Ana Sayfa › Mevzuat › Türk Ceza Kanunu › Madde 94
5237 Sayılı Kanun İşkence ve Eziyet
TCK Madde 94: İşkence ve Eziyet – İşkence
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu · Madde 94 · Son kontrol: 18 Ekim 2026
Madde Metni
Madde 94- (1) Bir kişiye karşı insan onuruyla bağdaşmayan ve bedensel veya ruhsal yönden acı çekmesine, algılama veya irade yeteneğinin etkilenmesine, aşağılanmasına yol açacak davranışları gerçekleştiren kamu görevlisi hakkında üç yıldan oniki yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. (Ek cümle:12/5/2022-7406/4 md.) Suçun kadına karşı işlenmesi hâlinde cezanın alt sınırı beş yıldan az olamaz.
(2) Suçun;
a) Çocuğa, beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye ya da gebe kadına karşı,
b) Avukata veya diğer kamu görevlisine karşı görevi dolayısıyla,
İşlenmesi halinde, sekiz yıldan onbeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
(3) Fiilin cinsel yönden taciz şeklinde gerçekleşmesi halinde, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
(4) Bu suçun işlenişine iştirak eden diğer kişiler de kamu görevlisi gibi cezalandırılır.
(5) Bu suçun ihmali davranışla işlenmesi halinde, verilecek cezada bu nedenle indirim yapılmaz.
(6) (Ek: 11/4/2013-6459/9 md.) Bu suçtan dolayı zamanaşımı işlemez.
Metin, Cumhurbaşkanlığı Mevzuat Bilgi Sistemi'nde (mevzuat.gov.tr) yayımlanan yürürlükteki metinden aynen alınmıştır. Resmî metin için Mevzuat Bilgi Sistemi'ne bakınız.
Madde Gerekçesi
Bu bölümde, maddenin kanunlaşma sürecine ait resmî TBMM belgesinden (TBMM 22. Dönem, S. Sayısı: 664 – Türk Ceza Kanunu Tasarısı (1/593)) ilgili kısımlar, yalnız sayfa düzeni sadeleştirilerek metni değiştirilmeden aktarılmıştır. Değişiklik gerekçeleri, değiştirici kanunun resmî gerekçesinden (TBMM sıra sayısı/teklif metni veya Mevzuat Bilgi Sistemi) aynen aktarılmıştır; eşleşme, bu maddedeki resmî değişiklik işareti (tarih–kanun/madde) ve değiştirici kanunun TBMM'de kabul edilen metniyle doğrulanmıştır. Gerekçeler teklif veya tasarı metnine ilişkindir; madde komisyonda veya Genel Kurulda değiştirilmiş olabilir. Madde sonradan değiştirildiği için gerekçe yürürlükteki metinle farklılık gösterebilir (bkz. Değişiklik ve Yürürlük Notları). Uyuşmazlık hâlinde Resmî Gazete'de yayımlanan kanun metni esastır.
Adalet Komisyonunun Kabul Ettiği Metnin Gerekçesi
GEREKÇE (MADDE 94) :
Madde metninde işkence suçu tanımlanmıştır.
Türkiye, taraf olduğu Milletlerarası Sözleşmelerde işkencenin yasak olduğunu kabul ederek, işkencenin önlenmesiyle ilgili gerekli tedbirleri alma konusunda taahhüt altına girmiştir.
Türkiye'nin üyesi olduğu Birleşmiş Milletler Genel Kurulunca 10 Aralık 1948 tarihinde ilan edilen "İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi"nin 5. maddesine göre; "Hiç kimse işkenceye, zalimane, gayriinsani, haysiyet kırıcı cezalara veya muamelelere tâbi tutulamaz."
Bu uluslararası metinlerden 4 Kasım 1950 tarihli "İnsan Hakları ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşme"nin 3. maddesine göre; "Hiç kimse işkenceye, zalimane, gayriinsani yahut haysiyet kırıcı ceza veya muameleye tâbi tutulamaz.".
10 Şubat 1984 tarihli "İşkenceye ve Diğer Zalimane, Gayriinsani veya Küçültücü Muamele veya Cezaya Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi"nin 1. maddesinde işkence kavramı tanımlanmış ve kapsamı belirlenmiştir. Buna göre;
""İşkence" terimi, bir şahsa veya bir üçüncü şahsa, bu şahsın veya üçüncü şahsın işlediği veya işlediğinden şüphe edilen bir fiil sebebiyle, cezalandırmak amacıyla, bilgi veya itiraf elde etmek için veya ayırım gözeten herhangi bir sebep dolayısıyla bir kamu görevlisinin veya bu sıfatla hareket eden bir başka şahsın teşviki veya rızası veya muvafakatıyla uygulanan fiziki veya manevî ağır acı veya ızdırap veren bir fiil anlamına gelir. Bu yalnızca yasal müeyyidelerin uygulanmasından doğan, tabiatında olan veya arızi olarak husule gelen acı ve ızdırabı içermez." (f. 1)
"Bu madde, konu hakkında daha geniş uygulama hükümleri ihtiva eden herhangi uluslararası bir belge veya millî mevzuata halel getirmez." (f. 2)
Sözleşmenin 2. maddesinde, hiçbir hâl ve şartta işkencenin meşru ve mazur gösterilemeyeceği hüküm altına alınmıştır:
"Hiç bir istisnai durum, ne harp hâli ne de bir harp tehdidi, dahili siyasî istikrarsızlık veya herhangi başka bir olağanüstü hâl, işkencenin uygulanması için gerekçe gösterilemez." (f. 2)
"Bir üst görevlinin veya bir kamu merciinin emri, işkencenin haklılığına gerekçe kabul edilemez." (f. 3)
Sözleşmenin 4. maddesinde taraf devletlere işkence fiillerinin suç olarak tanımlanması yönünde bir yükümlülük getirilmiştir:
"Her Taraf Devlet, tüm işkence fiillerinin kendi ceza kanununa göre suç olmasını sağlayacaktır. Aynı şekilde, işkence yapmaya teşebbüs ve işkenceye iştirak veya suç ortaklığı yapan şahsın fiili suç sayılacaktır." (f. 1)
İşkence ile ilgili olarak bu Sözleşmede taraf devletlere yüklenen yükümlülüklerin "işkence derecesine varmayan diğer zalimane, gayniinsani veya küçültücü muamele veya ceza gibi fiiller" açısından da geçerli olduğu kabul edilmiştir (madde 16).
Türkiye, ayrıca, 26 Kasım 1987 tarihli "İşkencenin ve Gayriinsani ya da Küçültücü Ceza veya Muamelenin Önlenmesine Dair Avrupa Sözleşmesi"ni onaylamıştır.
Bu milletlerarası yükümlülüklere paralel olarak Anayasada da işkencenin yasak olduğu kabul edilmiştir:
"Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz." (madde 17, fıkra 3).
"Hiç kimse kendisini ... suçlayan bir beyanda bulunmaya veya bu yolda delil göstermeye zorlanamaz." (madde 38, fıkra 5).
Bu taahhütler karşısında ve özellikle insan haysiyetinin tecavüzlerden korunması için, işkence teşkil eden fiillerin cezasız kalmaması gerekmektedir. Bu düşüncelerle, işkence fiilleri bağımsız bir suç olarak tanımlanmıştır.
İşkence suçu ile korunan hukukî değer, karma bir nitelik taşımaktadır. İşkence teşkil eden fiiller, bir yandan buna maruz kalan kişilerin vücut dokunulmazlığına ve onuruna saldırı niteliği taşımakta, beden ve ruh sağlığını bozmaktadır. Diğer yandan, işkenceye maruz kalan kişi, irade serbestisi bertaraf edildiği için ve hatta, algılama yeteneği etkilendiği için, duyduğu acı ve elemin etkisiyle gerçek dışı bazı açıklama ve kabullenmelerde bulunabilir. Bu nedenle, belli bir suça ilişkin ikrar veya sair delil elde etmek için başvurulan işkence, gerçeğin ortaya çıkarılmasına ve adaletin gerçekleşmesine engel olucu bir etki de doğurabilir. Böylece işkencenin ayrı bir suç olarak cezaî yaptırım altına alınması, ceza muhakemesinin maddî gerçeğin ortaya çıkarılmasına yönelik amacının gerçekleştirilmesine de hizmet eder.
İşkence olarak, bir kişiye karşı insan onuruyla bağdaşmayan ve bedensel veya ruhsal yönden acı çekmesine, algılama veya irade yeteneğinin etkilenmesine, aşağılanmasına yol açacak davranışlarda bulunulması gerekir. İşkence teşkil eden fiiller, aslında kasten yaralama, hakaret, tehdit, cinsel taciz niteliği taşıyan fiillerdir. Ancak, bu fiiller, ani olarak değil, sistematik bir şekilde ve belli bir süreç içinde işlenmektedirler. Bir süreç içinde süreklilik arzeder bir tarzda işlenen işkencenin en önemli özelliği, kişinin psikolojisi, ruh sağlığı, algılama ve irade yeteneği üzerindeki tahrip edici etkilerinin olmasıdır. Bu etkilerin uzun bir süre ve hatta hayat boyu devam etmesi, işkencenin bu kapsamda işlenen fiillere nazaran daha ağır ceza yaptırımı altına alınmasını gerektirmiştir.
Madde metninde, işkence suçunun mağduru, sadece suç şüphesi altında olan kişi ile sınırlı tutulmamıştır. Tanık ve hatta bir kamu görevlisi de bu suçun mağduru olabilir.
Bu suçun faili bir kamu görevlisi olabilir. İşkence, kamu görevinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle işlenmektedir. Ancak, suçun işlenişine kamu görevlisinin yanı sıra diğer kişiler de iştirak etmiş olabilir. Bu gibi durumlarda, kamu görevlisi olmayan kişilerin sadece bu nedenle yardım eden olarak sorumlu tutulmalarının önüne geçebilmek amacıyla, maddenin dördüncü fıkrasına bir hüküm konulmuştur. Buna göre, bu suçun işlenişine iştirak eden diğer kişiler de, kamu görevlisi gibi cezalandırılacaklardır.
Maddenin ikinci fıkrasında, işkence suçunun nitelikli unsurları belirlenmiştir. Bu unsurlara ilişkin açıklama için, kasten yaralama suçunun gerekçesine bakılmalıdır.
Üçüncü fıkraya göre, fiilin cinsel yönden taciz şeklinde gerçekleşmesi, suçun temel şekline nazaran daha ağır ceza ile cezalandırılmayı gerektirmektedir. Dikkat edilmelidir ki, bu hükmün uygulanabilmesi için, mağdur üzerinde gerçekleştirilen fiillerin cinsel saldırı boyutuna ulaşmamış olması gerekir. Aksi takdirde, işkence suçunun yanı sıra, ayrıca cinsel saldırı suçundan dolayı da cezaya hükmetmek gerekecektir.
İşkence suçunun işlenişine kamu görevlisi olmayan kişiler de iştirak edebilir. Dördüncü fıkra hükmüne göre, bu durumda kamu görevlisi olmayan kişilerin de kamu görevlisi gibi sorumlu tutulmaları gerekecektir.
İşkence suçu, çoğu zaman, amir mevkiindeki kamu görevlilerinin zımni muvafakatiyle gerçekleştirilmektedir. Başka bir deyişle, amir konumundaki kamu görevlisi, kendi gözetim yükümlülüğü altında yürütülmekte olan bir soruşturma işlemi sırasında kişilere işkence yapıldığını öngörmesine rağmen bu konuda gerekli müdahalede bulunmamak suretiyle işkence yapılmasına zımnen rıza göstermiş olabilir. Maddenin beşinci fıkrasına göre; bu gibi durumlarda, amir konumundaki kamu görevlisi, ihmali davranışla işkence suçunu işlemiş kabul edilecek ve bu nedenle cezasında indirim yapılmaksızın sorumlu tutulacaktır.
Değişiklik Gerekçesi: 6459 sayılı Kanun m. 9 (11/4/2013)
Madde 22- Yürütme maddesidir.
özlem
Alt Komisyon Raporu
ADALET KOMİSYONU BAŞKANLIĞINA
“İnsan Hakları ve İfade Özgürlüğü Bağlamında Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/748)”, 7/3/2013 tarihinde tali komisyon olarak Avrupa Birliği Uyum Komisyonu, İçişleri Komisyonu, İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu, Milli Savunma Komisyonu ile Plan ve Bütçe Komisyonuna ve esas komisyon olarak Adalet Komisyonuna havale edilmiştir. Tasarı, Adalet Komisyonunun 14/3/2013 tarihli 31’inci toplantısında Adalet Komisyonu Başkanı ve Ankara Milletvekili Ahmet İyimaya başkanlığında Hükümeti temsilen Adalet Bakanı Sadullah Ergin ile Adalet Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, Milli Savunma Bakanlığı, Danıştay Başkanlığı, Yargıtay Başkanlığı, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi, Emniyet Genel Müdürlüğü, Türkiye Barolar Birliği temsilcileri ile Bilkent Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyesi Doç. Dr. Murat Atalı’nın katılımıyla görüşülmüştür. Tasarı, ayrıntılı biçimde incelenebilmesi amacıyla 7 üyeden oluşan Alt Komisyona havale edilmiştir.
Tasarı, Alt Komisyonumuzun 22/3/2013 tarihli toplantısında, Adalet Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, Maliye Bakanlığı, Milli Savunma Bakanlığı, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, Danıştay Başkanlığı, Yargıtay Başkanlığı, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi, Emniyet Genel Müdürlüğü ve Türkiye Barolar Birliği temsilcilerinin katılımıyla görüşülmüştür.
Yapılan görüşmelerde aşağıdaki görüşler ileri sürülmüştür.
- Tasarının içeriğinde birçok konuda düzenleme olmasına rağmen, doğrudan doğruya ve yalnızca insan hakları ve ifade özgürlüğü çerçevesinde düzenleme öngörüldüğü intibaı oluşturulacak şekilde Tasarının başlığının “İnsan Hakları ve İfade Özgürlüğü Bağlamında Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı” biçiminde düzenlemesi, başlık ve içerik arasında uyumsuzluğa neden olmaktadır.
- Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından Türkiye Cumhuriyeti aleyhine birçok konuda ihlal kararı verilmesine rağmen, bu ihlal kararlarının yalnızca Terörle Mücadele Kanunu ve bununla bağlantılı olarak Türk Ceza Kanununun ilgili maddelerinde yapılacak değişiklikler için gerekçe oluşturması ve diğer ihlal kararlarının gereklerinin yerine getirilmesi bağlamında herhangi bir düzenleme öngörülememesi dikkat çekicidir.
- Terörle Mücadele Kanununun 1’inci maddesinde “terör” kavramı, “cebir ve şiddet kullanarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle, Anayasada belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasî, hukukî, sosyal, laik, ekonomik düzeni değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini veya genel sağlığı bozmak amacıyla bir örgüte mensup kişi veya kişiler tarafından girişilecek her türlü suç teşkil eden eylemler” şeklinde tanımlanmışken, Tasarının muhtelif maddelerindeki düzenlemeler bu hükümle açık bir tenakuz oluşturmaktadır. Şöyle ki, Tasarının 5’inci maddesindeki “Terör örgütlerinin; cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösteren veya öven ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvik eden” ve 6’ncı maddesindeki “Terör örgütünün, cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek veya övecek ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvik edecek şekilde” düzenlemeler, terör eylemleri arasında cebir, şiddet veya tehdit içeren/cebir, şiddet veya tehdit içermeyen ayrımı yapmaktadır. Böylece özünde cebir, şiddet veya tehdit içeren bir terör örgütünün, bu yöntemlere başvurmayacağı eylemlerin söz konusu olabileceği şeklinde bir tenakuza neden olunmaktadır. Dolayısıyla bu yönde bir düzenleme yapılacaksa, öncelikle mezkûr tenakuzun giderilmesi için öncelikle mevzuattaki terör tanımının yeniden düzenlenmesi gerekir.
- Suçu ve suçluyu övmeye (TCK m. 215) ve terör örgütünün propagandasının yapılmasına (TMK m. 7) imkân veren düzenlemeler öngören Tasarının, sorunlu bir alanın oluşmasına neden olacağı aşikardır.
- Tasarının çerçeve 7’nci maddesi ile Türk Ceza Kanununun 94’üncü maddesinde düzenlenen işkence suçu bakımından zamanaşımının işlemeyeceğine dair hüküm, zamanaşımına uğramış suçlar bakımından uygulamada tereddütlere yol açabilecek niteliktedir.
- Tasarının; çerçeve 11’inci maddesi ile Ceza Muhakemesi Kanununun 105’inci maddesinin birinci fıkrasına, çerçeve 12’nci maddesi ile 108’inci maddesinin birinci fıkrasına ve çerçeve 16’ncı maddesi ile 270’nci maddesine eklenmesi öngörülen cümle ve ibarelerde geçen “veya” ibaresi, uygulamada bazı sorunların doğmasına yol açabilecek niteliktedir. Zira Tasarıda öngörülen düzenleme ile şüpheli veya sanığın, müdafisi olduğu durumlarda, tebligatların hem şüpheli veya sanığa hem de müdafiye yapılması engellenmiş olmaktadır. Ancak insan haklarının hayata geçirilmesi, Tasarının amacı olduğuna göre görüş alınırken hem şüpheli veya sanığın hem de müdafinin bulunması ve diğer taraftan da tebligat yapılırken hem şüpheli veya sanığa hem de müdafiye yapılmasını teminen, söz konusu ibarelerin “şüpheli, sanık ve varsa müdafi” şeklinde değiştirilmesi uygun olacaktır.
Yapılan görüşmelerde ileri sürülen diğer görüşler ise aşağıdaki gibidir.
- Tasarının çerçeve 7’nci maddesi ile Türk Ceza Kanununun 94’üncü maddesinde düzenlenen işkence suçu bakımından zamanaşımının işlemeyeceğine dair hüküm, zamanaşımına uğramış suçlar bakımından herhangi bir tereddüde yol açabilecek nitelikte değildir. Zira ceza hukukunun temel prensiplerinden biri olan, suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun hükümleri ile sonradan yürürlüğe giren kanun hükümleri arasında farklılık bulunduğu takdirde failin lehine kanunu uygulanacağına dair ilke (lehe kanunun uygulanması ilkesi), bu tereddüdü çözmektedir. Dolayısıyla daha önce zamanaşımına uğramış suçlar bakımından söz konusu hükmün herhangi bir hüküm ve sonuç doğurması mümkün değildir. (Anayasa m. 38/2, AİHS m. 7, TCK m. 7)
- Şüphelinin veya sanığın, müdafisi olduğu durumlarda tebligatların müdafiye yapılması hem kanuni düzenlemelerin hem de işin doğasının bir gereğidir. Bu bağlamda Tebligat Kanunun “Vekile ve kanuni mümessile tebligat” başlıklı 11’inci maddesindeki, vekil vasıtasıyla takip edilen işlerde tebligatın vekile yapılacağı ve vekilin birden fazla olması durumunda bunlardan birine tebligatın yapılmasının yeterli olacağına dair hüküm bu hususa işaret etmektedir.
Tasarının maddeleri üzerindeki değişiklikler aşağıdaki gibidir.
- Tasarının çerçeve 1’inci maddesi oyçokluğuyla aynen kabul edilmiştir.
- Tasarının çerçeve 2’nci maddesi ile Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanununun 64’üncü maddesine eklenmesi öngörülen fıkrada geçen “ve buna ek Türkiye’nin taraf olduğu protokollerin” ibaresi, tarafı olunmayan protokoller bakımından herhangi bir ihlal söz konusu olamayacağından ve bu nedenle taraf olunan protokollerin ayrıca belirtilmesine gerek olmadığından “veya eki protokollerin” şeklinde değiştirilmiştir. Madde yapılan değişiklik doğrultusunda oyçokluğuyla kabul edilmiştir.
- Tasarının çerçeve 3, 4, 5, 6, 7, 8 ve 9’uncu maddeleri oyçokluğuyla aynen kabul edilmiştir.
- Tasarının çerçeve 10’uncu maddesi ile değiştirilmesi öngörülen Türk Ceza Kanununun 318’inci maddesinde düzenlenen suçun teşvik veya telkin eylemlerinden herhangi birinin icrası suretiyle işlenebileceği hususuna açıklık getirilmesi amacıyla, fıkrada geçen “teşvik ve telkin” ibaresi, “teşvik veya telkin” şeklinde değiştirilmiş ve madde değişiklik doğrultusunda oyçokluğuyla kabul edilmiştir.
- Tasarının çerçeve 11, 12, 13, 14, 15, 16, 17 ve 18’inci maddeleri oyçokluğuyla aynen kabul edilmiştir.
- Tasarının çerçeve 19’uncu maddesi ile değiştirilmesi öngörülen Hukuk Muhakemeleri Kanununun 337’nci maddesinde, adli yardım talebinin reddine ilişkin kararlara karşı yapılacak itirazlara bakacak mahkemenin belirlenmesi, kararı veren mahkemeye yapılan itiraz üzerine dosyanın itirazı incelemeye yetkili ve görevli mahkemeye gönderilmesi, itirazın ilk ret kararını veren mahkemeden farklı bir mahkeme tarafından incelenmesi ve diğer taraftan da adalete erişim hakkının daha güvenceli hale getirilmesi amacıyla değişiklik yapılmıştır. Madde yapılan değişiklik doğrultusunda oyçokluğuyla kabul edilmiştir.
- Tasarının çerçeve 20’nci maddesi ile değiştirilmesi öngörülen Hukuk Muhakemeleri Kanununun 339’uncu maddesinde, adli yardım kapsamında ödemeden muaf tutulabilecek giderlerin, mezkûr Kanunun adli yardımın kapsamını belirleyen 335’inci maddesi doğrultusunda net olarak belirlenmesi amacıyla değişiklik yapılmış ve madde yapılan değişiklik doğrultusunda oyçokluğuyla kabul edilmiştir.
- Tasarının 21 ve 22’nci maddeleri oyçokluğuyla aynen kabul edilmiştir.
- Tasarının tümü oyçokluğuyla kabul edilmiştir.
- Tasarının maddeleri redaksiyona tabi tutulmuştur.
Raporumuz, Komisyon Başkanlığına saygı ile arz olunur. 25/3/2013
Başkan Üye Üye
Hakkı Köylü İlknur İnceöz İsmail Kaşdemir
Kastamonu Aksaray Çanakkale
Üye Üye Üye
Murat Başesgioğlu Mevlüt Akgün Ali Rıza Öztürk
İstanbul Karaman Mersin
(Muhalifim) (Alt komisyon raporuna
katılmıyorum, muhalifim)
Üye
Ömer Süha Aldan
Muğla
(Muhalifim)
ALT KOMİSYON METNİ
İNSAN HAKLARI VE İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ BAĞLAMINDA BAZI KANUNLARDA
Kaynak: TBMM 24. Dönem, S. Sayısı: 445 – Kanun Tasarısı madde 22 gerekçesi (kabul edilen 6459 sayılı Kanunun 9. maddesine karşılık gelir).
Değişiklik Gerekçesi: 7406 sayılı Kanun m. 4 (12/5/2022)
Madde 4- Maddeyle, 5237 sayılı Kanunun 94 üncü maddesinin birinci fıkrasına cümle eklemek suretiyle, kadına karşı şiddet eylemleriyle daha etkin mücadele edilmesi ve caydırıcılığın sağlanması amacıyla, işkence suçunun kadına karşı işlenmesi halinde cezanın üç yıl olan alt sınırı beş yıl hapse çıkarılmaktadır.
Kaynak: TBMM 27. Dönem, S. Sayısı: 323 – Kanun Teklifi madde 4 gerekçesi.
Madde Künyesi
- Kanun5237 sayılı Türk Ceza Kanunu
- MaddeMadde 94
- Bölümİkinci Kitap – Özel Hükümler › İkinci Kısım – Kişilere Karşı Suçlar › Üçüncü Bölüm – İşkence ve Eziyet
- Kanundaki Başlıkİşkence
- DurumYürürlükte
- Resmî KaynakMevzuat Bilgi Sistemi (mevzuat.gov.tr)
- Resmî GerekçeBu sayfada (TBMM S. Sayısı 664, değişiklik gerekçesi)
- Son Kontrol18 Ekim 2026
Kanunda Gezinme
Bu sayfa genel bilgilendirme amaçlıdır. Mevzuat metinleri her ay resmî kaynakla karşılaştırılarak güncellenir; uyuşmazlık hâlinde Resmî Gazete'de yayımlanan metin esastır. Somut olayınız için bir avukata danışınız.