Ana Sayfa › İçtihatlar › İş Hukuku › İş Hukukunda Diğer Konular
Hukuk Genel Kurulu Direnme Uygun Bulundu İş Hukuku
Basın Sigortası Bildirimleri İptalsiz Duruyorsa Tespit Davasında Hukuki Yarar Yok
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu · E. 2025/136 · K. 2026/81 · T. 18.02.2026
Karar Özeti
Davacı, davalı ajansta 5953 sayılı Kanun kapsamında fikir işçisi olarak çalıştığının ve basın sigorta kolundan sigortalanması gerektiğinin tespitini istemiştir. Hukuki yarar yokluğundan verilen ret kararı istinafta korunmuş, Özel Daire ise uyuşmazlığın Bağ-Kur sigortalılığından kaynaklandığı gerekçesiyle bozmuş, mahkeme direnmiştir. Hukuk Genel Kurulu, talebin yalnızca bu tespite yönelik olduğunu, bildirimlerin itibari hizmet süresinden yararlanmayı gerektirecek şekilde yapıldığını ve iptalsiz göründüğünü, aylık bağlamaya ilişkin bir talebin ise yalnızca Kuruma yöneltilebileceğini belirtmiştir. Bu nedenle davacının hukuki yararı bulunmadığı kabul edilerek direnme kararı onanmıştır.
Kararın Ortaya Koyduğu İlke
Bildirimleri 5953 sayılı Kanun kapsamında itibari hizmete uygun yapılmış ve iptal edilmemiş sigortalının, yalnızca bu kapsamda çalıştığının tespitini istemesinde hukuki yarar yoktur.
Soru: Basın sigortası bildirimleri zaten yapılmışsa bu yönde tespit davası açmakta hukuki yarar var mı?
Sonuç: Direnme kararı Hukuk Genel Kurulunca onandı.
Karar Künyesi
- MahkemeYargıtay
- KurulHukuk Genel Kurulu
- Esas No2025/136
- Karar No2026/81
- Karar Tarihi18.02.2026
- Karar TürüHukuk Genel Kurulu Kararı
- SonuçDirenme Uygun Bulundu
- Resmî KaynakAdalet Bakanlığı Mevzuat ve İçtihat Bilgi Sistemi
İlgili Mevzuat
Kararın Önemli Bölümleri
“Bir başka ifadeyle, davacı hakkına kavuşmak için, hâli hazırda mahkeme kararına muhtaç bir konumda değilse onun hukukî yararının bulunduğundan söz etmek mümkün değildir”
“davacının 06.05.1993-30.09.2008 tarihleri arasındaki hizmet bildirimlerinin 5953 sayılı Kanun kapsamında itibari hizmet süresinden yararlanılmasını gerektirecek şekilde yapıldığı ve bu bildirimlerin iptalsiz göründüğü”
Kararın Tam Metni
MAHKEMESİ: İş Mahkemesi
SAYISI: 2023/349 E., 2024/54 K.
ÖZEL DAİRE KARARI: Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 26.05.2023 tarihli ve
2021/12995 Esas, 2023/6000 Karar sayılı BOZMA kararı
Taraflar arasındaki tespit davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın hukuki yarar yokluğundan reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 10. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, İlk Derece Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili; müvekkilinin 06.05.1993-07.05.2012 tarihleri arasında davalı ... Ajansında foto muhabiri-gazeteci olarak çalıştığını, ancak çalışmasının 01.01.2008 tarihine kadar basın sigortası kolundan değil düz işçi olarak bildirildiğini, bu nedenle sosyal güvenlik ve işçilik alacakları ile ilgili kayba uğradığını ileri sürerek 06.05.1993-01.01.2008 tarihleri arasında 5953 sayılı Kanun kapsamında fikir işçisi gazeteci olarak çalıştığının ve sigortasının basın sigorta kolundan yapılması gerektiğinin tespitine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
1. Davalı ...A.Ş. vekili; dava açılmadan önce Sosyal Güvenlik Kurumuna başvurunun dava şartı olduğunu ancak davacının bu şartı yerine getirmediğini, davaya konu talebin zamanaşımına uğradığını, davacının 1993-2008 yılları arasında karanlık oda teknisyeni ve fotoğraf işleme görevlisi olarak çalıştığını gazeteci olarak görev yapmadığını, sigorta bildirimlerinin çalıştığı meslek koluna uygun olarak yapıldığını, iddianın resmi kayıt ve belgelerle ispat edilmesi gerektiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
2. Davalı ... (SGK/Kurum) vekili; davanın reddini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 16.11.2020 tarihli ve 2018/183 Esas, 2020/236 Karar sayılı kararı ile; davacının 19.04.2002 tarihine kadar geçen dönemde Bağ-Kur sigortalısı olduğu ve aylık bağlanırken daha önce başlayan sigortalılığı Bağ-Kur sigortalılığı olduğundan davalı işveren tarafından 5510 sayılı Kanun'un 4/1-a maddesi kapsamında bildirilen hizmetlerinin aylık hesabında dikkate alınmadığı, bu durumda anılan tarihe kadar geçen dönemde itibari hizmetten de faydalanamamış olduğu ancak 19.04.2002 tarihinden 01.10.2008 tarihine kadar geçen dönemde bu haktan yararlandığı, eldeki davada aylık bağlama sırasında Bağ-Kur hizmeti yerine 4/1-a maddesi gereğince bildirilen hizmetinin dikkate alınması gerektiğine ilişkin bir iddia ve talepte bulunulmadığı, hizmet cetveli incelendiğinde uyuşmazlık konusu dönemde bildirimlerin itibari hizmet kodu ile yapıldığının anlaşıldığı, bu nedenle davacının dava açmakta bu yönden hukuki yararı bulunmadığı gibi dava açılmadan önce Kuruma başvuru dava şartı olup 10. Hukuk Dairesince son dönemde başvuru yapılmadan dava açılmış olması hâlinde Kurumca herhangi bir uyuşmazlık henüz çıkarılmadığından ve bu hâliyle dava açılmasında hukuki yarar bulunmadığından davaların hukuki yarar yokluğundan red edilmesi gerektiğine dair verilen kararların da gözetildiği gerekçesiyle davanın hukuki yarar yokluğundan reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin 23.09.2021 tarihli ve 2021/72 Esas, 2021/1456 Karar sayılı kararı ile; davacının talebi 06.05.1993-01.01.2008 tarihleri arasındaki çalışmasının basın sigorta koluna tabi olduğunun tespitine yönelik olup davalı işveren tarafından bildirimlerin bu kapsamda yapıldığı, davalı Kurumca bu konuda herhangi bir uyuşmazlık da çıkarılmadığından davacının dava açmakta hukuki yararı bulunmadığı gerekçesiyle davacının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile;
"...Davacının 06.05.1993-01.01.2008 tarihleri arasında kalan dönemde geçen sürelerinin 5953 Sayılı Basın İş Kanunu kapsamında olduğunun tespitini talep ettiği, davalı Kurumca yargılama aşamasında, davacı hakkında 12.01.1990-19.04.2002 tarihleri arasında kalan dönemde bağkur sigortalısı olduğu gerekçesi ile 01.05.1993-19.04.2002 tarihleri arasında 1479 sayılı Kanun kapsamında zorunlu sigortalı sayıldığının belirtildiği anlaşılmakta olup, dava konusu ihtilafın, esasen 506 sayılı Kanun kapsamında yapılan bildirimlerin iptali ile şirket ortaklığına dayalı olarak 1479 sayılı Kanun kapsamında sigortalı sayılmasından kaynaklandığı anlaşılmakla olup, davacının eldeki davasını açmakta hukuki yararının varlığı açık olup, işin esasına girilmesi ile oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hukuki yarar yokluğu gerekçesi ile davanın reddine dair karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir...
" gerekçesiyle karar bozulmuştur.
B. İlk Derece Mahkemesince Verilen Direnme Kararı
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacının açıkça 06.05.1993-01.01.2008 tarihleri arasındaki dönemde 5953 sayılı Kanun kapsamında fikir işçisi gazeteci olarak çalıştığı ve sigortasının basın sigorta kolundan yapılması gerektiğinin tespitini talep ettiği, bozma kararının bu hâli ile yerinde olmadığı, kaldı ki Kurumun 506 sayılı Kanun kapsamında yapılan bildirimleri iptal etmediği, bu bildirimler hâlen geçerli olup hizmet cetvelinde iptalsiz gözüktüğü, Kurumun sadece aylık bağlarken bahsedilen tarih aralığı için Bağ-Kur prim gün sayısını dikkate aldığı, davacının istinaf başvuru dilekçesinde dahi talebin itibari hizmet süresine ilişkin olduğunu belirttiği, ayrıca davanın aylık bağlanırken 1993-2002 yılları arasında 506 sayılı Kanun kapsamında geçen sürelerin dikkate alınmayıp Bağ-Kur sigortalılık sürelerinin hesaba dahil edilmesi olması hâlinde işverene husumet yöneltilmemesi gerektiği, bu nedenle davanın nitelendirilmesi ve uyuşmazlık konusunun belirlenmesi noktasında varılan sonuç ile buna bağlı olarak da verilen kararın doğru olduğu gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Direnme kararına karşı süresi içinde davacı vekilince temyiz isteminde bulunulmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili, Kuruma başvuru şartının yargılama sırasında hiç bir gecikmeye sebep olunmaksızın sağlandığını, davacının, davaya konu dönemde basın sigortalısı olduğunun tespitinde hukuki yararı bulunduğunu, basın sigortalılığı iptal edilerek bu çalışma döneminin Bağ-Kur sigorta kolu üzerinden değerlendirmesinin hatalı olduğunu, davacının davaya konu dönemde ağırlıklı hizmetinin basın işçiliği olduğundan Bağ-Kur sigortalılığının iptal edilerek emeklilik kaydının basın sigortası olarak düzeltilmesi gerektiğini ayrıca işçilik alacakları yönünden de davacının hukuki yararı bulunduğunu, tanıkların da davacının davaya konu süre boyunca gazetecilik işi yaptığını beyan ettikleri, işverenin eşit davranma yükümlülüğünü kanuna aykırı bir şekilde ihlal ettiğini belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.
C. Uyuşmazlık
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; dava konusu ihtilafın uyuşmazlık konusu dönemde 506 sayılı Kanun kapsamında yapılan bildirimlerin iptal edilerek şirket ortaklığı nedeni ile 1479 sayılı Kanun kapsamında sigortalı sayılmasından mı kaynaklandığı yoksa davacının talebinin uyuşmazlık konusu dönemde 5953 sayılı Kanun kapsamında fikir işçisi (gazeteci) olarak çalıştığı ve sigortasının basın sigorta kolundan yapılmasına ilişkin mi olduğu; buradan varılacak sonuca göre davacının dava açmakta hukuki yararının bulunup bulunmadığı ve işin esasına girilerek karar verilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.
D. Gerekçe
1. İlgili Hukuk
Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK)106. maddesi.
2. Değerlendirme
1. Öncelikle konuyla ilgili kavramlar ve yasal düzenlemeler üzerinde kısaca durulmasında fayda bulunmaktadır.
2. Medeni usûl hukukunda hukuki yarar mahkemede bir davanın açılabilmesi için davacının bu davayı açmakta ve mahkemeden hukuksal korunma istemekte bir çıkarının bulunması gerektiğine ilişkin ilke anlamına gelir. Davacının davayı açtığı tarih itibariyle dava açmakta hukuk kuralları tarafından haklı bulunan (korunan) bir yararı olmalı, hakkını elde edebilmesi için mahkeme kararına ihtiyacı bulunmalıdır.
3. Hukuki yarar dava şartlarından olup davacının dava açmakta hukuken korunmaya değer bir yararının bulunması gerekir. Bu şart dava konusuna ilişkin genel dava şartlarından biri olup davanın esası hakkında inceleme yapılabilmesi ve esas hakkında hüküm verilebilmesi için varlığı gerekli olduğundan olumlu dava şartları arasında sayılmaktadır. Bu nedenle menfaate, davanın dinlenebilmesi (mesmu olması, kabule şayan olması) şartı da denilmektedir (Emel Hanağası, Davada Menfaat, Ankara, 2009, s.19-21).
4. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Dava şartları” başlıklı 114. maddesinin gerekçesinde de "...Maddenin birinci fıkrasının (h) bendinde ise davacının dava açmakta hukukî yararının bulunmasının bir dava şartı olduğu hususu açıkça vurgulanmıştır. Burada sözü edilen hukukî yarardan maksat, davacının sübjektif hakkına hukukî korunma sağlanması hususunda mahkemeye başvurmasında hâli hazırda hukuken korunmaya değer bir yararının bulunmasıdır. Bir başka ifadeyle, davacı hakkına kavuşmak için, hâli hazırda mahkeme kararına muhtaç bir konumda değilse onun hukukî yararının bulunduğundan söz etmek mümkün değildir..." yönünde açıklamalara yer verilmiştir.
5. Bir davada menfaat (hukuki yarar) ilkesinin dava şartı olarak gözetilmesinin yargılamanın amacına ve usul ekonomisi ilkesine uygun olacağı her türlü duraksamadan uzaktır.
6. Bu ilkeden hareketle bir davada hukuki menfaatin bulunup bulunmadığı mahkemece tarafların dava dosyasına sunduğu deliller, olay veya olgular çerçevesinde yargılamanın her aşamasında ve kendiliğinden gözetilmelidir. Böylelikle kişilerin haksız davalar açmak suretiyle dava hakkını kötüye kullanmasına karşı bir güvence de sağlanmış olmaktadır (Hakan Pekcanıtez, Medeni Usul Hukuku, Cilt II, İstanbul, Onbeşinci Baskı, 2017, s. 946-949).
7. Bu aşamada taleple bağlılık ilkesine kısaca değinilmelidir.
8. Medeni yargılama hukukuna hâkim olan ilkelerin bir bölümü HMK'da açıkça düzenlenmiş ve 26. maddesinde "Taleple bağlılık ilkesi"ne yer verilmiştir.
9. Taleple bağlılık ilkesi, hâkimin tarafların talepleriyle bağlı olduğunu, talepten fazlasına veya talepten başka bir şeye karar veremeyeceğini, ancak duruma göre talep sonucundan daha azına karar verebileceğini ifade eder. Belirtmek gerekir ki, hâkim bazı durumlarda taleple bağlı değildir. Bu durumlar kanunda açıkça belirtilmiştir.
10. Taleple bağlılık ilkesinin taşıdığı ilk anlam, tarafın talep etmediği husus hakkında mahkemenin karar veremeyeceğidir. Buna göre hâkim, tarafların dilekçelerinde talep edilen hususları karşılar. Hâkimin, tarafların talep etmediği bir hususta karar vermesi mümkün değildir. Tarafın neyi talep edip etmediği ve hâkimin ne hakkında karar verip veremeyeceği dava dilekçesine bakılarak tespit edilir. Bu tespitin konusunu, istenilen hukuki sonuç oluşturur. Bu itibarla hâkimin karar verme sınırı dava dilekçesi ile belirlenmiş olur.
11. Taleple bağlılık ilkesinin taşıdığı ikinci anlam ise mahkemece tarafın talebinden fazlasına karar verilememesidir. Tarafın maddî hukuktan kaynaklanan bir hakkının, bazı istisnaî durumlar hariç olmak üzere sadece bir kısmını ileri sürmesine bir engel yoktur. Bu durumda mahkemece talep edilenden fazlasına karar verilemez. Taleple bağlılık ilkesine yüklenen bu anlam aynı zamanda HMK'nın 24. maddesinde ifade edilen "tasarruf ilkesi" ve 25. maddesinde yer alan "taraflarca getirilme ilkesi" ile de bağlantılıdır.
12. Çok istisnai hâller dışında hâkimin talep edilenin dışında bir şeye karar verememesi taleple bağlılık ilkesinden çıkan üçüncü sonucu oluşturmaktadır. Talep edilenden farklı bir şeye karar verememe, verilen hükmün sonuç kısmına bakılmak suretiyle tespit edilir. Buna göre talepte bulunan kişinin gerçek iradesi ile mahkemenin verdiği hükümdeki sonuç kısmının aynı olup olmadığı, talep edilenden farklı bir şeye karar verilip verilmediği bu şekilde anlaşılır.
13. Gelinen noktada konuyla ilgisi nedeniyle değinilmelidir ki, sosyal güvenlik sistemlerinde bazı yıpratıcı türden işlerde çalışan kişilerin sigortalılık sürelerine, onları yaşlılık aylığına kavuşma süresini kısaltarak ödüllendirme amacıyla farazi hizmet süreleri eklenmektedir. Hizmet sürelerinin eklenmesiyle ağır, yıpratıcı ve tehlikeli işlerde çalışanların sigortalılık sürelerine fazladan belirli bir süre "farazi sigortalılık süresi" olarak eklenmekte bu suretle daha erken emekliliğe hak kazanmaları veya malûllük, ölüm sigortalarında kendilerine, benzerlerine göre daha avantajlı bir durum sağlanmaktadır. Burada, var olmayan fakat varsayılan bir sigortalılık süresi söz konusudur ve sigortalının eylemli çalışması artırımlı olarak işlem görmektedir. Bu anlamda “itibari hizmet süresi” ilgili olduğu yasaya özgüdür ve düzenlendiği alanla sınırlıdır. Nitekim 506 sayılı Kanun’a 11.08.1977 tarihli ve 2098 sayılı Kanun ile eklenen Ek 5. maddeyle insan sağlığını ve ömrünü olumsuz yönde etkileyen bazı ağır ve yıpratıcı türden işlerde çalışan sigortalıların sigortalılık sürelerine farazi hizmet süresi eklenmesi öngörülmüştür. Fiili hizmete dayanmayan bu sigortalılık sürelerine “itibari hizmet süresi” denir (Aziz Can Tuncay, Sosyal Güvenlik Hukukunun Esasları, İstanbul 2008, s.365).
14. Sosyal Sigortalar Kanunu'nun Ek 5. maddesi:
“506 sayılı Kanuna göre sigortalı sayılanların, aşağıda sayılan görevlerde geçen sigortalılık sürelerine, bu sürelerin her tam yılı için, hizalarında gösterilen süreler, sigortalılık süresi olarak eklenir.
Sigortalılar Hizmetin Geçtiği Yer Eklenecek Süre
I-a) 212 sayılı Kanunla değiştirilen 5953 sayılı basın mesleğinde çalışanlarla çalıştıranlar arasındaki münasebetleri düzenliyen kanun kapsamına tabi olarak çalışan sigortalılar.
5953 sayılı Kanunu Değiştiren 212 sayılı Kanunun birinci maddesi kapsamıma giren, 90 gün,
b) Basın kartı yönetmeliğine göre basın kartına sahip olmak suretiyle gazetecilik yaparken, kamu kurumlarına giren ve bu kurumlarda meslekleriyle ilgili görevlerde istihdam edilen sigortalılar.
Basın müşavirlikleri, 90 gün,
...
Kesirlerin hesaplanmasında tam yıl 360 gün olarak alınır. Fiilen çalışılmış güne eklenecek itibari hizmet günü sayısının bulunmasında (Çalışılan gün sayısı x 0,25) formülü uygulanır.” düzenlemesini içermektedir.
15. Somut olayda davacının 06.05.1993-01.01.2008 tarihleri arasında davalı işverene ait işyerinde 5953 sayılı Kanun kapsamında fikir işçisi (gazeteci) olarak çalıştığını, bu nedenle sigorta bildirimlerinin basın sigorta kolundan yapılması gerektiğinin tespiti talebiyle eldeki davayı açtığı, 26.12.2018 tarihli ön inceleme duruşmasında da uyuşmazlığın bu yönde tespitinin yapıldığı, davacı tarafından yargılama sırasında Mahkemece verilen süre üzerine davalı Kuruma yapılan 04.10.2018 tarihli başvuruda da dava konusu talebin ileri sürüldüğü, Kurumun 11.10.2018 tarihli cevabi yazısında davacının ilgili işyerinden primlerinin 30.09.2008 tarihine kadar 2098 sayılı Kanun’a tabi olarak bildirildiği ancak 12.01.1990-19.04.2002 tarihleri arasında zorunlu Bağ-Kur sigortalılığı nedeniyle 01.05.1993-19.04.2002 tarihleri arasında 506 sayılı Kanun’a tabi geçen hizmetlerinin aylık bağlamada dikkate alınmadığının bildirildiği, hizmet cetvelinde davacının 06.05.1993-30.09.2008 tarihleri arasındaki hizmet bildirimlerinin 5953 sayılı Kanun kapsamında itibari hizmet süresinden yararlanılmasını gerektirecek şekilde yapıldığı ve bu bildirimlerin iptalsiz göründüğü anlaşılmış olup bu hâli ile davacının dava dilekçesinde ileri sürdüğü talebi, ön inceleme duruşmasında tespit edilen uyuşmazlık, Kuruma yapılan başvurunun içeriği dikkate alındığında davacının talebinin açıkça uyuşmazlık konusu dönemdeki çalışmalarının 5953 sayılı Kanun’a tabi olarak geçtiğinin tespiti istemine ilişkin olduğu, bu dönemde 506 sayılı Kanun kapsamında bildirilen hizmetlerinin aylık bağlamada dikkate alınması ilgili bir talebinin mevcut olmadığı, kaldı ki böyle bir talebin sadece Kuruma yönetilmesi gerekmekle işverenin taraf sıfatının bulunmadığı, işçilik alacakları yönünden ise Kuruma husumet yöneltilmeyeceği de gözetildiğinde davacının eldeki davayı açmakta hukuki yararının bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
16. Hâl böyle olunca İlk Derece Mahkemesince verilen direnme kararı usul ve yasaya uygundur.
17. O hâlde direnme kararı onanmalıdır.
VII. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile direnme kararının ONANMASINA,
Harç peşin alındığından harç alınmasına yer olmadığına,
Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, karardan bir örneğin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
İlk görüşmede yeterli çoğunluk sağlanamadığından 18.02.2026 tarihinde yapılan ikinci görüşmede oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.
Kaynak: Adalet Bakanlığı Mevzuat ve İçtihat Bilgi Sistemi. Metin resmî kaynaktaki hâliyle aktarılmıştır; kararda anonimleştirilmeden kalmış kişisel veriler “...” ile gizlenmiştir.
Benzer Kararlar
Hukuk Genel Kurulu 12.11.2025
Destek Primiyle Çalışan Emeklinin Bildirilmeyen Günlerinin Tespitinde Hukuki Yararı Vardır
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu · E. 2024/444 · K. 2025/704
Yaşlılık aylığı alırken sosyal güvenlik destek primine tabi çalışan sigortalının, bildirim yapılmayan dönemlerdeki çalışmalarının tespitini istemekte hukuki yararı vardır.
Direnme Kararının Bozulması İş Kazası ve Tazminat
Hukuk Genel Kurulu 17.12.2025
Alt İşveren İşçisinin Muvazaa ve TİS Tespiti Davasında Hukuki Yarar Yok: Eda Davası Gerekir
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu · E. 2025/682 · K. 2025/821
Tespit davasıyla istenen koruma, muvazaanın tespit edileceği ve toplu iş sözleşmesi alacaklarının istendiği bir eda davasıyla tamamen sağlanabiliyorsa tespit davası açmakta hukuki yarar yoktur.
Direnme Uygun Bulundu Alt İşveren ve Muvazaa
Hukuk Genel Kurulu 24.09.2025
İş Müfettişi Raporundaki Deniz İş Kanunu Tespitine İşveren İtiraz Edebilir
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu · E. 2025/256 · K. 2025/570
İşçilerin Deniz İş Kanunu'na tabi olduğunu tespit eden iş müfettişi raporuna karşı işverenin itiraz davası açmakta hukuki yararı vardır; ayrıca güncel yarar ispatı gerekmez.
Direnme Kararının Bozulması Fazla Çalışma Ücreti
Hukuk Genel Kurulu 24.01.2024
Belediyede Alt İşveren Döneminin Kıdeme Eklenmesi için Tespit Davası Açılabilir mi?
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu · E. 2022/1244 · K. 2024/10
Alt işveren adına bildirilen çalışmanın asıl işveren işçisi olarak geçtiğinin tespiti, kıdem ve yıllık izin süresini etkileyebileceğinden somut olayda bu istemle tespit davası açmakta güncel hukuki yarar vardır.
Direnme Uygun Bulundu Alt İşveren ve Muvazaa
İş Hukukunda Diğer Konular konusundaki 25 kararın tümü
İlgili Rehber ve Hesaplama Araçları
Benzer Bir Hukuki Sorununuz mu Var?
Yargıtay kararları, somut olayın koşullarına göre farklı sonuç doğurabilir. Kira, iş, aile ve boşanma ile ceza hukuku uyuşmazlıklarında dosyanızın değerlendirilmesi için Av. Mete ŞAHİN ile iletişime geçebilirsiniz (Yenimahalle, Ankara).
Telefon ve WhatsApp: 0552 725 25 18 · WhatsApp ile yazın · İletişim formu
Bu sayfadaki özet ve açıklamalar genel bilgilendirme amaçlıdır; hukuki danışmanlık yerine geçmez. Kararın bağlayıcı metni resmî tam metindir ve somut olaydaki farklı koşullar sonucu değiştirebilir. Özetler, kararın resmî metnine dayanılarak hazırlanır ve yayımdan önce metinle karşılaştırılarak kontrol edilir. İçerik sorumlusu: Av. Mete ŞAHİN.