top of page

Ana Sayfa › İçtihatlar › İş Hukuku › İş Hukukunda Diğer Konular

Hukuk Genel Kurulu Direnme Kararının Bozulması İş Hukuku

Denetmen Raporunun Aksi İspatlanamazsa Eski Eşle Yaşayanın Ölüm Aylığı Kesilir

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu · E. 2024/734 · K. 2025/842 · T. 17.12.2025

Karar Özeti

Anne ve babasından ölüm aylığı alan davacının aylıkları, boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığını belirten denetmen raporu üzerine kesilmiş; davayı kabul eden ilk derece mahkemesi, Özel Dairenin davanın reddi gerektiğine ilişkin bozmasına direnmiştir. Hukuk Genel Kurulu, denetmen tutanaklarının aksi sabit oluncaya kadar geçerli olduğunu ve boşanmanın samimi olup olmadığının araştırılmayacağını vurgulamıştır. Denetmene imzalı beyan veren muhtar ve market sahibinin mahkemede ifadelerini gerekçesiz değiştirmesi ve medula kayıtlarında eski eşlerin boşanmadan sonra aynı hastanede tedavi görmesi karşısında raporun aksi ispatlanamadığından direnme kararı oy çokluğuyla bozulmuştur.

Kararın Ortaya Koyduğu İlke

SGK denetmeni tutanağı aksi sabit oluncaya kadar geçerli olup somut olayda tanıkların gerekçesiz beyan değişikliği ve medula kayıtları karşısında boşanılan eşle birlikte yaşama tespitinin aksi ispatlanamamıştır.

Soru: Boşandığım eşle yaşadığım SGK denetmen raporuyla tespit edilirse ölüm aylığım kesilir mi?

Sonuç: Direnme kararı, Özel Daire bozma kararındaki nedenlerle oy çokluğuyla bozuldu.

Kararın Önemli Bölümleri

“eşlerin boşanma iradelerinin gerçek veya samimi olup olmadığı ya da boşanmanın muvazaalı olup olmadığı konusunda bir araştırma ve inceleme çabasına girilmemesi”

“5510 sayılı Kanun’un 59/2. maddesi uyarınca sosyal güvenlik denetmeni tarafından düzenlenen tutanak içeriğinin aksinin ispatlanamadığı, bu nedenle davanın reddi gerektiği sonucuna varılmıştır.”

Kararın Tam Metni

MAHKEMESİ: İş Mahkemesi Sıfatıyla)

SAYISI: 2023/1209 E., 2023/801 K.

ÖZEL DAİRE KARARI: Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 09.03.2023 tarihli ve

2023/1281 Esas, 2023/2266 Karar sayılı BOZMA kararı

Taraflar arasındaki Kurum işleminin iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.

Kararın davalı ... vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı ... vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 10. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, İlk Derece Mahkemesince bozma kararına uyularak davanın kabulüne karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesinin bozmaya uyarak verdiği karar davalı ... vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 10. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonucu tekrar bozulmuş, İlk Derece Mahkemesince direnme kararı verilmiştir.

Direnme kararı davalı ... vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA

Davacı vekili; müvekkiline anne ve babasından dolayı bağlanan ölüm aylıklarının boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığından bahisle kesilerek borç çıkarıldığını ancak müvekkilinin boşanmadan sonra eski eşi ile birlikte yaşamadığını, Kurum işleminin hukuka aykırı olduğunu ileri sürerek Kurum işleminin iptali ile ölüm aylıklarının yeniden bağlanmasına ve ödenmeyen ölüm aylıklarının yasal faiziyle tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

II. CEVAP

Davalı ... (SGK/Kurum) vekili; 5510 sayılı Kanun’un 56. maddesinde boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığı belirlenen eş ve çocukların bağlanmış olan gelir ve aylıklarının kesileceğinin düzenlendiğini, bu nedenle davacının denetmen raporunun aksini eşdeğer delillerle ispatlaması gerektiğini, Kurum işlemlerinin usul ve yasaya uygun olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

A. İlk Derece Mahkemesinin Birinci Kararı

İlk Derece Mahkemesinin 02.10.2019 tarihli ve 2018/65 Esas, 2019/261 Karar sayılı kararı ile; sosyal güvenlik denetmeni tarafından tanzim edilen raporun içeriği ve ifadeleri alınan tanıkların ayrıntılı beyanlarını mahkemede gerekçesiz şekilde değiştirmelerinin mantıklı biçimde izah edilemediği, evlilik birliği içerisindeyken çok fakir durumda olan davacının boşanarak Kurumdan ölüm aylığı almasının ülkemizde çok yaygın ve hayatın olağan akışına da uygun olduğu, Kurum denetmeni tarafından düzenlenen tutanak içeriğinin aksinin ispat edilemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

B. İstinaf Yoluna Başvuranlar

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

C. Bölge Adliye Mahkemesinin Birinci Kararı

Bölge Adliye Mahkemesinin 13.12.2019 tarihli ve 2019/2383 Esas, 2019/2486 Karar sayılı kararı ile; verilen kararın eksik araştırma ve incelemeye dayandığı, eski eşin yanında kaldığını ifade ettiği kardeşinin adresinde gizli araştırma yaptırılması, ulaşılabilen tüm seçmen bilgileri ile denetmen raporunun dayanağı olan tüm bilgi ve belgelerin getirtilmesi, medula kayıtları celbedilerek sağlık kuruluşlarına beyan edilen adreslerin belirlenmesi, ihbar evrakının SGK'dan istenmesi ve davacının boşandığı eşi çalışıyorsa işyerine beyan ettiği adres, aylık alıyorsa ilgili banka ve bu bankaya bildirdiği adres, tahsis talebi varsa beyan ettiği adresin dosya arasına alınması ve sonucuna göre karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.

D. İlk Derece Mahkemesinin İkinci Kararı

İlk Derece Mahkemesinin 01.07.2020 tarihli ve 2019/351 Esas, 2020/185 Karar sayılı kararı ile; davacı ve boşandığı eşine ilişkin yapılan adres araştırması sonucunda eski eşin üç yıldır Güney ilçesinde ikamet ettiği, 2015 yılından bu yana yapılan seçimlerde Güney ilçesinde oy kullandığı, medula kayıtları ve başvurulan sağlık kuruluşlarına verilen adres beyanlarında ikametin ... olduğu, dosya kapsamında değerlendirilen tüm belge ve bilgiler ile tanık beyanlarından davacı ile boşanmış olduğu eşinin birlikte yaşamadıkları gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.

E. İstinaf Yoluna Başvuranlar

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

F. Bölge Adliye Mahkemesinin İkinci Kararı

Bölge Adliye Mahkemesinin 30.10.2020 tarihli ve 2020/1840 Esas, 2020/1939 Karar sayılı kararı ile; ilk derece mahkemesince kaldırma kararının gereği tam olarak yerine getirilmediği gibi toplanan bu delillere göre ortaya çıkan durum gereği resen araştırma konusu işlemlerin yapılamadığı gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.

G. İlk Derece Mahkemesinin Üçüncü Kararı

İlk Derece Mahkemesinin 09.06.2021 tarihli ve 2020/341 Esas, 2021/139 Karar sayılı kararı ile; davacı ve eski eşine ait seçmen, abonelik, adres ve GSM operatör kayıtları ile medula kayıtlarının dosya içerisine alındığı, davacı ile eski eşinin birlikte yaşadığı iddia edilen adresler ve çevresinde kolluk araştırması yapılarak tanıkların beyanlarının alındığı, dosyadaki tüm kayıtlar ile tanık anlatımları birlikte değerlendirildiğinde davacının fiili olarak eski eşi ile birlikte yaşamadığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF

A. İstinaf Yoluna Başvuranlar

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

B. Gerekçe ve Sonuç

Bölge Adliye Mahkemesinin 31.01.2022 tarihli ve 2021/2430 Esas, 2022/209 Karar sayılı kararı ile; mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davalı Kurum vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ

A. Birinci Bozma Kararı

1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararı süresi içinde davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmiştir.

2. Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 02.06.2022 tarihli ve 2022/4326 Esas, 2022/8382 Karar sayılı kararı ile;

"...Eldeki dava dosyası incelendiğinde; mahkemece verilen hükmün eksik araştırmaya dayalı olduğu anlaşılmaktadır. 5510 sayılı Kanunun 59/2. maddesi gereğince Kurumun denetim ve kontrol ile görevlendirilmiş memurları tarafından düzenlenen tutanaklar aksi sabit oluncaya kadar geçerli olup, aksinin ancak eş değer belgelerle ispatlanmasının gerektiği göz önünde bulundurularak, Kurum denetim raporunda ifadelerine başvurulan mahalle muhtarı ile aynı mahallede esnaflık yapan market sahibinin kurum denetmenine, davacı ve eski eşinin birlikte yaşadıklarını beyan etmelerine karşın mahkemede bu beyanlarından döndükleri, ancak mahkemece belirtilen tanıkların ifadeleri arasındaki çelişkilerin giderilmediği anlaşılmaktadır. Ayrıca davacının boşandığı eşinin dava konusu dönemde ikamet ettiği adreslerin yeterince araştırılmadığı görülmekle, anılan hususla ilgili kapsamlı bir kolluk araştırması yapılmalı, bunun yanında davacı ve eski eşinini medula kayıtları ve ... GSM operatör kayıtları da celp edilerek, elde edilen tüm bu deliller birlikte değerlendirildikten sonra karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir…" gerekçesiyle karar bozulmuştur.

B. İlk Derece Mahkemesince Birinci Bozma Kararına Uyularak Verilen Karar

İlk Derece Mahkemesinin 23.12.2022 tarihli ve 2022/580 Esas, 2022/747 Karar sayılı kararı ile; dosya arasına alınan tüm kayıtlar ile tanık anlatımları birlikte değerlendirildiğinde davacının fiili olarak eski eşi ile birlikte yaşamadığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.

C. İkinci Bozma Kararı

1. İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararı süresi içinde davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmiştir.

2. Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; "...5510 sayılı Kanun'un 59/2 nci maddesi gereğince kurumun denetim ve kontrol ile görevlendirilmiş memurları tarafından düzenlenen tutanaklar aksi sabit oluncaya kadar geçerli olup, somut davada tutanak tanıkları beyanlarını yargılama aşamasında değiştirmiş iseler de, kontrol memuru raporundaki beyanlarının ayrıntılı ve imzalı olup, bozma ilamı sonrasında yapılan yargılamada çelişkiyi giderecek beyanda bulunmadıkları anlaşılmakla, kontrol memuru raporunun aksinin ispat edilemediği, aksinin de ancak eş değer belgelerle ispatlanmasının gerektiği göz önünde bulundurularak, davanın reddine karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme sonucu verilen karar usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir..." gerekçesiyle karar bozulmuştur.

D. İlk Derece Mahkemesince Verilen Direnme Kararı

İlk Derece Mahkemesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; kontrol memuru raporundaki tanıkların ilk ifadeleri haricinde davacının eski eşi ile birlikte yaşadığına dair somut bir delilin dosyada bulunmadığı, tanıkların beyanlarını değiştirmesinin haklı ve makul bir sebebi olmadığı kabul edilse de tanıklardan birinin mahallenin muhtarı, diğerinin mahalle marketini işletmesi sebebi ile davacının hayatını tam manası ile bilebilecek kişilerden olmadığı, salt bu iki tanığın beyanı ile davanın reddine karar verilmesi hâlinde Kanunun amacına aykırı olarak davacının zarara uğrayacağı, bu tanık ifadelerinin en azından davacının eski eşi ile yaşadığına dair bir başka kurumun cevabı olması durumunda hükme esas alınması gerektiği ancak dosya kapsamında böyle bir delil bulunmadığı, davacının eski eşinden çocukları olması sebebi ile hayatın olağan akışına göre de eski eşi ile iletişim kurabileceği, bu şekilde iletişim kurmasının da beraber yaşadıklarının kabulünü gerektirmeyeceği, Kurumun iddiasını tanıkların beyanları dışında herhangi bir delil ile ispatlayamadığı, bu nedenle davacının eski eşi ile fiilen birlikte yaşadığının kabul edilemeyeceği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.

VI. TEMYİZ

A. Temyiz Yoluna Başvuranlar

Direnme kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekilince temyiz isteminde bulunulmuştur.

B. Temyiz Sebepleri

Davalı Kurum vekili, tanıkların Kurum denetmenine verdikleri beyanlar ile mahkeme huzurundaki beyanları arasındaki çelişkiyi giderici ve inandırıcı herhangi bir beyanda bulunmadıklarından ifadelerine itibar edilemeyeceğini, dosya içerisinde yer alan ... Hastanesi kayıtlarında da tarafların adreslerinin aynı olduğunun görülmesine rağmen bu durumun dikkate alınmadığını, Kurum işleminin hukuka uygun olduğunu belirterek direnme kararının bozulmasını talep etmiştir.

C. Uyuşmazlık

Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davacının boşandığı eşi ile fiilen birlikte yaşadığına ilişkin tespit içeren 25.09.2017 tarihli sosyal güvenlik denetmen raporunun aksinin toplanan deliller kapsamında ispat edilip edilemediği; buradan varılacak sonuca göre davanın reddinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.

D. Gerekçe

1. İlgili Hukuk

5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun (5510 sayılı Kanun) 56, 59, 100 ve geçici 1. maddeleri.

2. Değerlendirme

1. Davanın yasal dayanağı 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Kanun'un 56. maddesinin 2. fıkrasıdır.

2. Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun “Gelir ve aylık bağlanmayacak haller” kenar başlıklı 56. maddesinde: “Ölen sigortalının hak sahiplerinden;

a) Kendisinden aylık bağlanacak sigortalıyı veya gelir ya da aylık bağlanmış olan sigortalıyı kasten öldürdüğü veya öldürmeye teşebbüs ettiği veya bu Kanun gereğince sürekli iş göremez hale veya malûl duruma getirdiği,

b) Kendisinden aylık bağlanacak sigortalıya veya gelir ya da aylık bağlanmamış olan sigortalıya veya hak sahibine karşı ağır bir suç işlediği veya bunlara karşı aile hukukundan doğan yükümlülüklerini önemli ölçüde yerine getirmemesi nedeniyle ölüme bağlı bir tasarrufla mirasçılıktan çıkarıldıkları,

hususunda kesinleşmiş yargı kararı bulunan kişilere gelir veya aylık ödenmez. Ödenmiş bulunan gelir ve aylıklar, 96 ncı madde hükümlerine göre geri alınır.

Eşinden boşandığı halde, boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığı belirlenen eş ve çocukların, bağlanmış olan gelir ve aylıkları kesilir. Bu kişilere ödenmiş olan tutarlar, 96 ncı madde hükümlerine göre geri alınır.” düzenlemesi yer almaktadır.

3. Daha önce yürürlükte bulunan ve sosyal güvenlik mevzuatının temelini teşkil eden kanunlarda yer almayan dava konusu düzenleme ilk kez 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Kanun'da yer almıştır.

4. Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 56. maddesinin başlığında “bağlanmayacak” sözcüğüne yer verildikten sonra 2. fıkrasında "bağlanmış olan gelir ve aylıkları kesilir” ibareleri kullanılmış, böylelikle daha önceki sosyal güvenlik kanunlarında yer almayan, “boşandığı eşiyle fiilen (eylemli olarak) birlikte yaşama” olgusu, gelir/aylık kesme nedeni olarak düzenlendiği gibi aynı zamanda gelir/aylık bağlama engeli olarak kabul edilmiştir.

5. Anılan maddenin gerekçesinde de açıklandığı üzere düzenleme ile hakkın kötüye kullanımının olası uygulamaları engellenmek istenmiş ve bu amacın gerçekleştirilebilmesi için kötüye kullanımın varlığı belirlendiği takdirde ilgiliyi haktan yararlandırmama, hak sahipliğine son verilmesi ve dolayısıyla gelir veya aylık bağlanmaması esası kabul edilmiştir.

6. Gerçekten de ölüm aylığı almak üzere boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşamaya kişiyi sürükleyen etkenin niteliği ve türü, hukuk düzeni açısından önem taşımamaktadır. Çünkü, hakkın kötüye kullanılması hangi dürtüyle (saikle) ortaya çıkarsa çıksın sonuçta hukuk bakımından sadece ve sadece “kötüye kullanma” olup hukuk düzeni tarafından korunmamaktadır (Tankut Centel, “Boşandığı Eşiyle Birlikte Yaşayanın Aylığının Kesilmesi”, MESS Sicil Dergisi, Mart 2012, s. 195).

7. Yeri gelmişken belirtilmelidir ki hak sahibinin, boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşaması her ne saikle olursa olsun, 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nda (Anayasa) öngörülen bireysel özgürlük kapsamında kalmakta ise de sosyal ve ekonomik görevlerini, mali kaynaklarının yeterliliği ölçüsünde yerine getireceğine ilişkin Anayasanın 65. maddesindeki hüküm uyarınca Devlet, sosyal sigorta yardımlarına hak kazanma koşullarını düzenleme yetkisine sahip olduğu gibi boşanan eşlerin birlikte yaşamasına yasak getirmesi mümkün olmamakla birlikte bu durumda olan kişileri sosyal sigorta yardımları kapsamı dışında bırakabilir.

8. Bilindiği üzere 5510 sayılı Kanun’un 56. maddesinin 2. fıkrasının Anayasanın 2, 5, 10, 11, 12, 17, 20, 35, 60... . maddelerine aykırılığı iddiası ile iptali için Anayasa Mahkemesine başvurular yapılmıştır.

9. Anayasa Mahkemesince bu başvurular üzerine yapılan değerlendirme sonucunda 28.04.2011 tarihli ve 2009/86 Esas, 2011/70 Karar sayılı kararında, “…ölüm aylığını alabilmek için evli olmamak koşulunu aşmak amacıyla iyi niyete dayanmayan ve dürüst olmayan boşanma isteği ve çabası ile boşanma kararı elde edilip buna bağlı olarak ölüm aylığı alınması, açıkça hakkın kötüye kullanılmasıdır. Hakkın kötüye kullanılması hukuk devletinin koruması altında değerlendirilemez. Bu nedenle hakkın kötüye kullanılmasını engellemeyi amaçlayan itiraz konusu kural hukuk devletine aykırı bir düzenleme olarak görülemez...Resmî evliliği olmadan birlikte yaşayanlar ile ölüm aylığı alabilmek için hakkını kötüye kullanarak resmî evliliğini boşanma ile sonlandırıp boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşamaya devam edenler, söz konusu hakkı kullanmak bakımından eşit kabul edilemeyeceklerinden, bunlar arasında eşitlik karşılaştırması yapılamaz...Ölüm aylığı, doğrudan sigortalıya ilişkin bir ödeme değildir. Yasa koyucunun sosyal güvenlik konusuna geniş bir yaklaşımının sonucu sigortalının ölümü ile aranan koşulların sağlanması hâlinde sigortalının geride kalan hak sahipleri açısından getirdiği bir ödemedir. İtiraz konusu kural, hak edilmediği hâlde ölüm aylığı alınarak hakkın kötüye kullanılmasına engel olma amacını taşıdığından ölüm aylığı almayı hak edenler açısından SGK’nın mali kaynakları çerçevesinde Anayasa’nın 60. maddesinde ifade edilen güvenceyi sağlamaya çalışmanın bir gereğidir. Ölüm aylığı alabilmek için öngörülen koşulun hakkın kötüye kullanılarak sağlanmak istenmesi sosyal güvenlik hakkıyla bağdaştırılamaz” şeklindeki gerekçeyle hükmün Anayasanın 2, 10... . maddelerine aykırı olmadığına; 5, 11, 12, 17, 20, 35... . maddeleri ile ilgisi bulunmadığına karar verilmiş ve hükmün iptali yönündeki başvurular oy çokluğuyla reddedilmiştir.

10. Sonuç olarak 5510 sayılı Kanun’un 56. maddesinin 2. fıkrasındaki düzenlemenin, ölüm aylığından yararlanma hakkının kötüye kullanılmasını engellemek amacıyla getirilmiş olması, Anayasa Mahkemesince düzenlemenin Anayasaya aykırı olmadığına karar verilmesi ve yürürlükteki kanunları uygulamakla yükümlü olan yargı organları tarafından uygulanmasının zorunlu olması karşısında boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığı tespit edilen hak sahiplerine gelir veya aylık bağlanmaması, bağlanan gelir veya aylığın kesilmesi usul ve yasaya uygundur.

11. Gelinen bu noktada sözü edilen hükmün zaman bakımından uygulanması konusu üzerinde durulmalıdır.

12. Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun “Malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortasına ilişkin bazı geçiş hükümleri” başlıklı 17.04.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5754 sayılı Kanun’un 68. maddesi ile değişik geçici 1. maddesinde; "...17/7/1964 tarihli ve 506 sayılı, 2/9/1971 tarihli ve 1479 sayılı, 17/10/1983 tarihli ve 2925 sayılı, bu Kanunla mülga 17/10/1983 tarihli ve 2926 sayılı kanunlara göre bağlanan veya hak kazanan; aylık, gelir ve diğer ödenekler ile 8/2/2006 tarihli ve 5454 sayılı Kanunun 1 inci maddesine göre ödenmekte olan ek ödemenin verilmesine devam edilir. Bu gelir ve aylıkların durum değişikliği nedeniyle artırılması, azaltılması, kesilmesi veya yeniden bağlanmasında, bu Kanunla yürürlükten kaldırılan ilgili kanun hükümleri uygulanır..." düzenlemesi bulunmaktadır.

13. Kanun koyucu tarafından geçici 1. madde ile 5510 sayılı Kanun’un yürürlüğünden önce Sosyal Güvenlik Kanunları uygulanmak suretiyle hak sahiplerine bağlanan gelir veya aylıkların durum değişikliği sebebine bağlı olarak kesilmesi veya yeniden bağlanmasında, yine anılan Kanun hükümlerinin esas alınması gerektiğinin benimsendiği anlaşılmaktadır. Söz konusu kanunlarda, boşanılan eşle fiili olarak birlikte yaşama olgusu, gelirin veya aylığın bağlanması engeli veya kesilmesi nedeni olarak öngörülmediğinden 5510 sayılı Kanun’un 56. maddesinin zaman bakımından uygulanması hususu da çözüme kavuşturulmalıdır.

14. Toplum barışının temel dayanağı olan hukuka ve özellikle kanunlara karşı güveni sağlamak ve hatta kanun koyucunun keyfi hareketlerine engel olmak için öğretide kanunların geriye yürümemesi esası kabul edilmiştir. Buna göre, gerek özel hukuk ve gerekse kamu hukuku alanında kural olarak her kanun, ancak yürürlüğe girdiği tarihten sonra meydana gelen olaylara ve ilişkilere uygulanır; yürürlük tarihinden önce gerçekleşen olaylara ve ilişkilere uygulanmaz. Bu ilke ile güdülen amaç, hukuki güvenliği temin etmek, kişileri ancak işlemi yaptıkları sırada yürürlükte olan kurallara göre sorumlu tutmak, böylece kazanılmış haklara saygıyı ve kazanılmış hakların korunmasını sağlamaktır. Zira hukuki güvenlik hukuk devletinin temel taşlarındandır.

15. “Kanunların geriye yürümemesi (geçmişe etkili olmaması)” kuralının bazı istisnaları olup bu kapsamda yeni düzenleme kamu düzeni ve genel ahlâka ilişkin ise geçmişe etki eder şekilde uygulanması gerekir. Yine beklenen (ileride kazanılacağı umulan) haklar yönünden de kanunların geriye yürümesi söz konusudur. Bunlardan başka yargılama hukukuna ilişkin kurallar da ilke olarak geçmişe etkilidir.

16. Bu durumda 5510 sayılı Kanun’un 56. maddesinin 2. fıkrasındaki hükmün zaman bakımından uygulanması yönünden herhangi bir istisnai durumun söz konusu olmaması nedeniyle madde ile getirilen düzenleme 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe girdiğinden fiili birliktelik daha önce başlamış olsa dâhi maddenin yürürlük tarihi öncesine ilişkin işlem yapılarak borç tahakkuk ettirilmesi mümkün değildir. Ancak 01.10.2008 tarihinden itibaren boşanılan eşle fiili birliktelik söz konusu ise bağlanan aylığın kesilerek borç çıkarılması ve yersiz ödemeye ilişkin olarak 5510 sayılı Kanun’un 96. maddesine göre uygulama yapılması gerekmektedir.

17. Ayrıca belirtilmek gerekir ki, Sosyal Sigortalar Hukukunda kazanılmış (müktesep) haklar dinamik nitelik taşırlar. Değinilen özellikleri gereği dış etkiye açık olan ve güncellenen kazanımlardır. Sürekli iş göremezlik geliri ve aylıklar bu özellikleri taşırlar. Çünkü onlar bir kere tanınmış olmakla alacaklının dış alemle (edim borçlusu ile kendi alacaklıları ile) ilişkisi son bulmamakta aksine yeni başlamakta, sunum koşulları ortadan kalkıncaya kadar mevcudiyetlerini sürdürmektedirler. Dolayısıyla yaşayan birer varlık olarak haklarında güncellenmeleri (maaş artışları), korunmaları (üçüncü şahıslara karşı) amacıyla yeni düzenlemeler yapılması mümkündür. Önceden doğmuş olmaları yeni düzenlemelerden etkilenmeyecekleri anlamına gelmemektedir (Ali Naim Sözer, Kanunların Önceye Etki Yasağı: “Sosyal Sigortalar Hukuku Bakımından Bir Değerlendirme”, Journal of Yaşar University, Cilt 8, Sayı Özel, Ocak 2013, s.2529).

18. Bu nedenle 5510 sayılı Kanun’un 56. maddesinin 2. fıkrası uyarınca kesme veya iptal işlemine konu ölüm aylığının veya gelirinin 01.10.2008 tarihinden önce bağlanmış olması da sonuca etkili değildir. Diğer bir ifadeyle Kurum tarafından bağlanan ölüm aylığı veya geliri dış etkiye açık olan, güncellenen bir kazanım olduğundan 5510 sayılı Kanun öncesinde bağlanmış olması kazanılmış hakkın konusunu oluşturmayacaktır.

19. Diğer taraftan, yine maddenin amacında da belirtilen 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) “Dürüst davranma” başlıklı 2. maddesinde yer alan ve maddenin düzenleniş amacı olan dürüstlük kuralı çerçevesinde çözüme gidilmesinde zorunluluk bulunmaktadır.

20. Türk Medeni Kanunu’nun 2. maddesine göre; “Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır.

Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz”.

21. Bu maddedeki hüküm uyarınca bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumayacağı gibi “hiç kimsenin kendi kusurundan yararlanamayacağı” ilkesi de gözetilmek suretiyle 5510 sayılı Kanun’un 56. maddesi açısından 01.10.2008 tarihinden önce hakkın kazanıldığı durumlarda anılan yasal düzenleme öncesinde ilgililerin her ne amaçla boşanmış olursa olsunlar, fiili birlikteliklerini 5510 sayılı Kanun ile getirilen yeni düzenleme sonrasında da sürdürdüklerinin veya söz konusu düzenlemenin yürürlüğünden itibaren belirtilen nitelikte bir beraberliğe başlandığının tespiti hâlinde TMK'nın 2. maddesi kapsamında hakkın kötüye kullanımının varlığı kabul edilerek ilgililere gelir veya aylık tahsisi yapılmaması, bağlanan gelir veya aylığın kesilmesi gerekmektedir. Kuşkusuz hak sahibine fiili birlikteliğin sona erdiği tarihten itibaren diğer koşulların da varlığı durumunda yeniden gelir veya aylık bağlanabileceği açıktır.

22. Hemen belirtmek gerekir ki; 5510 sayılı Kanun’un 56. maddesinde oldukça yalın olarak; "eşinden boşandığı halde, boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığı belirlenen" ifadesi yer almakta olup maddede, boşanmanın amacına/saikine yönelik herhangi bir düzenleme bulunmamaktadır. Bu nedenle gerek Kurum tarafından gerekse yargı organları tarafından uygulama yapılırken, eşlerin boşanma iradelerinin gerçek veya samimi olup olmadığı ya da boşanmanın muvazaalı olup olmadığı konusunda bir araştırma ve inceleme çabasına girilmemesi, boşanmaya ilişkin kesinleşmiş yargı kararının geçerliliğinin sorgulanmaması gerekmektedir. Zira kesinleşmiş karara dayanan boşanmanın hukuki durum ve sonucunun, eşlerin gerçek iradelerine dayanıp dayanmadığının araştırılması bir başka mahkemenin yetki ve görevi içerisinde yer almaktadır. Kaldı ki, TMK'da "anlaşmalı boşanma" adı altında hukuki bir düzenlemenin de bulunduğu dikkate alınmalıdır.

23. Ayrıca vurgulanmalıdır ki, boşanma tarihi itibariyle gerçek/samimi boşanma iradesine sahip olan (evlilik birliği temelinden sarsılan) veya olmayan tüm eşlerin, maddenin yürürlük tarihi olan 01.10.2008 tarihinden itibaren her ne sebeple olursa olsun eylemli olarak birlikte yaşadıklarının saptanması durumunda bağlanan gelirin veya aylığın kesilmesi zorunluluğu bulunmaktadır.

24. Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 56. maddesinde, “eşinden boşandığı hâlde, boşandığı eşiyle” ibareleri yer aldığından, birden fazla evlilik ve doğal olarak birden fazla boşanmanın gerçekleşmiş olması durumunda, boşanılan herhangi bir eşle eylemli olarak birlikte yaşama durumunda madde hükmünün uygulanacağı gözetilmelidir.

25. Bu noktada 5510 sayılı Kanun’un 59. ve 100. maddelerine kısaca değinmekte fayda vardır.

26. Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 59. maddesinde Kurumun denetleme ve kontrol yetkisi düzenlenmiş, maddenin 2. fıkrasında “Kurumun denetim ve kontrol ile görevlendirilmiş memurlarının görevleri sırasında tespit ettikleri Kurum alacağını doğuran olay ve bu olaya ilişkin işlemler, yemin hariç her türlü delile dayandırılabilir. Bunlar tarafından düzenlenen tutanaklar aksi sabit oluncaya kadar geçerlidir.” hükmüne yer verilmiştir. 5510 sayılı Kanun’un 100. maddesinde ise bilgi ve belge isteme hakkı, bilgi ve belgelerin Kuruma verilme usûlü hüküm altına alınmıştır. Bu hükümlere göre Kurumun denetim ve kontrol ile görevlendirilmiş memurları tarafından tutulan tutanaklar aksi sabit oluncaya kadar geçerli kabul edilmektedir. 4857 sayılı İş Kanunu’nun 13.02.2011 tarihli ve 6111 sayılı Kanun’un 78. maddesi ile değişik 92. maddesinin son fıkrasında da çalışma hayatını izleme, denetleme ve teftişe yetkili iş müfettişleri tarafından tutulan tutanakların aksi kanıtlanıncaya kadar geçerli olduğu hükme bağlanmıştır.

27. Somut olayda babası 31.08.2007, annesi 07.05.2014 tarihinde vefat eden davacının 14.10.2009 tarihinde eşinden boşandığı, boşanma kararının 18.01.2010 tarihinde kesinleştiği, tahsis talebi üzerine 01.02.2010 tarihinden itibaren babasından, 01.06.2014 tarihinden itibaren annesinden dolayı ölüm aylığı bağlandığı, 25.09.2017 tarihli sosyal güvenlik denetmen raporunda davacının boşandığı eşi ile fiilen birlikte yaşadığı yönünde yapılan tespit sonrası davalı Kurum tarafından ölüm aylıklarının kesilmesi üzerine eldeki davanın açıldığı anlaşılmıştır.

28. Şu hâlde yukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; denetim sırasında bilgisine başvurulan market sahibi ...'ın denetmene verdiği imzalı ifadede davacı ile eşinin dükkanına yakın bir evde kirada oturdukları, bildiği kadarıyla hiç boşanmadıkları; mahalle muhtarı ...’un ise yine denetmene verdiği imzalı ifadede otuz yıldan fazla süredir muhtarlık yaptığı, davacı ile eşinin 1996 yılında evlendikleri, bildiği kadarıyla hiç boşanmadıkları şeklinde birlikte yaşama olgusunu doğrulayıcı beyanda bulundukları, mahkemede ifadelerini gerekçesiz değiştirdikleri ve yapılan yargılamada çelişkiyi giderecek beyanda bulunmadıkları, medula kayıtlarında da davacı ile eski eşinin boşanmadan sonraki döneme denk gelecek şekilde 27.07.2012, 10.03.2014, 20.07.2014, 23.08.20 15... .02.2016 tarihlerinde aynı hastanede tedavi gördükleri dikkate alındığında, 5510 sayılı Kanun’un 59/2. maddesi uyarınca sosyal güvenlik denetmeni tarafından düzenlenen tutanak içeriğinin aksinin ispatlanamadığı, bu nedenle davanın reddi gerektiği sonucuna varılmıştır.

29. Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında; davacının eski eşi ile birlikte yaşadığına dair somut bir delilin dosyada bulunmadığı, bu nedenle direnme kararının onanması gerektiği ileri sürülmüş ise de bu görüş Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.

30. Hâl böyle olunca Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki hükümde direnilmesi doğru olmamıştır.

31. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

VII. KARAR

Açıklanan sebeple;

Davalı Kurum vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 371. maddesi gereğince BOZULMASINA,

Dosyanın HMK'nın 373. maddesinin 1. fıkrası uyarınca kararı veren İlk Derece Mahkemesine, karardan bir örneğin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

17.12.2025 tarihinde oy çokluğuyla kesin olarak karar verildi.

Kaynak: Adalet Bakanlığı Mevzuat ve İçtihat Bilgi Sistemi. Metin resmî kaynaktaki hâliyle aktarılmıştır; kararda anonimleştirilmeden kalmış kişisel veriler “...” ile gizlenmiştir.

Benzer Kararlar

İş Hukukunda Diğer Konular konusundaki 25 kararın tümü

İlgili Rehber ve Hesaplama Araçları

Benzer Bir Hukuki Sorununuz mu Var?

Yargıtay kararları, somut olayın koşullarına göre farklı sonuç doğurabilir. Kira, iş, aile ve boşanma ile ceza hukuku uyuşmazlıklarında dosyanızın değerlendirilmesi için Av. Mete ŞAHİN ile iletişime geçebilirsiniz (Yenimahalle, Ankara).

Telefon ve WhatsApp: 0552 725 25 18 · WhatsApp ile yazın · İletişim formu

Bu sayfadaki özet ve açıklamalar genel bilgilendirme amaçlıdır; hukuki danışmanlık yerine geçmez. Kararın bağlayıcı metni resmî tam metindir ve somut olaydaki farklı koşullar sonucu değiştirebilir. Özetler, kararın resmî metnine dayanılarak hazırlanır ve yayımdan önce metinle karşılaştırılarak kontrol edilir. İçerik sorumlusu: Av. Mete ŞAHİN.

bottom of page