Ana Sayfa › İçtihatlar › Ceza Hukuku › Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması
Ceza Genel Kurulu Diğer Ceza Hukuku
Şartları Oluşmadan Verilen HAGB'nin Kanun Yararına Bozulması Aleyhe Sonuç Doğurabilir
Yargıtay Ceza Genel Kurulu · E. 2023/160 · K. 2026/46 · T. 21.01.2026
Karar Özeti
Cinsel taciz suçundan sanık hakkında, CMK 231/5'teki iki yıl veya daha az süreli hapis cezası şartı karşılanmadığı hâlde verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) kararı kesinleşmiştir. Adalet Bakanlığının istemi üzerine Özel Daire, kararı CMK 309/4-c uyarınca yeniden yargılama yapılmamak ve aleyhe sonuç doğurmamak üzere kanun yararına bozmuştur. Ceza Genel Kurulu, HAGB kararının maddi anlamda kesin hüküm olmadığını ve davanın esasını çözmediğini belirterek bozmanın CMK 309/4-a uyarınca yapılması gerektiğini ve bunun aleyhe sonuç doğurabileceğini kabul etmiştir. İtiraz oy çokluğuyla kabul edilmiş ve müteakip işlemlerin yerel mahkemece yapılmasına karar verilmiştir.
Kararın Ortaya Koyduğu İlke
Şartları bulunmadan verilen HAGB kararı maddi anlamda kesin hüküm olmadığından, CMK 309/4-a uyarınca kararı veren mahkemenin yeniden karar vermesi için kanun yararına bozulur ve bu bozma aleyhe sonuç doğurabilir.
Soru: Şartları olmadan verilen HAGB kararı kanun yararına bozulursa sanık aleyhine yeniden karar verilebilir mi?
Sonuç: İtiraz kabul edildi; Özel Daire kararı kaldırılarak HAGB kararı CMK 309/4-a uyarınca kanun yararına bozuldu.
Karar Künyesi
- MahkemeYargıtay
- KurulCeza Genel Kurulu
- Esas No2023/160
- Karar No2026/46
- Karar Tarihi21.01.2026
- Karar TürüCeza Genel Kurulu Kararı
- SonuçDiğer
- Resmî KaynakAdalet Bakanlığı Mevzuat ve İçtihat Bilgi Sistemi
İlgili Mevzuat
Kararın Önemli Bölümleri
“CMK'nın 309. maddesinin dördüncü fıkrasının (a) bendi uyarınca kararı veren mahkemenin yeniden karar vermesi için bozulması gerekir.”
“Bu nev'iden bozma kararı aleyhe sonuç doğurabilir.”
Kararın Tam Metni
KARARI VEREN
YARGITAY DAİRESİ: 9. Ceza
MAHKEMESİ: Asliye Ceza
SAYISI: 507-1311
I. HUKUKİ SÜREÇ
Cinsel taciz suçundan sanığın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 105/1, 105/2-e, 43/2 yollamasıyla 43/1 ve 53. maddeleri uyarınca iki kez 1 yıl 21... gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 231/5. maddesi uyarınca da hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ve 5 yıl denetim süresi belirlenmesine ilişkin Akşehir 2. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 20.12.2018 tarihli ve 507-1311 sayılı karara Cumhuriyet savcısı tarafından itiraz edilmesi üzerine Akşehir Ağır Ceza Mahkemesince 18.02.2019 tarih ve 2019/110 Değişik İş sayı ile itirazın reddine karar verilmiş ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı bu tarihte kesinleşmiştir.
Bu karara yönelik Adalet Bakanlığının 06.11.2019 tarihli ve 3049 sayılı kanun yararına bozma talebi ve bu talep üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 18.12.2019 tarihli ve 128562 sayılı ihbarnamede; "5271 sayılı Kanun’un 231/5. maddesinde yer alan, 'Sanığa yüklenen suçtan dolayı yapılan yargılama sonunda hükmolunan ceza, iki yıl veya daha az süreli hapis veya adlî para cezası ise; mahkemece, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilir…' şeklindeki düzenleme nazara alındığında, sanığa 1 yıl 21... gün hapis cezası verilmiş olması karşısında anılan maddede yer alan iki yıl veya daha az süreli hapis cezası şartının somut olayda gerçekleşmemiş olduğu gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmemiştir." gerekçesiyle kararın kanun yararına bozulmasının istenmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesince 08.02.2022 tarih ve 11163-1025 sayı ile; "5271 sayılı CMK’nın "sanığa yüklenen suçtan dolayı yapılan yargılama sonunda hükmolunan ceza, 2 yıl veya daha az süreli hapis veya adli para cezası ise; mahkemece, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilir" şeklindeki 231/5. maddesinin amir hükmü karşısında, iki yılın üzerindeki hapis cezası bakımından hükmün açıklanmasını geri bırakılması kurumunun uygulanamayacağı gözetilmeksizin 1 yıl 21... gün hapis cezası verilen sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi hukuka aykırı bulunmuştur.
Yukarıda açıklanan nedenle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma istemi doğrultusunda düzenlediği tebliğnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden,
Cinsel taciz suçundan sanık ... hakkında Akşehir 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 20.12.2018 gün ve 2016/507 Esas, 2018/1311 Karar sayılı hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararının 5271 sayılı CMK'nın 309. maddesinin 3. fıkrası gereğince kanun yararına bozulmasına, CMK'nın 309. maddesinin 4. fıkrasının (c bendi uyarınca) yeniden yargılama yapılmamak ve aleyhe sonuç doğurmamak üzere gerekli işlemin yapılmasına," karar verilmiştir.
II. İTİRAZ SEBEPLERİ
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 06.05.2022 tarih ve 128562 sayı ile "...Özel Dairenin, yerel mahkemenin hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararını '5271 sayılı CMK'nun 231/5. maddesindeki düzenlemeye göre hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesinin mümkün olmadığı' gerekçesiyle kanun yararına bozma ile yetinmesi (CMK nın 309/4-a maddesi uyarınca) ve müteakip işlemlerin yerel mahkemece yapılmasına karar vermesi gerekirken, CMK'nın 309. maddesinin 4. fıkrasının c bendi uyarınca yeniden yargılama yapılmamak ve aleyhe sonuç doğurmamak üzere bozma kararı verilmesinin hukuka aykırı olduğu..." görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.
CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 9. Ceza Dairesince 26.12.2022 tarih ve 7543-12016 sayı ile itiraz nedeninin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
III. UYUŞMAZLIK KONUSU
Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; hükmün açıklanmasının geri bırakılması şartları bulunmadığı hâlde, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmesi ve bu kararın kanun yararına bozulması durumunda, bozma kararının ilgilinin aleyhine sonuç doğurup doğurmayacağının belirlenmesine ilişkindir.
IV. OLAY VE OLGULAR
İncelenen dosya kapsamından;
Sanığın suç tarihinde zincirleme şekilde cinsel taciz suçunu işlediği iddiasıyla açılan kamu davasında yargılamanın "Hukuki Süreç" kısmında anlatıldığı gibi gerçekleştiği anlaşılmaktadır.
V. GEREKÇE
A. İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Hukuki Açıklamalar
Kanun yollarına başvurulmadan ya da başvurulmakla birlikte istemin reddi veya hükmün onanması yahut düzeltilerek onanması suretiyle kesinleşmiş olan hükümlerin, kesin yargının tartışılmazlığı ve hukuki güvenlik ilkeleri uyarınca sonradan değiştirilmeleri kural olarak mümkün değildir. Bununla birlikte yapılan yargılama neticesinde ulaşılan maddi hakikatin her zaman mutlak hakikati ifade etmeyebileceği de gözetilerek, kesinleşmiş olan hükümde ciddi hata ya da ağır bir hukuk ihlali bulunduğunun anlaşıldığı durumlarda Anayasa'da güvence altına alınan hak arama hürriyeti, adil yargılanma hakkı ve kanun önünde eşitlik ilkesi kapsamında olağanüstü kanun yolları kabul edilmiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının itiraz yetkisi (CMK'nın 308. maddesi), kanun yararına bozma (CMK'nın 309. maddesi) ve yargılamanın yenilenmesi (CMK'nın 311-323. maddeleri) kurumları olağanüstü kanun yolları olarak düzenlenmiştir.
Uyuşmazlık konusuna ilişkin CMK'nın "Kanun yararına bozma" başlıklı 309. maddesi şöyledir;
"(1) Hâkim veya mahkeme tarafından verilen ve istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümde hukuka aykırılık bulunduğunu öğrenen Adalet Bakanlığı, o karar veya hükmün Yargıtayca bozulması istemini, yasal nedenlerini belirterek Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı olarak bildirir.
(2) Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, bu nedenleri aynen yazarak karar veya hükmün bozulması istemini içeren yazısını Yargıtayın ilgili ceza dairesine verir.
(3) Yargıtayın ceza dairesi ileri sürülen nedenleri yerinde görürse, karar veya hükmü kanun yararına bozar.
(4) Bozma nedenleri:
a) 223 üncü maddede tanımlanan ve davanın esasını çözmeyen bir karara ilişkin ise, kararı veren hâkim veya mahkeme, gerekli inceleme ve araştırma sonucunda yeniden karar verir.
b) Mahkûmiyete ilişkin hükmün, davanın esasını çözmeyen yönüne veya savunma hakkını kaldırma veya kısıtlama sonucunu doğuran usul işlemlerine ilişkin ise, kararı veren hâkim veya mahkemece yeniden yapılacak yargılama sonucuna göre gereken hüküm verilir. Bu hüküm, önceki hükümle belirlenmiş olan cezadan daha ağır olamaz.
c) Davanın esasını çözüp de mahkûmiyet dışındaki hükümlere ilişkin ise, aleyhte sonuç doğurmaz ve yeniden yargılamayı gerektirmez.
d) Hükümlünün cezasının kaldırılmasını gerektiriyorsa cezanın kaldırılmasına, daha hafif bir cezanın verilmesini gerektiriyorsa bu hafif cezaya Yargıtay ceza dairesi doğrudan hükmeder.
(5) Bu madde uyarınca verilen bozma kararına karşı direnilemez."
Madde gerekçesi ise özetle; "Maddeye göre, hâkim veya mahkemece verilen ve istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümde hukuka aykırılık olduğunu öğrenen Adalet Bakanı, o karar veya hükmün Yargıtayca bozulması istemini, yasal nedenlerini açıklayarak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı olarak bildirilecektir.
Olağanüstü temyiz de denilen bu kanun yoluna, istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşmiş bulunan kararlarda, gerek maddî hukuka ve gerek usul hukukuna ilişkin aykırılıkların giderilmesi için başvurulabilir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, Adalet Bakanınca bildirilen nedenleri aynen yazarak karar veya hükmün bozulması istemini içeren yazısını Yargıtay ceza dairesine verir..." şeklindedir.
Ayrıntıları, 14.11.1977 tarihli ve 3-2 sayılı içtihadı birleştirme kararı ile Yargıtay Ceza Genel Kurulunun istikrar kazanmış kararlarında (03.04.2012 tarihli ve 438-141, 10.05.2011 tarihli ve 80-90, 14.12.2010 tarihli ve 210-259, 15.06.2010 tarihli ve 117-146, 23.06.2009 tarihli ve 30-1 77... .02.2008 tarihli ve 19-31 sayılı gibi) açıklandığı üzere; CMK’nın 309. maddesinde, olağanüstü ve istisnai bir kanun yolu olarak düzenlenen kanun yararına bozma ile, hâkim ya da mahkemelerce verilen ve temyiz veya istinaf incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar yahut hükümlerdeki, gerek maddi gerekse usule ilişkin, varlığı hukuk devleti ve düzeni için kabul edilemez boyuttaki hukuka aykırılıkların hem ilgilisi hem de hukuk düzeni/kanun/toplum yönünden giderilmesi ile ülkede uygulama birliğinin sağlanması amaçlanmaktadır. Ancak, kesin kararlara/hükümlere karşı kabul edilmesi nedeniyle bu amaçlara hizmet etmeyen, sadece yapılan uygulamanın hatalı olduğunun tespiti ile yetinilmesi sonucunu doğuran hukuka aykırılıkların bu yolla çözülmesinde kanun yararı olmadığı gibi bu uygulamanın kesin hükmün otoritesini sarsacağı da açıktır.
Aynı nedenlerle olağan kanun yollarına göre kapsamının dar ve sınırlı olması, hukuka aykırılığın, davanın özüne ve cezaya esaslı bir şekilde etki etmesi ve tüm hukuka aykırılıkların bir defada giderilmesi gerekmektedir.
Hâkim ya da mahkeme tarafından değiştirilmesi veya geri alınması her zaman mümkün olan kararlarda kanunun aradığı kesinlikten bahsedilemez. Ciddi boyuta ulaşmayan, maddi meseleye ilişkin olan, hâkimin kanaat ve takdir yetkisi kapsamında kalan hususlar ile infaz aşamasında, soruşturma ya da kovuşturma safhasında alınacak bir kararla giderilebilecek nitelikte olanlar gibi başka bir yol ve yöntemle giderilmesi ihtimali bulunan hukuka aykırılıkların kanun yararına bozma konusu olamayacağı kabul edilmelidir.
Keza hem maddi hukuka hem de yargılama hukukuna ilişkin aykırılıkların, karar veya hükümlerin verildiği anda mevcut olması gerekir. Hükümden sonra ortaya çıkan veya hüküm verilinceye kadar mahkemenin bilgisine sunulmamış olup da daha sonradan belirtilen nedenlere dayanılarak kanun yararına bozma talebinde bulunulamaz.
Kanun yararına başvuru nedeniyle yapılan inceleme sırasında, Adalet Bakanlığının istem yazısında ileri sürülmeyen ve sonuca etkili bulunan başkaca hukuka aykırılıklar görüldüğünde, bu yönlerden de başvuruda bulunulmasını sağlamak bakımından Adalet Bakanlığına ihbarda bulunulması, ihbar üzerine başvuruda bulunulması hâlinde ise tüm hukuka aykırılıkların bir defada giderilmesi gerekmektedir. Ceza Genel Kurulunun 29.09.2009 tarihli ve 177-210 sayılı kararında da vurgulandığı üzere kanun yararına başvurulan ve olağanüstü temyiz denilen kanun yolunda geçerli istekle bağlılık kuralı gereği, isteme konu edilmeyen hüküm ve hukuka aykırılıklar, kanun yararına bozma konusu yapılamayacaktır.
CMK'nın 309. maddesi uyarınca hâkim veya mahkemece verilip istinaf ya da temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümlerde, maddi hukuka veya muhakeme hukukuna ilişkin hukuka aykırılık bulunduğunu öğrenen Adalet Bakanlığı, o karar veya hükmün Yargıtayca bozulması talebini, kanuni nedenlerini açıklayarak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı olarak bildirecektir. Bunun üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı da hükmün veya kararın bozulması talebini içeren yazısına bu nedenleri aynen yazarak Yargıtay ilgili ceza dairesine verecek, ileri sürülen nedenlerin Yargıtayca yerinde görülmesi hâlinde karar veya hüküm kanun yararına bozulacak, yerinde görülmezse talep reddedilecektir.
Bozma sonrası yapılacak işlemler ve bu işlemleri gerçekleştirecek merciler ile bozma kararının etkileri ise, bozulan hüküm veya kararın türü ve bozma nedenlerine göre CMK'nın 309. maddesinin dördüncü fıkrasında düzenlenmiştir. Bu fıkranın düzenlenmesinde belirleyici olması nedeniyle yorumlanmasında da kesin hüküm (kaziyei muhkeme) kavramı temel kriter olarak nazara alınmalıdır.
Hukuk devletinin temel unsurlarından biri olarak hukuk güvenliği, toplum düzeni ve barışı için zorunlu olsa da son çare olarak başvurulması gereken yargılama/cezalandırma tehdidi altında sürekli olarak kalmamayı zorunlu kılar. Bu nedenle hukuk düzenleri, kesin hükmün otoritesini koruyagelmektedir.
Kesin hüküm, mahkemeler tarafından verilmiş hükümlerin belli şartlar altında kazanmış oldukları kanuni gerçeklik olarak tanımlanmaktadır. (Kunter, Ceza Muhakemesi Hukuku, 9.Bası, İstanbul 1989, s.44, Kuru/Arslan/Yılmaz, 2011, s. 686, Akkaş, Ahmet Hulusi, Ceza Muhakemesi Bağlamında Yargı Mercileri Kararlarının Birbirleri Üzerindeki Etkisi, Adalet Yayınevi, s. 71,) Genel ve temel bir ilke hâlini almış bu kanuni gerçeklik ile, bir yönden kişiler arasındaki uyuşmazlıkları bir noktada çözüme kavuşturarak toplumsal düzen ve barışı tesis etmek/korumak, davaların usulen sona ermesini sağlamak (şeklî anlamda kesin hüküm), diğer taraftan hukuksal uyuşmazlıkların kesin bir şekilde son bulmasını temin etmek (maddi anlamda kesin hüküm) istenmektedir. Şeklî anlamda kesin hüküm, hüküm hakkında öngörülmüş bir kanun yolunun bulunmadığı, bulunuyorsa kanun yollarının tüketilmesi sonucunda ortaya çıkan izafi bir gerçekliği ifade ettiğinden, kesin hükümden maksadın maddi anlamda kesin hüküm olduğu açıktır. Maddi anlamda kesin hüküm, yapılan yargılama sonunda hukuki ihtilafın esasını -kural olarak- bir daha yargılama konusu yapılamayacak biçimde çözmesi itibarıyla kanuni bir gerçeklik olmayı hak eder. Bu özelliği iledir ki, hem ilgililerini mutlak surette bağlar (olumlu etkisi) hem de ne bis in idem ilkesi koruması altında, aynı şahsın, aynı fiili nedeniyle ikinci kez yargılanmasına engel olur (olumsuz etkisi).
Şu hâle göre, maddi anlamda kesin hüküm niteliği kazanmış bir hükmün mevcut olduğu durumlarda kural olarak ikinci kez yargılama yapılamaz ve aleyhe sonuç doğuracak biçimde yeni bir hüküm tesis edilemez. Bu nedenle de olağanüstü kanun yollarını düzenleyen normların, istisnai norm olmaları itibarıyla dar yorumlanmaları kesin hükmün otoritesinin korunması gereğinin zorunlu sonucudur.
Bu bağlamda CMK'nın 309. maddesinin dördüncü fıkrasındaki düzenleme incelendiğinde:
a. Dördüncü fıkranın (a) bendi uyarınca; bozma nedeni 223. maddede tanımlanan ve davanın esasını çözmeyen bir karara ilişkin ise, kararı veren hâkim veya mahkeme, gerekli inceleme ve araştırma sonucunda yeniden karar verir. CMK'nın 223. maddesinde hükümler; mahkûmiyet, beraat, ceza verilmesine yer olmadığı, güvenlik tedbirine hükmedilmesi, davanın reddi ve düşmesi, adli yargı dışındaki bir yargı merciine yönelik görevsizlik kararları olarak tahdidi biçimde sayılmıştır. 03.06.1936 tarihli ve 129-11 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararına göre de bu kararlardan; "Mahkûmiyet ve beraat kararı ile zamanaşımı, af ve davadan vazgeçme gibi düşme sebeplerine dayanılarak verilen kararlar davanın esasını halleden kararlardandır".
Bozmaya konu hüküm, mahkûmiyet, beraat ve düşme dışında kalan, davanın esasını çözmeyen ve bu hâliyle esasen maddi anlamda kesin hüküm niteliği de taşımayan bir hüküm ise, 26.10.1932 tarihli ve 29-12 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında da benimsendiği gibi (Adalet Bakanının uygulamadaki hatalardan başka esas ve hükme etkili olan usul hatalarından dolayı da yazılı emir vermeye yetkili olduğu, yazılı emir üzerine bozulan mahkeme hükmünün davanın esasını hallettiği surette yargılamanın tekrarlanmaması, davanın esasını halletmediği surette yargılamanın tekrarlanması gerektiği); kararı veren hâkim veya mahkeme, gerekli inceleme ve araştırma sonucunda yeniden karar verir. Bu ihtimalde işin esası ile ilgili yargılama yapıp yeni bir hüküm kurmaya engel bir durumdan bahsedilemez.
b. Dördüncü fıkranın (b) bendi uyarınca; bozma nedeni mahkûmiyete ilişkin hükmün, davanın esasını çözmeyen yönüne veya savunma hakkını kaldırma veya kısıtlama sonucunu doğuran usul işlemlerine ilişkin ise, kararı veren hâkim veya mahkemece yeniden yapılacak yargılama sonucuna göre gereken hüküm verilir. Bu hüküm, önceki hükümle belirlenmiş olan cezadan daha ağır olamaz.
Bozmaya konu hükmün, bir mahkûmiyet hükmü olması itibarıyla 223. maddede sayılan ve davanın esasını çözen, maddi anlamda kesin hüküm olduğunda kuşku yoktur. Kanun koyucu bu ihtimalde yukarıda yer verilen açıklamalar doğrultusunda, bozmanın kapsamını, davanın esasını çözmeyen yönündeki veya savunma hakkını kaldırma veya kısıtlama sonucunu doğuran usuli işlemlerdeki hukuka aykırılıkların giderilmesi amacıyla sınırlı tutmuştur. Bir anlamda maddi anlamda kesin hükmün kurulduğu yargılamanın, adil yargılanma ilkesi parametrelerine uygun olarak yapılmaması nedeniyle kararı veren hâkim veya mahkemece yeniden yapılacak yargılama sonucuna göre tekrar hüküm kurulmasına imkân tanınmaktadır. Ancak bu hüküm, önceki hükümle belirlenmiş olan cezadan daha ağır olamayacaktır.
c. Dördüncü fıkranın (c) bendi uyarınca; bozma sebebi davanın esasını çözüp de mahkûmiyet dışındaki hükümlere ilişkin ise, aleyhte sonuç doğurmaz ve yeniden yargılamayı gerektirmez. Bu durumda bozmaya konu hüküm, beraat ve düşme gibi davanın esasını çözen ve bu hâliyle esasen maddi anlamda kesin hüküm niteliği de taşıyan bir hüküm olduğundan, Özel Dairenin varsa hukuka aykırılıkları tespit ederek hükmü, aleyhte sonuç doğurmamak ve yeniden yargılanmamak üzere bozmakla yetinmesi gerekmektedir. Hâl böyle olunca bozmadan sonra kararı veren mahkemece yeniden yargılama yapılması ve hüküm kurulmasının kanuni dayanağı yoktur. Bu durum göz ardı edilmek suretiyle bozmadan sonra, kararı veren mahkemece yargılamaya devam edilerek verilen yeni hüküm hukuki değerden yoksundur.
d. Dördüncü fıkranın (d) bendi uyarınca; bozma nedenleri hükümlünün cezasının kaldırılmasını gerektiriyorsa cezanın kaldırılmasına, daha hafif bir cezanın verilmesini gerektiriyorsa bu hafif cezaya Yargıtay ceza dairesi doğrudan hükmeder. Bozmaya konu hükmün bir mahkûmiyet hükmü olduğunda ve dolayısıyla davanın esasını çözen ve bu hâliyle esasen maddi anlamda kesin hüküm niteliği taşıdığında kuşku yoktur. Açıklanan nedenle bu ihtimalde kanun koyucu, hükmün aleyhe bozulmasına ve bozmadan sonra kararı veren mahkemece yargılamaya devam edilmesine izin vermemiştir. Eğer mahkûmiyet hükmüne konu cezanın kaldırılması gerekiyorsa cezanın kaldırılmasına, daha hafif bir cezanın verilmesi gerekiyorsa bu hafif cezaya Yargıtay ceza dairesi doğrudan hükmedecektir.
e. 309. maddenin 1. fıkrasında; "hâkim veya mahkeme tarafından verilen ... karar veya hükümlerden" bahsedildiğine göre, düzenlemenin belli ölçüde muğlak olduğu görülmekte ise de, "hakim kararı"nın da şartları varsa kanun yararına bozmaya konu olabileceğinde tereddüt yaşanmamalıdır. Uygulama bu yönde istikrar kazanmış durumdadır. Anılan kararların nitelikleri itibarıyla maddi anlamda kesin hüküm kapsamında değerlendirilemeyecekleri açık olduğundan bozmadan sonra kararı veren hâkim gerekli inceleme ve araştırma sonucunda yeniden karar verecektir. Yeni karar ilgilisinin lehine ya da aleyhine olabilir.
Görüldüğü üzere kanuni düzenleme; bozmanın konusunun, davanın esasını çözen ve bu hâliyle maddi anlamda kesin hüküm niteliği taşıyan bir hüküm olması durumunda, kural olarak yeniden yargılamaya ve aleyhte sonuç doğuracak biçimde yeniden hüküm tesis etmeye izin vermemektedir.
Bozma davanın esasını çözüp de mahkûmiyet dışındaki hükümlere ilişkin ise, aleyhte sonuç doğurmaz ve yeniden yargılamayı gerektirmez. Bu durumda Özel Dairenin hukuka aykırılıkları tespit ederek hükmü, aleyhte sonuç doğurmamak ve yeniden yargılanmamak üzere bozmakla yetinmesi gerekmektedir. Bozmadan sonra, kararı veren hâkim veya mahkemece yapılacak herhangi bir işlem yoktur.
Konuları mahkûmiyet hükmü olduğundan, dördüncü fıkranın (b) ve (d) bentlerinin birlikte değerlendirilmesi gerekir. Bu cümleden olarak, mahkûmiyete ilişkin hükmün, davanın esasını çözen yönü ile ilgili olarak ne bis in idem ilkesi gereğince bozma kararı verilemez. Şu kadar ki, hükümlünün cezasının kaldırılması gerekiyorsa cezanın kaldırılmasına, daha hafif bir cezanın verilmesi gerekiyorsa bu hafif cezaya Yargıtay ceza dairesi doğrudan hükmedecektir. Mahkûmiyet hükmünde cezanın noksan belirlenmesinin, davanın esasını çözen yönüne ilişkin olduğunda kuşku bulunmadığından Özel Dairenin işbu hukuka aykırılıkları tespit ederek hükmü, aleyhte sonuç doğurmamak ve yeniden yargılanmamak üzere bozmakla yetinmesi gerekmektedir. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 29.09.2009 tarihli ve 145-214; 21.11.2006 tarihli ve 246-261; 04.07.2006 tarihli ve 185-175; 14.06.2005 tarihli ve 55-64 sayılı kararlarında da sanık aleyhine kanun yararına bozma yoluna başvurulabilmesinin mümkün olduğu, ancak bu hâlde hükmün aleyhe sonuç doğurmamak üzere bozulması gerektiği vurgulanmıştır.
İhtilafla doğrudan irtibatlı ve Özel Dairenin kanun yararına bozma kararına konu hükmün açıklanmasının geri bırakılması, sanık hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünün hukuki bir sonuç doğurmamasını ifade eden ve doğurduğu sonuçlar itibarıyla karma bir özelliğe sahip bulunan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verildikten sonra, denetim süresi içinde kasten yeni bir suçun işlenmemesi ve yükümlülüklere uygun davranılması hâlinde, açıklanması geri bırakılan hüküm ortadan kaldırılarak kamu davasının CMK’nın 223. maddesi uyarınca düşmesine karar verilecek, denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmesi veya denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere aykırı davranılması hâlinde ise CMK'nın 231/11. maddesi gereğince hüküm açıklanacak, ancak mahkeme, kendisine yüklenen yükümlülükleri yerine getiremeyen sanığın durumunu değerlendirerek; cezanın yarısına kadar belirleyeceği bir kısmının infaz edilmemesine ya da koşullarının varlığı hâlinde hükümdeki hapis cezasının ertelenmesine veya seçenek yaptırımlara çevrilmesine karar vererek yeni bir mahkûmiyet hükmü kurabilecektir ( CGK’nın 21.02.2024 tarihli ve 50-78, 17.02.2022 tarihli ve 90- 98... .11.2020 tarihli ve 56-438 sayılı kararları).
Bu bağlamda temyiz ve istinaf kanun yollarından geçmeksizin kesinleşen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararların ülke sathında uygulama birliğine ulaşmak ve ciddi boyutlara ulaşan hukuka aykırılıkların toplum ve birey açısından hukuk yararına giderilmesi amacıyla olağanüstü bir kanun yolu olan kanun yararına bozma konusu yapılabileceği kabul edilmelidir. Nitekim Yüksek Kurulun 10.04.2018 tarihli ve 487-1 51... .02.2024 tarihli ve 50-78 sayılı kararlarında da aynı sonuca ulaşılmıştır.
Kaldı ki, Anayasa Mahkemesinin 20.07.2022 tarihli ve 121-88 sayılı kararında, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararları ile ilgili olarak etkin bir kanun yolu başvurusunun bulunmaması ısrarla vurgulanarak anılan normun ilgili fıkraları iptal edilmiştir.
Karar tarihinden sonra 05.04.2023 tarihinde yürürlüğe giren 7445 sayılı İcra ve İflas Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 21. maddesi ile CMK'nın 231. maddesinin 12. fıkrası; "İtiraz mercii, karar ve hükmü inceler; usul ve esasa ilişkin hukuka aykırılık tespit ettiği takdirde, gerekçesini göstererek karar ve hükmü kaldırır ve gereğinin yapılması için dosyayı mahkemesine gönderir." şeklinde, 12.03.2024 tarihinde yürürlüğe giren 7499 sayılı Ceza Muhakamesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 21. maddesi ile de; "272 nci maddenin üçüncü fıkrası hükümleri saklı kalmak üzere, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına karşı istinaf yoluna başvurulabilir. Bölge adliye mahkemesi tarafından verilen kararlar hakkında 286 ncı madde hükümleri uygulanır. 272 nci maddenin üçüncü fıkrası hükümleri saklı kalmak üzere, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının ilk derece mahkemesi sıfatıyla bölge adliye mahkemesi veya Yargıtay tarafından verilmesi hâlinde temyiz yoluna gidilebilir. İstinaf ve temyiz yolunda karar ve hüküm, usul ve esasa ilişkin hukuka aykırılıklar yönünden incelenir." şeklinde değiştirilmiştir.
B. Somut Olayda Hukuki Nitelendirme
Cinsel taciz suçundan sanığın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 105/1, 105/2-e, 43/2 yollamasıyla 43/1 ve 53. maddeleri uyarınca iki kez 1 yıl 21... gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 231/5. maddesi uyarınca da hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ve 5 yıl denetim süresi belirlenmesine ilişkin Akşehir 2. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 20.12.2018 tarihli ve 507-1311 sayılı karara Cumhuriyet savcısı tarafından itiraz edilmesi üzerine Akşehir Ağır Ceza Mahkemesince 18.02.2019 tarih ve 2019/110 Değişik İş sayı ile itirazın reddine kesin olarak karar verildiği anlaşılan dosyada;
Hukuksal uyuşmazlığın kesin bir şekilde son bulmasını temin eden maddi anlamda kesin hüküm değil ve fakat şeklî anlamda bir kesinlik arz eden, CMK'nın 223. maddesinde tanımlanan ve davanın esasını çözmeyen bir karar özelliği taşıyan mercii kararının, mahiyeti itibarıyla dördüncü fıkranın (c) bendi kapsamında; davanın esasını çözüp de mahkûmiyet dışındaki beraat ve düşme gibi esasen maddi anlamda kesin hüküm niteliği de taşıyan bir hüküm olmadığından CMK'nın 309. maddesinin dördüncü fıkrasının (a) bendi uyarınca kararı veren mahkemenin yeniden karar vermesi için bozulması gerekir. Bu nev'iden bozma kararı aleyhe sonuç doğurabilir. Bu nedenle, kararın aleyhte sonuç doğurmamak üzere verilen bozmaya dair Özel Daire kararındaki gerekçede hukuki isabet bulunmamaktadır.
Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyeleri ... ve ...; "Cinsel taciz suçundan sanığın 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 105/1, 105/2, 43/2. maddeleri gereğince 1 yıl 21... gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 231/5. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına, sanığın 5 yıl süre ile denetime tâbi tutulmasına dair yerel mahkeme kararı, itirazın reddi ile kesinleşmiştir.
Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün yazısıyla; 5271 sayılı CMK'nın 231/5. maddesinde yer alan, 'Sanığa yüklenen suçtan dolayı yapılan yargılama sonunda hükmolunan ceza, iki yıl veya daha az süreli hapis veya adlî para cezası ise; mahkemece, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilir…' şeklindeki düzenleme nazara alındığında, sanığa 1 yıl 21... gün hapis cezası verilmiş olması karşısında anılan maddede yer alan iki yıl veya daha az süreli hapis cezası şartının somut olayda gerçekleşmemiş olduğu gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmediğinden 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesi uyarınca kararın bozulması istenmiş ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, kanun yararına bozma talep etmiştir.
Tebliğnamedeki düşünceyi yerinde gören Yargıtay 9. Ceza Dairesi; 5271 sayılı CMK’nın 'sanığa yüklenen suçtan dolayı yapılan yargılama sonunda hükmolunan ceza, 2 yıl veya daha az süreli hapis veya adli para cezası ise; mahkemece, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilir' şeklindeki 231/5. maddesinin amir hükmü karşısında, iki yılın üzerindeki hapis cezası bakımından hükmün açıklanmasını geri bırakılması kurumunun uygulanamayacağı gözetilmeksizin 1 yıl 21... gün hapis cezası verilen sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi hukuka aykırı bulunmuş ve cinsel taciz suçundan sanık hakkında Akşehir 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 20.12.2018 gün ve 2016/507 Esas, 2018/1311 Karar sayılı hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararının 5271 sayılı CMK'nın 309. maddesinin 3. fıkrası gereğince kanun yararına bozulmasına, CMK'nın 309. maddesinin 4. fıkrasının (c bendi uyarınca) yeniden yargılama yapılmamak ve aleyhe sonuç doğurmamak üzere gerekli işlemin yapılmasına, karar vermiştir.
Bu karara Yargıtay C. Başsavcılığı 'yeniden yargılama yapılmamak ve aleyhe sonuç doğurmamak üzere' ifadelerine itiraz etmiştir.
Yargıtay Yüksek Ceza Genel Kurulunun çoğunluğu ile farklı düşündüğümüz ihtilaf konusu, açıklanması geri bırakılan hükmün kanun yararına bozma sonrasında yargılama yapılarak açıklanması ve aleyhe sonuç doğurmasındadır.
5271 sayılı CMK’nun 309 maddesinde düzenlenen kanun yararına bozma olağanüstü kanun yolu, sanık aleyhine sonuç doğuracak hukuki sonuçlara yol açamaz. İstinaf ve temyiz kanun yolundan geçmeden kesinleşmiş ve hukuka açıkça aykırı hükümlerin aleyhe sonuç doğurmamak üzere hukuka uygun hale getirilmesi için bir çare olarak düşünülen ve olağanüstü bir kanun yolu olan kanun yararına bozma, mahkumiyet hükümlerinin aleyhe yeniden yargılama yapılmasına ve cezanın infaz edilmesine vasıta olarak kullanılamaz.
Somut olayda sanığa verilen 1 yıl 21... günlük hapis cezasının açıklanmasının geri bırakılması mümkün değil ise de artık itirazın reddi ile kesinleştiğinden kanun yararına bozma yoluyla bozulup sonrasında yargılama yapılarak hükmün açıklanması ve infaz edilmesine hukuken imkan kalmamıştır. Açıkça hukuk kuralını ihlal eden ve kanundaki düzenlemeye aykırı olan hükümlerin sanık aleyhine sonuçlar verecek şekilde kanun yararına bozma yolu kullanılarak hukuk güvenliği ilkesinin ihlal edilmemesi gerekir.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, CMK’nun 231 maddesinde mahkumiyet hükmünün açıklanmayıp geri bırakılması ve deneme müddetinde suç işlemeyen uslu duran mahkumun artık mahkumiyet hükmü verilmemiş gibi hüküm ortadan kaldırılıp davanın düşürülmesi kararı verilmesi, devam eden bir dava sürecini değil verilmiş bir mahkumiyet kararını gerektirmektedir. Mahkumiyet dışındaki başka hiçbir hükmün açıklanması geri bırakılamaz. Öyleyse sadece mahkumiyet hükmünün açıklanması geri bırakılabilir. Açıklanması geri bırakılan mahkumiyet hükmünün şartları oluşmadığı halde verildiği anlaşılsa bile kanun yararına bozma yolu kullanılarak aleyhe hukuki sonuç verecek şekilde yargılamaya konu hale getirilmesi ve mahkumun hakkındaki cezanın infaz edilmesi hukuken düşünülemez. Kanun yararına bozma sonucu sanık aleyhine yargılamaya devam edilerek duruşma açılıp mahkumiyet hükmünün açıklanması hukuk güvenliğini ve devletin yargı organlarına duyulan güveni sarsar. Bu uygulama kanun yararına bozmanın kabul edilmesinin mantığına aykırıdır. Kanun yararına bozma sadece hukuka aykırılığın tespitine imkan veren ancak aleyhe sonuçlar doğurmayan bir olağanüstü kanun yolu olduğundan Yargıtay 9. Ceza Dairesinin bozma sonrası yaptığı açıklama doğal hukuki sonucun ifadesinden ibarettir.
5271 sayılı CMK’nun 309/4 fıkrasında a, b, c ve d alt bentlerinde bozma nedenlerine yer verilmiştir. Burada sayılan sebepler dışında kanun yararına bozma yapılamaz. Uygulamada buna uyulmayarak hangi bozma sebebine yer verildiği belirtilmeden kanun yararına bozma yapılmakta ve yargılama yapılıp hukuka aykırılığın giderilmesine çalışılmaktadır. Fakat kanun yararına bozmanın sadece belirli sebeplerle yapılabileceği gözden kaçırılmakta ve aleyhe hukuki sonuç doğuracak şekilde olağan bir kanun yolu olarak kullanılmaktadır. Yargıtay 9. Ceza Dairesi kanun yararına bozma sebebinin gösterip kanun yararına bozma yaparken kesin hüküm otoritesini de korumuştur. Bu zorunluluklara da uyulmadan sonucu müphem bırakılarak özel dairenin kanun yararına bozmasına yapılan itirazın kabulü doğru olmamıştır.
Kanun yararına bozma sonucunda yargılama yapılması ve cezanın açıklanması hukuken mümkün olmadığından sayın çoğunluğun tersi yöndeki düşüncesine katılmıyoruz." düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.
VI. KARAR
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,
2- Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 08.02.2022 tarihli ve 11163-1025 sayılı bozma kararının KALDIRILMASINA,
3- Kanun yararına bozma talebine atfen düzenlenen tebliğnamedeki bozma isteği yerinde görüldüğünden, Yerel Mahkemenin verdiği hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının CMK'nın 309. maddesi uyarınca kanun yararına BOZULMASINA, aynı maddenin 4. fıkrasının (a) bendi uyarınca MÜTEAKİP İŞLEMLERİN MAHALLİNDE YAPILMASINA,
4- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 21.01.2026 tarihinde müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.
Kaynak: Adalet Bakanlığı Mevzuat ve İçtihat Bilgi Sistemi. Metin resmî kaynaktaki hâliyle aktarılmıştır; kararda anonimleştirilmeden kalmış kişisel veriler “...” ile gizlenmiştir.
Benzer Kararlar
Ceza Genel Kurulu 01.10.2025
Yargılanan Suçtan Sonra İşlenen Suçun Mahkûmiyeti HAGB Kararına Yasal Engel Değil
Yargıtay Ceza Genel Kurulu · E. 2024/547 · K. 2025/368
Sanığın adli sicilindeki, yargılanan suçtan sonra işlenip kesinleşen suça ait mahkûmiyet HAGB kararına yasal engel oluşturmaz; yalnızca suç işleme eğiliminin değerlendirilmesinde dikkate alınabilir.
Bozma Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması
Ceza Genel Kurulu 17.09.2025
Kesinleşen HAGB Kararı Kanun Yararına Bozulabilir, Bozma Sonrası Hüküm Temyize Tabidir
Yargıtay Ceza Genel Kurulu · E. 2025/194 · K. 2025/342
Temyiz veya istinaftan geçmeden kesinleşen HAGB kararı kanun yararına bozma konusu olabilir; bu bozma üzerine verilen yeni hüküm, dosya Yargıtay denetiminden geçtiğinden temyize tabidir.
Diğer Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması
Yargıtay 1. CD 18.05.2026
Doğrudan MERNİS Adresine Usulsüz Tebliğ Edilen HAGB Kararında Denetim Süresi Başlamaz
Yargıtay 1. Ceza Dairesi · E. 2026/2959 · K. 2026/4023
MERNİS adresi bilinen adresle aynıyken HAGB kararının 21/1 denenmeden doğrudan Tebligat Kanunu 21/2 ile tebliği usulsüz olup denetim süresi başlamadığından yeni suç gerekçesiyle hüküm açıklanamaz.
Bozma Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması
Yargıtay 4. CD 01.07.2026
Hükümden Önce Şikâyetten Vazgeçilen Hakarette HAGB Kanun Yararına Bozuldu, Dava Düştü
Yargıtay 4. Ceza Dairesi · E. 2026/6736 · K. 2026/12405
Somut olayda mağdurun hükümden önce şikâyetinden vazgeçmesi kabul edildiğinden, hakaret suçunda TCK 73/4 ve CMK 223/8 uyarınca düşme kararı verilmesi gerekirken mahkûmiyet hükmü kurulup HAGB verilmesi hukuka aykırıdır.
Bozma Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması
Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması konusundaki 16 kararın tümü
İlgili Rehber ve Hesaplama Araçları
Benzer Bir Hukuki Sorununuz mu Var?
Yargıtay kararları, somut olayın koşullarına göre farklı sonuç doğurabilir. Kira, iş, aile ve boşanma ile ceza hukuku uyuşmazlıklarında dosyanızın değerlendirilmesi için Av. Mete ŞAHİN ile iletişime geçebilirsiniz (Yenimahalle, Ankara).
Telefon ve WhatsApp: 0552 725 25 18 · WhatsApp ile yazın · İletişim formu
Bu sayfadaki özet ve açıklamalar genel bilgilendirme amaçlıdır; hukuki danışmanlık yerine geçmez. Kararın bağlayıcı metni resmî tam metindir ve somut olaydaki farklı koşullar sonucu değiştirebilir. Özetler, kararın resmî metnine dayanılarak hazırlanır ve yayımdan önce metinle karşılaştırılarak kontrol edilir. İçerik sorumlusu: Av. Mete ŞAHİN.