top of page

Ana Sayfa › İçtihatlar › Kira Hukuku › Kira Hukukunda Diğer Konular

Hukuk Genel Kurulu Direnme Kararının Bozulması Kira Hukuku

İstinafta İlk Kez Sunulan Kira Sözleşmesi Muvafakat Olmadan Hükme Esas Alınamaz

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu · E. 2025/58 · K. 2026/33 · T. 28.01.2026

Karar Özeti

Bağımsız bölümü satın alan davacı, burada oturan davalı aleyhine elatmanın önlenmesi ve ecrimisil davası açmış; davalı ilk derece yargılamasında kira sözleşmesi bulunmadığını beyan etmiştir. Bölge adliye mahkemesi, davalının ilk kez istinaf dilekçesine eklediği kira sözleşmesine dayanarak ecrimisil talebini reddetmiş ve Özel Daire bozmasına direnmiştir. Hukuk Genel Kurulu, dilekçeler aşamasından sonra savunmanın ancak ıslah veya karşı tarafın açık muvafakati ile genişletilebileceğini, bunların bulunmadığını ve ihtarnamedeki kira ifadelerinin ecrimisil rayicine yönelik olduğunu belirterek kira sözleşmesinin hükme esas alınamayacağına karar vermiş, direnme kararını bozmuştur.

Kararın Ortaya Koyduğu İlke

Dilekçelerin karşılıklı verilmesinden sonra savunma ancak ıslah veya karşı tarafın açık muvafakatiyle genişletilebilir; ilk kez istinaf dilekçesiyle dayanılan kira sözleşmesi bu koşullar yoksa hükme esas alınamaz.

Soru: Kira sözleşmesi ilk kez istinaf aşamasında sunulursa mahkeme bunu dikkate alabilir mi?

Sonuç: Bölge adliye mahkemesinin direnme kararı bozuldu.

Kararın Önemli Bölümleri

“davacının yeni delil sunulmasına açık muvafakati bulunmadığından, Mahkemece kira sözleşmesi delilinin hükme esas alınarak karar verilmesi doğru değildir.”

“İhtarnamedeki kiraya dair ifadelerin ecrimisil tazminatına esas olacak şekilde rayici belirlemek için yazıldığı, kira sözleşmesinin delil olarak kabul edilmesine dayanak olamayacağı değerlendirilmiştir.”

Kararın Tam Metni

MAHKEMESİ: Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi

SAYISI: 2024/1415 E., 2024/1509 K.

ÖZEL DAİRE KARARI: Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 05.04.2024 tarihli ve

2023/775 Esas, 2024/1332 Karar sayılı BOZMA kararı

Taraflar arasındaki elatmanın önlenmesi ve ecrimisil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın ecrimisil yönünden kabulüne, el atmanın önlenmesi yönünden dava konusuz kaldığından karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.

Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle, ecrimisil talebinin reddine, el atmanın önlenmesi talebi hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 7. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonucu bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.

Direnme kararı davacı vekilince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA

Davacı vekili; Samsun ili, Atakum ilçesi, ... Mahallesi, 390 ada, 2 parselde kayıtlı, 6 numaralı bağımsız bölümün 28.12.2018 tarihinde tapudan satın alınarak müvekkili adına tescil edildiğini, taraflar arasında geçerli bir kira sözleşmesi bulunmadığı hâlde davalının taşınmazı haksız olarak kullanmaya devam ettiğini, bu nedenle 09.10.2020 tarihli noter ihtarnamesi ile taşınmazın tahliyesinin istendiğini ancak ihtarnamenin 15.10.2020 tarihinde tebliğine rağmen tahliyenin gerçekleşmediğini, davalının fuzuli şagil olduğunu ileri sürerek el atmanın önlenmesine ve ıslah etmek suretiyle toplam 6.259,68 TL ecrimisil bedelinin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

II. CEVAP

Davalı vekili; müvekkili ile görümcesi olan davacı arasında husumet bulunduğunu, dava konusu taşınmaza haksız bir müdahalenin söz konusu olmadığını, taşınmazın önceki malikinin müvekkilinin ölen eşinin halası olduğunu, müvekkilinin eşi, çocuğu ve önceki malik olan hala ile birlikte taşınmazda uzun yıllar fiilen yaşadıklarını, müvekkilinin taşınmazın davacıya devredildiğini ve boşaltılması istendiğini ilk kez 15.10.2020 tarihinde tebliğ olan ihtarname ile öğrendiğini, mülkiyet değişikliğinin daha önce bildirilmediğini, bu nedenle davanın reddi gerektiğini, aksi kabul edilse dahi varsa ecrimisil hesabının ancak ihtarın tebliğ tarihi olan 15.10.2020 tarihinden itibaren yapılabileceğini, ayrıca müvekkilinin taşınmazın inşası sırasında müteahhide ek bedeller ödeyerek daha kaliteli malzemeler kullandırdığını, bu kapsamda yaptığı masrafların dikkate alınarak mahsup edilmesi gerektiğini ileri sürerek davanın reddini savunmuştur.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

A. İlk Derece Mahkemesinin Birinci Kararı

Samsun 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin 14.12.2021 tarihli ve 2021/47 Esas, 2021/476 Karar sayılı kararı ile; davacının maliki olduğu taşınmazın davalı tarafından hukuki bir sebep olmaksızın kullanıldığı, haksız el atma ve ecrimisil koşullarının oluştuğu gerekçesiyle davanın kabulüne, el atmanın önlenmesine ve 15.10.2020–01.02.2021 dönemi için 6.259,68 TL ecrimisil bedelinin yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.

B. İstinaf Yoluna Başvuranlar

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

C. Bölge Adliye Mahkemesinin Birinci Kararı

Bölge Adliye Mahkemesinin 22.03.2022 tarihli ve 2022/395 Esas, 2022/647 Karar sayılı kararı ile; davaya konu taşınmazın karar verilmeden önce davalı tarafından tahliye edilmiş olabileceği hususunun araştırılmadığı, bu durumda davanın konusuz kalıp kalmadığının belirlenmesi gerektiği, konusuz kalması hâlinde 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 331. maddesi uyarınca yargılama giderleri yönünden değerlendirme yapılmasının zorunlu olduğu gerekçesiyle istinaf başvurusunun kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve dosyanın yeniden görülmek üzere Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.

D. İlk Derece Mahkemesinin İkinci Kararı

İlk Derece Mahkemesinin 13.10.2022 tarihli ve 2022/127 Esas, 2022/443 Karar sayılı kararı ile; önceki karar gerekçesi yanında, taşınmazın 01.01.2022 tarihinde tahliye edildiği gözetilerek davanın ecrimisil yönünden kabulüne; 15.10.2020–01.02.2021 dönemi için 6.259,68 TL ecrimisil bedelinin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline, taşınmazın tahliye edilmiş olması nedeniyle el atmanın önlenmesi talebi hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF

A. İstinaf Yoluna Başvuranlar

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

B. Gerekçe ve Sonuç

Bölge Adliye Mahkemesinin 13.12.2022 tarihli ve 2022/3074 Esas, 2022/3185 Karar sayılı kararı ile; davalının eşi ile önceki malik hala arasında 20.10.2015 tarihli kira sözleşmesi bulunduğu, kiracının ölümü sonrasında davalının mirasçı sıfatıyla taşınmazda oturmaya devam ettiği, taşınmazın 28.12.2018 tarihinde davacıya devriyle birlikte davacının kira sözleşmesinin tarafı hâline geldiği, bu durumda davalıya karşı haksız el atma nedeniyle ecrimisil talebinde bulunulamayacağı, ayrıca taşınmazın yargılama sırasında tahliye edildiği gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, ecrimisil talebinin reddine ve el atmanın önlenmesi talebi hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.

V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ

A. Bozma Kararı

1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

2. Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla;

"…Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesi ile 369 uncu maddesinin birinci fıkrasında yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

Dosya içeriği ve toplanan delillerden, dava konusu 3 90... parsel sayılı taşınmaz üzerinde yer alan 6 numaralı bağımsız bölümün davacı adına kayıtlı olup dairenin yargılama aşamasında tahliye edildiği anlaşılmaktadır. Kural olarak mülkiyete değer verilmek suretiyle sonuca gidilmesinde herhangi bir isabetsizlik bulunmamaktadır.

Somut olayda, cevap dilekçelerinde kira ilişkisine dayanılmadığı gibi davalı vekili 03.09.2021 havale tarihli bilirkişi raporuna karşı itiraz dilekçesinde; “.. Taraflar arasında bir kira sözleşmesi de mevcut değildir. Davalı önceki malikin rızası ile orada oturmaktadır...” şeklinde beyanda bulunmuştur.

Davalı vekili, 11.01.2022 tarihli istinaf dilekçesinde ilk kez kira sözleşmesi deliline dayanmıştır.

Az yukarıda izah edildiği üzere Hukuk Muhakemeleri Kanununun 141 inci maddesi uyarınca dilekçelerin karşılıklı verilmesinden sonra savunmanın genişletilip değiştirilebilmesi ıslah veya karşı tarafın açık muvafakati ile mümkündür.

Davacının, davalının savunmasını değiştirmesine ya da genişletmesine muvafakati yoktur. Öte yandan, davalı yanın kira ilişkisine dayanabilmesi için ilgili maddede öngörülen vakıalar doğrultusunda savunma konusu ettiği vakıaları ıslah ettiğine dair HMK’nın 177 inci maddesine uygun bir ıslah işlemi de bulunmamaktadır.

Davalı vekilinin 11.01.2022 tarihli istinaf itirazlarına ilişkin dilekçesinde kira ilişkisinden bahsetmesi usulüne uygun bir ıslah niteliğinde olmadığı gibi ıslah ancak tahkikatın sona ermesine kadar yapılabilir. O hâlde, davalının kira ilişkisine yönelik savunması dilekçelerin karşılıklı verilmesinden ve tahkikat tamamlandıktan sonra öne sürmüş olup usulüne uygun bir ıslah ve karşı tarafın açık muvafakati bulunmadığından davalının belirtilen iddiası savunmanın genişletilmesi yasağı kapsamındadır.

Yukarıda açıklanan yasal düzenlemeler ve davacı tarafça yeni delil sunulmasına açık muvafakat verilmediği de gözetildiğinde; kira sözleşmesi delili hükme esas alınarak karar verilmesi doğru değildir.

Hal böyle olunca; Mahkemece, el atmanın önlenmesi yönünden davacının dava tarihi itibariyle haklı olduğu da gözetilerek tarafların talepleri, toplanan ve toplanacak deliller birlikte değerlendirilip sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi isabetsiz olduğundan, hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir..." gerekçesiyle karar bozulmuştur.

B. Bölge Adliye Mahkemesince Verilen Direnme Kararı

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; önceki karar gerekçesi yanında, 09.10.2020 tarihli ihtarname içeriğinden davacının kira sözleşmesini bildiğinin kabulü gerektiği, kira ilişkisinin dosya kapsamından anlaşılması hâlinde davalı tarafından ileri sürülmemiş olsa dahi hakkın doğumuna engel bir itiraz niteliğinde olması nedeniyle hâkimin bu hususu resen dikkate alabileceği ve kira sözleşmesinin ilk aşamada sunulmamasının yargılamayı uzatma amacı taşımaması nedeniyle sözleşmenin hükme esas alınabileceği, davanın açılmasında davacı haksız olduğundan yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılması gerektiği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.

VI. TEMYİZ

A. Temyiz Yoluna Başvuranlar

Direnme kararına karşı süresi içinde davacı vekilince temyiz isteminde bulunulmuştur.

B. Temyiz Sebepleri

Davacı vekili; ilk derece yargılamasında hiç ileri sürülmeyip istinaf aşamasında ileri sürülen kira ilişkisine dayalı savunmaların HMK’nın 1 41... . maddeleri uyarınca dikkate alınamayacağını, bu savunmaya dayalı olarak gerçekliği araştırılmamış kira sözleşmesinin hükme esas alınmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu, taraflar arasında kira ilişkisi bulunmadığını, ayrıca vekâlet ücreti yönünden de hatalı hüküm kurulduğunu ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir.

C. Uyuşmazlık

Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda, davalı vekilinin 11.01.2022 tarihli dilekçe ekinde sunduğu kira sözleşmesinin delil olarak dikkate alınıp alınamayacağı, buradan varılacak sonuca göre davalının davaya konu taşınmazı kullanımının haklı sebebe dayanıp dayanmadığı ve elatmanın önlenmesi davası yönünden yargılama giderlerinin davalıya yüklenmesinin gerekip gerekmediği noktalarında toplanmaktadır.

D. Gerekçe

1. İlgili Hukuk

1. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın (Anayasa) 36, 90, 141. maddeleri,

2. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 25, 30, 119, 121, 127, 129, 136, 137, 139, 140, 141,189, 194. maddeleri

3. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin (AİHS) 6. maddesi.

2. Değerlendirme

1. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle konuya ilişkin yasal düzenlemeler ile hukuki kavram ve kurumların ortaya konulmasında yarar bulunmaktadır.

2. Anayasanın “Hak arama hürriyeti” başlıklı 36. maddesinin 1. fıkrası “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir” hükmünü düzenlemiş olup hak arama özgürlüğü adı altında hukuki koruma (korunma) talebine yönelik anayasal teminatı bireylere vermektedir. Dolayısıyla mahkemeye erişim hakkı, Anayasanın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün bir unsurudur.

3. Anayasanın 90. maddesinin son fıkrasında ise, usulüne göre yürürlüğe konulmuş Milletlerarası andlaşmaların kanun hükmünde olduğu, bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamayacağı, temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümlerinin esas alınacağı ifade edilmiştir.

4. Anayasanın 90. maddesinin son fıkrası uyarınca, usulüne göre yürürlüğe konulmuş Milletlerarası andlaşmalar kanun hükmünde olup bu kapsamda ülkemizin de taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin (AİHS) 6. maddesinde adil yargılanma hakkı ayrıntılı şekilde yer almıştır.

5. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesinin 1. fıkrasında; herkesin medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve kamuya açık olarak görülmesini isteme hakkına sahip olduğu düzenlenmiştir. Anılan madde de düzenlenen adil yargılanma hakkının en önemli unsurlarından bir tanesi yargılamanın “makul bir süre içinde” bitirilmesi ilkesidir.

6. Bu bağlamda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), devletlerin yargısal sistemlerini makul bir sürede yargılama dâhil olmak üzere, AİHS’in 6. maddesinde yer alan şartlara uyacak şekilde düzenlemek ile görevli olduğunu belirtmiştir (AİHM, Zimmerman ve Steiner/İsviçre, 13 Temmuz 1983, § 29).

7. Bir davaya taraf olan herkes, karşı taraf karşısında kendisini önemli bir dezavantajlı konumda bırakmayacak şartlarda iddialarını mahkemeye sunabilmesi için makul bir fırsata sahip olabilmelidir (AİHM, De Haes ve Gijsels/Belçika, 24... ).

8. Aynı şekilde, tarafların gösterilen tüm delillerden haberdar olması ve görüş bildirebilmesi de adil yargılanma hakkı kapsamında gözetilmesi gereken ilke olarak belirtilmiştir (AİHM, Borgers/Belçika, 30... ).

9. Öte yandan, Anayasanın 141. maddesinde de “Davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir” denilmek suretiyle, davaların makul bir süre içerisinde bitirilmesi gerekliliği açıkça düzenlenmiştir.

10. Anayasada yer alan düzenlemeye paralel bir düzenleme HMK'nın 30. maddesinde de yer almaktadır. Sözü edilen 30. madde; “(1) Hâkim, yargılamanın makul süre içinde ve düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlüdür” şeklindedir.

11. Gelinen bu noktada belirtilmelidir ki, davacı açtığı davada, davalı tarafından ihlâl edildiğini ileri sürdüğü hakkının mahkeme aracılığı ile tanınmasını ve davalının mahkûm edilmesini talep ederken; davalı da, davacının haklı olmadığının tespitini ve davanın reddini savunur. Davada, her iki taraf da kendisinin haklı olduğunu ileri sürer ve hâkimin kendi lehine karar vermesi için ispat faaliyetinde bulunur.

12. Dava konusu edilen hakkın ve buna karşı yapılan savunmanın dayanağı olarak taraflarca gösterilen vakıaların gerçekten var olup olmadıkları hakkında mahkemeye kanaat verilmesi faaliyetine ispat denir. İspat, hâkimi ikna (inandırma) faaliyetidir ve dayandığı delillerle hâkimi ikna eden taraf davayı kazanır. İspat araçlarına delil adı verilir (Ejder Yılmaz, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi, 4. Baskı, Ankara 2021, s. 3495).

13. Vakıa (olgu) ise, kendisine hukuki sonuç bağlanmış olaylardır (Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulunun, 03.03.2017 tarihli ve 2015/2 Esas, 2017/1 Karar sayılı kararı).

14. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 189. maddesinin 1. fıkrasında belirtildiği üzere “Taraflar, kanunda belirtilen süre ve usule uygun olarak ispat hakkına sahiptir”. Madde gerekçesine göre de, “...ispat hakkı kavramı, kanunî sınırları belirtilmek suretiyle, bir davanın her iki tarafına da tanınmış olmaktadır. Böylece ispat, bu maddede taraflar bakımından sadece bir yük olmanın ötesinde aynı zamanda kanunî bir hak olarak düzenlenmiştir”.

15. Belirtmek gerekir ki, sadece taraflarca ileri sürülen ve dayanılan vakıalar, ispatın konusunu oluşturur. Taraflarca dayanılan vakıaların hukuki nitelendirmesini yapmak hâkime ait ise de kural olarak taraflarca ileri sürülmeyen vakıaları hâkim araştıramaz ve bunların ispatını da isteyemez. HMK'nın 25. maddesinde düzenlemesine yer verilen “Taraflarca getirilme ilkesi” nin işlerlik kazandığı davalarda, davanın taraflarınca delillerin gösterilmesi işleminin gerçekleştirilmesi gerekir. Anılan ilke uyarınca, hâkim, kural olarak, hiçbir delile kendiliğinden başvuramaz. Bu kuralın istisnasını, bilirkişi incelemesi yaptırılması ve keşif icrası oluşturur (Süha Tanrıver, Medeni Usul Hukuku, Cilt 1, Ankara 2016, s.806 vd.).

16. Resen araştırma ilkesinin uygulandığı davalarda ise hâkim, dava bağlamında bütün delillere kendiliğinden müracaat edebilir. Çünkü sözü edilen ilkenin işlerlik kazandığı davalarda, dava malzemesinin bir parçasını oluşturan delillerin toplanması bağlamında da hâkim, tarafların yanı sıra önemli bir rolü üstlenmiş durumdadır; pasif değil, aktif bir konumda bulunmaktadır (Tanrıver, s.807).

17. Bu ilke ve açıklamalara paralel olarak HMK'da yargılamanın makul sürede bitirilmesini sağlamak amacıyla düzenlemeler yapılmış ve bu amaca ulaşılabilmesi için önemli bir katkı sağlayan delillerin bildirilme zamanı özel olarak düzenlenmiştir.

18. Delillerin belirli bir zaman dilimi içinde gösterilip sunulması yargılamayı çabuklaştıracak olmasının yanı sıra, taraflara da gösterilen delillerden haberdar olarak zamanında bunlara karşı delil veya görüş bildirebilme imkânı tanıyacak, böylece uyuşmazlıklar en kısa sürede adilane çözüme kavuşacaktır.

19. Nitekim bu ilkeye uygun olarak HMK’nın "Dava dilekçesinin içeriği" başlıklı 119. maddesinde dava dilekçesinde bulunması gereken hususlar düzenlenmiştir. Anılan maddenin (f) bendinde, iddia edilen her bir vakıanın hangi delillerle ispat edileceğinin gösterilmesi gerektiği belirtilmiştir. Bu düzenleme uyarınca davacının, dava dilekçesinde iddiasının dayanağını oluşturan tüm vakıaların sıra numarası altında açık özetlerini sunması, bunların hangi delillerle ispat edileceğini göstermesi ve talep sonucunu da belirtmesi gerekmektedir.

20. Öte yandan davalı da, dava dilekçesinin tebliğinden itibaren iki hafta içinde cevap dilekçesini sunmak zorundadır (HMK md.127/1). Cevap dilekçesinde ise savunmanın dayanağını oluşturan vakıaların sıra numarası altında açık özetlerinin gösterilmesi, bu vakıaların hangi delillerle ispat edileceğinin belirtilmesi ve talep sonucunun ortaya konulması gerekir (HMK md.129).

21. Dava ve cevap dilekçelerinin kapsamına ilişkin ilkelerin tamamlayıcısı niteliğinde olan HMK’nın 136/2. maddesi hükmü gereğince; davacının cevaba cevap, davalının da ikinci cevap dilekçesi hakkında, dava ve cevap dilekçelerine ilişkin hükümler, niteliğine aykırı düşmediği sürece kıyasen uygulanacaktır.

22. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Somutlaştırma yükü ve delillerin gösterilmesi” başlıklı 194. maddesi;

“(1) Taraflar, dayandıkları vakıaları, ispata elverişli şekilde somutlaştırmalıdırlar.

(2) Tarafların, dayandıkları delilleri ve hangi delilin hangi vakıanın ispatı için gösterildiğini açıkça belirtmeleri zorunludur” hükmünü haizdir.

23. Bu düzenleme, tarafların iddialarının (HMK, md. 119/1,f) ve savunmalarının (HMK, md. 129/1,e) dayanaklarını dilekçelerinde göstermeleri yönündeki hükümler ile paraleldir.

24. Kanun, ispat faaliyetinin tam olarak yürütülebilmesi, mahkemenin uyuşmazlığı doğru tespit ederek yargılama yapabilmesi ve özellikle karşı tarafın ileri sürülen vakıalara karşı kendini savunabilmesi için, iddia edilen vakıaların açık ve somut olarak ortaya konulması gerekliliğini düzenlemiş olup, bu durumu somutlaştırma yükümlülüğü olarak adlandırmaktadır.

25. Somutlaştırma yükü, kendiliğinden (resen) araştırma ilkesinin geçerli olduğu davalarda da uygulanır.

26. Daha önce 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nda (HUMK) yer almayan bu (yeni) hüküm, soyut ve yuvarlak ifadelerle dava açılmasının ve böylece tarafların ve mahkemenin boş yere zaman kaybetmesinin önüne geçilmek amacıyla getirilmiştir. Hükmün konuluş gerekçesinde, somutlaştırma yükünü yerine getirmeyen tarafın bunun sonuçlarına katlanacağı belirtilmişse de, bunun yaptırımının ne olacağı HMK’nın 194. maddesinde açıkça öngörülmemiştir. Ancak bu husus, HMK'nın 29. maddesinde düzenlenen “dürüstlük kuralı” ile birlikte düşünülmelidir (Yılmaz, s. 3631).

27. Mahkemenin görevi, önüne gelen uyuşmazlığı hukuka uygun bir şekilde karara bağlamaktır. Bunun yerine getirilebilmesi de tarafların kendilerine düşen yükümlülükleri yerine getirmeleri ve mahkemeden ne istediklerini açıkça ortaya koymalarına bağlıdır. Bu sebeple, somutlaştırma yükü, taraflara düşen önemli bir ödevdir; aksi takdirde davanın aleyhlerine sonuçlanması söz konusu olacaktır.

28. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda düzenlenen yargılama usullerine göre delillerin gösterilme zamanının açıklanmasında da yarar bulunmaktadır.

29. Yazılı yargılama usulünde, davacının dava dilekçesinde, davalının ise dava dilekçesinin kendisine tebliği üzerine işlemeye başlayan iki haftalık süre içerisinde vereceği cevap dilekçesinde, iddiasının ya da savunmasının dayanağı olan maddi vakıaları ve ispatta kullanacağı delilleri göstermesi gerekir. Davalının cevap dilekçesi kendisine tebliğ edilmiş olan davacı, bu dilekçenin kendisine tebliğinden itibaren iki haftalık süre içerisinde mahkemeye vereceği cevaba cevap dilekçesinde davalının savunmasını etkisiz kılmak amacıyla yeni vakıalar ileri sürüyorsa ya da dava dilekçesinde belirtmiş olduğu vakıaları genişletiyor yahut eski vakıaların yerine tümüyle yenisini ikame ediyorsa, sözü edilen türdeki vakıaların ispatı bağlamında da yeni delil gösterebilir. Aynı durum davalının, davacının cevaba cevap dilekçesinin kendisine tebliği üzerine iki haftalık süre içerisinde mahkemeye vereceği ikinci cevap dilekçesinde, davacının iddialarını etkisiz hâle getirmek amacıyla savunma bağlamında yeni vakıalar ileri sürmesi veya cevap dilekçesinde dayanmış olduğu vakıaları genişletmesi ya da eski vakıaların yerine tümüyle yeni ve müstakil bir kimlik taşıyan vakıaları ikame etmesi olasılığında da geçerlilik taşır.

30. Hemen belirtilmelidir ki; hem dava dilekçesinde hem de cevap dilekçesinde gösterilen ve tarafın elinde bulunan belgelerin dilekçeye eklenerek mahkemeye sunulması, başka yerlerden getirtilecek belge ve dosyalar için de bunların bulunabilmesini sağlayıcı açıklamanın dilekçede yer alması zorunludur (HMK, md. 121, 129/2).

31. Tarafların, davanın başında sahip oldukları bütün delilleri göstermek ve ellerinde bulunan delilleri tevdi etmek zorunluluğuyla karşı karşıya bırakılmaları, delillerin gösterilmesi faaliyetine zaman itibariyle sınırlama getirilmesi ve yargılamanın sonraki aşamalarında yeni delil gösterilmesi olanağının kullanımının kanunla belirli şartlara bağlı kılınması anlamını taşımaktadır.

32. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 137. maddesinin 1. fıkrası uyarınca; “Dilekçelerin karşılıklı verilmesinden sonra ön inceleme yapılır. Mahkeme ön incelemede; dava şartlarını ve ilk itirazları inceler, uyuşmazlık konularını tam olarak belirler, hazırlık işlemleri ile tarafların delillerini sunmaları ve delillerin toplanması için gereken işlemleri yapar, tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebileceği davalarda onları sulhe veya arabuluculuğa teşvik eder ve bu hususları tutanağa geçirir” düzenlemesi bulunmaktadır.

33. Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu döneminde yargılama (dilekçeler, tahkikat, sözlü yargılama ve hüküm aşaması) dört aşamadan ibaret iken, HMK ile usul hukukuna yeni ve önemli bir kurum olarak yargılamada ön inceleme safhası (dilekçeler, ön inceleme aşaması, tahkikat, sözlü yargılama ve hüküm aşaması) dâhil edilmiştir.

34. Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile getirilen ön inceleme aşaması (md. 140), yargılamada özel bir öneme sahiptir. Bu aşamanın başarısı, esasen bu duruşmaya doğru bir şekilde hazırlanılması ve yapılması gereken işlemlerin mahkemece ve taraflarca doğru bir şekilde yapılmasına bağlıdır (Yılmaz, s.2994 vd.).

35. Ön inceleme, dilekçeler aşaması ile tahkikat aşaması arasında ayrı ve bağımsız bir aşama olacak şekilde, beş yargılama aşamasından biri olarak öngörülmüştür. Bu aşamada ilk itirazlar ve dava şartları yönünden dosyanın bir incelemeye tâbi tutulması ve tarafların uyuşmazlık içerisinde olduğu konular ile anlaştıkları konuların ayrılarak, delillerin toplandığı ve değerlendirildiği tahkikat aşamasına eksiksiz ve hazır bir şekilde geçilmesi amaçlanmıştır.

36. Ön incelemenin asıl işlevi, uygulamada birbirinin içine geçirilmiş aşamaların ayrılması bağlamında ortaya çıkmaktadır. Zira ön inceleme aşamasına kadar dilekçeler tamamlanmış ve tahkikat aşamasında toplanması gerekenler dışında kalan deliller toplanmış olacak, böylece artık tahkikat aşamasında kural olarak delil toplanması söz konusu olmayacağından, duruşmalar delillerin tartışıldığı oturumlar hâline gelmiş bulunacaktır.

37. Bu çerçevede ön inceleme duruşmasında tahkikat işlemleri yapılamaz, tahkikata götüren hazırlık işlemleri yapılır. Tahkikat aşamasından farklı olarak ön inceleme aşamasında işin esasına girilmeyeceğinden, kural olarak delillerin incelenmesi söz konusu olmayacaktır. Bu aşamada delillerin toplanması için hazırlık işlemleri yapılacak ve bu sayede dosyanın tekemmül etmesi sağlanacaktır.

38. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Ön inceleme duruşmasına davet” başlıklı 139. maddesi,

(1) Mahkeme, dilekçelerin karşılıklı verilmesinden ve yukarıdaki maddelerde belirtilen incelemeyi tamamladıktan sonra, ön inceleme için bir duruşma günü tespit ederek taraflara bildirir. (Değişik cümle:22/7/2020-7251/13 md.) Çıkarılacak davetiyede aşağıdaki hususlar ihtar edilir:

a) Duruşma davetiyesine ve sonuçlarına ilişkin diğer hususlar.

b) Tarafların sulh için gerekli hazırlığı yapmaları.

c) Duruşmaya sadece taraflardan birinin gelmesi ve yargılamaya devam etmek istemesi durumunda gelmeyen tarafın yokluğunda yapılan işlemlere itiraz edemeyeceği.

ç) Davetiyenin tebliğinden itibaren iki haftalık kesin süre içinde tarafların dilekçelerinde gösterdikleri, ancak henüz sunmadıkları belgeleri mahkemeye sunmaları veya başka yerden getirtilecek belgelerin getirtilebilmesi amacıyla gereken açıklamayı yapmaları, bu hususların verilen süre içinde yerine getirilmemesi hâlinde o delile dayanmaktan vazgeçmiş sayılacaklarına karar verileceği" şeklindedir. Maddede dilekçelerin teatisi aşamasının tamamlanması ve tarafların ön inceleme duruşmasına davet edilmesi şeklinde iki farklı aşama mevcut olup eksik delillerin sunulması ve başka yerden getirtilecek delillere ilişkin açıklama yapılması ihtarının ön inceleme duruşması davetiyesi ile birlikte yapılacağı düzenlenmiştir.

39. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 140/5. maddesi, “(5) (Değişik:22/7/2020-7251/14 md.) 139 uncu madde uyarınca yapılan ihtara rağmen dilekçelerinde gösterdikleri belgeleri sunmayan veya belgelerin getirtilmesi için gerekli açıklamayı yapmayan tarafın bu delillere dayanmaktan vazgeçmiş sayılmasına karar verilir” şeklinde düzenlenmiştir. Anılan maddede vurgulanması gereken husus; “dilekçelerinde gösterdikleri” ibaresinin kullanılmış olmasıdır.

40. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 140/5. maddesi, ön inceleme duruşmasında dahi, dava ve cevap dilekçesinde gösterilmiş olmayan belgenin ikamesine izin vermemiştir. Bu da doğaldır. Çünkü şekli gerçeği arayan özel hukuk yargılamasında, ilişkinin maddi gerçeği değil, özel hukukun biçtiği kalıplara uygunluğu incelenecektir. Böyle bir kalıbı ispat eden belgeyi delil olarak ileri sürmeyen tarafın, hak arama özgürlüğünü doğru biçimde kullandığından söz edilemez. Hakkını etkin biçimde kullanma çabasını başlangıçta göstermeyen tarafın, sonradan belgeyi delil olarak kullanmak istemesi, uyuşmazlığın netleşmesini de, çözümünü de geciktirecektir. Üstelik böyle bir belgenin dava veya cevap dilekçesinde ileri sürülmüş olması, uzlaşmayı kolaylaştırabilecekken, bu imkân da kaybedilmiş olacaktır. Böyle olunca, uyuşmazlığın süratle çözümlenmesinden beklenen kamu yararı zedelenecektir.

41. Bu aşamada bir diğer istisnai hükmün açıklanması gereklidir. O da “İddia ve savunmanın genişletilmesi veya değiştirilmesi” başlıklı HMK’nın 141. madde hükmüdür.

42. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 141. maddesi;

“(1) (Değişik:22/7/2020-7251/15 md.) Taraflar, cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçeleri ile serbestçe iddia veya savunmalarını genişletebilir yahut değiştirebilirler. Dilekçelerin karşılıklı verilmesinden sonra iddia veya savunma genişletilemez yahut değiştirilemez.

(2) İddia ve savunmanın genişletilip değiştirilmesi konusunda ıslah ve karşı tarafın açık muvafakati hükümleri saklıdır” şeklindedir.

43. Görüldüğü üzere, HMK’nın sistematiği içinde tahkikat aşamasına geçilmeden evvel tarafların uyuşmazlık konularının ve bu uyuşmazlıkların çözümü için ileri sürdükleri delillerin daha işin en başında belirlenerek tahkikatın etkin bir şekilde yapılmasının hedeflendiği anlaşılmaktadır.

44. Ön inceleme aşamasında tarafların anlaşıp anlaşamadıkları konuları belirleyen ve hangi vakıaların uyuşmazlık konusu olduğunu tespit eden ve bunu tutanağa geçiren mahkemenin, tahkikat aşamasında yapacağı faaliyet (iş), uyuşmazlık konusu olayları incelemek, bunlar hakkında tarafların gösterdiği delilleri, ileride vereceği hükme esas almak üzere ispat hukuku kurallarına göre değerlendirmektir (Yılmaz, s.901).

45. Taraflar, tahkikat aşamasında kural olarak iddia ve savunmalarını genişletip değiştiremezler; yani yeni vakıa ileri süremezler ve eski vakıaların yerine yeni vakıalar ikame edemezler. Bunun yapılabilmesi ancak karşı tarafın açık muvafakati, bunun mümkün olmaması durumunda da ıslah suretiyle gerçekleştirilebilir.

46. Nitekim Hukuk Genel Kurulunun 21.05.2015 tarihli ve 2024/9-208 Esas, 2025/328 Karar sayılı; 19.02.2025 tarihli ve 2023/1-1039 Esas, 2025/60 Karar sayılı kararları da aynı yöndedir.

47. Yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacının davaya konu taşınmazın davalı tarafından haksız olarak kullanıldığı, davalının fuzuli şagil olduğu iddiasıyla taşınmaza el atmanın önlenmesine ve ecrimisile hükmedilmesini istediği, davalının ise haksız bir müdahalenin bulunmadığını belirterek davanın reddini savunduğu; Bölge Adliye Mahkemesinin davalının taşınmazı kullanımının kira ilişkisine dayandığı, haksız el atma bulunmadığı gerekçesiyle ecrimisil talebinin reddine, tahliye gerçekleştiğinden el atmanın önlenmesi hakkında karar verilmesine yer olmadığına hükmedildiği anlaşılmaktadır.

48. Mahkemece 01.02.2021 tarihli tensip tutanağında taraflara dilekçeleri ile birlikte tüm delillerini açıkça ve hangi vakıanın delili olduğunu belirterek bildirmek, ellerinde bulunan delillerini dilekçelerine eklemek ve başka yerlerden getirilecek belge ve dosyalar için de bunların bulunabilmesini sağlayan bilgilere dilekçelerinde yer vermek zorunda oldukları ihtar edilmiştir.

49. Davalı vekili, müvekkilinin davaya konu taşınmaza haksız bir müdahalesinin bulunmadığını, taşınmazın davacı mülkiyetine geçmeden önce müvekkilinin vefat eden eşinin halasına ait olduğunu ve uzun seneler yaşlı halayla bahse konu taşınmazda birlikte yaşadıklarını, taşınmazın davacının mülkiyetine geçtiğinden ancak 15.10.2020 tarihinde tebliğ olan ihtarname ile haberdar olunduğunu, müvekkili ile görümcesi olan davacı arasındaki husumet nedeniyle eldeki davanın açıldığını belirtmiş; taraflar arasında kira ilişkisi olduğundan ise ancak 11.01.2022 tarihli istinaf dilekçesinde bahsetmiş ve dilekçe ekine müvekkilinin vefat eden eşi ile taşınmazın önceki maliki hala arasında düzenlenmiş bulunan 20.10.2015 tarihli kira sözleşmesini eklemiştir. Davalı vekili bundan önce kira ilişkisinden bahsetmediği gibi bilirkişi raporuna karşı itirazlarını bildirdiği 03.06.2021 havale tarihli dilekçesinde “..Taraflar arasında bir kira sözleşmesi de mevcut değildir. Davalı önceki malikin rızası ile orada oturmaktadır...” şeklinde beyanda bulunmuştur.

50. Az yukarıda izah edildiği üzere Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 141. maddesi uyarınca dilekçelerin karşılıklı verilmesinden sonra savunmanın genişletilip değiştirilebilmesi ıslah veya karşı tarafın açık muvafakati ile mümkündür. Davacının, davalının savunmasını değiştirmesine ya da genişletmesine muvafakati yoktur. Öte yandan, davalının kira ilişkisine dayanabilmesi için ilgili maddede öngörülen vakıalar doğrultusunda savunma konusu ettiği vakıaları ıslah ettiğine dair HMK’nın 177. maddesine uygun bir ıslah işlemi de bulunmamaktadır.

51. Bununla birlikte Bölge Adliye Mahkemesince, davacının davalıya gönderdiği tahliye amacına yönelik 09.10.2020 tarihli ihtarname içeriğinde bulunan "taşınmazı iş bu ihtarnamenin tebliğinden itibaren 30 gün içerisinde tahliye etmeniz gerekmektedir. Aksi durumda, taşınmazın tahliyesi ve ödenmemiş kira bedellerinin tahsili için müdahalenin men'i ve ecrimsil davaları açılacağı, ödenmeyen kira bedelleri için iş bu ihtarın tarafınıza tebliğ tarihinden itibaren işlemek süre yasal faiz işletileceği ..." ifadesinden davacının kira sözleşmesinin mevcut olduğunu açıkça bildiği kabul edilerek HMK'nın "Sonradan delil gösterilmesi" başlıklı 145. maddesi şartlarının davalı lehine gerçekleştiği, Mahkemenin bu durumu resen gözetmesi gerektiği gerekçesiyle kira sözleşmesi delili hükme esas alınarak karar verilmiştir. Oysa söz konusu ihtarnamenin bütününe bakıldığında davalının fuzuli şagil olduğundan, taşınmazı kullanmaya dair herhangi bir hukuki dayanak bulunmadığından bahsedildiği açıktır. İhtarnamedeki kiraya dair ifadelerin ecrimisil tazminatına esas olacak şekilde rayici belirlemek için yazıldığı, kira sözleşmesinin delil olarak kabul edilmesine dayanak olamayacağı değerlendirilmiştir.

52. Bu durumda davalı vekilinin belirtilen iddiası savunmanın genişletilmesi yasağı kapsamında olup Özel Dairece işaret olunduğu üzere davacının yeni delil sunulmasına açık muvafakati bulunmadığından, Mahkemece kira sözleşmesi delilinin hükme esas alınarak karar verilmesi doğru değildir. Bunun neticesi olarak Mahkemece, el atmanın önlenmesi talebi yönünden davacının dava tarihi itibariyle dava açmakta haklı olduğunun da gözetilmesi gerekir.

53. Hâl böyle olunca Mahkemece, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken direnme kararı verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

54. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

VII. KARAR

Açıklanan sebeplerle;

Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Kanun'un 371. maddesi gereğince BOZULMASINA,

İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,

Dosyanın 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 373. maddesinin 2. fıkrası uyarınca kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

28.01.2026 tarihinde oy birliğiyle ve kesin olarak karar verildi.

Kaynak: Adalet Bakanlığı Mevzuat ve İçtihat Bilgi Sistemi. Metin resmî kaynaktaki hâliyle aktarılmıştır; kararda anonimleştirilmeden kalmış kişisel veriler “...” ile gizlenmiştir.

Benzer Kararlar

Kira Hukukunda Diğer Konular konusundaki 21 kararın tümü

İlgili Rehber ve Hesaplama Araçları

Benzer Bir Hukuki Sorununuz mu Var?

Yargıtay kararları, somut olayın koşullarına göre farklı sonuç doğurabilir. Kira, iş, aile ve boşanma ile ceza hukuku uyuşmazlıklarında dosyanızın değerlendirilmesi için Av. Mete ŞAHİN ile iletişime geçebilirsiniz (Yenimahalle, Ankara).

Telefon ve WhatsApp: 0552 725 25 18 · WhatsApp ile yazın · İletişim formu

Bu sayfadaki özet ve açıklamalar genel bilgilendirme amaçlıdır; hukuki danışmanlık yerine geçmez. Kararın bağlayıcı metni resmî tam metindir ve somut olaydaki farklı koşullar sonucu değiştirebilir. Özetler, kararın resmî metnine dayanılarak hazırlanır ve yayımdan önce metinle karşılaştırılarak kontrol edilir. İçerik sorumlusu: Av. Mete ŞAHİN.

bottom of page