top of page

Ana Sayfa › İçtihatlar › İş Hukuku › Hizmet Tespiti

Yargıtay 10. HD Bozma İş Hukuku

Çıraklık Dönemindeki Çalışmanın Tespitinde Soyut Tanık Beyanı Yeterli Görülmedi

Yargıtay 10. Hukuk Dairesi · E. 2025/19211 · K. 2026/6462 · T. 07.05.2026

Karar Özeti

Davacı, 14 yaşında çıraklık sözleşmesiyle girdiği kamu kurumuna ait fabrikada mermi kovanı imalatında diğer işçilerle aynı koşullarda çalıştığını ileri sürerek bu dönemin uzun vadeli sigorta kapsamında tespitini istemiştir. İlk derece mahkemesi çalışmanın üretime dayalı olduğu gerekçesiyle davayı kabul etmiş, bölge adliye mahkemesi de istinaf başvurularını esastan reddetmiştir. Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, çırağın üretime bilfiil katılıp eğitimin arka planda kaldığı durumda çıraklık ilişkisinden söz edilemeyeceğini, ancak deneyimsiz davacının üretime nasıl katıldığı araştırılmadan soyut tanık beyanlarıyla karar verilemeyeceğini belirterek ilk derece kararını bozmuştur.

Kararın Ortaya Koyduğu İlke

Çıraklık sözleşmesiyle 14 yaşında işe başlayan deneyimsiz kişinin nitelik gerektiren üretime nasıl katıldığı titizlikle araştırılmadan, soyut tanık beyanlarıyla tüm sigorta kollarına tabi çalıştığı tespit edilemez.

Soru: Çırak olarak çalışılan dönem uzun vadeli sigortalılık süresi olarak tespit ettirilebilir mi?

Sonuç: Bölge adliye mahkemesi kararı kaldırılarak ilk derece mahkemesi kararı bozuldu.

Karar Künyesi

İlgili Mevzuat

Kararın Önemli Bölümleri

“Ancak çırak, işyerinde üretimle ilgili çalışmalara bilfiil katılıyor, meslek ve sanat eğitimi arka planda tutuluyorsa, bu durumda çıraklık ilişkisinden söz edilemeyecektir.”

“Yetersiz soyut tanık beyanlarına dayanarak karar verilmesi isabetsizdir.”

Kararın Tam Metni

MAHKEMESİ: Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi

SAYISI: 2024/997 E., 2025/2899 K.

İLK DERECE MAHKEMESİ: Kırıkkale 1. İş Mahkemesi

SAYISI: 2022/297 E., 2024/86 K.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı ve fer'i müdahil Kurum vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA

Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin 06.10.1988 tarihinde davalılardan ... Kurumuna ait ... Fabrikası Yüksük Atölyesi mermi kovanı imalatında 0...0 Sigorta Sicil Numarası ile imalat işçisi olarak çalışmaya başladığını, 06.10.19 88... .02.1992 tarihleri arasında işveren tarafından sadece sağlık sigortası yapılmak suretiyle çalıştırıldığını, buradan çıkarıldıktan sonra 1993 yılında yine ... Fabrikasında işçi olarak tekrar işe başlatıldığını, halen ... Fişek Fabrikasında işçi olarak çalışmaya devam ettiğini, fabrikanın farklı atölyelerinde diğer işçilerle aynı işlerde, hafta içi her gün olmak kaydıyla sabah saat 07.30'dan, akşam 17.00'a kadar bilfiil çalıştırıldığını, davalı Kuruma 18 yaşından önce girdiğini ve 18 yaşını doldurmadan 28.02.1992 tarihinde iş akdinin sonlandırıldığını, davalı Kuruma ait Çıraklık Okulu kapandığından, sürekli bir şekilde hafta içi her gün fabrikaya gelmek zorunluluğu olduğunu, müvekkiline asgari ücretin üzerinde işçi ücreti verildiğini, ayrıca diğer işçilere sağlanan, yemek, ayakkabı, havlu vesaire sosyal haklardan da yararlandırıldığını ve yıllık ücretli izin haklarının dahi kullandırıldığını, Yargıtay içtihatlarından hareketle müvekkilinin diğer işçilerle aynı koşullarda ve üretim amaçlı çalıştırıldığından çıraklık ilişkisini aşan çalışma yaptırıldığının açık olduğunu, müvekkilinin davalı işveren nezdinde 06.10.19 88... .02.1992 tarihleri arasında yapmış olduğu hizmetlerinin uzun vadeli sigorta kapsamında, sürekli ve kesintisiz çalıştığının tespitine, 28.02.1992 tarihine kadar olan çalışmalarının prim ödeme gün sayısına dâhil edilmesine karar verilmesini iddia ve talep etmiştir.

II. CEVAP

Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; dava edilen dönemde davacı reşit olmadığından davacının velisi ile imzalanan ''çıraklık sözleşmesinin ardından 30 yıl geçtikten sonra inkâr edilmesinin Medeni Kanun'un iyi niyet kuralına, hukukun temel kurallarına aykırı olduğunu ve talebin zamanaşımına uğradığından dolayı davanın zamanaşımı yönünden reddinin gerektiğini, 3308 sayılı Kanun'a dayanarak davaya bakmaya İş Mahkemesinin değil Asliye Hukuk Mahkemesi görevli olduğunu ve davanın öncelikle görev yönünden reddinin gerektiğini (Yargıtay 9.Hukuk Dairesi Başkanlığı'nın E.1992/8753, K.1992/12185 sayılı T.3111992 tarihli kararı), davacının çıraklık döneminde 3308 sayılı Kanun ve bu Kanun doğrultusunda yürürlüğe giren yönetmelik hükümleri gereğince imzalanan çıraklık sözleşmesi dikkate alınarak çıraklık eğitimine tabi tutulduğunu, asgari ücretin %30'u kadar ücret aldığını ve 30'ar gün yıllık izin kullandığını, Çıraklık Okulunun 1986 yılında 3308 sayılı yasanın yürürlüğe girmesi ile kapandığını, davacının 3308 sayılı yasa ve bu yasa doğrultusunda yürürlüğe giren yönetmelik hükümleri ve velisi ile imzalanan çıraklık sözleşmesi dikkate alınarak çıraklık eğitimine tabi tutulduğunu, davacının üretimde çalışmasının, fazla mesai yapması da fiziksel olarak da imkânsız olduğunu, bir işçi 50 kg yük kaldırabilirken çırakların böyle bir yükü kaldırmalarının mümkün olmadığını, çırağın görevinin ustasına yardımcı olmak ve sanatını ustasından görerek geliştirmek olduğunu, kıdemli ve deneyimli bir işçinin bile sürekli çalıştığı atölye ve tezgâhtan, başka bir atölye ve tezgâha verildiği takdirde eğitime tabi tutulduğunu, davacının 18 yaşını doldurduktan sonraki eğitiminin işçilikten sayılarak hizmetlerinin uzun vadeli sigorta kollarına tabi olduğunun tespitini talep etmesinin haksız ve hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, çıraklık süresinin 3-4 yıl olduğunu, çıraklık eğitimini tamamlayıp çıraklık diploması alınmasının esas olduğunu, aynı talep ile açılan Ankara 5. İş Mahkemesi 220/224 E. Sayılı davadaki bilirkişi raporunda; çalışma mevzuatına göre yapılan işin kişinin yaşına ve bünyesine uygun olması gerektiği, Kamuya ait olan bir iş yerinde kaynakçılık gibi 3 - 5 ayda mesleğin öğrenilip üretime yönelik olarak ve asgari ücretin %30'u kadar bir ücretle 3 buçuk yıl süreyle çalışıldığı iddiasının hayatın olağan akışı içerisinde mümkün olamayacağının değerlendirildiği, Ankara 27. İş Mahkemesinde görülen 2020/274 sayılı davada; davacının yaşı yeterliliği ve tecrübe düzeyi göz önüne alınarak davacının üretimle ilgili çalışmalara bilfiil katılmadığı, meslek ve sanat eğitiminin ön planda tutulduğu, işyerindeki konumunun üretime yönelik olmayıp eğitime yönelik olduğu, bu durumda davacının uzun süreli sigorta kollarına tabi olarak çalışmasının uzun vadeli sigorta kollarından kabul edilmesinin mümkün olmadığı yönünde karar verildiği, Ankara 41. İş Mahkemesi'nde görülen 2020/226 sayılı davada ise; bu dönem yönünden kısa vadeli sigorta kolları kapsamında yapılan bildirimlerin uzun vadeli sigorta kolları kapsamında bulunduğuna karar verilemeyeceğini belirtildiği, teknik bir alanda çalışma yapıldığı belirgin olan silah fabrikasında hiçbir eğitim alınmadan çıraklık sözleşmesinin başladığı ilk günden itibaren hizmet akdiyle çalışıldığının kabulünün hayatın olağan akışına uygun bulunmayacağı öne sürülerek davacının taleplerinin reddine karar verildiği, açıklanan nedenlerle davanın usulden ve esastan reddine karar verilmesini arz ve talep etmiştir.

Fer'i müdahil Kurum vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının 06.05.1974 doğumlu olduğu ve 06.05.1992 tarihinde 18 yaşını ikmal ettiğinden, 506 Sayılı Kanunun geçici 60-G maddesi ve geçici 54. maddesi uyarınca 18 yaşından önceki döneme ilişkin taleplerinin yasaya aykırı olması nedeni ile reddinin gerektiğini, 18 yaşını ikmal ettiği 06.05.1992 tarihinden sonraki çalışmalar yönünden ise Kurumun, işveren tarafından verilen bilgi ve belgelere göre işlem yapması ve Kurum belgelerinin resmi belgelerden oluşması sebebiyle aksi sabit oluncaya kadar doğruluğunun asıl olduğunu, işveren tarafından verilen belgelerle eksik bildirimde bulunulmuşsa eksik gösterilen sürelere ait çalışmaların ücret tediye bordroları, iş yeri puantaj kayıtları, vergi kayıtları gibi yazılı belgelerle kanıtlanması gerektiği konusunda Yargıtay'ın yerleşmiş içtihatları bulunduğunu, davacının kurumda mevcut işe giriş bildirgeleri incelendiğinde 06.10.1988 tarihinde verilen çıraklık eğitim merkezindeki çıraklık eğitiminden sonra ilk olarak 17.05.1993 tarihinde sigortalı olarak davalı ... bünyesindeki ... San.'daki işyerinde çalışmaya başladığını ve 18 yaşının ikmalinden sonra uzun vadeli sigorta kollarına tabi olarak çalıştığını, kurum kayıtlarına göre davacı adına sigortalı işe ilk giriş bildirgesinin 31.10.1988 tarihinde verildiğini, verilen bu işe giriş bildirgesinde davacının "Kırıkkale Çıraklık Eğitim Merkezi" unvanlı işyerine çırak olarak girdiğinin açıkça görüldüğünü, dava dilekçesinde davacı vekilinin de bizzat davacının bu dönemde çırak olarak çalıştığını beyan ettiğini, çıraklık Eğitim Merkezine devam eden ve çıraklık eğitimi gören davacının diğer işçilerle beraber aynı mesai, ücret, yıllık izin gibi haklardan yararlanmasının yasal olarak mümkün olmadığını, fiili olarak da talep edilen dönemlerdeki yaşı göz önüne alındığında mesleki eğitimini tamamlayarak usta işçi gibi çalıştırılmış olmasının hayatın olağan akışına aykırılık teşkil ettiğini, açıklanan nedenlerle davanın reddine karar verilmesini arz ve talep etmiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile

"Davanın kabulüne;

1-Davacının davalı ... Genel Müdürlüğü'nde 06.10.1988 - 28.02.1992 tarihleri arasında hizmet akdiyle uzun vadeli sigorta kollarına tabi çalıştığının tespiti ile çalışmalarının 506 sayılı Kanun'da 60/g hükmü ve 5510 sayılı Kanun'un 38/2. maddesi hükmü uyarınca prim gününe ilavesinin gerektiğinin tespitine" karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı ve fer'i müdahil Kurum vekilleri tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile başvuruların esastan reddine karar verilmiştir.

V. TEMYİZ

A. Temyiz Sebepleri

1.Davalı vekili, davanın reddi ile kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.

2.Fer'i müdahil Kurum vekili, davanın reddi ile kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.

B. Değerlendirme ve Gerekçe

Uyuşmazlık, hizmet tespitine ilişkindir.

1.Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

2. Davanın yasal dayanağı 5510 sayılı Kanun'un Geçici 7. maddesi kapsamında uygulama alanı bulan 506 sayılı Kanun'un 79/10 maddesidir. Bu tür sigortalı hizmetlerin tespitine ilişkin davaların, kamu düzeniyle ilgili olduğu ve bu nedenle de özel bir duyarlılıkla ve özenle yürütülmesinin zorunlu ve gerekli bulunduğu açıktır. Bu çerçevede, hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için, bu tür davalarda tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip, gerek görüldüğünde resen araştırma yapılarak kanıt toplanabileceği de göz önünde bulundurulmalıdır. Bu tür aidiyet ve tespit davalarında gerçeğin tam olarak saptanması için, işin kuşku ve duraksamaya yer vermeyecek şekilde etraflıca araştırılması gereği ortadır. Bu bağlamda, hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için, bu tür davalarda tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip, gerek görüldüğünde resen araştırma yapılarak kanıt toplanması gerektiği özellikle göz önünde bulundurulmalıdır.

3. 506 sayılı Kanun’un 2. maddesine göre sigortalılık niteliği, hizmet akdinin kurulması ve 6. madde gereğince çalışmaya başlanması ile edinilir. Aynı Kanun’un “Sigortalı Sayılmayanlar” başlıklı 3/II-B maddesinde; “Özel kanunda tarifi ve nitelikleri belirtilen çıraklar hakkında, çıraklık devresi sayılan süre içinde analık, malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları ile bu Kanunun 35. maddesi hükümleri uygulanmaz.” hükmü öngörülmüştür.

Atıf yapılan ve dava konusu dönemde yürürlükte bulunan özel kanun olan 3308 sayılı Mesleki Eğitim Kanunu'nun 3. maddesi, çırağı; “çıraklık sözleşmesi esaslarına göre bir meslek alanında mesleğin gerektirdiği bilgi, beceri ve iş alışkanlıklarını iş içerisinde geliştirilen kişi” olarak tanımlanmıştır.

Anılan Kanun'un “Çıraklık Şartları” başlıklı 10'uncu maddesine göre çırak olabilmek için,

a)14 yaşını doldurmuş, 19 yaşından gün almamış olmak. (Bu bentte yer alan "onüç yaşını" ibaresi, 16.08.1997 tarih ve 4306 sayılı Kanun'un 6. maddesiyle "ondört yaşını" olarak değiştirilmiştir.)

b)En az ilköğretim okulu mezunu olmak.

c)Bünyesi ve sağlık durumu gireceği mesleğin gerektirdiği işleri yapmaya uygun olmak gerekmektedir.

Ancak, 19 yaşından gün almış olanlardan daha önce çıraklık eğitiminden geçmemiş olanlar, yaşlarına ve eğitim seviyelerine uygun olarak düzenlenecek mesleki eğitim programlarına göre çıraklık eğitimine alınabilir. Kanun'un 13'ncü maddesi hükmüne göre ise; “Bu Kanunun uygulandığı yer ve meslek dallarında 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun çıraklık sözleşmesine dair hükümleri ile 18 yaşını doldurduktan sonra sözleşmesi devam eden çıraklar hakkında 1475 sayılı İş Kanunu'nun, İşçi Sağlığı ve Güvenliği başlıklı beşinci bölümünde yer alan hükümleri dışındaki hükümler uygulanmaz.”

Bu hükümler çerçevesinde taraflar arasındaki ilişkinin niteliği belirlenirken, başka bir ifade ile, davacının uyuşmazlığa konu dönemde çırak olup olmadığına karar verilirken, çalışma ilişkisine bakılmalıdır.

Gerçekten de çıraklık sözleşmesinde, akdi ilişkinin üstün niteliği çalışma olgusu değil, sigortalıya bir meslek ve sanatın öğretilmesidir. Ancak çırak, işyerinde üretimle ilgili çalışmalara bilfiil katılıyor, meslek ve sanat eğitimi arka planda tutuluyorsa, bu durumda çıraklık ilişkisinden söz edilemeyecektir.

Sözü edilen öğrencilerin sigortalı sayılmamaları, “tatbiki mahiyetteki yapım ve üretim işleri” nin gördükleri öğrenimin doğal bir gereği olmasından ötürüdür. Bir başka anlatımla, bu işler SSK anlamında sigortalı işçilerin gördükleri iş görünümünde bulunsalar bile belirgin olarak öğrenim çevresine girmektedir. Bu bakımdan, bu gibi durumlarda, esasen bir hizmet akdinin varlığından söz edilemeyeceği için sigortalılık niteliği edinme hali de söz konusu değildir (Mustafa Çenberci, Sosyal Sigortalar Kanunu Şerhi; Ankara, 1977 Baskı, s;130).

4. Bir işyerinde üretim-imalat, malzemelerin veya bileşenlerin fiziksel olarak bir araya getirilip bir ürünün oluşturulduğu süreci ifade eder.İmalat, genellikle seri üretim veya kitlesel üretim süreçlerini içerir. İmalat, belirli makinelerin, proseslerin ve işçilerin kullanımını gerektirebilir. Genellikle ürünün kalitesi, maliyeti ve üretim hızı gibi faktörler önemlidir. ..., nitelikli askeri malzemeler üreten bir kamu kurumu olup, işyerinde üretimde çalışan işçilerde bu üretimi yapabilecek yeterli bilgi birikimi ve tecrübeye sahip kişiler olması gerektiği kuşkusuzdur. ... işçi alımınında önceleri kendi bünyesinde kurduğu çıraklık okulunu bitirenler arasından sınavla almakta iken bunların kapanması üzerine Milli Eğitim Bakanlığına bağlı Mesleki Eğitim Merkezlerinde eğitim alanlardan başarılı olanlar arasından sağlamaktadır.

5. İnceleme konusu eldeki davada, davacı 06.10.19 88... .02.1992 tarihleri arasında ... Fabrikası Yüksük Atölyesi mermi kovanı imalatında çalıştığını beyanla hizmet sürelerinin tespitine karar verilmesini talep etmiş olup Mahkemece, davacının çalışmalarının üretime dayalı olduğu, meslek öğrenmeye yönelik olmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verildiği anlaşılmaktadır.

6. Somut olayda, davacının 06.10.1988 tarihli Çıraklık Eğitim Merkezi'nden verilen işe giriş bildirgesi ve 23.09.1988 tarihli çıraklık sözleşmesinin bulunduğu, anılan sözleşme ile hassas ve ağır işler yapan kamu kurumu niteliğindeki davalı iş yerinde çırak olarak işe başladığı, Mahkemece, mermi kovanı imalatı işinde henüz 14 yaşında işe başlayan, çıraklık sözleşmesi bulunan ve o güne kadar herhangi bir işte çalışmayan, işle ilgili herhangi bir deneyimi olmayan davacının nitelik gerektiren bir işte üretime ne şekilde katıldığı hususu tüm yönleriyle açıklığa kavuşturulmadan, iş yerindeki faaliyetlerinin çıraklık eğitimindeki teorik eğitimin tamamlatılmasına yönelik pratik eğitime yönelik olup olmadığı tartışılıp değerlendirilmeden soyut tanık beyanlarına dayalı olarak davacının tüm sigorta kollarına tabi çalıştığının tespitine karar verilmesi isabetsizdir. Mahkemece, davacının 18 yaşından sonraki çalışmalarının tespitine yönelik olarak davalı aleyhine açtığı başka bir davası olup olmadığı araştırılarak varsa dava dosyası celbedilmeli, davacının üretime nasıl katıldığı, hangi işleri nasıl yaptığı, bu yeterliliğe nasıl sahip olduğu titizlikle araştırılmalı, somut olarak ortaya konulmalıdır. Yetersiz soyut tanık beyanlarına dayanarak karar verilmesi isabetsizdir.

Bu maddi ve hukuki olgular göz ardı edilerek eksik araştırma ve inceleme sonucu yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

VI. KARAR

Açıklanan sebeplerle,

1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,

2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,

Peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

07.05.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Kaynak: Adalet Bakanlığı Mevzuat ve İçtihat Bilgi Sistemi. Metin resmî kaynaktaki hâliyle aktarılmıştır; kararda anonimleştirilmeden kalmış kişisel veriler “...” ile gizlenmiştir.

Benzer Kararlar

Hizmet Tespiti Konusundaki 60 Kararın Tümü

İlgili Rehber ve Hesaplama Araçları

Benzer Bir Hukuki Sorununuz mu Var?

Benzer görünen uyuşmazlıklarda dahi olayın koşulları sonucu değiştirebilir. Kira, iş, aile ve boşanma ile ceza hukuku alanlarındaki uyuşmazlıklarda dosyanızın değerlendirilmesi için Av. Mete ŞAHİN ile iletişime geçebilirsiniz (Yenimahalle, Ankara).

Telefon: 0552 725 25 18 · WhatsApp ile Yazın · İletişim Formu

Bu sayfadaki özet ve açıklamalar genel bilgilendirme amacı taşır ve hukuki danışmanlık yerine geçmez. Esas alınması gereken metin, kararın resmî tam metnidir; olayın koşullarındaki farklılıklar sonucu değiştirebilir. Kararlar verildikleri tarihte yürürlükte olan mevzuata göre değerlendirilmelidir; sonraki kanun değişiklikleri kararın bugünkü uygulamadaki yerini etkileyebilir. Özetler, kararın resmî metnine dayanılarak hazırlanmakta ve yayımdan önce bu metinle karşılaştırılarak kontrol edilmektedir. İçerik Sorumlusu: Av. Mete ŞAHİN.

bottom of page