısı en çok olan üç işçi sendikaları konfederasyonunca seçilecek birer temsilci.
h) En çok işveren mensubu olan işveren sendikaları konfederasyonunca seçilecek bir temsilci.”
MADDE 31- 6325 sayılı Kanunun 36 ncı maddesinin birinci fıkrasında yer alan “ve uygulamalı” ibaresi madde metninden çıkarılmıştır.
MADDE 32- 18/10/2012 tarihli ve 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanununun 5 inci maddesinin birinci fıkrasına dördüncü cümlesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki cümle eklenmiş ve fıkranın mevcut beşinci cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. “Karar hakkında istinaf yoluna başvurulması hâlinde bölge adliye mahkemesi iki ay içinde kararını verir.” “Bu karara karşı temyiz yoluna başvurulması hâlinde Yargıtay uyuşmazlığı iki ay içinde kesin olarak karara bağlar.”
MADDE 33- 6356 sayılı Kanunun 15 inci maddesinin ikinci fıkrasına ikinci cümlesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki cümle eklenmiş ve fıkranın mevcut üçüncü cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. “Karar hakkında istinaf yoluna başvurulması hâlinde bölge adliye mahkemesi bir ay içinde kararını verir.” “Bu karara karşı temyiz yoluna başvurulması hâlinde Yargıtayca on beş gün içinde kesin olarak karar verilir.”
MADDE 34- 6356 sayılı Kanunun 24 üncü maddesinin ikinci fıkrasının ikinci cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. “Mahkemece verilen karar hakkında istinaf yoluna başvurulması hâlinde bölge adliye mahkemesi kesin olarak karar verir.”
MADDE 35- 6356 sayılı Kanunun 34 üncü maddesinin dördüncü fıkrasının ikinci cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. “Karar hakkında istinaf yoluna başvurulması hâlinde bölge adliye mahkemesi on beş gün içinde kesin olarak karar verir.”
MADDE 36- 6356 sayılı Kanunun 41 inci maddesinin altıncı fıkrasının dördüncü ve beşinci cümleleri aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. “Mahkemece verilen karar hakkında, ilgililerce veya Bakanlıkça istinaf yoluna başvurulması hâlinde bölge adliye mahkemesi bir ay içinde kararını verir. Bu karara karşı temyiz yoluna başvurulması hâlinde Yargıtay temyiz talebini bir ay içinde kesin olarak karara bağlar.”
MADDE 37- 6356 sayılı Kanunun 43 üncü maddesinin üçüncü fıkrasının üçüncü cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve fıkraya aşağıdaki cümle eklenmiştir. “Bunların dışındaki itirazlar için mahkeme, duruşma yaparak karar verir ve bu karar hakkında istinaf yoluna başvurulması hâlinde bölge adliye mahkemesi bir ay içinde kararını verir.” “Bu karara karşı temyiz yoluna başvurulması hâlinde Yargıtay bir ay içinde kesin olarak karar verir.”
MADDE 38- 6356 sayılı Kanunun 53 üncü maddesinin birinci fıkrasının üçüncü cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. “Karar hakkında istinaf yoluna başvurulması hâlinde bölge adliye mahkemesi uyuşmazlığı iki ay içinde kesin olarak karara bağlar.”
MADDE 39- 6356 sayılı Kanunun 71 inci maddesinin birinci fıkrasının üçüncü cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. “Karar hakkında istinaf yoluna başvurulması hâlinde bölge adliye mahkemesi bir ay içinde kesin olarak karar verir.”
Kaynak: TBMM 26. Dönem, S. Sayısı: 491 – Kanun Tasarısı madde 39 gerekçesi (kabul edilen 7036 sayılı Kanunun 27. maddesine karşılık gelir).
Madde Künyesi
- Kanun6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu
- MaddeMadde 31
- BölümSekizinci Bölüm – Kuruluş ve Görevler
- Kanundaki BaşlıkKurul
- DurumYürürlükte
- Resmî KaynakMevzuat Bilgi Sistemi (mevzuat.gov.tr)
- Resmî GerekçeBu sayfada (TBMM S. Sayısı 233, değişiklik gerekçesi)
- Son Kontrol18 Ekim 2026
Kanunda Gezinme
Bu sayfa genel bilgilendirme amaçlıdır. Mevzuat metinleri her ay resmî kaynakla karşılaştırılarak güncellenir; uyuşmazlık hâlinde Resmî Gazete'de yayımlanan metin esastır. Somut olayınız için bir avukata danışınız.