top of page

Ana Sayfa › İçtihatlar › Aile ve Boşanma Hukuku › Ziynet Eşyası Alacağı

Hukuk Genel Kurulu Direnme Kararının Bozulması Aile ve Boşanma Hukuku

Kaldırılan Karar Uyarınca Yapılan Ödeme Ziynet Davasını Konusuz Bırakmadı

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu · E. 2025/199 · K. 2026/51 · T. 28.01.2026

Karar Özeti

Davacı kadın, düğünde takılan ziynetlerin davalının annesince alınıp iade edilmediğini ileri sürmüş; ilk kısmen kabul kararı istinafta kaldırılmıştır. Mahkeme, davalının bu karar uyarınca ziynetleri kısmen aynen, kısmen nakden ödediğini belirterek davanın konusuz kaldığına hükmetmiş, bozmaya karşı da direnilmiştir. Hukuk Genel Kurulu, 87 adet hediyenin çeyrek altın sayılmasına yönelik itiraz incelenmediğinden ihtilafsız bir alacaktan söz edilemeyeceğini ve davacının esas hakkında karar verilmesinde hukuki yararı bulunduğunu belirtmiştir. Her ziynet için cins, nitelik, miktar ve bedel gösterilerek hüküm kurulması gerektiğinden direnme kararı bozulmuştur.

Kararın Ortaya Koyduğu İlke

Kaldırılan ilk derece kararı uyarınca yapılan ödemeler, taraflar arasında alacak ihtilafı sürdükçe davayı konusuz bırakmaz; mahkeme her ziynet için cins, nitelik, miktar ve bedel göstererek hüküm kurmalıdır.

Soru: Kaldırılan ilk karara göre ziynetler ödenince ziynet alacağı davası konusuz kalır mı?

Sonuç: Direnme kararı oy birliğiyle bozuldu ve dosya ilk derece mahkemesine gönderildi.

Karar Künyesi

İlgili Mevzuat

Kararın Önemli Bölümleri

“Dolayısıyla taraflar arasında ihtilafsız bir alacaktan söz etme imkânı bulunmamaktadır.”

“yargılamanın yürütülerek taleplerin esası hakkında olumlu olumsuz bir karar verilmesinin istenmesinde davacının hukuki yararının bulunduğu ortadadır.”

Kararın Tam Metni

MAHKEMESİ: Aile Mahkemesi

SAYISI: 2024/497 E., 2024/574 K.

ÖZEL DAİRE KARARI: Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 23.05.2024 tarihli ve

2023/8715 Esas, 2024/3821 Karar sayılı BOZMA kararı

Taraflar arasında görülen ziynet alacağı davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince konusu kalmayan davanın esası hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.

Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 2. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.

Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA

Davacı vekili dava dilekçesinde; tarafların 30.09.2016 tarihinde evlendikleri, eşler arasında yaşanan geçimsizlik nedeniyle açılan boşanma davasının İstanbul Anadolu 2. Aile Mahkemesi'nin 2018/255 Esas sayılı dosyası ile görülmekte olduğunu, düğünde takılan ziynetlerin tamamının davalının annesi tarafından alındığını ve daha sonra iade edilmediğini ileri sürerek ziynet eşyalarının aynen iadesine, aynen iade mümkün olmadığı takdirde fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik olmak üzere 30.000,00 TL bedelin faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep etmiş, 30.06.2020 tarihli ıslah dilekçesi ile 365.683,00 TL'ye yükseltmiştir.

II. CEVAP

Davalı vekili cevap dilekçesinde; tüm iddiaları inkârla, balayı dönüşü tüm ziynetlerin müvekkilin annesi tarafından iade edildiğini, ziynetlerin davacının uhdesinde kaldığını ve evi terk ederken bu eşyaları yanında götürdüğünü belirterek davanın reddini savunmuştur.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

İlk Derece Mahkemesinin 14.07.2020 tarihli ve 2018/375 Esas, 2020/415 Karar sayılı kararı ile; toplanan delillere göre dava konusu kadına ait ziynetlerin düğünden sonra davalının annesine ait kasada saklanmak üzere verildiği ve sonrasında davacıya iade edilmediği, her ne kadar davalı tarafından ziynet eşyalarının kadına iade edildiği savunulmuşsa bunun ispat edilemediği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne ve dosyada mevcut 15.02.2020 tarihli raporla tespit edilen 1 adet 1,5 karat, pırlanta niteliğinde 24.780,00 TL değerinde tektaş yüzük,1 adet 2 karat pırlanta niteliğinde 14.455,00 TL değerinde beştaş yüzük, 1 adet 2 karat pırlanta niteliğinde 8.260,00 TL değerinde küpe, 1 adet 4,20 karat pırlanta niteliğinde 18.585,00 TL değerinde gerdanlık, 1 adet 4 karat pırlanta niteliğinde 16.520,00 TL değerinde suyolu bileklik, 1 adet 22... gr 10.965,00 TL değerinde Trabzon hasır bilezik, 1 adet 22... gr 2.741,00 TL değerinde kolye, 1 adet, 5.952,51 TL değerinde 5'li reşat, 2 adet 22... 'şer gr 6.718,00 TL değerinde burma bilezik, 2 adet 22... 'şer gr 4.030,00 TL değerinde bilezik, 1 adet 22... gr 5.038,00 TL değerinde bilezik ve takı kesesine atıldığı için kamera görüntülerinden niteliği tespit edilemeyen hediyelerin çeyrek altın olarak kabulü ile 24.795,00 TL olan değerinde 87 adet çeyrek altının aynen iadesine, olmadığı takdirde dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte 142.841,00 TL bedelin davalıdan alınarak davacıya ödenmesine karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF

A. İstinaf Yoluna Başvuranlar

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.

B. Gerekçe ve Sonuç

1.Bölge Adliye Mahkemesinin 14.09.2022 tarihli ve 2020/1494 Esas, 2022/1318 Karar sayılı kararı ile; İlk Derece Mahkemesince davacı tarafından yemin deliline dayanılmasına rağmen hakkında kısmen ret kararı verilen eşyaları yönünden yemin teklif hakkı hatırlatılmadan karar verildiği gerekçesiyle tarafların sair istinaf talepleri incelenmeksizin başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden yargılama yapılması için dosyanın Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.

2. İlk Derece Mahkemesinin 28.02.2023 tarihli ve 2022/760 Esas, 2023/172 Karar sayılı kararı ile; gelinen aşamada hükme esas alınan 15.02.2020 tarihli raporda tespit edilen 118.046,06 takı ve 87 adet çeyrek altın karşılığı 24.795,00 TL ziynet alacağının aynen, mümkün olmadığı takdirde dava tarihindeki değeri olan 142.839,51 TL bedelin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle davalıdan alınarak davacıya ödenmesine ilişkin verilen karar uyarınca, taraf vekillerinin imzalı beyanları doğrultusunda altın bedellerinin yasal faizi ile birlikte davacıya ödendiği, pırlantaların ise icra takibi neticesinde davacıya aynen teslim edildiği, aynen iade edilen pırlanta yüzüğün aslına uygun olmadığının beyan edilmesi üzerine söz konusu yüzüğün icra kasasında bırakılarak İstanbul 13. İcra Hukuk Mahkemesinin 2020/382 Esas sayılı dosyası üzerinden dava açıldığı ve söz konusu yüzüğün asıl yüzük olmadığı yönünde tespit yapıldığı, Mahkemece aynı yüzüğe ilişkin ek rapor tanzim ettirildiği ve tespit edilen bedelin taraf vekillerinin imzalı beyanı ile davacıya yasal faizi ile birlikte ödendiği, davacı vekilinin imzalı beyanı ile sabit olduğu üzere bu aşamada eldeki uyuşmazlığın sadece davalı tarafından icra kasasına konulan yüzüğün asıl yüzük olup olmadığı noktasında toplandığı, bu talebin ise dava konusu ile bir ilgisinin bulunmadığı, bu hususta İstanbul Anadolu 13. İcra Hukuk Mahkemesince karar verildiği, dolayısıyla aynı hususta yeniden bir değerlendirilme yapılmasının usul ve yasaya aykırı olduğu, dava konusu ziynet eşyalarının bir kısmının aynen iade edilmesi, bir kısmının da bedelinin yasal faizi ile birlikte davacı tarafa ödenmesi nedeniyle davanın konusunun kalmadığı gerekçesiyle davanın esası hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.

3. İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.

4. Bölge Adliye Mahkemesinin 21.09.2023 tarihli ve 2023/1074 Esas, 2023/1116 Karar sayılı kararı ile; dava dilekçesinde ziynetlerin aynen olmadığı takdirde bedellerinin talep edildiği, İlk Derece Mahkemesince ziynetlerin aynen iadesine olmadığı takdirde bedellerine karar verilmesi sonrasında davalı tarafından ziynet bedellerinin davacı tarafa ödenmesinin usul ve yasaya uygun olduğu, böyle olunca davacının karar tarihine en yakın güncel değer üzerinden karar verilmesine ilişkin istinaf başvurusunun Yargıtay uygulamasına uygun olmadığı gerekçesi ile istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ

A. Bozma Kararı

1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur.

2. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "...1. Davacı kadın dava dilekçesinde fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak ziynet eşyalarının aynen iadesine mümkün değilse şimdilik 30.000.00 TL bedelinin tahsiline karar verilmesini istemiş, daha sonra talebini 365.683.00 TL olarak ıslah etmiştir. İlk derece Mahkemesince, davanın kısmen kabulü ile aynen iade olmadığı takdirde dava tarihindeki değeri olan 142.839.51 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmiş, kararın iki tarafça istinafı üzerine Bölge Adliye Mahkemesince kararın eksik incelemeye dayalı olarak kaldırılmasına ve yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın gönderilmesine karar verilmiştir.

2. Kaldırma kararı sonrasında İlk Derece Mahkemesince davalı erkek tarafından ziynet eşyalarının bir kısmının aynen, bir kısmının ise nakden iade edildiği, bu şekilde borcun ödendiği belirtilerek davanın konusuz kaldığından bahisle karar verilmesine yer olmadığına şeklinde hüküm kurulmuş ve Bölge Adliye Mahkemesince davacı kadının istinaf başvurusu esastan reddedilmiştir. Ne var ki, İlk Derece Mahkemesince davacının hüküm altına alınması istediği şey, diğer bir anlatımla, taraflar arasında ihtilaf konusu alacağın esası hakkında olumlu ya da olumsuz bir karar verilmeden, Bölge Adliye Mahkemesince eksik inceleme sebebiyle kaldırılmasına karar verilen 14.07.2020 tarihli gerekçeli kararda hüküm altına alınan ziynetlerin ifa edildiği gerekçesiyle davanın konusuz kaldığından söz edilmesi mümkün değildir. Açıklanan sebeple dosya kapsamı itibariyle sunulan tüm deliller değerlendirilerek işin esası hakkında bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi usul ve kanuna aykırıdır..."

gerekçesiyle karar bozulmuştur.

B. İlk Derece Mahkemesince Verilen Direnme Kararı

İlk Derece Mahkemesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile önceki kararda yer alan gerekçenin yanında; somut olayda 28.02.2023 tarihli duruşmaya katılan davacı vekilinin beyanları uyarınca taraflar arasında ziynet eşyalarının adedi ve bedeli konusunda bir ihtilaf kalmadığı, tüm ödemelerin gerçekleştirildiği, böyle olunca bozma ilâmında belirtildiği gibi hüküm kurulması hâlinde bu hükmün hiçbir ifa kabiliyetinin olmayacağı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.

VI. TEMYİZ

A. Temyiz Yoluna Başvuranlar

Direnme kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur.

B. Temyiz Sebepleri

Davacı vekili temyiz dilekçesinde; dava konusu ziynetler hakkında dava tarihindeki değerler dikkate alınarak hüküm kurulmasına ilişkin karar verilmesine yer olmadığına dair kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu ileri sürerek hükmün bozulmasını talep etmiştir.

C. Uyuşmazlık

Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; ziynet alacağı davası hakkında İlk Derece Mahkemesince verilen 14.07.2020 tarihli kısmen kabule ilişkin hükmün Bölge Adliye Mahkemesince yapılan inceleme sonucunda 6100 sayılı Kanun’un 353/1-a-6 maddesi uyarınca kaldırılmasına karar verildiği eldeki davada, İlk Derece Mahkemesince bu karar üzerine yapılan yargılama sonunda "ilk kararda hüküm altına alınan ziynet eşyalarının bir kısmının aynen bir kısmının ise nakden iade edildiği ve bu şekilde borcun ödendiği" gerekçesiyle davanın konusuz kaldığından bahisle davanın esası hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesinin mümkün olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.

D. Gerekçe

1. İlgili Hukuk

Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 2 20... . maddeleri.

Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 297/2. maddesi.

2. Değerlendirme

1. Uyuşmazlığın çözümü bakımından ilgili yasal düzenleme ve kavramların açıklanmasında yarar vardır.

2. Ziynet; altın, gümüş gibi kıymetli madenlerden yapılmış olup; insanlar tarafından takılan süs eşyası olarak tanımlanmaktadır (Ejder Yılmaz, Hukuk Sözlüğü, Ankara 2011, s. 1529). Ziynet eşyasını evlilik münasebetiyle gelin ve damada verilen hediyeler olarak tanımlamak mümkündür. Bu bağlamda, bilezik, altın kelepçe, kolye, gerdanlık, takı seti, bileklik, saat, küpe ve yüzük gibi takılar, ziynet eşyası olarak kabul edilmektedir.

3. Bilindiği üzere kişisel mal kavramı, 4721 sayılı Kanun'un 220. maddesinde "Aşağıda sayılanlar, kanun gereğince kişisel maldır:

1. Eşlerden birinin yalnız kişisel kullanımına yarayan eşya,

2. Mal rejiminin başlangıcında eşlerden birine ait bulunan veya bir eşin sonradan miras yoluyla ya da herhangi bir şekilde karşılıksız kazanma yoluyla elde ettiği malvarlığı değerleri,

3. Manevi tazminat alacakları,

4. Kişisel mallar yerine geçen değerler” şeklindeki düzenleme ile hüküm altına alınmıştır. Evlenen eşlere hediye edilen ziynet eşyaları da, tarafların karşılıksız kazandırma yoluyla elde ettikleri malvarlığı değerlerinden olup, kişisel mal olarak nitelendirilmektedir.

4. Evlilik birliğinin devamı süresince karşılıklı olarak sevgi ve güven duygusuyla hareket eden eşlerin birbirlerine ait mallarını kullanmaları, korumaları veya yönetmeleri hayatın olağan akışına uygun olduğundan; eşler aralarında bu konulara ilişkin bir sözleşme yapma gereği duymazlar. Bu çerçevede, bir eşin diğer eşin malı üzerinde tek başına veya birlikte zilyetliğinin söz konusu olduğu durumlar sıklıkla yaşanmaktadır. Ne var ki özellikle evlilik birliğinin sona ermesine bağlı olarak eşler; birbirlerinin zilyetliğinde bulunan mallarını doğal olarak geri almak isterler. Önemle belirtmek gerekir ki evlilik birliğinin kurulmuş ve edinilmiş mallara katılma rejiminin devam ediyor olması; eşlerin malvarlıkları üzerinde yönetim, yararlanma ve tasarruf özgürlüğünü kısıtlamaz (TMK md. 193, 223/1). Dolayısıyla evlilik devam ederken bir eş diğer eşte bulunan malının iadesini talep edebilir. Nitekim 4721 sayılı Kanun'un "Malların geri alınması ve borçlar" başlıklı 226. maddesinin 1. fıkrası "Her eş, diğer eşte bulunan mallarını geri alır" hükmünü taşımaktadır. Sonuç olarak eşler, birbirlerinin zilyetliğinde olan mallarını 4721 sayılı Kanun'un 226/1 maddesi uyarınca tasfiye davası ile birlikte talep edebileceği gibi tasfiyeden önce de geri isteyebilirler.

5. Somut olayda; tarafların 30.09.2016 tarihinde evlendikleri, düğünde takılan ziynet eşyalarının davacıya iade edilmediği iddiasıyla ziynetlerin aynen iadesi olmadığı takdirde fazlaya ilişkin haklar saklı tutularak 30.000,00 TL alacağın tahsiline karar verilmesi istemiyle eldeki davanın açıldığı, davacı vekilinin sunduğu dilekçe ile alacak miktarını 365.683,00 TL olarak ıslah ettiği, İlk Derece Mahkemesince 15.02.2020 tarihli bilirkişi raporu hükme esas alınarak davanın kısmen kabulü ile bir kısım ziynetlerin cins, nitelik, miktar ve bedelleri ayrı ayrı gösterildikten sonra toplamda 142.841,00 TL bedelin ödenmesine karar verildiği anlaşılmıştır. Hükmün taraf vekillerince istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince eksik incelemeye dayalı hüküm kurulduğu gerekçesiyle kararın kaldırılmasına karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesince yeniden yapılan yargılama sonunda, ilk kararda hüküm altına alınan ziynet eşyalarının aynen ve nakden davalı tarafından ödendiği gerekçesiyle davanın konusunun kalmadığı gerekçesiyle davanın esası hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiş, davacı vekilinin istinaf başvurusu Bölge Adliye Mahkemesince reddedilmiştir. Özel Daire ise ihtilaf konusu alacağın esası hakkında olumlu ya da olumsuz bir karar verilmesi gerektiğine işaret ederek hükmü bozmuştur. Böyle olunca uyuşmazlığın çözümü için davanın konusuz kalması kavramının açıklanması gerekmektedir.

6. Dava ile ulaşılmak istenen sonucun davanın görülmesi sırasında gerçekleşmesi hâlinde artık yargılamanı sürdürülmesine ve hükme bağlanmasına ihtiyaç kalmaz; yani dava konusuz kalır. Öte yandan bu durumda, artık davacının hukuki yararı bulunduğundan da sözedilemez. Davanın konusuz kalması hâlinde mahkeme, yargılamanın sürdürülmesine ve hüküm verilmesine ihtiyaç kalmadığını tespit ve tevsik etmek için "esas hakkında karar verilmesine yer olmadığına" dair bir karar verilir. Bu karar esasen, ne usule ne de esasa ilişkin bir karar niteliğindedir. Doktrinde bu kararın, gerçekte bir karar verilmesi olup olmadığı hususunun dahi tartışmaya açık olduğu belirtilmektedir (Süha Tanrıver, Medeni Usul Hukuku, Cilt-I, Ankara-2020, s. 1083).

7. Diğer yandan davanın konusu kalması durumunda; hukuki uyuşmazlık, hayatın olağan akışı gereği veya taraf iradeleri uyarınca sona ermekte ve dolayısıyla yargılamanın sürdürülmesini ve uyuşmazlığın hükme bağlanmasını gerektiren sebep ortadan kalkmaktadır. Bu nedenle aynı davanın yeniden açılması hâli de ortaya çıkmaz. Davanın konusuz kalması hâlinde, artık davacının esas talebi hakkında yargılama yapılmasına ve hüküm verilmesine gerek kalmaz. Bu hâlde mahkeme, davanın konusuz kalması nedeniyle davanın esasî hakkında bir karar verilmesine yer olmadığına karar verir (6100 sayılı Kanun md. 331/1).

8. Mahkemenin davanın esası hakkında karar verilmesine gerek olmadığına ilişkin kararı esasen bir tespit hükmü niteliğindedir. Çünkü mahkeme bu kararıyla, aynı zamanda dava konusu yapılmış olan hakkın mevcut olmadığını da tespit etmektedir. Dava sırasında diğer ifade ile yargılama devam ederken, dava konusu alacak davacıya ödendiği taktirde şüphesiz dava konusuz kalmış sayılır. Buna karşılık asıl talebin kısmen konusuz kalması hâlinde mahkemenin, talebin konusuz kalan bölümü dışındaki diğer bölümü için yargılamaya devam edip bir karar vermesi gerekir. Aynı şekilde davanın konusuz kalması hâlinde eğer feri talepler konusuz kalmamış ise mahkemece feri talepler yönünden yargılamaya devam edilerek bir karar verilmesi gerekir (Baki Kuru, Medeni Usul Hukuku El Kitabı, Cilt-I, Ankara-2020, s. 883-884).

9. Tüm bu açıklamalar ışığı altında somut olay değerlendirildiğinde; İlk Derece Mahkemesince 14.07.2020 tarihinde verilen ilk kararda hükme esas alındığı anlaşılan 15.02.2020 tarihli bilirkişi raporunda iki türlü hesaplama yapıldığı anlaşılmaktadır. Bilirkişi ilk olarak davacının talep ve beyanları uyarınca 365.683,78 TL alacak talep edildiğini, sonrasında ise dava dosyasındaki görüntü ve fotoğraflara göre cins, nitelik ve miktarlarını ayrı ayrı belirterek toplamda 118.046,06 TL değerinde ziynet eşyaları ile 87 adet içeriği belli olmayan hediyenin keseye atıldığını tespit etmiştir. Davacı vekili 30.06.2020 tarihli ıslah dilekçesinde; her ne kadar 87 adet hediyenin paketli olması ve keseye atılması nedeniyle bilirkişi tarafından değeri tespit edilmemiş olsa da, bu hediyeler yönünden mahkemece "düğünün ihtişamı, katılan kişilerin aileye yakınlığı yanında varlık ve makam sahibi olmaları" gözetilerek değer tespitinin yapılması gerektiğini ileri sürerek 365.683,00 TL bedelin tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Mahkemece bilirkişi tarafından somut olarak tespit edilen 118.046,06 TL değerinde ziynet eşyaları yanında 87 adet hediyenin çeyrek altın olduğu kabul edilerek 24.795,00 TL olmak üzere toplamda 142.841,00 TL alacağın faiziyle birlikte ödenmesine hükmedilmiştir.

10. Kararın taraf vekillerince istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince eksik incelemeye dayalı hüküm kurulduğu gerekçesiyle kararın kaldırılmasına karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesince yeniden yapılan yargılamanın 28.02.2023 tarihli duruşmasında davacı vekili "Karşı taraf dava konusu tedavül edilebilecek altınların bedelini biz icra takibi yapmadan müvekkilin hesabına dava tarihi olan 2018 bedellerini yasal faiziyle birlikte yatırdılar. Bunun üzerine biz sadece mahkemenizce hüküm kısmında kurulan pırlanta eşyalar için icra takibine başladık, bunun üzerine karşı taraf icra kasasına aynen iade yaptılar, fakat icra kasasından teslim almaya giderken yanımızda götürdüğümüz kuyumcu bilirkişi bize teslim aldığımız eşyalardan yüzüğün replika olduğunu söyledi, bunun üzerine biz diğer eşyaları teslim aldık, sadece yüzüğü icra kasasında bıraktık ve dava açtık. İstanbul Anadolu 13. İcra Mahkemesi'nde buna ilişkin dava görüldü, bunun üzerine karşı taraf müvekkile icra müdürlüğü aracılığıyla yüzüğün 2018 tarihi itibariyle gerçek değerini yasal faiziyle birlikte ödediler. Biz 2018 tarihi itibariyle yüzük için tespit edilen değerini yasal faiziyle birlikte davalı taraftan aldık ancak yine de yüzük replika mı gerçek mi öğrenmek için bu davaya devam etmek istiyoruz" şeklinde beyanda bulunmuştur. Mahkemece davacı vekilinin bu beyanı esas alınarak, davanın konusuz kaldığı gerekçesiyle davanın esası hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiş, hükmün temyiz edilmesi üzerine Özel Daire tarafından işin esası hakkında bir karar verilmesi gerektiğine dair bozma kararı verilmesine rağmen aynı beyan dikkate alınarak direnilmiştir.

11. Yapılan tüm açıklamalar ve dosya kapsamı bir bütün olarak değerlendirildiğinde; mahkemece her ne kadar yargılama aşamasında dava konusu edilen alacağın davacıya ödendiği gerekçesiyle davanın konusuz kaldığı ve esası hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmişse de somut olayda davanın konusuz kaldığından söz edilmesi mümkün değildir. Öncelikle belirtmek gerekir ki davacının asli talebi ziynet eşyalarının aynen iadesine yöneliktir. Diğer yandan davacı vekili 30.06.2020 tarihli ıslah dilekçesi ile somut olarak tespit edilen ziynet eşyaları yanında, paketli olması ve keseye atılması nedeniyle tespit edilemeyen 87 adet hediyenin takdiri mahkemeye bırakılarak dava değerini 365.683,00 TL olarak belirlemiştir. Buna karşılık İlk Derece Mahkemesinin 14.07.2020 tarihli kararında "somut olarak tespit edilen 118.046,06 TL değerinde ziynet eşyaları yanında 87 adet hediyenin çeyrek altın olduğu kabul edilerek 24.795 TL olmak üzere toplamda 142.841 TL alacağın faiziyle birlikte ödenmesine" şeklinde karar verilmiş ve bu karar davacı vekili tarafından 87 adet hediyenin tamamının çeyrek altın olarak değerlendirilmesinin doğru olmadığı belirtilerek istinaf edilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesince yapılan yargılamada ise hükmün usul bakımından kaldırılması nedeniyle bu itirazın incelenmediği açıktır. Dolayısıyla taraflar arasında ihtilafsız bir alacaktan söz etme imkânı bulunmamaktadır. Kaldırma kararı sonrasında davacı vekilinin 28.02.2023 tarihli beyanına bakıldığında ise davalı tarafından yapılan ödemelerin Mahkemenin 14.07.2020 tarihli verilen ilk kararı doğrultusunda gerçekleştirildiği anlaşıldığından "ilk kararda hüküm altına alınan ziynet eşyalarının bir kısmının aynen bir kısmının ise nakden iade edildiği ve bu şekilde borcun ödendiği" gerekçesiyle davanın konusuz kaldığından bahsedilemeyeceği gibi, yargılamanın yürütülerek taleplerin esası hakkında olumlu olumsuz bir karar verilmesinin istenmesinde davacının hukuki yararının bulunduğu ortadadır. Mahkemece yapılması gereken iş; 6100 sayılı Kanun'un 297/2. hükmüne göre davaya konu edilen her bir ziynet eşyası hakkında infaz ve denetime elverişli olacak şekilde ve özellikle cins, nitelik, miktar ve bedel gösterilmek suretiyle hüküm kurmaktan ibarettir.

12. O hâlde, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

13. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

VII. KARAR

Açıklanan sebeple;

Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında açıklanan gerekçe ve nedenlerden dolayı 6100 sayılı Kanun'un 371. maddesi gereğince BOZULMASINA,

İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,

Dosyanın 6100 sayılı Kanun'un 373. maddesinin 1. fıkrası uyarınca kararı veren İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,

28.01.2026 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.

Kaynak: Adalet Bakanlığı Mevzuat ve İçtihat Bilgi Sistemi. Metin resmî kaynaktaki hâliyle aktarılmıştır; kararda anonimleştirilmeden kalmış kişisel veriler “...” ile gizlenmiştir.

Benzer Kararlar

Ziynet Eşyası Alacağı konusundaki 12 kararın tümü

İlgili Rehber ve Hesaplama Araçları

Benzer Bir Hukuki Sorununuz mu Var?

Yargıtay kararları, somut olayın koşullarına göre farklı sonuç doğurabilir. Kira, iş, aile ve boşanma ile ceza hukuku uyuşmazlıklarında dosyanızın değerlendirilmesi için Av. Mete ŞAHİN ile iletişime geçebilirsiniz (Yenimahalle, Ankara).

Telefon ve WhatsApp: 0552 725 25 18 · WhatsApp ile yazın · İletişim formu

Bu sayfadaki özet ve açıklamalar genel bilgilendirme amaçlıdır; hukuki danışmanlık yerine geçmez. Kararın bağlayıcı metni resmî tam metindir ve somut olaydaki farklı koşullar sonucu değiştirebilir. Özetler, kararın resmî metnine dayanılarak hazırlanır ve yayımdan önce metinle karşılaştırılarak kontrol edilir. İçerik sorumlusu: Av. Mete ŞAHİN.

bottom of page