top of page

Ana Sayfa › İçtihatlar › Ceza Hukuku › Kasten Yaralama

Ceza Genel Kurulu Direnme Kararının Bozulması Ceza Hukuku

Bakanlığın Davadan Haberdar Edilmemesi Nedeniyle Bozma Sanığa Kazanılmış Hak Sağlamaz

Yargıtay Ceza Genel Kurulu · E. 2025/372 · K. 2026/100 · T. 18.02.2026

Karar Özeti

Çocuğa yönelik neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralamadan verilen 5 yıl hapis cezasını yalnız sanık istinaf etmiş; bölge adliye mahkemesi, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı yargılamadan haberdar edilmediği için hükmü bozmuştur. Yeniden yargılama sonrası Bakanlığın da istinafı üzerine 6 yıl ceza verilmiş, ancak kazanılmış hak gerekçesiyle 5 yıl üzerinden infaza karar verilmiştir. Direnme üzerine Ceza Genel Kurulu, aleyhe değiştirme yasağı teminatının ön şartının taraf teşkilinin sağlanması olduğunu, Bakanlığa haber verilmesini zorunlu görmeyen 2019 tarihli içtihadı birleştirme kararının geçmişe yürümediğini ve bu bozmanın sanığa kazanılmış hak sağlamayacağını belirterek hükmü bozmuştur.

Kararın Ortaya Koyduğu İlke

Aleyhe değiştirme yasağının teminatı için taraf teşkili sağlanmalıdır; somut olayda katılma hakkı olan Bakanlığın yokluğu nedeniyle yapılan bozma, sanığa CMK 283 kapsamında kazanılmış hak sağlamaz.

Soru: Sadece sanık istinaf ettiğinde cezanın artırılamaması kuralı hangi durumda uygulanmaz?

Sonuç: Bölge adliye mahkemesinin direnme kararına konu hükmü eksik ceza tayini nedeniyle bozuldu.

Kararın Önemli Bölümleri

“Zikredilen normlardaki teminattan bahsedebilmenin ön şartı, taraf teşkilinin sağlanması, hükmün ilgililerine usulüne uygun olarak tebliğ edilmesi (CMK madde 35/2)”

“bozmasının sanığa CMK'nın 283.maddesi kapsamında bir teminat, usulî anlamda bir kazanılmış hak sağlamayacağının kabulü gerekir.”

Kararın Tam Metni

KARARI VEREN

YARGITAY DAİRESİ: 1. Ceza Dairesi

MAHKEMESİ: Ceza Dairesi

SAYISI: 2262-1023

I. HUKUKÎ SÜREÇ

Sanığın neticesi sebebiyle ağırlaşmış kasten yaralama suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 86/1, 86/3-b-e, 87/1-c-son cümlesi ve 53. maddeleri uyarınca 5 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına ilişkin Erdemli 4. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 27.02.2018 tarihli ve 26-59 sayılı hükmün, sanık müdafii tarafından istinaf edilmesi üzerine inceleme yapan Adana Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesince 20.03.2019 tarih ve 3205-826 sayı ile; ''...Sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik sanık müdafiinin istinaf başvurusunun kabulüyle Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının dava ve duruşmalardan haberdar edilmemesi...'' gerekçesiyle bozulmasına karar verilmiştir.

Bozmaya uyan Erdemli 4. Asliye Ceza Mahkemesince 24.05.2019 tarih ve 143-302 sayı ile sanığın neticesi sebebiyle ağırlaşmış kasten yaralama suçundan TCK'nın 86/1, 86/3-b-e, 87/1-c-son cümlesi ve 53. maddeleri uyarınca 5 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına ilişkin hükmün, sanık müdafi ve katılan Bakanlık vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Adana Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesince 12.01.2022 tarih ve 3240-42 sayı ile; sanık hakkında neticesi sebebiyle ağırlaşmış kasten yaralama suçundan TCK'nın 86/1, 86/3-b-e, 87/1-c-son cümlesi ve 53. maddeleri uyarınca uyarınca 6 yıl hapis cezasına ve hak yoksunluklarına, aleyhte istinaf başvurusu olmadığından CMK'nın 283. maddesinin birinci fıkrası uyarınca kazanılmış hak nedeniyle hapis cezasının 5 yıl üzerinden infazına, bu kararın da sanık müdafii ve katılan Bakanlık vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 26.10.2023 tarih ve 13279-6512 sayı ile; ''...5271 sayılı Kanunun 283 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca aleyhe istinaf bulunmadığı gerekçesi ile sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince verilen ceza üzerinden hapis cezasının infazına karar verilmesi suretiyle eksik inceleme ile katılan Bakanlığın dava ve duruşmalara katılımı sağlanmadan karar verilmesi suretiyle eksik ceza tayini hukuka aykırı bulunmuştur'' gerekçesiyle hükmün bozulmasına ve dosyasının Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.

Adana Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesince 08.05.2024 tarih ve 2262-1023 sayı ile; ''...İlk derece mahkemesince verilen ve Dairemizce bozulmasına karar verilen 27.02.2018 tarihli 2016/ 26... /59 karar sayılı kararına karşı sadece sanık müdafi tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuş olması nedeniyle Dairemizin bozma kararından sonra ilk derece mahkemesince verilen hükme karşı katılan ... vekilinin istinaf başvurusunda bulunması sanığın kazanılmış hakkının korunmasına engel olmayacağı..." gerekçesiyle bozmaya direnerek sanığın önceki hüküm gibi cezalandırılmasına karar verilmiştir.

Direnme kararına konu bu hükmün de sanık müdafii, katılan Bakanlık vekili ve Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 04.11.2024 tarih ve 76314 sayılı bozma istemli tebliğnamesi ile dosya, CMK'nın 307. maddesi uyarınca kararına direnilen Daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 1. Ceza Dairesince 17.06.2025 tarih ve 7273-4780 sayı ile direnme kararının yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

II. UYUŞMAZLIK KONUSU

Özel Daire ile Bölge Adliye Mahkemesi arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; ilk derece mahkemesince Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının yokluğunda yapılan yargılama sonucu verilen hükmü, sanık müdafiinin istinafı üzerine inceleyen Adana Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesinin, davaya katılma hakkı bulunan Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının yokluğunda yargılama yapılması gerekçesi ile bozmasının, sanığa CMK'nın 283.maddesi kapsamında bir teminat, usulî anlamda bir kazanılmış hak sağlayıp sağlamayacağının belirlenmesine ilişkindir.

III. UYUŞMAZLIK KONUSUNA İLİŞKİN AÇIKLAMALAR

İncelenen dosya kapsamından;

Erdemli Cumhuriyet Başsavcılığının 12.01.2016 tarihli ve 47-71 sayılı iddianamesinde; sanık hakkında, yaşı küçük mağdura yönelik 22.12.2015 tarihinde gerçekleştirdiği eylem nedeniyle nitelikli kasten yaralama suçundan TCK'nın 86/1, 86/3-b-e, 87/1.c ve 53. maddeleri uyarınca cezalandırılması istemiyle kamu davası açıldığı ve yargılama safhasının "Hukuki Süreç" bölümünde anlatıldığı gibi gerçekleştiği anlaşılmaktadır.

IV. GEREKÇE

A. Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Açıklamalar

Ayrıntıları Ceza Genel Kurulu'nun 03.04.2012 tarihli ve 353-129 sayılı, 02.07.2025 tarihli ve 102-321 sayılı İçtihatlarında da açıklandığı üzere;

Konu ile ilgili, mülga 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun, 5320 sayılı Kanun'un 8. maddesi uyarınca hâlen yürürlükte bulunan 326. maddesinin son fıkrası şöyledir;

"Hüküm yalnız sanık tarafından veya onun lehine Cumhuriyet savcısı veya 291. maddede gösterilen kimseler tarafından temyiz edilmişse, yeniden verilen hüküm, evvelki hükümle tayin edilmiş olan cezadan daha ağır olamaz."

01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren CMK'nın 307/4. maddesinde de; "Hüküm yalnız sanık tarafından veya onun lehine Cumhuriyet savcısı veya 262. maddede gösterilen kimselerce temyiz edilmişse, yeniden verilen hüküm, önceki hükümle belirlenmiş olan cezadan daha ağır olamaz." düzenlemesine yer verilmek suretiyle, aleyhe bozmama ilkesi kapsamı ile birlikte korunmuştur.

Keza, istinaf kanun yolu bakımından da CMK'nın 283. maddesinde; "İstinaf yoluna yalnız sanık lehine başvurulmuşsa, yeniden verilen hüküm, önceki hükümle belirlenmiş olan cezadan daha ağır olamaz." denilerek paralel bir hüküm va'zedilmiş bulunmaktadır.

CMK'nın 307/4. maddesinin gerekçesinde ise; "Hüküm yalnız sanık veya avukatı veya 292 nci madde uyarınca yasal temsilcisi ve eşi veya Cumhuriyet savcısı tarafından sanık yararına temyiz edilmişse, bozmadan sonra yapılan yargılama sonunda verilecek ceza, önceki hükümdeki cezadan daha ağır olamaz. Bu kural gerek cezanın türü ve gerekse süresi bakımından geçerli olup, suç niteliği yönünden uygulama yeri bulunmamaktadır." ifadelerine yer verilmiştir.

Aleyhe bozma yasağı; "Temyiz davası yalnızca sanık veya müdafii ya da sanık lehine Cumhuriyet savcısı veya sanığın eşi ya da yasal temsilcisi tarafından açıldığında; hükümde, (yaptırımın)/cezanın türü ve ağırlığı bakımından sonucu sanığın aleyhine ağırlaştırıcı, diğer bir deyişle, aleyhe sonuç verici düzeltmelerin yapılamaması veya kurulacak yeni hükümdeki cezanın, sanığın aleyhine olarak ilk hükümden daha ağır olamaması" şeklinde tanımlanmaktadır.

Ceza Genel Kurulunun 20.06.2006 tarihli ve 124-165 sayılı kararında; istinaf ve temyiz kanun yolları bakımından pozitif hukukumuzda yer alan cezanın aleyhe değiştirilmemesi ilkesinin, ceza muhakemesinin mutlak ve vazgeçilemez değerleri arasında yer alan ve evrensel hukukun benimsediği bir ilke olmadığı, latince reformatio in pejus olarak adlandırılan, doktrin ve uygulamada ise "Lehe kanun yolu davası üzerine hükmü aleyhe değiştirmeme mecburiyeti, aleyhe düzeltme yasağı, aleyhe bozma yasağı, aleyhe bozmama zorunluluğu, yaptırımı ve sonuçlarını aleyhe kötüleştirememe yasağı, yaptırımı ve sonuçlarını ağırlaştıramama kuralı" olarak ifade edilen bu ilkenin amacının, hükmün aleyhine de bozulabileceğini düşünen sanığın, kanun yoluna başvurmaktan çekinmesinin önüne geçmek ve kanun yoluna başvurma hakkını daha özgürce/etkin kullanabilmesini sağlamak olduğu vurgulanmıştır.

Şu halde aleyhe değiştirmeme mecburiyeti, münhasıran cezanın nev ve miktarına ilişkin ve bununla sınırlı olup suç vasfının belirlenmesi ile hükmün doğrudan ceza kapsamında değerlendirilemeyecek diğer sonuçları yönünden de bir koruma/teminat sağlamaz.

Maamafih, aleyhe değiştirmeme mecburiyeti, sanık aleyhine istinaf (CMK madde 283) veya temyiz (CMK madde 307/4) kanun yoluna başvurulmaması halinde kabul edilmiş bir teminatı ifade ettiğine göre, öncelikle aleyhe kanun yolu davası açma hakkı olanların da haberdar edilerek (CMK madde 175/2) davaya (CMK madde 238) ve yargılama diyalektiğine katılmalarına (CMK madde 206,215,216) , yargılama sonunda verilecek hükümle ilgili olarak kanun yollarına müracaat etmelerine (CMK madde 242/1,260/1) imkan sağlanmalıdır. Zira yargılama bir diyalektiktir ve sorunun hukuk aleminde kesin olarak çözülmüş olması; iddia, mağdur/suçtan zarar gören ve savunma sujelerinin katılımıyla, tez ve antitez cephelerinin tüm iddia, savunma ve delillerini ortaya koyabilmelerini gerekli kılar. O halde CMK'nın 283. ve 307/4. maddelerinin, icra olunan yargılamadan ve verilen hükümden haberdar edilmediğinden aleyhe kanun yolu davası açma hakkını da kullanamayan sujelerin, "kanun yoluna başvuru haklarını" ellerinden alan düzenlemeler olmadığı çok açıktır. Zikredilen normlardaki teminattan bahsedebilmenin ön şartı, taraf teşkilinin sağlanması, hükmün ilgililerine usulüne uygun olarak tebliğ edilmesi (CMK madde 35/2) ve fakat aleyhe kanun yolu davası açma hakkı olanların bu haklarını kullanmamalarıdır.

Mağdur, suçtan zarar gören gerçek ve tüzel kişiler ile malen sorumlu olanlar, ilk derece mahkemesindeki kovuşturma evresinin her aşamasında hüküm verilinceye kadar şikâyetçi olduklarını bildirerek kamu davasına katılabilirler(CMK madde 237/1). Bu imkanı kullanabilmeleri için, yargılamadan haberdar edilmeleri gerektiği tartışılacak bir husus değildir. Kanun yolu muhakemesinde davaya katılma isteğinde bulunulamaz. Ancak, ilk derece mahkemesinde ileri sürülüp reddolunan veya karara bağlanmayan katılma istekleri, kanun yolu başvurusunda açıkça belirtilmişse incelenip karara bağlanır (CMK madde 237/2). Keza ilk derece mahkemesinde ileri sürülüp reddolunan veya karara bağlanmayan katılma isteklerinin, kanun yolu başvurusunda açıkça belirtilmesi halinde incelenip karara bağlanması da hükmün ilgilisine tebliğini zorunlu kılar. (CMK madde 242/1,260/1)

Temyiz ve istinaf kanun yolu incelemesi yapan merciilerin, kanun yoluna başvurma hakkı olanlara; dava açmanın, iddia, savunma ve delillerini serdetmenin yanında karşı tarafın argümanlarına cevap verme imkanı tanınıp tanınmadığını da (öncelikle) denetleme görevi vardır. Bu suretle evvela taraf teşkilinin sağlanıp sağlanmadığına bakılır. Zira çelişkili kararların önüne geçilmesi ve hukuk güvenliği, tüm iddia, savunma ve delillerin birlikte ve tek seferde değerlendirilip muktezaya bağlanmasını gerektirir.

Diğer taraftan, 29.02.2020 tarihli ve 31054 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 13.12.2019 tarihli ve 6-7 sayılı kararına göre; 6284 sayılı Kanun’un 20/2. maddesi uyarınca, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının gerekli görmesi hâlinde kadın, çocuk ve aile bireylerine yönelik uygulanan şiddet veya şiddet tehlikesi dolayısıyla açılan idarî, cezaî, hukukî her tür davaya ve çekişmesiz yargıya katılabileceğinde kuşku yoktur. Anılan kararda özetle, kovuşturma evresinde Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının açılan davadan haberdar edilmesi zorunluluğunun bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

Bununla birlikte son olarak ifade etmek gerekir ki, 15.06.1949 tarihli ve 4-11 sayılı içtihadı birleştirme kararı da gözetildiğinde, yargı organlarının takdir yetkisi kapsamında kalan içtihat değişikliklerinin kural olarak geriye yürümeyeceği, henüz kesin hükümle neticelenmemiş, devam eden yargılamalarda uygulanabileceği yönünde istikrar kazanan uygulamanın süreceğinde bir tereddüt bulunmamalıdır.

B. Hukuki Değerlendirme

Sanığın neticesi sebebiyle ağırlaşmış kasten yaralama suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 86/1, 86/3-b-e, 87/1-c-son cümlesi ve 53. maddeleri uyarınca 5 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına ilişkin Erdemli 4. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 27.02.2018 tarihli ve 26-59 sayılı hükmün, sanık müdafii tarafından istinaf edilmesi üzerine inceleme yapan Adana Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesince 20.03.2019 tarih ve 3205-826 sayı ile; ''...Sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik sanık müdafiinin istinaf başvurusunun kabulüyle Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının dava ve duruşmalardan haberdar edilmemesi...'' gerekçesiyle bozulmasına karar verilerek dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesini müteakip, bozmaya uyan Erdemli 4. Asliye Ceza Mahkemesince 24.05.2019 tarih ve 143-302 sayı ile sanığın neticesi sebebiyle ağırlaşmış kasten yaralama suçundan TCK'nın 86/1, 86/3-b-e, 87/1-c-son cümlesi ve 53. maddeleri uyarınca 5 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına ilişkin kurulan hükmün, sanık müdafi ve katılan Bakanlık vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Adana Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesince bu kez, 12.01.2022 tarih ve 3240-42 sayı ile; sanık hakkında neticesi sebebiyle ağırlaşmış kasten yaralama suçundan TCK'nın 86/1, 86/3-b-e, 87/1-c-son cümlesi ve 53. maddeleri uyarınca uyarınca 6 yıl hapis cezasına ve hak yoksunluklarına, ancak Erdemli 4. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 27.02.2018 tarihli ve 26-59 sayılı hükme karşı, aleyhte istinaf başvurusu olmadığından CMK'nın 283. maddesinin birinci fıkrası uyarınca kazanılmış hak nedeniyle hapis cezasının 5 yıl üzerinden infazına karar verildiği, bu kararın da sanık müdafii ve katılan Bakanlık vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 26.10.2023 tarih ve 13279-6512 sayı ile; ''...5271 sayılı Kanunun 283 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca aleyhe istinaf bulunmadığı gerekçesi ile sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince verilen ceza üzerinden hapis cezasının infazına karar verilmesi suretiyle eksik inceleme ile katılan Bakanlığın dava ve duruşmalara katılımı sağlanmadan karar verilmesi suretiyle eksik ceza tayini hukuka aykırı bulunmuştur'' gerekçesiyle hükmün bozulmasına ve dosyasının Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine karar verildiği anlaşılan dosyada:

Özellikle 29.02.2020 tarihli ve 31054 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 13.12.2019 tarihli ve 6-7 sayılı içtihadının kapsamı ile geçmişe yürümeyeceğinde/makable şamil olmayacağında (15.06.1949 tarihli ve 4-11 sayılı İBK kararı) şüphe bulunmamasına nazaran, Adana Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesinin, taraf teşkilinin sağlanması için dosyayı ilk derece mahkemesine incelemeksizin tevdi etmek yerine hükmü, aynı gerekçe ile 20.03.2019 tarih ve 3205-826 sayılı kararı ile bozmasının sanığa CMK'nın 283.maddesi kapsamında bir teminat, usulî anlamda bir kazanılmış hak sağlamayacağının kabulü gerekir.

Bu itibarla Bölge Adliye Mahkemesinin kazanılmış hak hususundaki direnme kararının gerekçesinde isabet bulunmamaktadır.

V. KARAR

Açıklanan nedenlerle;

1- Adana Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesinin 08.05.2024 tarihli ve 2262-1023 sayılı direnme kararına konu hükmünün, CMK’nın 283. maddesinin uygulanma şartlarının oluşmadığı gözetilmeden eksik ceza tayini isabetsizliğinden BOZULMASINA,

2- Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,

18.02.2026 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

Kaynak: Adalet Bakanlığı Mevzuat ve İçtihat Bilgi Sistemi. Metin resmî kaynaktaki hâliyle aktarılmıştır; kararda anonimleştirilmeden kalmış kişisel veriler “...” ile gizlenmiştir.

Benzer Kararlar

Kasten Yaralama konusundaki 12 kararın tümü

İlgili Rehber ve Hesaplama Araçları

Benzer Bir Hukuki Sorununuz mu Var?

Yargıtay kararları, somut olayın koşullarına göre farklı sonuç doğurabilir. Kira, iş, aile ve boşanma ile ceza hukuku uyuşmazlıklarında dosyanızın değerlendirilmesi için Av. Mete ŞAHİN ile iletişime geçebilirsiniz (Yenimahalle, Ankara).

Telefon ve WhatsApp: 0552 725 25 18 · WhatsApp ile yazın · İletişim formu

Bu sayfadaki özet ve açıklamalar genel bilgilendirme amaçlıdır; hukuki danışmanlık yerine geçmez. Kararın bağlayıcı metni resmî tam metindir ve somut olaydaki farklı koşullar sonucu değiştirebilir. Özetler, kararın resmî metnine dayanılarak hazırlanır ve yayımdan önce metinle karşılaştırılarak kontrol edilir. İçerik sorumlusu: Av. Mete ŞAHİN.

bottom of page