top of page

Ana Sayfa › İçtihatlar › Ceza Hukuku › Ceza Hukukunda Diğer Konular

Ceza Genel Kurulu İtirazın Reddi Ceza Hukuku

Kısa Kararla Açıklanan Hükümde İstinaf Süresi Gerekçeli Kararın Tebliğiyle Başlar

Yargıtay Ceza Genel Kurulu · E. 2023/550 · K. 2026/101 · T. 18.02.2026

Karar Özeti

Yalnızca kısa kararla açıklanan hükümlerde istinaf süresinin başlangıcı konusunda bölge adliye mahkemesi daireleri arasındaki uyuşmazlığı Yargıtay 8. Ceza Dairesi, sürenin tebliğden başlayacağı yönünde gidermiş; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı bu karara itiraz etmiştir. Ceza Genel Kurulu, Başsavcılığın uyuşmazlığın giderilmesi kararına itiraz yetkisi bulunduğunu kabul etmiştir. Esas yönünden, Anayasa Mahkemesinin CMK 273/1'deki ilgili ibareyi iptal eden kararı ve Anayasa'ya uygun yorum yükümlülüğü gözetilerek, 01.06.2024 öncesi kararlarda da istinaf süresinin gerekçeli kararın usulüne uygun tebliğinden başladığına hükmedilmiş ve itiraz oy çokluğuyla reddedilmiştir.

Kararın Ortaya Koyduğu İlke

Gerekçesi açıklanmadan kısa kararla tefhim edilen hükümlerde istinaf süresi, 01.06.2024 öncesi kararlar bakımından da hükmün açıklanmasından değil gerekçeli kararın usulüne uygun tebliğinden başlar.

Soru: Ceza davasında kısa karar açıklandığında istinaf süresi ne zaman başlar?

Sonuç: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazı oy çokluğuyla reddedildi.

Karar Künyesi

İlgili Mevzuat

Kararın Önemli Bölümleri

“istinaf başvuru süresinin 01.06.2024 tarihinden önce verilen kararlar bakımından da hükmün açıklanmasından değil, gerekçeli kararın usulüne uygun tebliğinden itibaren başladığının kabulü gerekmektedir.”

“henüz kesinleşmemiş ve derdest bulunan uyuşmazlıklarda mahkemelerin, uygulanması Anayasa’ya aykırı olduğu tespit edilmiş bir kuralı uygulamaya devam etmeleri mümkün değildir.”

Kararın Tam Metni

KARARI VEREN

YARGITAY DAİRESİ: 8. Ceza Dairesi

MAHKEMESİ: SAMSUN Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Daireleri Başkanlar

Kurulu

SAYISI: 1

I. HUKUKÎ SÜREÇ

Samsun Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Daireleri Başkanlar Kurulunca 07.04.2023 tarih ve 1 sayı ile; gerekçesi ile birlikte açıklanmayan hükümlerde istinaf başvuru süresinin tefhimle mi yoksa gerekçeli kararın tebliğinden itibaren mi başlayacağının belirlenmesine ilişkin İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesi ile Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin kesin nitelikteki kararları arasında oluşan uyuşmazlığın 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun'un 35/3. maddesi uyarınca giderilmesinin istenmesi üzerine, uyuşmazlık bulunduğuna kanaat getiren Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca 11.05.2023 tarih ve 52883 sayı ile Yargıtay 8. Ceza Dairesinden 5235 sayılı Kanun'un 35/4. maddesi uyarınca bir karar verilmesi talep edilmiştir.

Yargıtay 8. Ceza Dairesince 04.07.2023 tarih ve 1410-5677 sayı ile; "5237 sayılı Kanun'un 273 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca hüküm tarafların yüzüne karşı gerekçeleri ile birlikte açıklanmışsa istinaf süresinin tefhim tarihinden itibaren, gerekçeleri ile açıklanmayıp sadece kısa kararın açıklandığı kararlar yönünden ise; istinaf süresinin tebliğden itibaren başlayacağının kabulü ile; 5235 sayılı Kanun’un 35 inci maddesi uyarınca kısmen İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesinin görüşü doğrultusunda Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesi ile İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesi arasındaki uyuşmazlığın giderilmesine," karar verilmiştir.

II. İTİRAZ SEBEPLERİ

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 19.10.2023 tarih ve 110055 sayı ile; "...5271 sayılı CMK'nın 273/1. maddesinin açık hükmü uyarınca, istinaf kanun yolu başvuru süresinin hükmün açıklanmasından itibaren başlayacağı konusunda bir tereddüt bulunmadığı gibi, istinaf süresinin gerekçeli kararın tebliğinden sonra başlayacağına ilişkin Anayasa Mahkemesi kararında ise icra mahkemeleri uygulamasında tefhimde mahkemenin gerekçesi açıklanmadığı için istinaf süresinin tefhim tarihinden itibaren başlatılmasının öngörülemez nitelikte olduğu sonucuna ulaşıldığı, bu durumun icra mahkemelerine özgü olduğunun belirtilmesi karşısında; istinaf başvuru süresinin ilk derece mahkemesi kararının sanığa tefhim olunduğu tarihten başlayacağına ilişkin Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin 08.02.2023 tarihli ve 2023/6 değişik iş sayılı kararının usul ve yasaya uygun olduğu," görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur.

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 8. Ceza Dairesince 07.11.2023 tarih ve 4062-8561 sayı ile; itiraz nedeni yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

III. UYUŞMAZLIK KONUSU

Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; gerekçesi ile birlikte açıklanmayan hükümlerde, istinaf başvuru süresinin tefhimle mi yoksa gerekçeli kararın tebliğinden itibaren mi başlayacağının belirlenmesine ilişkin ise de müzakere sırasında bir kısım Ceza Genel Kurulu Üyesince, 5235 sayılı Kanun'un 35. maddesi kapsamında Özel Dairece verilen uyuşmazlığın giderilmesi kararına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının CMK’nın 308. maddesi gereğince itiraz yetkisinin bulunup bulunmadığının tartışılması gerektiğinin ileri sürülmesi üzerine Yargıtay İç Yönetmeliği'nin 27. maddesi uyarınca öncelikle bu hususun değerlendirilmesi gerekmiştir.

IV. OLGULAR

Uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti yapma veya sağlama suçundan inceleme dışı sanık ... ...'ın mahkûmiyetine ilişkin Küçükçekmece 1. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 20.09.2022 tarihli ve 343-193 sayılı hüküm ile bu hükme yönelik istinaf talebinin süre yönünden reddine ilişkin 12.10.2022 tarihli ek kararın inceleme dışı sanık ... müdafii tarafından istinaf edilmesi üzerine dosyayı inceleyen İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesince 06.12.2022 tarih ve 3130-2689 sayı ile; "...Hükmün sanık müdafinin yüzüne karşı 20.09.2022 tarihinde tefhim edildiği hâlde, sanık müdafi tarafından CMK.nın 273/1. maddesinde belirtilen 7 günlük süre geçtikten sonra 30.09.2022 tarihinde istinaf kanun yolu talebinde bulunulduğu, ilk derece mahkemesi tarafından da yasal süreden sonra yapılan istinaf talebinin reddine karar verildiği belirlenmekle;

İlk derece mahkemesinin ek kararında usule ve esasa ilişkin herhangi bir hukuka aykırılığın bulunmadığı anlaşılmakla;

5271 sayılı Kanun'un 279/1-b maddesi uyarınca, ilk derece mahkemesinin 12.10.2022 tarihli ek kararına yönelik istinaf başvurusunun reddine," karar verildiği,

Bu karara karşı inceleme dışı sanık ... müdafii tarafından itiraz edilmesi üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesince 22.12.2022 tarih ve 171 değişik iş sayı ile; "...Anayasa Mahkemesinin 14.09.2022 gün ve 2019/12803 Başvuru Numaralı kararında:

'...Somut olay değerlendirildiğinde başvurucuların kısa kararla birlikte kararın gerekçesini öğrenemediği, dolayısıyla karar gerekçesini bilmeyen başvuruculardan kısa kararın tefhiminden itibaren istinaf kanun yoluna başvurmalarını beklemenin başvuruculara ağır bir külfet yüklediği anlaşılmıştır. Bu durumda kanun yolu mercilerinin somut olayın koşullarında istinaf süresini, İcra Mahkemeleri tarafından karar gerekçesi açıklanmadan tefhim tarihinden itibaren başlatmasına ilişkin yorumlarının öngörülemez nitelikte olduğu, başvurucuların katlanmak zorunda kaldığı külfetin hedeflenen meşru amaçla orantısız olduğu, dolayısıyla müdahalenin ölçülü olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

43. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir...'

Şeklindeki kararı gözetilerek,

İş bu kamu davası dosyasında kısa kararın kovuşturmanın son celsesinde sanık ve müdafiine tefhim edildiği,

Ancak:

Yukarıda alıntılanan Anayasa Mahkemesi kararı karşısında sanığa ya da müdafiine karşı karar tefhim edilse bile gerekçeli karar tebliğ olunduktan sonra istinaf başvuru süresinin başladığının, aksi durumunun Anayasanın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğini kabul etmek gerekeceği,

İş bu kamu davasında da ilk derece mahkemesince gerekçeli kararın sanık müdafiine tebliğ edilmediği, dolayısıyla bu suç açıdan başvurunun süresinde olduğunu kabul etmekte hukuki ve vicdani zorunluluk bulunduğu...dolayısıyla vaki istinaf başvurularının da süresinde olduğu," açıklandıktan sonra itirazın kabulüne İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesinin 06.12.2022 tarihli ve 3130-2689 sayılı kararının kaldırılmasına karar verildiği,

İnfaz kurumuna veya tutukevine yasak eşya sokmak suçundan inceleme dışı sanık ...'ın mahkûmiyetine ilişkin Samsun 11. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 20.12.2022 tarihli ve 1228-1793 sayılı hükmün, inceleme dışı sanık ... tarafından istinaf edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesince 23.01.2023 tarih ve 54-121 sayı ile; "Sanığın yüzüne karşı kararın 20.12.2022 tarihinde verilmesi, istinaf süresinin bu hâlde sanık yönünden 27.12.2022 tarihinde dolması, sanığın 28.12.2022 tarihinde istinaf kanun yoluna başvurması dolayısıyla 7 günlük süreden sonra istinaf kanun yoluna başvuran sanığın istinafının süresinde olmadığı görülmekle CMK 279/2-b uyarınca sanığın istinaf başvurusunun süre yönünden reddine," karar verildiği,

Bu karara karşı Samsun Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet savcısı tarafından itiraz edilmesi üzerine, Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesince 08.02.2023 tarih ve 6 değişik iş sayı ile itirazın reddine karar verildiği, bunun üzerine Samsun Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet savcısı tarafından, CMK'nın 273/1. maddesinde düzenlenen istinaf başvuru süresinin tefhimden mi yoksa tebliğden mi başladığı hususunda yargısal makamlarca farklı kararlar verilmesi nedeniyle hak arama özgürlüğünün etkin bir şekilde sağlanabilmesi için bu konudaki farklı yargısal kararlardan hangisinin uygulanacağının belirlenmesini sağlamak amacıyla, 5235 sayılı Kanun'un 35/3 ve 40/6. maddeleri uyarınca Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesi ile İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesinin kararları arasındaki uyuşmazlığın giderilmesi yoluna başvurulmasının talep edildiği,

Talebin Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesi tarafından Samsun Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Daireleri Başkanlar Kuruluna iletildiği,

Anlaşılmaktadır.

V. GEREKÇE

A. 5235 sayılı Kanun'un 35. maddesi kapsamında Özel Dairece verilen uyuşmazlığın giderilmesi kararına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının CMK’nın 308. maddesi gereğince itiraz yetkisinin bulunup bulunmadığı sorunu;

1. İlgili Mevzuat ve Ön Soruna İlişkin Açıklamalar

Ayrıntıları Ceza Genel Kurulunun 07.01.2026 tarihli ve 319-16 sayılı kararında belirtildiği üzere;

5235 sayılı Kanun'un "Başkanlar kurulunun görevleri" başlıklı 35. maddesi;

"Bölge adliye mahkemesi ceza daireleri başkanlar kurulu ve hukuk daireleri başkanlar kurulu kendi aralarında toplanır ve aşağıdaki görevleri yaparlar:

....

3. Re'sen veya bölge adliye mahkemesinin ilgili hukuk veya ceza dairesinin ya da Cumhuriyet başsavcısının, Hukuk Muhakemeleri Kanunu veya Ceza Muhakemesi Kanununa göre istinaf yoluna başvurma hakkı bulunanların, benzer olaylarda bölge adliye mahkemesi hukuk veya ceza dairelerince verilen kesin nitelikteki kararlar arasında ya da bu mahkeme ile başka bir bölge adliye mahkemesi hukuk veya ceza dairelerince verilen kesin nitelikteki kararlar arasında uyuşmazlık bulunması hâlinde bu uyuşmazlığın giderilmesini gerekçeli olarak istemeleri üzerine, kendi görüşlerini de ekleyerek Yargıtay Birinci Başkanlığından istemek,

....

(3) numaralı bende göre yapılacak istem hakkında 4.2.1983 tarihli ve 2797 sayılı Yargıtay Kanununun 45 inci maddesi kıyas yoluyla uygulanır..." şeklinde iken 20.11.2017 tarihli ve 696 sayılı KHK'nın 92. maddesiyle birinci fıkranın üçüncü bendinde yer alan "Yargıtay Birinci Başkanlığından" ibaresi "Yargıtaydan bu konuda bir karar verilmesini" şeklinde ve ikinci fıkra ise "(3) numaralı bende göre yapılacak istemler, ceza davalarında Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına, hukuk davalarında ise ilgili hukuk dairesine iletilir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı uyuşmazlık bulunduğuna kanaat getirmesi durumunda ilgili ceza dairesinden bir karar verilmesini talep eder. Uyuşmazlığın giderilmesine ilişkin olarak dairece bu fıkra uyarınca verilen kararlar kesindir." şeklinde değiştirilmiş, daha sonra bu hükümler 01.02.2018 tarihli ve 7079 sayılı Kanun’un 87. maddesiyle aynen kabul edilerek kanunlaşmıştır.

Bahse konu değişikliğin gerekçesinde şu ifadelere yer verilmiştir: "...İlgili dairece verilen karar sadece uyuşmazlığın giderilmesine yönelik olup, bu karara konu olan kararlar bakımından ya da başka kararlar bakımından geçmişe yönelik doğrudan bir hukuki etki doğurmayacaktır. Ancak, koşulların bulunması durumunda yargılamanın yenilenmesi ya da bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet başsavcılığının itiraz yetkisi söz konusu olabilecektir. Diğer yandan Yargıtay dairelerinin verdiği kararlar ilk derece mahkemeleri ile bölge adliye mahkemelerinin bu karardan sonra vereceği kararlar bakımından da emsal teşkil edecektir.".

2797 sayılı Yargıtay Kanunu'nun 45. maddesi ise şöyledir;

"İçtihadların birleştirilmesini Birinci Başkan, doğrudan doğruya veya Yargıtay dairelerinin veya genel kurulların verdikleri karar sonucunda veya Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının bizzat yazı ile başvurması halinde, ilgili kuruldan ister. Bu istemlerin gerekçeli olması zorunludur.

Diğer merci veya kişilerin gerekçe göstererek yazılı başvurmaları halinde, içtihadı birleştirme yoluna gitmenin gerekip gerekmediğine Birinci Başkanlık Kurulu karar verir. Bu karar kesindir.

...

İçtihadı birleştirme kararları benzer hukuki konularda Yargıtay Genel Kurullarını, dairelerini ve adliye mahkemelerini bağlar.".

CMK'nın 286. maddesinin birinci fıkrasında, bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin bozma dışında kalan hükümlerinin kural olarak temyiz edilebileceği belirtildikten sonra ikinci fıkrasında bu kuralın istisnalarına yer verilmiştir. Bu düzenlemeye göre ilk derece mahkemelerinden verilen ve istisna kapsamında kalan hükümler Yargıtay denetiminden geçmeden kesinleşmektedir. Ne var ki ülke sathında birçok bölge adliye mahkemesi ve her mahkemenin çok sayıda dairesi bulunduğundan istinaf incelemesi ile kesinleşen kararlar arasında içtihat farklılığı doğması da kaçınılmaz olmaktadır.

Kural olarak bir ıslah mahkemesi olan bölge adliye mahkemeleri, ilk derece mahkemelerine göre bir üst mahkeme olması itibarıyla hem hukuki denetim hem de yeniden yargılama fonksiyonunu icra etmekte ise de ülke genelinde içtihat oluşturmak ve uygulama birliğini sağlamak, bir hukuki denetim mercii olan Yüksek Yargıtayın görev ve tekelindedir (2797 sayılı Kanun m. 1, 15... ).

İşte bu nedenledir ki kanun vazıı, aynı veya farklı bölge adliye mahkemesi ceza veya hukuk daireleri arasında ortaya çıkan içtihat uyuşmazlıklarını giderme görevini de 5235 sayılı Kanun'un 35. maddesi ile Yargıtaya vermiştir. Anılan normun ilk hâline göre, içtihat aykırılıklarını giderme yetkisi Yargıtay Kanunu'nun 45. maddesine yapılan atıf nedeniyle Yargıtay Ceza Genel Kuruluna aittir. Bu düzenleme ile bölge adliye mahkemesi ceza daireleri arasında ortaya çıkan içtihat farklılıklarının, Yargıtay Ceza Daireleri arasında oluşan içtihat uyuşmazlıklarının ortadan kaldırılmasına ilişkin kurallara kıyasen giderilmesi, içtihatların bu suretle birleştirilmesi benimsenmişti.

696 sayılı KHK ile maddede yapılan ve 7079 sayılı Yasa ile kanunlaşan değişiklik ile Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Daireleri Başkanlar Kurulu, uyuşmazlığın giderilmesi için artık doğrudan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına müracaat edebilmektedir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı uyuşmazlık bulunduğu kanaatinde ise Yargıtayın ilgili ceza dairesinden bir karar verilmesini talep edecektir.

Bu istem üzerine uyuşmazlığın giderilmesine ilişkin olarak Yargıtay ilgili ceza dairesince verilen kararlar kesindir. Düzenlemenin son hâlinde dairenin verdiği kararların kesin olduğu belirtilmekle birlikte içtihadı birleştirme kararlarının benzer hukuki konularda Yargıtay genel kurullarını, dairelerini ve adliye mahkemelerini bağlayacağına dair 2797 sayılı Kanun'un 45. maddesine benzer bir hükme yer verilmemiştir. Ancak maddede yapılan bahse konu değişikliğin gerekçesinde ilgili Yargıtay dairesince verilen kararın sadece uyuşmazlığın giderilmesine yönelik olup bu karara konu olan kararlar ya da başka kararlar bakımından geçmişe yönelik doğrudan bir hukuki etki doğurmayacağı ve fakat koşulların bulunması durumunda yargılamanın yenilenmesi ya da bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet başsavcılığının itiraz yetkisinin söz konusu olabileceği ifade edilirken aynı zamanda uyuşmazlığın giderilmesi kararının ilk derece mahkemeleri ile bölge adliye mahkemelerinin bu karardan sonra vereceği kararlar bakımından da emsal teşkil edeceği ifade edilmiştir.

Görüldüğü üzere, Bölge Adliye Mahkemeleri(si) Ceza Daireleri arasında oluşan içtihat farklılıklarının giderilmesine, içtihatların birleştirilmesine ilişkin kararlar, hukuki niteliği itibarıyla olmasa da doğurduğu sonuçlar bakımından "içtihadı birleştirme" kararlarına benzemektedir. Bu nedenledir ki Yüksek mahkemenin ülke genelinde içtihat oluşturmak ve uygulama birliğini sağlamak görev ve fonksiyonunun en güçlü ve adil biçimde ifası mecburiyeti bulunmaktadır. İhtilaf konularının, mahiyet ve kapsam itibarıyla birden fazla özel Dairenin görev/iş bölümü alanına girme ihtimali de nazara alındığında, bu birleştirmenin gerektiğinde Ceza Genel Kurulunda yerine getirilmesi imkânının, yorum yoluyla bertaraf edilmemesi lazımdır.

Diğer taraftan;

"Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının itiraz yetkisi" başlıklı CMK’nın 308. maddesinin birinci fıkrası itiraz tarihi itibarıyla şöyledir:

"Yargıtay ceza dairelerinden birinin kararına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, resen veya istem üzerine, ilâmın kendisine verildiği tarihten itibaren otuz gün içinde Ceza Genel Kuruluna itiraz edebilir. Sanığın lehine itirazda süre aranmaz.".

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının olağanüstü bir kanun yolu olarak itiraz yoluna başvurabileceği kararlar yönünden madde metninde bir sınırlama yapılmamıştır. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının itirazının, Yargıtay ceza dairelerinin kararlarındaki hukuka aykırılıkların Ceza Genel Kurulu tarafından giderilmesini isteme ve bu yolla içtihat birliğini sağlama işlevi ile kamuoyunun tatminini amaçlayan bir yönü bulunmaktadır. Bununla birlikte uygulamada; eleştiriye ilişkin düşüncelerin reddine dair kararlar, kabule göre bozma kararları veya sonuca etkili olmayan hukuka aykırılıklar gibi bazı hâllerde bu yola başvurulamayacağı kabul edilmiştir.

2. Hukuki Değerlendirme

CMK’nın 308. maddesinin birinci fıkrasının sarahati ile gerek iş bu maddenin gerekse 5235 sayılı Kanun'un 35. maddesinin gerekçe, anlam, amaç ve kapsamı birlikte değerlendirildiğinde, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısınca, Özel Dairenin 5235 sayılı Kanun'un 35. maddesi kapsamında verdiği uyuşmazlığın giderilmesi kararına karşı CMK’nın 308. maddesi gereğince itiraz edebileceğinin kabulü gerekir.

Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyesi ...; "Özel Dairenin 5235 sayılı Kanun'un 35/3. maddesi kapsamında verdiği kararlara karşı CMK'nın 308. maddesi gereğince itiraz yoluna başvurulmasının mümkün olmadığı düşüncesiyle ön sorun yönünden itirazın reddine karar verilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Şöyle ki;

Benzer konularda aynı bölge adliye mahkemesinin farklı daireleri veya farklı bölge adliye mahkemelerinin daireleri arasında içtihat uyuşmazlığı çıkması mümkündür. İstinaf kanun yolu aleyhine ileri sürülen önemli hususlardan biri de, birçok uyuşmazlık konusuyla ilgili olarak istinafa başvurulması ve temyiz kanunun yolunun kapatılarak içtihat birliğinin sağlanması yönündeki çabaların yetersiz kalmasına neden olacağıdır. 5235 sayılı Kanun'da içtihat aykırılıklarının giderilmesini sağlamaya yönelik düzenleme yapılmıştır. Yargıtay, ülkedeki içtihat birliğinin sağlanabilmesi konusundaki tek mahkeme olma özelliğine sahip bulunmaktadır. Bu nedenle aynı veya farklı bölge adliye mahkemesi daireleri arasında ortaya çıkan içtihat aykırılıklarını giderme yetkisi Yargıtaya aittir.

Ancak içtihat farklılığı ile içtihat aykırılıkları kavramlarını birbiriyle karıştırmamak gerekir. İçtihat farklılığı benzer olaylarda tamamen birbirine aykırı hale dönüşürse içtihat aykırılıkları oluşacaktır. İçtihat aykırılığından söz edilebilmesi için aykırılık teşkil ettiği belirtilen görüş ve uygulamaların süreklilik arz etmesi gerekir. Bu nedenle dairelerin kararları arasında bir aykırılık olması tek başına içtihat aykırılığı bulunduğu anlamına gelmez ve içtihatların birleştirilmesini gerektirmez. Diğer taraftan ancak bölge adliye mahkemelerince verilen kesin nitelikteki kararlar arasında meydana gelen içtihat aykırılıklarının giderilmesi için Yargıtaya başvurulması olanaklıdır (5235 sayılı Kanun m.35/3).

İçtihat uyuşmazlıklarının giderilmesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına başvurma görevi bölge adliye mahkemesi ceza daireleri başkanlar kuruluna aittir. Bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet başsavcısının, dairelerin benzer olaylarda kesin olarak verdikleri kararlar arasındaki uyuşmazlığın giderilmesi için ceza daireleri başkanlar kuruluna başvurma görevi bulunmaktadır (5235 sayılı Kanun m.40/6). Ancak bölge adliye mahkemesi ilgili dairesi veya istinaf kanun yoluna başvurma hakkı olanların da içtihat aykırılıklarının giderilmesi için ceza daireleri başkanlar kuruluna başvurma hakkı bulunduğu gibi kurul re’sen de aykırılığın giderilmesi için Yargıtaya başvurabilir (5235 sayılı Kanun m.35/3).

İçtihat aykırılıklarının giderilmesi için bölge adliye mahkemesi ceza daireleri başkanlar kuruluna yapılacak başvuruların gerekçeli olması gerekir (5235 sayılı Kanun m.35/3). Başvuruyu alan ceza daireleri başkanlar kurulu kendi görüşünü de ekleyerek Yargıtaydan bu konuda bir karar verilmesini isteyecektir. Başkanlar kurulunun yapılan bütün başvuruları Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına göndermek zorunda olup olmadığı konusunda hükümde bir açıklık yoktur. Ancak başkanlar kurulunun yaptığı inceleme sonucunda içtihatlar arasında aykırılık bulunduğu kanaatine varması hâlinde kendi görüşünü de ekleyerek başvuruyu Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına göndermesinin maddenin düzenleniş biçimi ve amacına daha uygun olduğunu düşünüyoruz. Bu nedenle içtihatlar arasında Yargıtay tarafından giderilmesini gerektirecek bir aykırılık bulunmadığını düşünen başkanlar kurulu, başvuruyu Yargıtaya göndermemeli ve bunu başvurana bildirmelidir.

Ceza uyuşmazlıklarında aynı veya farklı bölge adliye mahkemelerinin daireleri arasında oluşan içtihat aykırılıklarını giderme yetkisi Yargıtay ilgili ceza dairesine aittir. Ceza dairesinden talepte bulunma yetkisi ise Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına aittir (5235 sayılı Kanun m.35/4). Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı bütün başvuruları ilgili ceza dairesine göndermek zorunda değildir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, içtihatlar arasında uyuşmazlık bulunduğuna kanaat getirmesi durumunda ilgili ceza dairesinden bir karar verilmesini talep edecektir (5235 sayılı Kanun m.35/4).

696 sayılı KHK ile yapılan değişiklikten önce bölge adliye mahkemeleri arasında oluşan içtihat aykırılıkların giderme yetkisi Yargıtay Ceza Genel Kuruluna aitti ve bölge adliye mahkemelerinin daireleri arasında oluşan içtihat aykırılıklarının giderilmesi yöntemi Yargıtay ceza daireleri arasında oluşan içtihat uyuşmazlıklarının giderilmesine ilişkin kurallara benzer şekilde düzenlenmişti. Bölge adliye mahkemelerinin daireleri arasında oluşan içtihat uyuşmazlıklarını giderme görevinin Yargıtay Ceza Genel Kuruluna ait olduğuna ilişkin 2797 sayılı Yargıtay Kanunu'nun 15. maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi, 20.11.2017 tarihli ve 696 sayılı KHK’nın 46. maddesi ile yürürlükten kaldırılmıştır.

Önceki düzenlemeye göre, Yargıtay Birinci Başkanlar Kurulunun başvurusu üzerine (2797 sayılı Kanun m. 45) Yargıtay Ceza Genel Kurulunca bölge adliye mahkemelerinin dairelerinin kararları arasında oluşan içtihat aykırılıkları konusunda bir karar verilmesi gerekiyordu. Ancak 696 sayılı KHK ile 2797 sayılı Yargıtay Kanunu'nun 15. maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendinin yürürlükten kaldırılması ve 5235 sayılı Kanun'un 35. maddesinin 4. fıkrasında yapılan değişiklikle başvurma yetkisi Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına, karar verme yetkisi ise Yargıtay ilgili ceza dairesine verilmiştir.

Hükümde ilgili ceza dairesinin verdiği kararın kesin olduğu belirtilmiştir (5235 sayılı Kanun m.35/4). Ancak İçtihadı Birleştirme Kararlarının benzer hukuki konularda Yargıtay Genel Kurullarını, dairelerini ve adliye mahkemelerini bağlayacağına dair 2797 sayılı Kanun'un 45/5. maddesine benzer bir hükme yer verilmemiş, sadece kararın kesin olduğunun belirtilmesiyle yetinilmiştir. Bu nedenle içtihat aykırılıklarının giderilmesine dair Yargıtay ilgili ceza dairesinin kararının bağlayıcılık yönünden İçtihadı Birleştirme Kararı ile aynı etkiyi doğurup doğurmayacağı tartışmalı olmakla birlikte maddede yapılan bahse konu değişikliğin gerekçesinde, uyuşmazlığın giderilmesi kararının ilk derece mahkemeleri ile bölge adliye mahkemelerinin bu karardan sonra vereceği kararlar bakımından emsal teşkil edeceği ifade edilmiştir.

İçtihat aykırılıklarının giderilmesine dair Yargıtay ceza dairelerince 5235 sayılı Kanun'un 35. maddesi uyarınca verilen kararların daha önce kesinleşen bölge adliye mahkemeleri kararları üzerinde bir etkisi yoktur. Buradaki amaç, içtihat birliği sağlanarak daha sonra verilecek kararlarda yol gösterici olmasıdır (Balcı, Fidan/Öztürk, Seyithan, Yargıtay Kararları Işığında Ceza Yargılamasında İstinaf ve Temyiz, 3.baskı, 2024, s.358 vd).

Konuyla ilgisi bakımından 'Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının itiraz yetkisini' incelediğimizde;

1412 sayılı CMUK ile 5271 sayılı CMK’daki düzenlemeler karşılaştırıldığında; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının itirazı kurumu, 1412 sayılı CMUK’da temyize ilişkin hükümler içerisinde düzenlenmişken, 5271 sayılı CMK’da olağanüstü kanun yolları kısmında yer almıştır.

1412 sayılı CMUK’un 322/4. maddesi; 'Ceza dairelerinden birinin kararına karşı Cumhuriyet Başsavcısı, ilamın kendisine verildiği tarihten itibaren otuz gün içinde Ceza Genel Kuruluna itiraz edebilir.' biçiminde iken; 5271 sayılı CMK’nın 308. maddesinde; 'Yargıtay ceza dairelerinden birinin kararına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, resen veya istem üzerine, ilâmın kendisine verildiği tarihten itibaren otuz gün içinde Ceza Genel Kuruluna itiraz edebilir. Sanığın lehine itirazda süre aranmaz.' düzenlemesine yer verilmiştir.

Her iki düzenlemede de söz konusu yasa yolunun Yargıtay ceza dairelerinin tüm kararlarına karşı tanındığının açıkça belirtildiği, buna karşılık itiraz nedenlerinin ayrıca gösterilmediği, hatta daire kararlarında yer alan hangi hukuka aykırılıklarla ilgili olarak bu yola başvurulabileceği yönünde bir sınırlama da getirilmediği anlaşılmaktadır.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 10.04.2007 tarihli ve 2007/3-63 E, 2007/87 K sayılı kararında, lehe ve aleyhe ileri sürülen görüşlere yer verdikten sonra, CMK’nın 308. maddesindeki yetkiyi, yorum yoluyla daraltmaya olanak bulunmadığından Yargıtay özel dairelerinin bozma kararlarına karşı da Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı tarafından itiraz yoluna gidilebileceği sonucuna varmıştır. Yalnızca onama ve bozma kararları değil, Yargıtay ceza dairesinin verdiği düzelterek onama, ret ve düşme kararları da itiraza konu olabilir. Ancak özel dairelerce öğretici ve yol gösterici nitelikte yapılan 'kabule göre' bozmalara karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının itiraz yetkisinin bulunmadığı kabul edilmiştir (CGK, 07.02.2012, 2011/2-297 E, 2012/22 K).

Yargıtay Ceza Dairelerinin ilk derece mahkemesi sıfatıyla verdikleri kararın temyiz üzerine dosyayı her yönüyle inceleyen Ceza Genel Kurulunun verdiği karara karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının itiraz yetkisi bulunmadığı kabul edilmektedir (CGK,14.09.2013, 2023/3-22 E, 2023/443 K).

Benzer şekilde Yargıtay Ceza Genel Kurulu, gerek yerel mahkemelerce verilen direnme kararlarının temyizi üzerine gerekse Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının Yargıtay Ceza Dairelerinden birinin kararına yönelik itirazı üzerine Ceza Genel Kurulunca verilen kararlara karşı da Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının itiraz kanun yoluna başvurma yetkisinin bulunmadığına karar vermiştir (CGK, 19.01.2016, 2015/911 E, 2016/1 K).

Yargıtay Ceza Genel Kurulu, görev uyuşmazlığının merci tayini yoluyla giderilmesine ilişkin Yargıtay kararlarının bağlayıcı olduğuna dair 10.06.1942 günlü ve 26-16 sayılı İçtihadı Birleştirme Kurulu Kararı uyarınca Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının kesin nitelikteki merci tayini kararını hükümsüz kılacak bir sonuç doğmasına neden olacak şekilde itiraz yasa yoluna başvurma olanağının bulunmadığı sonucuna varmıştır (CGK, 27.12.2011, 2010/1-158 E, 2011/296 K). Genel Kurul, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının; özel dairece verilen görevsizlik kararına karşı 5271 sayılı Yasa'nın 308. maddesindeki yetkiye dayanarak 'olağanüstü itiraz yasa yolu'na başvurma yetkisi bulunmadığına karar vermiştir (CGK, 20.02.2007, 2007/38-44).

Yargıtay, kanun yararına bozma incelemesi sonucu verilen kararların ise CMK’nın 308. maddesi uyarınca itiraz kanun yoluna konu olabileceğini kabul etmektedir (CGK, 19.01.2016, 2015/911-2016/1).

Yargıtay Ceza Genel Kurulunun istikrar kazanmış olan kararlarına göre; 'eleştiriye ilişkin düşüncelerin reddine dair daire kararları (CGK, 16.11.1964, 470-464)', 'sonuca etkili olmayacak türden hukuka aykırılıklar (CGK, 30.11.2010, 233-241)','Yargıtay Ceza Daireleri tarafından verilen sanığın tutukluluk halinin devamına ilişkin kararlar (CGK, 29.03.2011, 49-28)', aleyhine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının olağanüstü itiraz yasa yoluna başvurma yetkisi bulunmamaktadır (CGK, 07.02.2012, 2011/2-297 E, 2012/22 K).

1412 sayılı CMUK’un temyize ilişkin hükümleri arasında yer alan karar düzeltme yoluna 5271 sayılı CMK’da yer verilmemiş ancak 19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren 5560 sayılı Kanun'un 29. maddesiyle 5320 sayılı Kanun'un 8. maddesinin birinci fıkrasına eklenen 'Yargıtay ceza daireleri ile Ceza Genel Kurulu kararlarındaki yazıma ilişkin maddi hataların düzeltilmesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, ilgili ceza dairesi veya Ceza Genel Kuruluna başvurabilir.' cümlesiyle sadece yazıma ilişkin maddi hataların düzeltilmesi ile sınırlı olarak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısına ilgili Ceza Dairesi veya Ceza Genel Kuruluna başvuru yetkisi tanınmıştır (Balcı, Fidan/Öztürk, Seyithan, s.651 vd).

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının itirazının, Yargıtay ceza dairelerinin kararlarındaki hukuka aykırılıkların Ceza Genel Kurulu tarafından giderilmesini isteme ve bu yolla içtihat birliğini sağlama işlevinin bulunduğunda kuşku yoktur. Ancak itiraz edilen karar temyiz muhakemesinde verilen bir karar olmalı ve ceza dairesinin (veya cezai nitelikte olmak üzere icra iflas işlerine bakan Hukuk Dairesinin) kararı olmalıdır (CMK m.308, İİK m.366, YK m.7/9).

İstinaf kanun yoluna başvurulması mümkün olmayan bir hükümle ilgili olarak CMK’nın 308/A maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığınca itiraz yoluna yoluna başvurulması mümkün olmadığı gibi temyizi mümkün olmayan bir hükümle ilgili olarak da Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının CMK’nın 308. maddesi uyarınca itiraz kanun yoluna başvurma olanağı yoktur. Uyuşmazlığın giderilmesi kararına karşı temyiz kanun yoluna başvurulması mümkün değildir.

5235 sayılı Kanun'un bu hükmünün, sui generis (kendine özgü) bir kanun yolu olarak kabul edilebileceği, bu düzenleme uyarınca bölge adliye mahkemelerince verilen kesin nitelikte kararlar, temyize tabi kararlarla aynı kapsamda olmasa da Yargıtayın incelemesinden geçtiği ileri sürülmekle birlikte, 9. Hukuk Dairesinin 26.10.2021 tarihli ve 2021/10608 E, 2021/14962 K. sayılı kararında, uyuşmazlığın giderilmesi talebinin bir kanun yolu olmayıp, böyle bir talebin varlığı hâlinde Yargıtayın temyiz incelemesine benzer bir inceleme yapmasının da mümkün olmadığını vurgulamıştır.

Uyuşmazlığın giderilmesine ilişkin başvuruda Yargıtayın ilgili dairesi, hükmün kendisine, hukuka aykırı olup olmamasına ilişkin bir denetim yapmamaktadır. Nitekim uyuşmazlığın giderilmesi konusu, Bölge Adliye Mahkemesi Başkanlar Kurulunun idari işleri arasında sayılmıştır.

Uyuşmazlığın giderilmesine ilişkin olarak Yargıtay ilgili ceza dairesince verilen kararların kesin olduğu belirtilmiş (5235 sayılı Kanun m.35/4), madde değişikliğinin gerekçesinde de, uyuşmazlığın giderilmesi kararının ilk derece mahkemeleri ile bölge adliye mahkemelerinin bu karardan sonra vereceği kararlar bakımından emsal teşkil edeceği ifade edilmiştir. Kanun koyucu bu düzenleme ile ilgili daire tarafından bir an önce uyuşmazlığın giderilmesini amaçlamıştır. Kanun koyucunun uyuşmazlığın giderilmesi kararına karşı olağanüstü itiraz kanun yoluna gidilmesini istemesi hâlinde madde metninde bu kararın kesin nitelikte olduğunu belirtmemesi gerekirdi.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, tıpkı kesin nitelikteki merci tayini kararında olduğu gibi kesin nitelikteki uyuşmazlığın giderilmesi kararını da hükümsüz kılacak bir sonuç doğmasına neden olacak şekilde itiraz yasa yoluna başvurma olanağının bulunmaması gerekir.

Nitekim yine aynı maddede düzenlenen, Yargıtay hukuk dairelerinden verilen uyuşmazlığın giderilmesi kararlarını Hukuk Genel Kuruluna taşıyacak bir mekanizma öngörülmemiştir. Hukuk Dairesinin verdiği karar kesinliğini korumaktadır.

Kanaatimizce mevcut kanunî düzenleme sadece bir Yargıtay dairesine konu uyuşmazlığın ortaya çıkacağı göz önüne alarak hazırlanmış, uyuşmazlığın birden çok Yargıtay dairesini ilgilendirebileceği ihtimali ve bunun sonuçları gözden kaçırılmıştır. 5235 sayılı Kanun'un 35. maddesine konu olan uyuşmazlık birden fazla Yargıtay dairesini ilgilendirebileceği gibi, özellikle usul ile ilgili uyuşmazlıklar bütün ceza dairelerini ilgilendirecektir. Uyuşmazlığın giderilmesine konu başvurunun birden fazla Yargıtay dairesini ilgilendirdiği durumlarda uyuşmazlığın giderilmesi sonucunda verilen kararın, diğer bir ceza dairesinin mevcut uygulaması veya içtihadı ile çelişebildiği de görülmektedir.

Bu bakımdan uyuşmazlığın Ceza Genel Kurulu tarafından giderilmesinin gerekli olduğunu düşünmekle birlikte, mevcut düzenleme nedeniyle teknik olarak mümkün olmadığını, bunun için yasal değişiklik gerektiğini, 696 sayılı KHK ile yapılan değişiklikten önce bölge adliye mahkemeleri arasında oluşan içtihat aykırılıklarını giderme yetkisinin Yargıtay Ceza Genel Kuruluna ait olması gerektiği ve içtihat aykırılıklarının giderilmesi yöntemi Yargıtay ceza daireleri arasında oluşan içtihat uyuşmazlıklarının giderilmesine ilişkin kurallara benzer şekilde yeniden düzenlenmesinin isabetli olacağını düşünüyoruz.

Yukarıda açıklanan nedenler ve 5235 sayılı Kanun’un 35. maddesinin 4. fıkrasında uyuşmazlığın giderilmesi kararının kesin olduğunun açıkça yazılması karşısında, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının CMK’nın 308. maddesi uyarınca itiraz kanun yoluna başvurma yetkisinin bulunmadığı," görüşüyle,

Çoğunluk görüşüne katılmayan iki Ceza Genel Kurulu Üyesi de; benzer düşüncelerle,

Karşı oy kullanmışlardır.

B. Gerekçesi ile birlikte açıklanmayan hükümlerde, istinaf başvuru süresinin tefhimle mi yoksa gerekçeli kararın tebliğinden itibaren mi başlayacağı sorunu;

1- İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Açıklamalar

Anayasa'nın "Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması" başlıklı 13. maddesi; "Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.",

"Hak arama hürriyeti" başlıklı 36. maddesi; "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir...",

"Anayasa Mahkemesinin kararları" başlıklı 153. maddesi; "...İptal kararları geriye yürümez...",

CMK'nın "Duruşmanın sona ermesi ve hüküm" başlıklı 223. maddesinin birinci fıkrası; "Duruşmanın sona erdiği açıklandıktan sonra hüküm verilir. Beraat, ceza verilmesine yer olmadığı, mahkûmiyet, güvenlik tedbirine hükmedilmesi, davanın reddi ve düşmesi kararı, hükümdür.",

"Hükmün açıklanması ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması" başlıklı 231. maddesinin birinci fıkrası; "Duruşma sonunda, 232 nci maddede belirtilen esaslara göre duruşma tutanağına geçirilen hüküm fıkrası okunarak gerekçesi ana çizgileriyle anlatılır.",

"Hükmün gerekçesi ve hüküm fıkrasının içereceği hususlar" başlıklı 232. maddenin üçüncü fıkrası; "Hükmün gerekçesi ve varsa karşı oy gerekçesi, tümüyle tutanağa geçirilmemişse açıklanmasından itibaren en geç onbeş gün içinde dava dosyasına konulur.", altıncı fıkrası; "Hüküm fıkrasında, 223 üncü maddeye göre verilen kararın ne olduğunun, uygulanan kanun maddelerinin, verilen ceza miktarının, kanun yollarına başvurma ve tazminat isteme olanağının bulunup bulunmadığının, başvuru olanağı varsa süresi ve merciinin tereddüde yer vermeyecek şekilde açıkça gösterilmesi gerekir.",

"İstinaf istemi ve süresi" başlıklı 273. maddenin birinci ve ikinci fıkraları uygulama tarihi itibarıyla;

"(1) İstinaf istemi, hükmün açıklanmasından itibaren yedi gün içinde hükmü veren mahkemeye bir dilekçe verilmesi veya zabıt kâtibine bir beyanda bulunulması suretiyle yapılır; beyan tutanağa geçirilir ve tutanak hâkime onaylattırılır. Tutuklu sanık hakkında 263 üncü madde hükmü saklıdır.

(2) Hüküm, istinaf yoluna başvurma hakkı olanların yokluğunda açıklanmışsa, süre tebliğ tarihinden başlar.",

"İstinaf başvurusunun etkisi" başlıklı 275. maddesinin ikinci fıkrası uygulama tarihi itibarıyla; "Hüküm, istinaf yoluna başvuran Cumhuriyet savcısına veya ilgililere gerekçesiyle birlikte açıklanmamışsa; hükme karşı istinaf yoluna başvurulduğunun mahkemece öğrenilmesinden itibaren gerekçe, yedi gün içinde tebliğ edilir.",

Şeklinde düzenlenmiştir.

Anayasa'nın 13. maddesine göre temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması kanun tarafından öngörülme, haklı bir sebebe dayanma ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına bağlıdır. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan mahkemeye erişim hakkı da bu anlamda mutlak olmayıp sınırlamalara konu olabilir. Ancak ölçülülük ilkesi uyarınca sınırlamaların mahkemeye erişimi imkânsız hâle getirmemesi ya da aşırı derecede zorlaştırmaması gerekir.

Öte yandan, ceza yargılamasında duruşmanın bittiği bildirildikten sonra CMK'nın 223. maddesinin birinci fıkrası uyarınca hüküm verilmesi zorunludur. Bu hükümde gerekçeye yer verilmese dahi, aynı Kanun'un 232. maddesinin altıncı fıkrası uyarınca 223. maddeye göre verilen kararın ne olduğunun, uygulanan kanun maddelerinin, verilen ceza miktarının, kanun yollarına başvurma ve tazminat isteme imkânının bulunup bulunmadığının, başvuru imkânı varsa süresi ve merciinin tereddüde mahal bırakmayacak şekilde mutlaka belirtilmesi gerekmektedir. Uygulamada bu şekilde gerekçesi açıklanmadan hüküm verilmesine kısa karar denilmektedir. Kısa karar olarak adlandırılan bu hüküm fıkrasının, CMK'nın 231. maddesinin birinci fıkrasına göre tümüyle duruşma tutanağına geçirilmesi, akabinde okunarak gerekçesinin ana hatlarıyla anlatılması gerekmekte olup kısa karar yani hüküm bu şekilde açıklandıktan sonra geçerlilik kazanacaktır.

Gerekçeye yer verilmeden sadece kısa karar olarak adlandırılan hüküm-sonuç bölümünün açıklanmasından sonra, maddi olayın açıklandığı sorun bölümü ile delillerle sonuç arasındaki bağın, yani neden bu sonuca ulaşıldığının anlatıldığı ve hukuki nitelendirmenin yer aldığı gerekçe bölümünün hüküm fıkrasına da yer verilmek suretiyle, CMK'nın 232. maddesinin üçüncü fıkrasına göre kısa kararın açıklanmasından itibaren on beş gün içinde yazılması gerekmektedir. Bu şekilde sorun, gerekçe ve hüküm-sonuç bölümünden oluşan karara, uygulamada gerekçeli karar denilmektedir.

Diğer taraftan, CMK'nın 273. maddesinin uygulama tarihinde yürürlükte olan 1. fıkrasının birinci cümlesi uyarınca istinaf istemi, hükmün açıklanmasından itibaren yedi gün içinde yapılır. Hüküm, istinaf kanun yoluna başvuru hakkı olanların yokluğunda açıklanmış ise aynı Kanun'un uygulama tarihi itibarıyla yürürlükte olan ikinci fıkrası uyarınca süre tebliğ tarihinden başlar. Bu kural uyarınca gerekçesi ile birlikte açıklanmayan hükümlerde de istinaf süresi duruşmada hazır bulunanlar bakımından hükmün açıklanmasından, diğer bir ifade ile tefhimden itibaren başlamaktadır. Ancak CMK'nın 273. maddesinin birinci fıkrasında yer alan kuralın Anayasa'ya aykırılık iddiasını inceleyen Anayasa Mahkemesi, 26.07.2023 tarihli ve 144-137 sayılı kararında; "...Hükmün gerekçesiyle birlikte açıklanmadığı sadece hüküm sonucunun tefhim edildiği durumlarda hak kayıplarının önüne geçilebilmesi için duruşmada hazır olan taraflarca süre tutum dilekçesinin verilme imkânı olmasına karşın gerekçeli kararın duruşmada hazır olanlardan yalnızca bu dilekçeyi veren taraflara tebliğ edilmesi ve bu durumda tarafın yeniden istinaf dilekçesi hazırlamak veya gerekçenin yerinde olduğunu düşündüğünde kanun yolu başvurusundan feragat dilekçesi vermek mecburiyetinde bulunduğu gözetildiğinde mahkemeye erişim hakkına getirilen sınırlamayla ulaşılmak istenen meşru amaç ve kişilerin mahkemeye erişim hakkından yararlanmasındaki bireysel yarar arasında makul bir orantının kurulamadığı anlaşılmaktadır. Bu itibarla kuralın gerekçesi açıklanmayan hükümler yönünden mahkemeye erişim hakkını güçleştirdiği ve kuralla hedeflenen amaca ulaşıldığında elde edilecek kamusal yararla kıyaslandığında kişilere aşırı külfet yüklediği, mahkemeye erişim hakkını orantısız dolayısıyla ölçüsüz bir biçimde sınırladığı," açıklamalarına yer verildikten sonra anılan fıkranın birinci cümlesinde yer alan "…hükmün açıklanmasından itibaren…" ibaresinin Anayasa’nın 13... . maddelerine aykırı olduğuna ve iptaline, iptal hükmünün Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30.03.2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiş, bu karar 24.10.2023 tarihli ve 32349 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanmıştır.

Söz konusu iptal kararı henüz yürürlüğe girmeden 12.03.2024 tarihli ve 32487 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 7499 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 01.06.2024 tarihinde yürürlüğe giren 18. maddesi ile CMK'nın 273. maddesinin birinci fıkrasında yer alan "hükmün açıklanmasından itibaren yedi gün" ibaresi "hükmün gerekçesiyle birlikte tebliğ edildiği tarihten itibaren iki hafta" şeklinde değiştirilmiştir. Yine 7499 sayılı Kanun'un 18. maddesi ile CMK'nın 273. maddesinin ikinci fıkrası ve 01.06.2024 tarihinde yürürlüğe giren 21. maddesi ile de 275. maddesinin ikinci fıkrası yürürlükten kaldırılmıştır.

Mahkeme (İHAM), kararlarının aslında sadece Mahkeme önüne getirilen davaları karara bağlamakla kalmayıp daha genel olarak, Sözleşme tarafından oluşturulan kuralları aydınlatmaya, korumaya ve geliştirmeye hizmet ettiğini ve böylece Devletlerin Sözleşme'ye Taraf Devletler olarak üstlendikleri yükümlülükleri yerine getirmelerine katkıda bulunduğunu defalarca belirtmiştir (İrlanda Birleşik Krallık). Sözleşme sisteminin birincil amacı bireysel çözüm sağlamak olsa da görevi aynı zamanda kamu politikası gerekçeleriyle ortak çıkarlar doğrultusunda konuları belirlemek böylece insan haklarının korunmasına ilişkin genel standartları yükseltmek ve insan hakları içtihadını Sözleşme Devletleri topluluğu genelinde yaygınlaştırmaktır (İHAM Karner/Avusturya, B. No: 40016/98, 24/7/2013, § 26; İrlanda/Birleşik Krallık [BD], B. No: 5310/71, 18/1/1978, § 154).

Keza Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru kapsamında verdiği kararların objektif ve subjektif olmak üzere iki temel işlevi bulunmaktadır. Anayasa Mahkemesinin kararlarının objektif işlevi, genel olarak Anayasa’nın temel hak ve özgürlükleri düzenleyen hükümlerini yorumlamak ve bunların uygulanmasını gözetmektir. Subjektif yönü ise bireysel başvuru yoluyla önüne gelen somut olayda anılan hükümlerin ihlal edilip edilmediğini incelemek, gerektiğinde başvurucu lehine giderime hükmetmektir.

Anayasa Mahkemesi kararlarının genel olarak Anayasa’yı yorumlama ve uygulama şeklinde ortaya çıkan objektif işlevinin subjektif işlevine göre ön planda olduğu kabul edilmelidir. Zira bireysel başvuru yolunun temel ilkelerinden ikincillik ilkesi ile bunun yansıması olarak Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasında yer verilen bireysel başvuruda bulunmadan önce başvuru yollarının tüketilmesi koşulu dikkate alındığında temel hak ve özgürlüklerin korunmasında öncelikle kamu makamları ve derece mahkemelerinin, sonrasında ise Anayasa Mahkemesinin rolü bulunmaktadır. Dolayısıyla temel hak ve özgürlüklerin ilk elden kamu makamları ve derece mahkemeleri tarafından korunması gerekir (... ve diğerleri [GK], B. No: 2019/33281, 26/1/2023, § 45-46).

Şu hâle göre, görev tanımı itibarıyla Anayasayı yorumlama nihai yetkisinin Anayasa Mahkemesinde olduğunda şüphe yoktur. Maamafih Anayasa ve Sözleşme tarafından oluşturulan temel hak ve özgürlüklerle ilgili kuralları aydınlatmak, korumak ve geliştirmek, öncelikle diğer Yüksek Mahkemeler öncülüğünde yargı mercilerinin görevidir. Sorun, ihlale uğrayan bir hakkın behemehal yerine ikamesi olduğunda, anayasal hukuk düzeninin tekliği ve bağlayıcılığı gereğince konunun, yetki ve bağlayıcılık tartışmalarına tekaddüm etmesi gerekir. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesinin, işbu uyuşmazlık ile benzer nitelikteki 26.07.2023 tarihli ve 144-137 sayılı kararının objektif işlevi doğrultusunda bir sonuca ulaşmak hak eksenli düşüncenin ürünü olacaktır.

Her ne kadar iptal kararları kural olarak geçmişe etkili değilse de, henüz kesinleşmemiş ve derdest bulunan uyuşmazlıklarda mahkemelerin, uygulanması Anayasa’ya aykırı olduğu tespit edilmiş bir kuralı uygulamaya devam etmeleri mümkün değildir. Zira yargı organlarının Anayasa’ya uygun yorum yapma yükümlülüğü bulunmaktadır. Anayasa’ya aykırılığı saptanarak hukuk düzeninden çıkarılan bir normun, yürürlükten kalktığı tarihten önce verilen kararlarda uygulanması hukuken mümkün değildir.

2. Hukuki Değerlendirme

Samsun Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Daireleri Başkanlar Kurulunca 07.04.2023 tarih ve 1 sayı ile; gerekçesi ile birlikte açıklanmayan hükümlerde, istinaf kanun yolu başvuru süresinin tefhimle mi yoksa gerekçeli kararın tebliğinden itibaren mi başlayacağının belirlenmesine ilişkin İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesi ile Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin kesin nitelikteki kararları arasında oluşan uyuşmazlığın 5235 sayılı Kanun'un 35/3. maddesi uyarınca giderilmesinin istenmesi üzerine uyuşmazlık bulunduğuna kanaat getiren Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca 11.05.2023 tarih ve 52883 sayı ile; Yargıtay 8. Ceza Dairesinden anılan Kanun'un 35/4. maddesi uyarınca bir karar verilmesi talep edilmesi üzerine Yargıtay 8. Ceza Dairesince 04.07.2023 tarih ve 1410-5677 sayı ile; "5237 sayılı Kanun'un 273 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca hüküm tarafların yüzüne karşı gerekçeleri ile birlikte açıklanmışsa istinaf süresinin tefhim tarihinden itibaren, gerekçeleri ile açıklanmayıp sadece kısa kararın açıklandığı kararlar yönünden ise; istinaf süresinin tebliğden itibaren başlayacağının kabulü ile; 5235 sayılı Kanun’un 35 inci maddesi uyarınca kısmen İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesinin görüşü doğrultusunda Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesi ile İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesi arasındaki uyuşmazlığın giderilmesine," karar verildiği anlaşılan dosya kapsamında;

Gerekçesi ile birlikte açıklanmayan hükümlerde istinaf başvuru süresinin 01.06.2024 tarihinden önce verilen kararlar bakımından da hükmün açıklanmasından değil, gerekçeli kararın usulüne uygun tebliğinden itibaren başladığının kabulü gerekmektedir.

Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir.

Çoğunluk görüşüne katılmayan bir Ceza Genel Kurulu Üyesi; itirazın kabulüne karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle karşı oy kullanmıştır.

VI. KARAR

Açıklanan nedenlerle;

1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE,

2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 18.02.2026 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.

Kaynak: Adalet Bakanlığı Mevzuat ve İçtihat Bilgi Sistemi. Metin resmî kaynaktaki hâliyle aktarılmıştır; kararda anonimleştirilmeden kalmış kişisel veriler “...” ile gizlenmiştir.

Benzer Kararlar

  • Ceza Genel Kurulu 07.01.2026

    Bölge Adliye Mahkemesi Bozma Kararlarına Karşı CMK 308/A İtirazı Yapılamaz

    Yargıtay Ceza Genel Kurulu · E. 2022/319 · K. 2026/16

    CMK 308/A itirazına yalnızca hukuki sorunu esastan çözen kesin kararlar konu olabilir; bölge adliye mahkemesi ceza dairesinin bozma kararına karşı Cumhuriyet başsavcılığı bu yola başvuramaz.

    İtirazın Reddi Konut Dokunulmazlığının İhlali

  • Ceza Genel Kurulu 26.02.2025

    Mülga Düzenleme Döneminde Sebepsiz Temyizde Yedi Günlük Ek Dilekçe Süresi İhtar Edilmeli

    Yargıtay Ceza Genel Kurulu · E. 2025/59 · K. 2025/92

    Karar tarihindeki CMK 295/1 kapsamında sebepsiz temyizde, yedi gün içinde sebep bildirilmezse temyizin reddedileceği ihtarıyla tebligat yapılmalı, esas incelemesine bunun sonucuna göre karar verilmelidir.

    Diğer Özel Hayatın Gizliliği ve Kişisel Veriler

  • Yargıtay 2. CD 08.06.2026

    İstinaf Dairesi Sınırlı Hâller Dışında Dosya Üzerinden Bozma Kararı Veremez

    Yargıtay 2. Ceza Dairesi · E. 2026/2159 · K. 2026/10666

    Bölge adliye mahkemesi, CMK 280/1-e ve f bentlerinde sayılanlar dışındaki bir hukuka aykırılık için dosya üzerinden bozma yapamaz; duruşma açarak hukuka aykırılığı kendisi gidermelidir.

    Bozma Konut Dokunulmazlığının İhlali

  • Ceza Genel Kurulu 06.05.2026

    Bozmaya Uyulması Talebi Savcının Esas Hakkındaki Mütalaası Yerine Geçmez

    Yargıtay Ceza Genel Kurulu · E. 2023/418 · K. 2026/290

    Bozmadan sonra hüküm kurulmadan önce Cumhuriyet savcısının esas hakkındaki mütalaası alınmalıdır; bozma ilamına uyulmasını talep etmek geçerli mütalaa sayılmaz ve bu eksiklik savunma hakkını kısıtlar.

    Direnme Kararının Bozulması Ceza Hukuku

Ceza Hukukunda Diğer Konular konusundaki 30 kararın tümü

İlgili Rehber ve Hesaplama Araçları

Benzer Bir Hukuki Sorununuz mu Var?

Yargıtay kararları, somut olayın koşullarına göre farklı sonuç doğurabilir. Kira, iş, aile ve boşanma ile ceza hukuku uyuşmazlıklarında dosyanızın değerlendirilmesi için Av. Mete ŞAHİN ile iletişime geçebilirsiniz (Yenimahalle, Ankara).

Telefon ve WhatsApp: 0552 725 25 18 · WhatsApp ile yazın · İletişim formu

Bu sayfadaki özet ve açıklamalar genel bilgilendirme amaçlıdır; hukuki danışmanlık yerine geçmez. Kararın bağlayıcı metni resmî tam metindir ve somut olaydaki farklı koşullar sonucu değiştirebilir. Özetler, kararın resmî metnine dayanılarak hazırlanır ve yayımdan önce metinle karşılaştırılarak kontrol edilir. İçerik sorumlusu: Av. Mete ŞAHİN.

bottom of page