Ana Sayfa › İçtihatlar › Ceza Hukuku › Ceza Hukukunda Diğer Konular
AYM 1. Bölüm Kabul Edilemezlik Ceza Hukuku
Taş Atma Nedeniyle Toplantıya Silahla Katılma Mahkûmiyetine Karşı Başvuru Kabul Edilemez
Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm · Başvuru No 2022/91649 · T. 22.07.2026
Karar Özeti
Madencilik karşıtı toplantıda taşı kolluğa attığı gerekçesiyle toplantıya silahla katılma suçundan 2 yıl 1 ay hapis cezası alan başvurucunun hükmü, görüntü incelemesindeki çelişkiler nedeniyle bozulmuş; yeni bilirkişi raporuyla aynı hüküm kurulmuş, istinaf başvurusu dosya üzerinden reddedilmişti. Anayasa Mahkemesi, taşı kolluğa attığı kabul edilen başvurucunun barışçıl tutum içinde sayılamayacağını, hakkın korumasından yararlanamayacağını ve cezanın orantılı olduğunu belirtti. Duruşmasız istinafa ilişkin şikâyet de, ilk derecede duruşmalı yargılama yapıldığı ve istinafta ileri sürülecek yeni bir iddia gösterilmediği için açıkça dayanaktan yoksun bulunarak kabul edilemez sayıldı.
Kararın Ortaya Koyduğu İlke
Toplantıda elindeki taşı kolluğa attığı anlaşılan kişi barışçıl tutum içinde sayılamayacağından, toplantı hakkının korumasından yararlanamayacağı ve cezasının orantılı olduğu kabul edilmiştir.
Soru: Toplantıda kolluğa taş attığı kabul edilen kişi, toplantı hakkının korumasından yararlanabilir mi?
Sonuç: Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı ile duruşmada hazır bulunma hakkına ilişkin iddialar açıkça dayanaktan yoksun olduğundan kabul edilemez bulundu; yargılama giderleri başvurucu üzerinde bırakıldı.
Karar Künyesi
- MahkemeAnayasa Mahkemesi
- BölümBirinci Bölüm
- Başvuru No2022/91649
- Karar Tarihi22.07.2026
- Karar TürüBireysel Başvuru
- SonuçKabul Edilemezlik
- Resmî KaynakAnayasa Mahkemesi Kararlar Bilgi Bankası
İlgili Mevzuat
- Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 34 (resmî metin)
- 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu m. 33/1-a
- Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 36 (resmî metin)
- Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 141 (resmî metin)
Kararın Önemli Bölümleri
“başvurucunun toplantı sırasında yaralayıcı nitelikte bir cisim bulundurduğu ve elindeki taşı kolluk görevlilerinin bulunduğu alana attığı anlaşılmıştır.”
“ilk derece mahkemesinde duruşmalı yargılama yapılarak karar verilmesinden sonra kanun yolu incelemesinin duruşmasız yapılması tek başına adil yargılanma hakkının ihlali sonucunu doğurmaz”
Kararın Tam Metni
TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
... BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2022/91649)
Karar Tarihi: 22/7/2026
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
İrfan FİDAN
Üyeler
:
Recai AKYEL
Selahaddin MENTEŞ
Yılmaz AKÇİL
Şaban KAZDAL
Raportör
:
Hasan HÜZMELİ
Başvurucu
:
...
Vekili
:
Av. ...
I. BAŞVURUNUN ÖZETİ
1. Başvuru; bir toplantıya yaralayıcı madde ile katılındığından bahisle mahkûmiyet kararı verilmesi nedeniyle toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının, istinaf incelemesinde duruşmada hazır bulunma talebinin reddedilmesi nedeniyle de duruşmada hazır bulunma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
2. Başvurucu 17/2/2016 tarihinde Artvin’in Cerattepe mevkiinde ağaçlık alanda yürütülmek istenen madencilik faaliyetlerini protesto etmek amacıyla gerçekleştirilen toplantıya katılmıştır. Çevresel varlıkların ve doğanın korunmasını amaçladığını belirten topluluk, Cerattepe bölgesinde doğanın tahrip edileceği gerekçesiyle madencilik faaliyetlerine karşı yaklaşık iki yüz elli gün nöbet tutmuştur. Topluluk ayrıca maden sahasına ilişkin yer tahsis işlemlerinin gerçekleştirileceği 16/2/2016 ve 17/2/2016 tarihlerinde madencilik faaliyetlerinin başlamasını engellemek amacıyla araçlar ve çeşitli materyaller kullanarak iş sahasına giden yolu kapatmıştır. Eylemcilerin maden işletmecisine ait araç ve iş malzemelerinin geçişini sağlamak amacıyla yolu açmaya çalışan kamu görevlilerine çeşitli yaralayıcı maddeler atması sonucu bazı görevliler yaralanmıştır (bölgede gerçekleştirilen eylemler ve olayların gelişimine ilişkin ayrıntılı açıklamalar için bkz. Beyza Zeyno Bayramoğlu [1. B.], B. No: 2018/1270, 3/5/2023, §§ 6, 7).
3. Cumhuriyet Başsavcılığı; kolluk görevlilerince düzenlenen 26/2/2016 tarihli görüntü tespit tutanağına dayanarak, başvurucunun ihtarlara rağmen dağılmamakta ısrar ettiği ve yolu kapatmak amacıyla kurulan barikatın arkasından kolluk görevlilerine taş attığı gerekçesiyle hakkında 6/10/1983 tarihli ve 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’nun 32. maddesinin birinci fıkrası uyarınca kanuna aykırı toplantı veya gösteri yürüyüşüne katılma ve aynı Kanun’un 33. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca toplantıya silahla katılma suçlarından kamu davası açmıştır. Görüntü tespit tutanağının ilgili kısmı şöyledir:
"CD 2’de bulunan PIC 0047 nolu videonun 02.49 saniyesinde yolu kapatmak için kurulan barikatın arkasından kolluk kuvvetlerine ... ... isimli şahsın taş attığı tespit edilmiştir."
4. Artvin Asliye Ceza Mahkemesi (Mahkeme), anılan tutanak ile 25/8/2017 tarihli bilirkişi raporundaki tespitlere dayanarak başvurucunun kanuna aykırı toplantı veya gösteri yürüyüşüne katılma suçundan beraatine; elinde bulundurduğu taşı kolluk görevlilerine attığı gerekçesiyle toplantıya silahla katılma suçundan ise 2 yıl 1 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar vermiştir. Bilirkişi raporunun ilgili kısmı şöyledir:
"...’e ait ön, sağ ve sol profilden çekilmiş üç adet fotoğraf, sanık ...’e ait Hopa 1. Asliye Ceza Mahkemesince talimatla alınan savunma ile olay görüntülerini içerir kayıtların incelenmesi neticesinde; … İddianamede belirtilen CD 2’de mevcut PIC 0047 nolu videonun 02.49’uncu saniyesindeki görüntü ile sanık ...’e ait fotoğrafların karşılaştırılması neticesinde görüntü kaydındaki kişinin sanık ... olduğu sonuç ve kanaatine varılmıştır."
5. Anılan hükmün istinaf edilmesi üzerine Trabzon Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesi (Bölge Adliye Mahkemesi), başvurucunun savunmaları ile 25/8/2017 tarihli bilirkişi raporu ve görüntü tespit tutanağı arasında görüntülerin bulunduğu yer ve süre bakımından çelişkileri gözeterek suça konu görüntülerin netleştirilmesi, bu görüntüler üzerinde bilirkişi veya Adli Tıp Kurumu incelemesi yaptırılarak olay sırasında başvurucunun elinde taş bulunup bulunmadığı, taşı kolluk görevlilerine atıp atmadığının tespit edilmesi gerektiğini belirtmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi sonuç olarak, başvurucunun eylemlerinin tam olarak ortaya konulmadığı, suçun unsurlarının ne şekilde oluştuğunun yeterli gerekçeyle değerlendirilmediği ve eksik incelemeyle mahkûmiyet hükmü kurulduğu gerekçesiyle ilk derece mahkemesi kararının bozulmasına karar vermiştir.
6. Bölge Adliye Mahkemesinin bozma kararı doğrultusunda alınan 8/3/2020 tarihli bilirkişi raporunda (bilirkişi raporu) özetle; başvurucunun elektrik direğinin yanında durduğu, üzerinde siyah renkli bir mont bulunduğu ve yüzündeki cerrahi maskenin çene altında olması nedeniyle yüzünün açık şekilde görüldüğü belirtilmiştir. Bilirkişi raporunda ayrıca başvurucunun direğin demir parçaları üzerinde bulunan iki adet taş parçasını alarak bir süre yere bıraktığının, akabinde yüz kısmını göz altı hizasına kadar maske ile kapattıktan sonra önce sağ elinde, ardından sol elinde bulunan taşı sağ eliyle güvenlik güçlerinin bulunduğu alana doğru attığının ve sonrasında ise arka tarafta bulunan grubun içine doğru yöneldiğinin tespit edildiği ifade edilmiştir. Bununla birlikte atılan taşların güvenlik görevlilerine isabet edip etmediğinin görüntülerden anlaşılamadığı belirtilmiştir.
7. Mahkeme 4/11/2021 tarihinde; CD görüntüleme tutanağı ile bilirkişi raporlarının denetime elverişli şekilde düzenlendiğini belirterek ve anılan tutanak ve raporlardaki tespitlere dayanarak başvurucu hakkında toplantıya silahla katılma suçundan yeniden aynı hükmü kurmuştur. Mahkeme, "[başvurucu] görüntülerdeki kişinin kendisi olmadığı şeklinde özetlenebilecek savunmalarına mahkememizin kabulünde açıklanan gerekçeler sanıkların gösteri anında taş attıklarına dair mahkememizin denetimine olanak sağlayacak şekilde düzenlenmiş CD görüntüleme tutanağı ve bilirkişi raporları karşısında suç ve cezadan kurtulmaya yönelik olduğu" kanaatiyle başvurucuyu cezalandırmıştır. Anılan karara karşı yapılan istinaf başvurusu ise Bölge Adliye Mahkemesi 14/9/2022 tarihinde kesin olarak reddetmiştir.
8. Başvurucu, nihai kararı 26/9/2022 tarihinde öğrendikten sonra 13/10/2022 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
9. Başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
II. DEĞERLENDİRME
A. Toplantı ve Gösteri Yürüyüşü Düzenleme Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
10. Başvurucu; çevreyi korumak ve hukuka aykırı olan madencilik faaliyetlerini protesto etmek amacıyla gerçekleştirilen toplantıya, kolluk görevlilerince müdahale edilmesini gerektiren bir durum bulunmamasına rağmen güç kullanılarak müdahalede bulunulması ve kolluk görevlilerine taş attığına dair yeterli delil bulunmaksızın cezalandırılması nedenleriyle toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğinden yakınmıştır. Başvurucu ayrıca mahkûmiyete esas alınan bilirkişi raporunda görüntülerde yer alan kişi ile kendisine ait fotoğraflar arasındaki bağlantının hangi bilimsel kriterlere göre kurulduğunun açıklanmadığını, görüntüdeki kişinin fiziksel özelliklerine ilişkin herhangi bir değerlendirme yapılmadığını ve yüzü açık şekilde seçilemeyen kişinin kendisi olduğuna ne şekilde ulaşıldığının ortaya konulmadığını belirterek bilimsel dayanaktan yoksun rapora dayanarak cezalandırılması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
11. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde; kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel başvuru incelemesinin konusu olamayacağına dair Anayasa Mahkemesi içtihadına atıf yapmıştır. Bakanlık ayrıca Asliye Ceza Mahkemesinin dava konusu maddi olay ve olguları değerlendirdiğini, delilleri tartıştığını, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanmasına ilişkin gerekçelerini ortaya koyduğunu, ulaştığı sonucu ve kullandığı takdir yetkisinin nedenlerini açıkladığını belirterek somut olayın kendine özgü koşulları ile anılan tespit ve değerlendirmelerin birlikte dikkate alınması gerektiği yönünde görüş bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.
12. Başvuru, toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı kapsamında değerlendirilmiştir.
13. Anayasa’nın "Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı" başlıklı 34. maddesi şöyledir:
"Herkes, önceden izin almadan, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir.
Toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı ancak, milli güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlığın ve genel ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla ve kanunla sınırlanabilir.
Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunda gösterilir."
14. Müdahalenin dayanağı olan 2911 sayılı Kanun’un 33. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin kanunilik ölçütünü karşıladığı, müdahalenin ise Anayasa’nın 34. maddesinin ikinci fıkrasında öngörülen kamu düzeninin korunması ve suç işlenmesinin önlenmesi meşru amaçlarına yönelik olduğu değerlendirilmiştir.
15. Başvurucu, her ne kadar kolluk görevlilerinin toplantıya müdahalesinin de hukuka aykırı olduğunu ileri sürmüşse de bireysel başvurunun esas itibarıyla başvurucunun katıldığı bir toplantıdaki eylemleri nedeniyle cezalandırılmasına ilişkin olduğu anlaşılmıştır. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesi önündeki mesele, somut olayın koşullarında başvurucunun bir toplantı sırasında taş atmak suretiyle yaralayıcı madde kullandığının kabul edilmesi nedeniyle toplantıya silahla katılma suçundan cezalandırılmasının demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olup olmadığının belirlenmesinden ibarettir.
16. Toplum içinde yaşamanın doğal bir sonucu olarak bireylerin hak ve özgürlüklerine müdahale teşkil eden tedbirlerin uygulanmasında, bu müdahalenin sağladığı toplumsal yararın önemi arttıkça bireylerin bu müdahaleye katlanma yükümlülüğü de aynı oranda artmaktadır. Toplantı ve gösteri yürüyüşleri gibi kitlesel etkinlikler, bireysel eylemlere kıyasla kamu düzeni açısından daha büyük bir tehdit potansiyeli taşımaktadır (AYM, E.2015/41, K.2017/98, 4/5/2017, §§ 118, 119). Bu nedenle kanun koyucu tarafından 2911 sayılı Kanun’un 33. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca silahla toplantı veya gösteriye katılma fiili kamu düzeninin korunması ve suç işlenmesinin önlenmesi amacıyla suç olarak düzenlenmiş ve cezai yaptırıma bağlanmıştır.
17. Eldeki bireysel başvuru dosyasında başvurucunun madencilik faaliyetlerinin doğayı tahrip edeceği gerekçesiyle gerçekleştirilen bir toplantıda elindeki taşı kolluk görevlilerine doğru attığı ve bu suretle yaralayıcı madde kullandığının yargı merciince sabit görüldüğü anlaşılmıştır (bkz. §7). Mahkeme anılan sonuca ulaşırken yalnızca kolluk görevlilerince düzenlenen görüntü tespit tutanağı ile kanun yolu denetiminde çelişkili ve yetersiz bulunan 25/8/2017 tarihli bilirkişi raporundaki tespitlerle yetinmemiş; maddi olayın tam olarak ortaya konulabilmesi amacıyla yeniden uzman bilirkişi raporu aldırdıktan sonra başvurucu hakkında mahkûmiyet hükmü kurmuştur.
18. Başvurucu her ne kadar mahkûmiyete esas alınan bilirkişi raporuna ve suçun sübutuna ilişkin çeşitli itirazlar ileri sürmüşse de bireysel başvuruda ileri sürülen sübuta ilişkin itirazlar kural olarak Anayasa Mahkemesinin ilgi alanı dışındadır (ayrıntılı açıklamalar için bkz. Ferhat Üstündağ [1. B.], B. No: 2014/15428, 17/7/2018, § 35; Mahmut Catın ve Saadet Aksoy [2. B.], B. No: 2015/324, 30/6/2020, § 27). Ayrıca Anayasa Mahkemesi, 2911 sayılı Kanun’un 33. maddesinin birinci fıkrası kapsamında verilen mahkûmiyet kararının ceza hukukuna uygunluğu konusunda da -anayasal denetimi ilgilendirmediği durumlarda- bir karar vermek zorunda değildir (benzer değerlendirmeler için bkz. Ali Hizmetçi ve diğerleri [1. B.], B. No: 2017/18232, 7/9/2021, § 64; Nahide Eren [1. B.], B. No: 2014/2134, 21/4/2021, § 41; inceleme konusu hususlara ilişkin açıklamalar için bkz Dilan Ögüz Canan [GK], B. No: 2014/20411, 30/11/2017, § 47; Ali Hizmetçi ve diğerleri, § 41). Sonuç olarak yargı merciinin dayandığı deliller, bu delillerin değerlendirilme yöntemi ve ulaşılan sonuca ilişkin gerekçeler bir bütün olarak değerlendirildiğinde Anayasa Mahkemesi yargı merciinin sübuta ilişkin kabulünden ayrılmayı gerektirir bir neden bulunmadığı kanaatine ulaşmıştır.
19. Anayasa Mahkemesi birçok kararında Anayasa'nın 34. maddesinin, bireylerin düşüncelerini barışçıl yollarla ifade edebilmeleri için toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkını güvence altına aldığını belirtmiştir. Anayasa Mahkemesi, şiddet kullanma niyeti taşıyan kişilerin düzenlediği veya katıldığı gösterilerin, barışçıl toplantı kapsamında değerlendirilemeyeceğini vurgulamıştır (bkz. Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası ve diğerleri [GK], B. No: 2014/920, 25/5/2017, § 80; Dilan Ögüz Canan, § 37; Ferhat Üstündağ, §§ 50, 51).
20. Henüz şiddet hareketlerine başvurmamış olsalar bile şiddet kullanma niyetinde olduğu makul gerekçelerle ortaya konulmuş olan kişilerin katıldığı veya düzenlediği gösteriler barışçıl toplantı kavramı dışında mütalaa edilebilir (Ferhat Üstündağ, § 53). Zira şiddet kullanma niyetinde olan kişiler, katıldıkları toplantıda düşüncelerini kolektif olarak ve barışçıl bir yöntemle ifade etmek isteyen kişilerin bu hakkını tam olarak kullanmalarına zarar verebilir (Ali Hizmetçi ve diğerleri, § 69).
21. Cerattepe bölgesinde gerçekleştirilen ve uzun bir süreye yayılan toplantılarda, engelleyici ve cebri yöntemlerle madencilik faaliyetlerini durdurmayı amaçlayan, zamanla kamu düzenini bozucu bir niteliğe evrilen eylemler gerçekleştirilmiştir (kamu düzenini bozucu faaliyetlere ilişkin açıklamalar için bkz. Beyza Zeyno Bayramoğlu, § 71). Anılan şartlarda elinde taş bulunduran ve taşı kolluk görevlilerinin bulunduğu alana atan başvurucunun eylemleri dikkate alındığında, başvurucunun barışçıl bir toplantıya katılma iradesiyle hareket ettiğinden şüphe duyulmasını haklı kılacak yeterli nedenlerin bulunduğu kabul edilmelidir.
22. Anayasa’nın 34. maddesi toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkını güvence altına almakla birlikte toplantıya katılan kişilere belirli ödev ve sorumluluklar da yüklemektedir. Barışçıl toplantı hakkı, bireylerin bu hakkı kullanırken sahip oldukları ödev ve sorumluluklardan ayrı düşünülemez. Anılan yükümlülükler, özellikle somut başvuruda olduğu gibi bu ödev ve sorumluluklara aykırı davranıldığı iddia edilen durumlarda, temel hak ve özgürlüklere yönelik müdahalelerin değerlendirilmesi bakımından önem taşımaktadır (benzer yönde değerlendirmeler için bkz. Ferhat Üstündağ, §§ 57, 76; Ali Hizmetçi ve diğerleri, §§ 60, 70).
23. Somut olayda başvurucunun toplantı sırasında yaralayıcı nitelikte bir cisim bulundurduğu ve elindeki taşı kolluk görevlilerinin bulunduğu alana attığı anlaşılmıştır. Bu durumda başvurucunun barışçıl bir tutum içinde hareket ettiğinden söz edilemeyeceği gibi kamu düzeninin bozulmasına katkı sağlayacak biçimde davrandığı sonucuna ulaşılmıştır. Dolayısıyla Anayasa’nın 34. maddesi kapsamında güvence altına alınan hakkın gerektirdiği ödev ve sorumluluklara uygun davranmayan başvurucunun bu hakkın sağladığı korumadan yararlanması beklenemez.
24. Sonuç olarak başvurucuya verilen 2 yıl 1 ay hapis cezasının, kamu gücünü kullanan organların ve mahkemelerin farklı menfaatleri dengelemek konusundaki takdir yetkileri de gözetildiğinde, zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşıladığı ve orantılı olduğu değerlendirilmiştir.
25. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiasının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
B. Duruşmada Hazır Bulunma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
26. Başvurucu; Bölge Adliye Mahkemesinin bozma kararı sonrasında yapılan yargılamada duruşmaya davet edilmesine ve 14/9/2022 tarihli duruşmada hazır bulunmasına rağmen savunmasının alınmadığını belirterek duruşmada hazır bulunma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
27. Başvurucunun bozma kararına karşı savunmasının 31/5/2021 tarihinde talimat yoluyla alındığı görülmüştür. Ayrıca Bölge Adliye Mahkemesinin tensip zaptı incelendiğinde 14/9/2022 tarihli duruşma yönünden yalnızca sanık D.A.K.nın savunmasının alınması amacıyla duruşma hazırlığı işlemlerine başlanmasına karar verildiği anlaşılmıştır. Aynı tarihli duruşma tutanağında ise duruşmaya gelen olmadığı tespit edilmiş; başvurucunun istinaf talebi, dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda reddedilmiştir. Dolayısıyla somut olayda başvurucunun mahkûmiyet kararına karşı yaptığı istinaf başvurusunun Bölge Adliye Mahkemesince duruşma yapılmaksızın dosya üzerinden incelenerek karara bağlanması nedeniyle duruşmada hazır bulunma hakkının ihlal edildiğini ileri sürdüğü anlaşılmaktadır.
28. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının temel unsurlarından biri de Anayasa’nın 141. maddesinde düzenlenen yargılamanın açık ve duruşmalı yapılması ilkesidir. Bununla birlikte ilk derece mahkemesinde duruşmalı yargılama yapılarak karar verilmesinden sonra kanun yolu incelemesinin duruşmasız yapılması tek başına adil yargılanma hakkının ihlali sonucunu doğurmaz (Nevruz Bozkurt [1. B.], B. No: 2013/664, 17/9/2013, § 32; Feyyaz Bayram [2. B.], B. No: 2014/7822, 16/11/2016, §§ 84-86). Ayrıca adil yargılanma hakkının diğer güvencelerine riayet edilmek kaydıyla usul ekonomisi ve iş yükünün azaltılması gibi amaçlarla bazı yargılamaların duruşma yapılmaksızın karara bağlanmasının da tek başına ihlale yol açmayacağı kabul edilmektedir (Merve Berrin Bostan [2. B.], B. No: 2020/39725, 11/12/2024, § 26).
29. Somut olayda bozma sonrası Asliye Ceza Mahkemesindeki yargılamanın duruşmalı olarak yürütüldüğü, başvurucunun iddia ve savunmalarını ileri sürme imkânı bulduğu anlaşılmıştır. Davanın niteliği dikkate alındığında Bölge Adliye Mahkemesinin dosya kapsamındaki yazılı belge ve beyanlar üzerinden uyuşmazlığı hakkaniyete uygun şekilde değerlendirme imkânına sahip olduğu görülmüştür. Öte yandan başvurucu da istinaf incelemesinin duruşmalı yapılması hâlinde ilk derece mahkemesi önünde ileri süremediği hangi iddia veya savunmaları dile getireceğine ilişkin somut bir açıklamada bulunmamıştır. Bu nedenle somut olayda duruşmada hazır bulunma hakkına yönelik bir ihlalin bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
30. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun duruşmada hazır bulunma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiasının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
III. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Duruşmada hazır bulunma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA 22/7/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
Kaynak: Anayasa Mahkemesi Kararlar Bilgi Bankası. Metin resmî kaynaktaki hâliyle aktarılmıştır; kararda anonimleştirilmeden kalmış kişisel veriler “...” ile gizlenmiştir.
Bu Karar Hakkında Sorular
Atılan Taşların Kolluk Görevlilerine İsabet Ettiği Kararda Belirlendi mi?
Hayır. Bilirkişi raporunda taşların görevlilere isabet edip etmediğinin görüntülerden anlaşılamadığı belirtilmiştir. Başvurucu, toplantıya silahla katılma suçundan cezalandırılmıştır.
Duruşmasız Yapılan İstinaf İncelemesi Duruşmada Hazır Bulunma Hakkını İhlal Eder mi?
Tek başına etmez. Anayasa Mahkemesine göre ilk derecede duruşmalı yargılama yapılmışsa kanun yolu incelemesinin duruşmasız yapılması tek başına ihlal sonucunu doğurmaz; başvurucu da istinafta ileri sürebileceği yeni bir iddiayı açıklamamıştır.
Benzer Kararlar
AYM 1. Bölüm 02.09.2026
Ardışık Arama Savunmaları Karşılanmayan Mahkûmiyette Gerekçeli Karar Hakkı İhlal Edildi
Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm · Başvuru No 2023/50081
Mahkûmiyetin tek delili sabit hat ve ankesörlü telefon aramaları olan dosyada, Yargıtayca öngörülen araştırmalar yapılmadan ve esaslı savunmalar karşılanmadan verilen hüküm gerekçeli karar hakkını ihlal etmiştir.
İhlal Ceza Hukuku
Ceza Genel Kurulu 03.06.2026
Bozmadan Sonra Savcının Yalnızca Direnme İstemesi Esas Hakkında Mütalaa Sayılmaz
Yargıtay Ceza Genel Kurulu · E. 2024/545 · K. 2026/333
Bozmadan sonra mahkeme bozmaya uysa da direnmeye karar verse de Cumhuriyet savcısının açık ve yeterli esas hakkında mütalaası alınmalıdır; yalnızca direnme istemek geçerli mütalaa değildir.
Direnme Kararının Bozulması Ceza Hukuku
Ceza Genel Kurulu 06.05.2026
Bozmaya Uyulması Talebi Savcının Esas Hakkındaki Mütalaası Yerine Geçmez
Yargıtay Ceza Genel Kurulu · E. 2023/418 · K. 2026/290
Bozmadan sonra hüküm kurulmadan önce Cumhuriyet savcısının esas hakkındaki mütalaası alınmalıdır; bozma ilamına uyulmasını talep etmek geçerli mütalaa sayılmaz ve bu eksiklik savunma hakkını kısıtlar.
Direnme Kararının Bozulması Ceza Hukuku
Ceza Genel Kurulu 22.04.2026
Zorunlu Müdafi Olmadan Yapılan Yargılama Mutlak Hukuka Aykırılıktır, İstinafta Bozulabilir
Yargıtay Ceza Genel Kurulu · E. 2025/665 · K. 2026/249
Alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçta zorunlu müdafi yokluğunda duruşma yapılması CMK 289/1-e kapsamında mutlak hukuka aykırılıktır; bölge adliye mahkemesi CMK 280/1-e uyarınca bozabilir.
İtirazın Kabulü Ceza Hukuku
Ceza Hukukunda Diğer Konular Konusundaki 213 Kararın Tümü
İlgili Rehber ve Hesaplama Araçları
Benzer Bir Hukuki Sorununuz mu Var?
Benzer görünen uyuşmazlıklarda dahi olayın koşulları sonucu değiştirebilir. Kira, iş, aile ve boşanma ile ceza hukuku alanlarındaki uyuşmazlıklarda dosyanızın değerlendirilmesi için Av. Mete ŞAHİN ile iletişime geçebilirsiniz (Yenimahalle, Ankara).
Telefon: 0552 725 25 18 · WhatsApp ile Yazın · İletişim Formu
Bu sayfadaki özet ve açıklamalar genel bilgilendirme amacı taşır ve hukuki danışmanlık yerine geçmez. Esas alınması gereken metin, kararın resmî tam metnidir; olayın koşullarındaki farklılıklar sonucu değiştirebilir. Kararlar verildikleri tarihte yürürlükte olan mevzuata göre değerlendirilmelidir; sonraki kanun değişiklikleri kararın bugünkü uygulamadaki yerini etkileyebilir. Özetler, kararın resmî metnine dayanılarak hazırlanmakta ve yayımdan önce bu metinle karşılaştırılarak kontrol edilmektedir. İçerik Sorumlusu: Av. Mete ŞAHİN.