Ana Sayfa › İçtihatlar › Ceza Hukuku › Ceza Hukukunda Diğer Konular
AYM 1. Bölüm Kabul Edilemezlik Ceza Hukuku
İlk Vekilin UYAP Okuması Süreyi Başlattı, Kalkan Tedbiri Bildirmemek Kötüye Kullanım Sayıldı
Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm · Başvuru No 2020/29421 · T. 22.07.2026
Karar Özeti
Darbe girişimine iştirak ettiği gerekçesiyle yargılanan başvurucu, kesinleşen mahkûmiyet hükümleri için ikinci vekilinin kararı öğrendiği tarihe dayanarak bireysel başvuruda bulundu. Anayasa Mahkemesi, ilk vekilin vekâlet ilişkisinin sürdüğünü ve nihai kararları daha önce öğrendiğini belirleyerek adil yargılanma şikâyetini süre aşımı nedeniyle, kötü muamele şikâyetini ise başvuru yolları tüketilmediği için kabul edilemez buldu. Başvurudan sonra kaldırılan mal varlığı tedbirini bildirmeyen başvurucunun mülkiyet şikâyeti ise oyçokluğuyla başvuru hakkının kötüye kullanılması nedeniyle reddedildi; bu sonuca ilişkin kararda karşı oy bulunmaktadır.
Kararın Ortaya Koyduğu İlke
Yeni vekil atanmasına rağmen ilk vekilin vekâleti sürdüğünden başvuru süresi onun öğrenme tarihinden başlamış, başvuru sonrası kalkan tedbirin bildirilmemesi ise başvuru hakkının kötüye kullanımı sayılmıştır.
Soru: İki vekil varken bireysel başvuru süresi hangi vekilin öğrenme tarihinden itibaren işler?
Sonuç: Adil yargılanma iddiası süre aşımı, kötü muamele iddiası başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez bulundu; mülkiyet iddiası oyçokluğuyla başvuru hakkının kötüye kullanılması nedeniyle reddedildi.
Karar Künyesi
- MahkemeAnayasa Mahkemesi
- BölümBirinci Bölüm
- Başvuru No2020/29421
- Karar Tarihi22.07.2026
- Karar TürüBireysel Başvuru
- SonuçKabul Edilemezlik
- Resmî KaynakAnayasa Mahkemesi Kararlar Bilgi Bankası
İlgili Mevzuat
Kararın Önemli Bölümleri
“vekâlet sözleşmesinin devam ettiği ve bu süreçte vekil sıfatıyla başvurucuyu temsil etmeye yetkili olup bu yöndeki iradesini de sürdürdüğü sonucuna ulaşılmıştır.”
“Ancak başvurucu, Anayasa Mahkemesini bu konuda bilgilendirmemiştir.”
Kararın Tam Metni
TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
... BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2020/29421)
Karar Tarihi: 22/7/2026
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
İrfan FİDAN
Üyeler
:
Recai AKYEL
Selahaddin MENTEŞ
Yılmaz AKÇİL
Şaban KAZDAL
Raportör
:
Hüseyin Özgür SEVİMLİ
Başvurucu
:
...
Vekili
:
Av. ...
I. BAŞVURUNUN ÖZETİ
1. Başvuru; darbe teşebbüsü sırasında gerçekleştirilen eylemlere sanığın iştirak ettiğinden bahisle yürütülen soruşturma/kovuşturma işlemleri nedeniyle adil yargılanma hakkının çeşitli güvencelerinin, kamu görevlileri tarafından sözlü ve fiziksel şiddete maruz kalma olayına yönelik şikâyetin etkili soruşturulmaması nedeniyle kötü muamele yasağının ve mal varlığına konulan tedbirin kaldırılmaması nedeniyle de mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
A. Bireysel Başvuru Süreci
2. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:
3. Olayların geçtiği tarihte Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde yüzbaşı olarak görev yapmakta olan başvurucu hakkında 15 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleşen darbe girişimine iştirak ettiği gerekçesiyle Anayasa'yı ihlal ve kasten öldürme suçları başta olmak üzere birçok suçtan İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık) tarafından başlatılan soruşturma kapsamında başvurucu 16/7/2016 tarihinde gözaltına alındıktan sonra 19/7/2016 tarihinde tutuklanmıştır. Başvurucu, Silivri 2. Noterliği tarafından düzenlenen 11/8/2016 tarihli vekâletnameye dayalı olarak adli makamlar nezdinde soruşturma evresinden itibaren Av. ... tarafından temsil edilmiştir.
4. İstanbul 3. Sulh Ceza Hâkimliği 12/12/2016 tarihli kararı ile başvurucunun Ordu Yardımlaşma Kurumu (OYAK) nezdindeki hak ve alacaklarına, Başsavcılık da 28/12/2016 tarihinde başvurucu adına kayıtlı otomobile tedbir konulmasına karar vermiştir.
5. Başvurucu hakkındaki yargılama İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesinde (Mahkeme) görülmüştür. Mahkeme de 22/1/2018 tarihinde başvurucunun mal varlığına tedbir konulmasına karar vermiştir. Diğer yandan Anayasa Mahkemesinin 3/6/2024 tarihli yazısı üzerine Mahkeme, başvurucunun gözaltına giriş ve çıkış sürecinde düzenlenen adli muayene raporlarını sunmuştur. Başvurucu hakkındaki 17/7/2016 ve 18/7/2016 tarihli adli muayene raporlarına göre başvurucuda darp ve cebir izine rastlanmamıştır. 17/7/2016 tarihli raporda ayrıca başvurucunun "şikâyetinin olmadığı" açıklamasına da yer verilmiştir.
6. Yargılama sonucunda Mahkeme; başvurucunun Anayasa'yı ihlal, haberleşmenin engellenmesi, birden çok kez olmak üzere kasten öldürme ile bu suça teşebbüs ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarından hapis cezalarıyla cezalandırılmasına karar vermiştir.
7. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesi (Daire) 15/2/2019 tarihinde başvurucu hakkında haberleşmenin engellenmesi suçuna yönelik istinaf taleplerinin kesin olmak üzere düzeltilerek esastan reddine, diğer mahkûmiyet hükümlerine yönelik istinaf taleplerinin ise temyiz kanun yolu açık olmak üzere esastan reddine karar vermiştir. Anılan karar başvurucu vekili Av. ...'na e-tebligat yoluyla 17/3/2019 tarihinde tebliğ edilmiş ve aynı avukat tarafından temyiz kanun yoluna başvurulmuştur.
8. Başvurucu vekili Daireye sunduğu 31/3/2019 tarihli dilekçeyle başvurucunun otomobili üzerine konulan tedbir kararının kaldırılmasını talep etmiş, Daire bu taleple ilgili karar verilmek üzere dilekçeyi Mahkemeye göndermiştir. Mahkeme ise 14/5/2019 tarihinde bu taleple ilgili olarak karar verilmesine yer olmadığına karar vermiştir.
9. Av. ..., Mahkemeye 17/1/2020 tarihinde verdiği dilekçe ekinde başvurucu tarafından vekil olarak tayin edildiğine ilişkin Silivri 4. Noterliğince 14/1/2020 tarihinde düzenlenen vekâletnameyi sunmuştur. Anılan dilekçede söz konusu vekâletnameye istinaden başvurucu müdafii olarak Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi'ne (UYAP) eklenmesi talebinde bulunmuştur.
10. Diğer yandan Av. ... 17/3/2020 tarihinde Mahkemeye sunduğu dilekçesinde, müvekkili olduğunu belirttiği başvurucunun COVID-19 salgınına dair tedbirler kapsamında salıverilmesini talep etmiştir.
11. (Kapatılan) Yargıtay 16. Ceza Dairesi, temyiz edilmesi üzerine 18/3/2020 tarihinde Dairenin başvurucu hakkında verdiği Anayasa'yı ihlal ve 3 ayrı kasten öldürme suçları ile 47 ayrı kasten öldürme suçuna teşebbüsten kurulan mahkûmiyet kararlarına yönelik esastan ret kararlarının onanmasına, 2 ayrı kasten öldürme suçuna teşebbüs ile 7 ayrı kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan kurulan mahkûmiyet kararlarına yönelik esastan ret kararlarının bozulmasına karar vermiş; haberleşmenin engellenmesi suçundan verilen mahkûmiyet kararına dair düzeltilerek esastan ret kararına yönelik temyiz talebini ise kararın kesin olduğu gerekçesiyle reddetmiştir.
12. Başvurucu vekillerinden Av. ... Yargıtay ilamını UYAP üzerinden 27/6/2020 tarihinde okumuştur. Buna karşın Av. ... anılan ilamı 28/7/2020 tarihinde öğrendiğini beyan ederek kesinleşen mahkûmiyet kararları yönünden başvurucu adına 11/8/2020 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
13. Komisyon, kabul edilebilirlik konusunda oybirliği sağlanamadığından kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.
B. Bireysel Başvuru Sonrası Süreç
14. UYAP kayıtlarına göre Yargıtay kararıyla bozulan hükümlere dair yargılama Mahkemenin E.2020/260 sayılı dosyasında devam etmekteyken başvurucu vekillerinden Av. ... Mahkemeye 28/3/2021 tarihinde dilekçe sunarak davanın devamı sırasında başvurucunun bir başka avukat ile anlaşması ve çalışmaya başlaması nedeniyle başvurucunun vekilliğinden istifa ettiğini beyan etmiştir.
15. Diğer yandan yine UYAP kayıtlarına göre bozma üzerine devam eden yargılama sırasında Mahkeme, 12/7/2021 ile 13/7/2021 tarihleri arasında yaptığı ve başvurucunun da hazır bulunduğu üçüncü celsenin sonunda verdiği ara kararıyla, aralarında başvurucunun da yer aldığı sanıkların mal varlığı üzerine konulan tedbirlerin kaldırılmasına karar vermiştir. Ara kararın ilgili kısmı şöyledir:
"Yargıtay ilamı öncesi 2017/109 esasta 22/01/2018 tarihli duruşma ara kararında sanıklar [...] ..., [... ve A.Ö.nün] malvarlıklarının TMK 20/a maddesi gereğince tedbir konulmasına karar verildiği ancak TMK 20/a maddesinin açık hükmü gereği mal varlığına konulan tedbirler bakımından hukuk mahkemesinden verilmiş ihtiyati tedbir veya ihtiyati haciz kararı dosyaya girmediği takdirde 2 yıl içerisinde kendiliğinden terkin edileceği belirtildiğinden malvarlıklarına tedbir konan sanıklarla ilgili herhangi bir mahkeme kararı dosyaya girmediğinden ve üzerinden 2 yıl geçtiğinden terkin durumunun açık kanun hükmü gereği ortaya çıktığı bu nedenle gerekli terkin işlemlerinin yapılması için ilgili kurumlara ve sanıklar ile sanıklar müdafilerinin talep ettikleri/ edecekleri kurumlara müzekkere YAZILMASINA... [karar verildi.]"
16. Mahkeme ayrıca anılan ara kararı doğrultusunda düzenlediği 14/7/2021 tarihli müzekkerelerle başta OYAK ve Trafik Tescil Şube Müdürlüğü olmak üzere birçok kuruma terkin işlemlerinin yapılması hususunda talimat göndermiştir.
II. DEĞERLENDİRME
A. Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
17. Başvurucu, üzerine atılı suçlar yönünden hakkında soruşturma başlatılmasından mahkûmiyet kararlarının kesinleşmesine kadar geçen süreçte adli makamlar tarafından gerçekleştirilen işlemler nedeniyle adil yargılanma hakkının çeşitli güvencelerinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
18. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde; başvurucu hakkında yürütülen adli işlemlere değinildikten sonra Anayasa Mahkemesinin adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddialara konu güvencelerine dair kararlarına atıfla muhakeme sürecindeki adli işlemler açısından anılan kararlarda yer verilen değerlendirmelerin dikkate alınması gerektiği belirtilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında bireysel başvuru formunda ileri sürdüğü iddialarını tekrar etmiştir.
19. Anayasa Mahkemesi, olay ve olguları somut başvuru ile benzer nitelikte olan Hüseyin Aşkan ([2. B.], B. No: 2017/15649, 21/7/2020) kararında uygulanacak anayasal ilkeleri belirlemiştir. Kararda UYAP evrak işlem kütüğü üzerinde yapılan incelemede başvurucu vekili tarafından nihai kararın açılarak okunduğu tespit edilen tarih, nihai kararın sonucunun öğrenildiği tarih kabul edilerek bireysel başvuru süresi bu tarihten itibaren başlatılmış ve başvurunun süre aşımı nedeniyle kabul edilemez olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
20. Somut olayda, haberleşmenin engellenmesi suçundan verilen mahkûmiyet kararına yönelik istinaf talebinin düzeltilerek esastan reddine dair kesin karar Av. ...'na 17/3/2019 tarihinde tebliğ edilmiş (bkz. § 7), temyiz incelemesi sonucu anılan karara yönelik temyiz isteminin reddine ve bireysel başvuruya konu Anayasa'yı ihlal, 3 ayrı kasten öldürme suçu ile 47 ayrı kasten öldürme suçuna teşebbüsten verilen mahkûmiyet kararlarına yönelik esastan ret kararlarının onanmasına ilişkin Yargıtay ilamı da aynı avukat tarafından UYAP üzerinden 27/6/2020 tarihinde okunmuştur (bkz. § 12). Buna karşın başvurucuyu temsil eden diğer vekil olan Av. ... ise kesinleşen tüm mahkûmiyet kararları yönünden nihai kararı 28/7/2020 tarihinde öğrendiğinden bahisle 11/8/2020 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
21. Bu durumda, başvurucunun başka bir avukatı da vekil olarak tayin ettiği tarihten itibaren somut olayda ilk avukat ile arasındaki vekâlet ilişkisinin devam edip etmediği ve bunun sonucunda ilk avukatın nihai kararı öğrendiği tarihin bireysel başvuru süresinin başlangıcı açısından dikkate alınıp alınmayacağı değerlendirilmelidir. Başvurucu hakkında görülen davaya ilişkin UYAP kayıtları ile bireysel başvuru formundaki açıklamalar ve form ekindeki belgelerde Av. ...'in 14/1/2020 tarihinde başvurucu tarafından vekil olarak tayin edilmesinden sonra diğer avukatın azledildiğine, başvurucunun Av. ...'i vekil tayin etmesi konusunda diğer avukatın bilgilendirildiğine ve bu avukatın başka avukatın da vekil olarak tayin edilmesine muvafakat vermediğine dair açıklamada bulunulmamış ve bu hususta belge de sunulmamıştır. Ayrıca 14/1/2020 tarihinden sonra 17/3/2020 tarihinde Mahkemeye dilekçe sunan Av. ... müvekkili olduğunu belirttiği başvurucunun salıverilmesine dair talepte de bulunmuştur (bkz. § 10). Bu hâle göre -somut olayın özel koşullarında- Av. ...'nun nihai kararı UYAP'tan okuduğu tarih de dâhil olmak üzere vekillikten çekilme dilekçesi verdiği 28/3/2021 tarihine kadar başvurucu ile arasındaki vekâlet sözleşmesinin devam ettiği ve bu süreçte vekil sıfatıyla başvurucuyu temsil etmeye yetkili olup bu yöndeki iradesini de sürdürdüğü sonucuna ulaşılmıştır.
22. Dolayısıyla başvurucu ile arasındaki vekâlet ilişkisi 28/3/2021 tarihine kadar devam ettiği anlaşılan ilk avukatın haberleşmenin engellenmesi suçundan verilen kesin nitelikteki nihai kararı (Daire kararı) e-tebligat yoluyla 17/3/2019 tarihinde, temyiz incelemesi sonucunda kesinleşen diğer mahkûmiyet kararlarına dair nihai karar olan Yargıtay kararını da aynı avukatın UYAP üzerinden 27/6/2020 tarihinde okuyarak öğrendiği hâlde bu tarihlerden itibaren otuz günlük başvuru süresi geçtikten sonra bireysel başvuruda bulunulduğu anlaşılmaktadır.
23. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin süre aşımı nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
B. Kötü Muamele Yasağının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
24. Başvurucu 16/7/2016 tarihinde olay yerinde yakalanıp karakola götürülmek üzere yerde yatar hâlde beklediği sırada kolluk görevlilerinin kasıtlı olarak müdahale etmemeleri sonucu sivil kişiler tarafından dövüldüğünü, karakola götürüldüğü sırada kolluk görevlilerinin kendisini tehdit edip fiziki saldırıda bulunduklarını, gözaltında kaldığı süreçte kendisine yemek verilmediğini, işkence yapılarak ifade vermeye zorlandığını, gözaltı sonrası 19/7/2016 tarihinde sağlık muayenesine götürüldüğünde hekim karşısında çıkarılmadan önce kolluk görevlilerinin kendisini tehdit edip muayene sırasında hekimin odasına kolluk görevlilerinin de girdiğini, hekimin kendisini muayene etmeden ve maruz kaldığı darp izleriyle ilgili tespitlere yer vermeden rapor düzenlediğini, talebine rağmen muayene raporunun bir örneğinin Mahkemece de kendisine verilmediğini belirterek kötü muamele yasağının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
25. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği Anayasa Mahkemesine başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun yollarının tüketilmesi zorunludur. Başvurucunun bireysel başvuru konusu şikâyetini öncelikle ve süresinde yetkili idari ve yargısal mercilere usulüne uygun olarak iletmesi, bu konuda sahip olduğu bilgi ve delilleri zamanında bu makamlara sunması, bu süreçte dava ve başvurusunu takip etmek için gerekli özeni göstermiş olması gerekir (İsmail Buğra İşlek [1. B.], B. No: 2013/1177, 26/3/2013, § 17). Bununla birlikte bir kimsenin devlet görevlilerinin -Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasını ihlal eden- bir muamelesine uğradığına ilişkin yeterince açık belirtiler varsa soruşturma makamları şikâyet yapılmasını beklemeden konuyla ilgili bir ceza soruşturması açmalıdır (Ali Rıza Özer ve diğerleri [GK], B. No: 2013/3924, 6/1/2015, § 102; S.D. [1. B.], B. No: 2013/3017, 16/12/2015, § 112).
26. Başvuru dosyasındaki bilgi ve belgeler başvurucunun Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasını ihlal eder nitelikte muamelelere maruz kaldığına ilişkin yeterince açık belirti oluşturmadığından soruşturma makamları, başvurucunun şikâyeti bulunmamasına rağmen resmî ceza soruşturması başlatmakla yükümlü değillerdi. Bu nedenle başvurucu, bireysel başvuru yapmadan önce şikâyetlerini uygun delillerle destekleyerek soruşturma makamlarına iletmekle yükümlüydü. Buna rağmen başvurucu; yakalama sırasında ve gözaltı sürecinde kötü muamele yasağını ihlal eder nitelikte muamelelere maruz kaldığına ve doktorun, kendisini muayene etmeden ve vücudundaki yaralara yer vermeden genel adli muayene raporu düzenlediğine ilişkin iddialarını bireysel başvuru öncesinde yetkili makamlar önünde dile getirdiğine ilişkin herhangi bir belge sunmamıştır. Dolayısıyla kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddiası, hukuk sisteminde mevcut yargısal yollar tüketilmeden dile getirilmiştir.
27. Açıklanan gerekçelerle kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
C. Mülkiyet Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
28. Başvurucu, muhakeme sürecinde mal varlığına yönelik konulan tedbirlerin kaldırılmamasından yakınmaktadır.
29. Başvuru, mülkiyet hakkı kapsamında incelenmiştir.
30. Genel olarak bir hakkın öngörüldüğü amaç dışında ve başkalarını zarara sokacak şekilde kullanılmasının hukuk düzenince himaye edilmeyeceğini ifade eden hakkın kötüye kullanılmasının bireysel başvuru alanında özel olarak ele alındığı açıkça görülmektedir. Bu bağlamda bireysel başvuru usulünün amacına açıkça aykırı olan ve mahkemenin başvuruyu gereği gibi değerlendirmesini engelleyen davranışların başvuru hakkının kötüye kullanılması olarak nitelendirilmesi mümkündür (S.Ö. [2. B.], B. No: 2013/7087, 18/9/2014, § 28; Mehmet Güven Ulusoy [GK], B. No: 2013/1013, 2/7/2015, § 31). Bu kapsamda özellikle mahkemeyi yanıltmak amacıyla gerçek olmayan maddi vakıalara dayanılması veya bu nitelikte bilgi ve belge sunulması, başvurunun değerlendirilmesi noktasında esaslı olan bir unsur hakkında bilgi verilmemesi, başvurunun değerlendirilmesi sürecinde vuku bulan ve söz konusu değerlendirmeyi etkileyecek nitelikte yeni ve önemli gelişmeler hakkında mahkemenin bilgilendirilmemesi suretiyle başvuru hakkında doğru bir kanaat oluşturulmasının engellenmesi, medeni ve meşru eleştiri sınırları saklı kalmak kaydıyla bireysel başvuru amacıyla bağdaşmayacak surette hakaret, tehdit veya tahrik edici bir üslup kullanılmasıyla söz konusu başvuru yolu kapsamında ihlalin tespiti ile ihlal ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına ilişkin amaçla bağdaşmayacak surette içeriksiz bir başvuruda bulunulması durumunda başvuru hakkının kötüye kullanıldığı kabul edilebilecektir (S.Ö., § 29; Mehmet Güven Ulusoy, § 32).
31. Somut olayda UYAP üzerinden yapılan inceleme neticesinde, başvurucu bireysel başvuruda bulunduktan sonra Mahkemenin Yargıtayca bozma kararı verilen hükümler yönünden devam eden yargılama sırasında, başvurucunun da hazır bulunduğu celsede tedbir kararının kaldırılmasına karar verdiği anlaşılmıştır (bkz. § 15). Ancak başvurucu, Anayasa Mahkemesini bu konuda bilgilendirmemiştir.
32. Tedbir kararından şikâyet edilen başvuruda kararın kaldırılmış olması başvurucunun mağdur statüsünün değerlendirilmesi bakımından oldukça önem taşımaktadır. Tedbir kararının kaldırılmış olması nedeniyle başvurucunun mağdur statüsünün hitama erdiği sonucuna ulaşılabilecek ve başvurunun düşmesine karar verilebilecektir. Başvurucu, bireysel başvuru formunda başvuruyla ilgili koşullarda herhangi bir değişiklik meydana geldiğinde bunu Anayasa Mahkemesine bildireceğini beyan etmesine rağmen Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün (İçtüzük) 59. maddesinin (5) numaralı fıkrasında belirtilen yükümlülüklerine açıkça aykırı bir şekilde, yukarıda belirtilen olguya ilişkin olarak herhangi bir bildirimde bulunmamıştır.
33. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun başvurunun değerlendirilmesi noktasında esaslı olan bir unsur hakkında bilgi vermediği, bu süreçte vuku bulan ve söz konusu değerlendirmeyi etkileyecek nitelikte yeni ve önemli gelişmelerle ilgili olarak Anayasa Mahkemesini bilgilendirmemek suretiyle başvuru hakkında doğru bir kanaat oluşturulmasını engellediği anlaşıldığından başvurunun başvuru hakkının kötüye kullanımı nedeniyle reddine karar verilmesi gerekir.
34. Başvurunun mahiyeti gözetildiğinde 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 51. maddesi ve İçtüzük’ün 83. maddesi uyarınca başvurucu aleyhine disiplin para cezasına hükmedilmesine gerek görülmemiştir.
Selahaddin MENTEŞ bu sonuca katılmamıştır.
Ç. Diğer İhlal İddiaları
35. Başvurucunun gözaltının ve tutuklamanın hukuki olmaması, sulh ceza hâkimliklerinin bağımsız ve tarafsız mahkeme olmaması, tutuklama tedbirinin şartları oluşmadığı hâlde tutukluluk hâlinin devamına karar verilmesi ve bu kararların kendisine veya yakınlarına tebliğ edilmemesi nedenleriyle kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiasının Mehmet Emin Kılıç ([2. B.], B. No: 2013/5267, 7/3/2014, §§ 19-32) kararı doğrultusunda süre aşımı nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
36. Başvurucu, yukarıda belirtilen hakların yanı sıra Anayasa'da güvence altına alınan diğer hak ve özgürlüklerinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Başvurucunun iddiaları Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru inceleme yetkisine girdiği ölçüde ve sunulan belgeler çerçevesinde değerlendirildiğinde temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiğine ilişkin iddiaların 6216 sayılı Kanun'da düzenlenen diğer kabul edilebilirlik kriterlerini karşılamadığı anlaşılmıştır. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının kabul edilebilirlik kriterlerini karşılamaması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
III. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın süre aşımı nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,
2. Kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,
3. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru hakkının kötüye kullanılması nedeniyle REDDİNE Selahaddin MENTEŞ'in karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,
4. Diğer ihlal iddialarının kabul edilebilirlik kriterlerini karşılamaması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,
B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA 22/7/2026 tarihinde karar verildi.
KARŞIOY
1. Mahkemenin sayın çoğunluğu tarafından başvurucunun; mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru hakkının kötüye kullanılması nedeniyle reddine karar verilmiştir.
2. Aşağıda belirteceğim gerekçelerle sayın çoğunluğun görüşüne katılmadım.
3. Olay ve olgular mahkememizin gerekçeli kararında ayrıntılı olarak özetlenmiştir.
4. Başvurucu hakkında İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen dava nedeniyle 22/01/2018 tarihinde başvurucunun mal varlığına tedbir konulduğu anlaşılmıştır. Konulan bu tedbir 13/07/2021 tarihinde kaldırılmıştır. Mahkememizin sayın çoğunluğu bu işlemi Anayasa Mahkemesine başvurucu tarafından bildirilmediği gerekçesiyle başvurucu kötü niyetli kabul edilmiştir.
5. Anayasa Mahkemesi Sait Görmüş kararında mal varlığına ilişkin konulan tedbirler ve bu tedbirler kapsamında geliştirilen hukuki mekanizmalar konusunda temel haklar bağlamında anayasal ilkeleri belirlemiştir. Sait Görmüş kararındaki ilkeler doğrultusunda Anayasa Mahkemesine benzer durumlara önem atfetmeksizin sonuca ulaşmıştır. Bu karar doğrultusunda Anayasa Mahkemesinin sonuca ulaşması gerekmektedir.
6. Mahkememiz Sait Görmüş (2022/19376)E. , (12/12/2024) K. sayılı kararında ilkeleri şu şekilde ortaya koymuştur. “Başvurucunun şikâyetinin özü, uzun süren elkoyma tedbirinden dolayı aracı üzerinde dilediği gibi tasarruf etme yetkisini kullanamaması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkindir. 5271 sayılı Kanun'un 128. maddesi gereğince gerçekleşen el koymalarda yine aynı Kanun'un 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (j) bendi uyarınca zararın tazmini için dava açılabileceği belirtilmesine rağmen yukarıda sözü edilen Yargıtay içtihatlarında fiilî elkoyma olup olmamasına göre ayrım yapılabildiği görülmüştür. Bu durumda başvurucunun şikâyetinin Anayasa'nın 35. maddesinde düzenlenen mülkiyet hakkıyla bağlantılı olarak Anayasa'nın 40. maddesinde güvence altına alınan etkili başvuru hakkı kapsamında değerlendirilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
Etkili başvuru hakkı anayasal bir hakkının ihlal edildiğini ileri süren herkese hakkın niteliğine uygun olarak iddialarını inceletebileceği makul, erişilebilir, ihlalin gerçekleşmesini veya sürmesini engellemeye ya da sonuçlarını ortadan kaldırmaya (yeterli giderim sağlamaya) elverişli idari ve yargısal yollara başvuruda bulunabilme imkânı sağlanması olarak tanımlanabilir (Y.T. [GK], B. No: 2016/22418, 30/5/2019, § 47; Murat Haliç, B. No: 2017/24356, 8/7/2020, § 44).
Mahkemenin önündeki uyuşmazlığın esasını incelememesi sadece adil yargılanma hakkını zedelemekle kalmaz, aynı zamanda davanın konusunu oluşturan medeni hakkın bağlantılı bulunduğu diğer (maddi) hak ve özgürlükler yönünden etkili başvuru hakkının ihlal edilmesine de yol açabilir. Yargısal başvuru yolları, çoğunlukla bir hak veya özgürlükle bağlantılı uyuşmazlıkların çözüme kavuşturulması amacıyla ihdas edilmiştir. Kişiler dava açmak suretiyle mahkemelerden hak ve özgürlükleriyle ilgili olarak yargısal koruma talep etmektedir. Bireylerin yargısal koruma taleplerine cevap vermek, bu bağlamda dava konusu uyuşmazlığın esasını inceleyerek iddia ve savunmaları değerlendirdikten sonra davayı karara bağlamak yargı mercilerinin anayasal yükümlülüğüdür (Emin Arda Büyük [GK], B. No: 2017/28079, 2/7/2020, § 52).
Ancak söz konusu kararlar ile ilgili dairenin benzer kararlarında 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (j) bendi uyarınca tazminat istenebilmesi için geçici bir hukuki koruma tedbiri olan elkoyma tedbirinin sicile şerh konulmak suretiyle uygulanmasının tek başına yeterli görülmediği, araca fiilen elkoymanın da gerçekleşmesinin arandığı anlaşılmaktadır. Bu bağlamda içtihadın bu yönde gelişmesinde fiilen elkoyma tedbiri uygulanarak aracından mahrum kalan davacıların uğradığı para ile ölçülebilir zararların somut verilerle belirlenebilir olmasının etkili olduğu düşünülmektedir. Buna göre yalnızca sicile şerh konulan ve fiilî olarak kişinin elinden alınmamış olan araç sebebiyle oluşması muhtemel maddi zararların somutlaştırılmasındaki zorluk da yadsınamaz.
Anayasa Mahkemesi yukarıda değinilen önceki kararlarından da anlaşılacağı üzere (bkz. §§ 50-54) 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde öngörülen tazminat talep etme yolunu fiilî bir elkoyma olsun olmasın herhangi bir ayrım yapmaksızın etkili bir yol olarak kabul etmiştir. Nitekim anılan maddenin (1) numaralı fıkrasının (j) bendinde "eşyası veya diğer malvarlığı değerleri" ve "zamanında geri verilmeyen" ibareleri düzenlenmiştir. Dolayısıyla sicile şerh düşülmesisuretiyle icra olunan elkoymaların 141. madde kapsamında olmadığı yönünde açık bir düzenleme bulunmamaktadır. Yargıtay ilgili dairesinin süregelen yerleşik içtihatları kapsamında sicile şerh koymak suretiyle icra olunan elkoymaların anılan kapsama dâhil edilmediği ve tazminata hükmedilebilmesi için lafzı yorum yoluyla fiilen elkoyma koşulunun gerçekleşmesi şartının arandığı anlaşılmaktadır. Bu durumda 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde, sicile şerh düşülmesi suretiyle icra olunan elkoymaları kapsayan açık bir hüküm bulunmadığından mahkemelerin hükmü lafzi olarak yorumlamalarının öngörülemez olduğu söylenemez. Öte yandan fiilen el konulmamış olsa dahi sicile şerh düşülmesi suretiyle eşyasına el konulan maliklerin hukuki tasarruflarda bulunma imkânlarının kısıtlanmış olduğu açıktır.
Anayasa Mahkemesinin elkoyma nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği yönündeki başvurulara ilişkin kararlarında açık olarak belirttiği üzere her türlü elkoyma kaçınılmaz olarak bir miktar zarara yol açmaktadır. Ancak kaçınılmaz olanın üzerinde bir zarara yol açılması durumunda mülkiyet hakkına yapılan müdahale kişilere aşırı bir külfet yüklemektedir. Başvuru Numarası : 2022/19376 Karar Tarihi : 12/12/2024
Dolayısıyla somut olayda sicile şerh düşülmesi suretiyle uygulansa dahi başvurucunun kusurundan kaynaklanmayan sebeplerle elkoyma tedbirinin uzun sürmesi nedeniyle kaçınılmaz olanın üzerinde bir zarara yol açıldığı, başvurucuya aşırı bir külfet yüklendiği kuşkusuzdur. Yukarıda sözü edilen Yargıtay içtihatlarında ise sicile şerh konulması yeterli olmayıp fiilî elkoyma arandığı dikkate alındığında söz konusu zararların 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesi kapsamında giderilmesi mümkün görünmemektedir.
Sonuç olarak başvurucunun mülkiyet hakkının korunması için başvurucuya yüklenebilecek bir kusurun bulunmadığı durumlarda aracın trafik siciline şerh düşülmesi suretiyle uygulanan tedbirin uzun sürmesi nedeniyle uğranılan zararın giderimine ilişkin olarak etkili bir hukuk yolunun bulunmadığı tespit edilmiştir.
Somut olayda uzun süren tedbir nedeniyle zarara uğradığını ileri süren başvurucuya yetkili makama başvurma imkânının, diğer bir ifadeyle etkili başvuru hakkının sağlanması Anayasa'nın 40. maddesinin gereğidir. Başvurucunun aracı üzerinde hukuki tasarruflarda bulunmasını sınırlandıran başvuruya konu tedbir şerhi yaklaşık olarak on üç yıl devam etmiş olup başvurucunun bu nedenle doğan zararını talep edebileceği etkili başvuru yolunun mevcut olmadığı anlaşılmaktadır.
Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak Anayasa'nın 40. maddesinde düzenlenen etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.”
7. Yukarıda ayrıntılı olarak özetlenen Sait Görmüş kararında Anayasa Mahkemesi trafik siciline şerh verilmesi halinde yetkili bir makamlara başvuru imkanı olmaması sebebiyle ihlal sonucuna ulaşılmıştır. Somut görülen davada da aynı durum söz konusudur. Başvurucunun aracına trafik siciline şerh düşülmesi nedeniyle tedbir kararı uygulanmıştır. Tedbir kararı 3 yıl sürmüştür. Bu tedbirden kaynaklı tazminata ilişkin hukuki bir yol bulunmamaktadır. Anayasa’nın 35. ve 40. maddeleri uyarınca tedbirden kaynaklı varsa zararların giderimi için etkili bir mekanizma oluşturulmalıdır. Somut olay bağlamında böyle bir mekanizma olmadığı için Anayasa Mahkemesinin Sait Görmüş kararındaki ilkeler doğrultusunda mülkiyet hakkıyla bağlantılı etkili başvuru hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşılmalıdır.
8. Yukarıda belirttiğim gerekçelerle sayın çoğunluğun görüşüne katılmadım.
Üye
Selahaddin MENTEŞ
Kaynak: Anayasa Mahkemesi Kararlar Bilgi Bankası. Metin resmî kaynaktaki hâliyle aktarılmıştır; kararda anonimleştirilmeden kalmış kişisel veriler “...” ile gizlenmiştir.
Bu Karar Hakkında Sorular
İkinci Vekil Atanmışken İlk Vekilin Vekâleti Neden Sürmüş Sayıldı?
Başvuruda ilk vekilin azledildiğine, bilgilendirildiğine veya yeni vekil atanmasına muvafakat vermediğine dair açıklama ve belge bulunmamış, ilk vekil 17/3/2020 tarihli dilekçesiyle müvekkili adına talepte de bulunmuştur. Bu nedenle vekâletin 28/3/2021 tarihine kadar sürdüğü kabul edilmiştir.
Başvurudan Sonra Kalkan Tedbirin Bildirilmemesi Neden Kötüye Kullanım Sayıldı?
Başvurucu, tedbirin kaldırıldığı celsede hazır bulunmasına ve formda değişiklikleri bildireceğini belirtmesine rağmen bunu bildirmemiştir. Çoğunluk, bu eksikliği İçtüzük'ün 59. maddesinin 5. fıkrasındaki yükümlülüğe aykırı bularak başvuru hakkının kötüye kullanımı saymıştır.
Benzer Kararlar
AYM 1. Bölüm 02.09.2026
Ardışık Arama Savunmaları Karşılanmayan Mahkûmiyette Gerekçeli Karar Hakkı İhlal Edildi
Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm · Başvuru No 2023/50081
Mahkûmiyetin tek delili sabit hat ve ankesörlü telefon aramaları olan dosyada, Yargıtayca öngörülen araştırmalar yapılmadan ve esaslı savunmalar karşılanmadan verilen hüküm gerekçeli karar hakkını ihlal etmiştir.
İhlal Ceza Hukuku
Ceza Genel Kurulu 03.06.2026
Bozmadan Sonra Savcının Yalnızca Direnme İstemesi Esas Hakkında Mütalaa Sayılmaz
Yargıtay Ceza Genel Kurulu · E. 2024/545 · K. 2026/333
Bozmadan sonra mahkeme bozmaya uysa da direnmeye karar verse de Cumhuriyet savcısının açık ve yeterli esas hakkında mütalaası alınmalıdır; yalnızca direnme istemek geçerli mütalaa değildir.
Direnme Kararının Bozulması Ceza Hukuku
Ceza Genel Kurulu 06.05.2026
Bozmaya Uyulması Talebi Savcının Esas Hakkındaki Mütalaası Yerine Geçmez
Yargıtay Ceza Genel Kurulu · E. 2023/418 · K. 2026/290
Bozmadan sonra hüküm kurulmadan önce Cumhuriyet savcısının esas hakkındaki mütalaası alınmalıdır; bozma ilamına uyulmasını talep etmek geçerli mütalaa sayılmaz ve bu eksiklik savunma hakkını kısıtlar.
Direnme Kararının Bozulması Ceza Hukuku
Ceza Genel Kurulu 22.04.2026
Zorunlu Müdafi Olmadan Yapılan Yargılama Mutlak Hukuka Aykırılıktır, İstinafta Bozulabilir
Yargıtay Ceza Genel Kurulu · E. 2025/665 · K. 2026/249
Alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçta zorunlu müdafi yokluğunda duruşma yapılması CMK 289/1-e kapsamında mutlak hukuka aykırılıktır; bölge adliye mahkemesi CMK 280/1-e uyarınca bozabilir.
İtirazın Kabulü Ceza Hukuku
Ceza Hukukunda Diğer Konular Konusundaki 213 Kararın Tümü
İlgili Rehber ve Hesaplama Araçları
Benzer Bir Hukuki Sorununuz mu Var?
Benzer görünen uyuşmazlıklarda dahi olayın koşulları sonucu değiştirebilir. Kira, iş, aile ve boşanma ile ceza hukuku alanlarındaki uyuşmazlıklarda dosyanızın değerlendirilmesi için Av. Mete ŞAHİN ile iletişime geçebilirsiniz (Yenimahalle, Ankara).
Telefon: 0552 725 25 18 · WhatsApp ile Yazın · İletişim Formu
Bu sayfadaki özet ve açıklamalar genel bilgilendirme amacı taşır ve hukuki danışmanlık yerine geçmez. Esas alınması gereken metin, kararın resmî tam metnidir; olayın koşullarındaki farklılıklar sonucu değiştirebilir. Kararlar verildikleri tarihte yürürlükte olan mevzuata göre değerlendirilmelidir; sonraki kanun değişiklikleri kararın bugünkü uygulamadaki yerini etkileyebilir. Özetler, kararın resmî metnine dayanılarak hazırlanmakta ve yayımdan önce bu metinle karşılaştırılarak kontrol edilmektedir. İçerik Sorumlusu: Av. Mete ŞAHİN.