top of page

Ana Sayfa › İçtihatlar › Ceza Hukuku › Kişiyi Hürriyetinden Yoksun Kılma

Ceza Genel Kurulu Direnme Kararının Bozulması Ceza Hukuku

Rıza Ehliyeti Olmayan Yetişkine Cinsel Saldırıda Kaçınılabilir Hata Sorumluluğu Kaldırmaz

Yargıtay Ceza Genel Kurulu · E. 2025/205 · K. 2026/65 · T. 04.02.2026

Karar Özeti

Zekâ geriliği bulunan yetişkin mağdurla ilişkiye giren sanık hakkında yerel mahkeme, sanığın durumu anlamamış olabileceği gerekçesiyle nitelikli cinsel saldırıdan TCK 30 uyarınca ceza verilmesine yer olmadığına, kişiyi hürriyetinden yoksun kılmadan beraate hükmederek Daire bozmasına direnmişti. Ceza Genel Kurulu, rıza ehliyeti olmayan yetişkinin rızasının hukuka uygunluk nedeni olmadığını, failin ancak kaçınılmaz hata hâlinde TCK 30/3'ten yararlanabileceğini ve inceleme yükümlülüğü bulunduğunu belirtti. Tecrübeli sanığın mağdurla defalarca görüşüp iki buluşmada yaklaşık ikişer saat geçirdiği gözetilerek akıl zayıflığını idrak edememesi olanaklı görülmedi ve direnme hükümleri bozuldu.

Kararın Ortaya Koyduğu İlke

Rıza ehliyeti bulunmayan yetişkine yönelik eylemde fail, bu durumu bilmemesi kaçınılmaz değilse TCK 30/3'ten yararlanamaz; şüphelenmesi gereken hâllerde hata kaçınılabilirdir.

Soru: Rıza ehliyeti olmayan zihinsel engelli yetişkinle cinsel ilişkide engeli bilmediğini savunan sanık cezadan kurtulur mu?

Sonuç: Yerel mahkemenin direnme kararına konu hükümleri oy çokluğuyla bozuldu.

Karar Künyesi

İlgili Mevzuat

Kararın Önemli Bölümleri

“Sanık, mağdurun rıza ehliyeti olmadığını bilememesi nedeniyle hukuken geçerli bir rızanın bulunduğu hususunda kaçınılmaz hataya düştüğünde bu yanılgıdan yararlanacaktır.”

“Sanığın, mağdurun durumunu bildiği veya bununla ilgili olarak karşılaştığı koşullar/olgular itibarıyla şüphelenmesi gerektiği hallerde hatanın da kaçınılabilir olduğu kabul edilmelidir.”

Kararın Tam Metni

KARARI VEREN

YARGITAY DAİRESİ: 9. Ceza Dairesi

MAHKEMESİ: Ağır Ceza

SAYISI: 174-210

I. HUKUKÎ SÜREÇ

Sanığın nitelikli cinsel saldırı suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 30. maddesi uyarınca ceza verilmesine yer olmadığına; kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan ise 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223/2-e maddesi uyarınca beraatine ilişkin Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 07.07.2014 tarihli ve 462-183 sayılı hükümlerin, katılan mağdur vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesince 19.12.2022 tarih ve 3023-11608 sayı ile; "Olayın intikal şekli ve zamanı, tanık ifadeleri, doktor raporları, sanığın ikrar içeren savunması ve tüm dosya içeriği nazara alındığında, sanığın haftada bir sefer olmak üzere yaklaşık altı defa buluştuğu ve sohbet ettiği mağdure ile bu buluşmalarından ikisinde gittikleri tenha yerde ilişkiye girerek ikişer saate yakın zaman geçirmesi nedeniyle mağdurede mevcut ve kendisini tanıyanlarca bilinebilecek olan ve fiile ruhsal yönden mukavemete engel mahiyetteki akıl hastalığını bilmediğine yönelik savunmasına itibar edilemeyeceği, kayden otuz yaşında olan mağdurenin on yaşındaki çocuk gibi davrandığına yönelik beyanlarda dikkate alındığında, sanığın zincirleme suretle işlediği müsnet suçlardan mahkûmiyeti yerine dosya kapsamına uygun düşmeyen gerekçeyle yazılı şekilde karar verilmesi," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.

Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesi ise 04.04.2024 tarih ve 174-210 sayı ile; "...Dosyamızda yargılamaya konu edilen ve iddianamede belirtilen eylem ile ilgili olarak sanığa atılı nitelikli cinsel saldırı, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarından mahkememizce belirtilen gerekçeler ve bu gerekçelere dayalı olarak yapılan değerlendirme ve sonucun dosya içeriği ile uyumlu olduğu, Adli Tıp Kurumunun 30.04.2014 tarihli ve 2079 karar nolu raporunda mağdurun bulunduğu olayın hukuki anlam ve sonuçlarını algılayamayacağı ve fiile ruhsal yönden mukavemete muktedir olamayacağının belirtildiği, Adli Tıp Kurumu tarafından ayrıca mağdurda mevcut olan zeka geriliğinin 'hekim olmayanlarca anlaşılamayabileceği, ancak yakın çevresinde yaşayanlar ve kendisini tanıyanlarca' anlaşılabileceğinin rapor altına alındığı görülmüştür. Söz konusu rapor ışığında dosyadaki olayların değerlendirilmesinde; mağdur ve sanığın üç-dört defa görüştüklerinin dosya kapsamındaki beyanlardan anlaşıldığı ancak anılan görüşmelerinin kısa görüşmeler olduğu, görüşmelerin birinde sanığın mağdura terlik verdiği, yine bu görüşmelerin birinde mağdur ile çeşme başında karşılaştıkları, bu görüşmelerde sanığın mağdurun durumunu anlamama ihtimalinin olduğu, sadece eylemin olduğu görüşmede sanık ve mağdurun uzun süre vakit geçirdikleri, şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereğince sanığın mağdurdaki zeka geriliğini anlamama ihtimalinin sanık lehine değerlendirilmesi gerektiği mahkememizce kabul edilmiş, bu şekilde sanık hakkında mahkememizce kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu yönünden verilen beraat kararı ve nitelikli cinsel saldırı suçundan verilen ceza verilmesine yer olmadığına dair kararlarında usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı," gerekçesiyle bozmaya direnerek önceki hükümler gibi sanık hakkında nitelikli cinsel saldırı suçundan ceza verilmesine yer olmadığına; kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan ise sanığın beraatine karar vermiştir.

Direnme kararına konu bu hükümlerin katılan mağdur vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 21.06.2024 tarihli ve 64144 sayılı onama istekli tebliğnamesi ile dosya 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 307. maddesi uyarınca kararına direnilen Daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 9. Ceza Dairesince 20.11.2024 tarih ve 5461-9924 sayı ile direnme kararı yerinde görülmeyerek Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve anılan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

II. UYUŞMAZLIĞIN KAPSAMI VE KONUSU

İnceleme dışı sanık ... hakkında nitelikli cinsel saldırı suçundan verilen beraat hükmü temyiz isteminin reddedilmesi suretiyle kesinleşmiş olup direnmenin kapsamına göre inceleme, sanık hakkında nitelikli cinsel saldırı ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarından kurulan hükümler yönünden yapılmıştır.

Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa isnat edilen kişiyi hürriyetinden yoksun kılma ve nitelikli cinsel saldırı suçları yönünden TCK’nın 30. maddesinde düzenlenen hata hükümlerinin uygulanma imkânının bulunup bulunmadığının belirlenmesine ilişkindir.

III. OLAY VE OLGULAR

İncelenen dosya kapsamından;

15.09.2013 tarihi ve öncesinde meydana gelen olayların, 16.09.2013 tarihinde müşteki ...'nin müracaatı üzerine adli mercilere intikal ettiği, taraflar arasında olay öncesine dayalı herhangi bir husumet bulunmadığı,

23.06.1983 doğumlu katılan mağdurun suç tarihinde 30 yaşında ve bekâr olduğu, ailesiyle birlikte Elmadağ’da ikamet ettiği, 10.10.2005 tarihli Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi Sağlık Kurulu raporunda orta düzeyde mental retardasyon tanısı konularak vesayet altına alınmasının uygun görüldüğü, Elmadağ Sulh Hukuk Mahkemesinin 17.11.2005 tarihli ve 419-438 sayılı kararıyla kısıtlanarak kardeşi olan katılan ...’in kendisine vasi olarak atandığı ve kısıtlılık hâlinin devam ettiği, 11.10.2005 tarihli tutanakta katılan mağdurun annesi ile babasında da zekâ geriliği nedeni ile sağlık sorunlarının bulunduğunun ifade edildiği,

01.01.1967 doğumlu sanık ...’ün suç tarihinde 46 yaşında evli ve iki çocuk babası olduğu, Altındağ’da ikamet ettiği, kız kardeşi ... adına kayıtlı araçla seyyar terlik ve ayakkabı satışı yaptığı, adli sicil kaydının bulunmadığı, ayrıca 07.01.2014 tarihli mali ve sosyal durum araştırma formunda da

% 40 oranında fiziksel engelli olduğu ve engelli maaşı aldığının belirtildiği,

Ankara Adli Tıp Şube Müdürlüğünün 18.09.2013 tarihli ve adli tıp uzmanınca düzenlenen raporunda, katılan mağdurun yapılan muayenesi ve 10.10.2005 tarihli Sağlık Kurulu raporu kapsamında; ''30 yaşında, iki kardeşin birincisi, anne ve baba sağ, engelli, amca ve halaları ile birlikte yaşadıklarını, ilkokulu bitirdiğini, daha sonra özel eğitime gittiğini, okumayı bildiği, basit hesaplamaları yapabildiği, ana ve ara renkleri bildiği, atasözlerini bilemediği, günleri bildiği, ayları bilmediği, zaman, günlük aktüel bilgisi zayıf, öz bakımı iyi, kendi bakımını yapabiliyor, yemek yapabiliyor, ev işlerini yapabiliyor, çamaşır makinası kullanamıyor, hafif-orta derecede zekâ geriliği olarak değerlendirildiği'' belirtilerek, katılan mağdurda mevcut olan ve hayatın ilk yıllarında başlayıp yaşam boyu sürecek olan zekâ geriliğinin mağduru bulunduğu olayın ahlaki kötülüğünü idrak etmesine ve fiile ruhsal yönden mukavemetine engel olacak mahiyet ve derecede bulunduğu, 15.09.2013 tarihinde mağduru bulunduğu olayın hukuki anlam ve sonuçlarını algılayamayacağı, ruhsal yönden mukavemete muktedir bulunmadığı, mevcut zeka geriliğinin hekim olmayanlarca anlaşılamayabileceği, ancak yakın çevresinde ve kendisini tanıyanlarca anlaşılabileceği, beyanlarına diğer delillerle desteklendiği takdirde itibar edilebileceğinin bildirildiği,

24.02.2014 tarihli duruşmada görevli psikolog bilirkişi tarafından; katılan mağdurun takvim yaşı ile zekâ gelişiminin uyumlu olmadığı, mevcut zihinsel geriliği nedeniyle zaman kavramının yeterince gelişmemiş bulunduğu ve kendisini ifade etmekte zorlandığı, olayın üzerinden geçen süre de dikkate alındığında yaşadığını iddia ettiği olayları hatırlamamakta ve anlatmamakta olduğu, bu nedenle mevcut ifadelerine itibar edilemeyeceği yönünde görüş bildirildiği, ayrıca mahkeme heyetince duruşma zaptında katılan mağdurun olayı anlatmada zorlandığı, ifade edemediği, ancak soru cevap şeklinde beyanda bulunduğunun gözlemlendiğinin belirtildiği,

30.04.2014 tarihli Adli Tıp Kurumu 6. İhtisas Kurulu raporunda, katılan mağdurun 12.03.2014 tarihinde yapılan muayenesinde; orta ile hafif derece sınırında zekâ geriliği saptandığı, saptanmış olan ve hayatının ilk yıllarından başlayıp ömrü boyunca sürecek olan bu zekâ geriliğinin mağduru bulunduğu olaydan kaynaklanmadığı, zekâ geriliği nedeniyle olayın hukuki anlam ve sonuçlarını algılayamayacağı ve bu zekâ geriliğinin fiile ruhsal yönden mukavemete muktedir olmasına mani olacak mahiyet ve derecede olduğu, dolayısıyla 2012 yılı, 31.08.2013-15.09.2013 tarihlerinde mağduru bulunduğu olayın hukuki anlam ve sonuçlarını algılayamayacağı ve fiile ruhsal yönden mukavemete muktedir olamayacağı, mevcut olan zekâ geriliğinin hekim olmayanlarca anlaşılamayabileceği, ancak yakın çevresinde yaşayanlarca ve kendisini tanıyanlarca anlaşılabileceği, ifadelerine ana hatları ile itibar edilebileceğinin belirtildiği,

Sanık müdafii tarafından, sanığın MS hastası olduğunun bildirildiği, 01.06.2023 tarihli savunma dilekçesi ekinde ibraz edilen Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesinin 16.11.2021 tarihli engelli sağlık kurulu raporuna göre; fiziksel engelli sanığın zihinsel bir engelinin bulunmadığının bildirildiği,

Anlaşılmaktadır.

Katılan mağdur; 17.09.2013 tarihinde Cumhuriyet Başsavcılığında verdiği ifadesinde; annesi, babası ve abisi ile birlikte yaşadığını, mahallesine bazı zamanlar beş milyoncu diye tabir ettikleri ve mahalledekilerin terlik, ayakkabı satın aldığı terlikçinin sarı renkli, arkası uzun bir araç ile geldiğini, geçen pazar günü öğle vakitlerinde su doldurmak için mezarlığın yanındaki pınara gittiğini, terlikçi diye bahsettiği sanığın aracı ile orada bulunan okulun önünde olduğunu, kendisini görünce yanına geldiğini ve ''Benimle gel, sana terlik alacağım, üst baş alacağım.'' dediğini, arabasına bindiğini sanığın kendisini mezarlığa götürdüğünü, burada arabanın içerisinde hiçbir şey söylemeden kıyafetlerini çıkartmadan özel bölgelerini okşadığını, dokunmamasını söylemesi üzerine kendisini bırakıp, araçtan indirerek gittiğini, o gün kimseye anlatmadığı olayı ertesi gün halası olan tanık ...'ye anlattığını,

18.09.2013 tarihinde kollukta verdiği ifadesinde; anne ve babasının da engelli olduğunu, pazar günleri mahalleye arabayla sanığın geldiğini, kendisini ... olarak tanıtıp iki çocuğu olduğunu söylediğini, sanıkla genelde çeşme başında karşılaştıklarını, sanığın bir ay kadar önce kendisini arabasına bindirdiğini, mezarlık civarında durduklarını, özel yerlerini elleyen sanığın cinsel organını kendisine gösterdiğini ve önüne/özel yerine değdirdiğini, biraz acı hissettiğini, sonrasında arabayla kendisini bıraktığını; 15.09.2013 tarihinde Pazar günü yine geldiğini, mezarlığın yanından kendisini aldığını, arabayla tarlaya gittiklerini, yere çarşaf gibi bir şey serdiğini, ardından özel yerlerine değdiğini, üzerine yattığını, kıyafetlerini çıkardıktan sonra cinsel organını çıkarıp özel yerine soktuğunu, kendisine "Bu yaptığımızı başka kimseyle yaptın mı?" diye sorduğunu, "Amcam ... var." dediğini, "Amcanda elliyor mu?" dediğini, "Amcam aynısını yaptı, hatta amcamla bir defa yaptık.'' dediğini, hatırladığı kadarıyla bir yıl önce yaz aylarında amcasının kendilerine geldiğini ve üç ay kaldığını, geceleri babası ve annesi uyuduktan sonra yanına gelip özel bölgelerini ellediğini, amcasının cinsel organını kendi özel yerine değdirdiğini, o günden sonra da amcasının yatağına bazı günler geldiğini, "Kimseye söyleme, seni döverim!'' diyerek kendisini tehdit ettiği için ailesi ve yakınlarına bunu söyleyemediğini,

Mahkemede; sanığın "Üst baş alacağım." diyerek kendisini arabasına bindirdiğini, Yeşildere'ye gittiklerini, sanığın sadece bacaklarını ellediğini,

Katılan ...; ablası olan katılan mağdurla aynı evde yaşadıklarını, annesi, babası ve ablasının akıl hastası olduklarını ve üçüne de vasilik yaptığını, olay günü akşam işten eve döndüğünde katılan mağdurun kendisine bir şey anlatmadığını, ertesi gün öğle saatlerinde hastanede bulundukları sırada halası olan müşteki ...’den durumu öğrendiğini, katılan mağdurun rahatsızlığı nedeniyle iyiyi kötüyü ayıramadığını, otuz yaşında olmasına rağmen on yaşındaki çocuk gibi davrandığını ve düşündüğünü,

Müşteki ...; katılan mağdurun akıl hastası olan yeğeni olduğunu, anne ve babasının da engelli olduklarını, olayın kendisine katılan mağdur, annesi ve ... tarafından anlatıldığını,

Tanık ...; komşuları olması nedeniyle tanıdığı katılan mağdurun zihinsel engelli olduğunu, zaman zaman kendisini bakkala ya da çeşmeye su doldurmaya giderken gördüğünü, olay günü katılan mağdurun annesinin yanlarına gelerek katılan mağdurun eve gelmediğini söylediğini, birlikte çeşmeye doğru gittiklerini, kendisi ön taraftan giderken çeşmenin yanında daha önceleri mahalleye arabayla terlik satmaya gelen beyaz renkli otomobilin içerisindeki sanığın kendilerini fark ettiğini ve arabadan indiğini, katılan mağdurun arabanın sağında, şoförün yan tarafında oturduğunu, sanığın, oturduğu kapıyı açması üzerine katılan mağdurun arabadan indiğini, katılan mağdur kendilerine doğru geldiğinde üzerinde bulunan pantolonun ön ve arka kısımlarının cep hizasından ıslak, uzun olan saçlarının ise dağınık olduğunu,

Tanık ...; amcasının kızı katılan mağdur ile anne ve babasının engelli olduklarını, olayla ilgili bilgi ve görgüsünün olmadığını,

İnceleme dışı sanık ...; katılan mağdurun babası olan abisi ... ile eşi ...in ve katılan mağdurun zihinsel engelli olduklarını, katılan mağdurun engeli nedeniyle ne dediğini bilmediğini, otuz yaşında olmasına rağmen on yaşındaki bir çocuk gibi davrandığını ve düşündüğünü, doğuştan bu şekilde engeli bulunduğunu,

Beyan etmişlerdir.

Sanık ..., kollukta verdiği ifadesinde; Altındağ'da ikamet ettiğini, pazarcı olduğunu, kız kardeşi adına kayıtlı gri renkli aracının bulunduğunu, bu araç ile terlik, ayakkabı ve çorap sattığını, haftanın her günü Ankara'nın çeşitli ilçelerine işe çıktığını, 2013 yılının Nisan ayından itibaren Elmadağ ilçe merkezi ve mahallelerine gelip ve gittiğini, burada sabit müşterilerinin olduğunu, 2013 yılının Haziran ayı içerisinde bir pazar günü Elmadağ ilçe merkezine geldiğini, Yenimahalle'de satış yaparken katılan mağduru gördüğünü, olaydan bir hafta sonra kadar aynı mahalleye yine gittiğini ve çeşmenin yanında aracı ile durduğunu, katılan mağdurun çeşmenin yanına su doldurmaya geldiğini ve kendisine "Seninle tanışmak istiyorum." dediğini, tanışıp beş dakika kadar sohbet ettiklerini, konuşmasından ve tavırlarından katılanın engelli olduğunu anlamadığını, olaydan bir hafta sonra aynı çeşmenin yanında durduğunu, yanına gelen katılan mağdura bir çift ayakkabı ve terlik verdiğini, terliğin parasını aldığını ancak ayakkabıyı kendisine hediye ettiğini, bir hafta sonra aynı çeşmenin yanında kendisini gören katılan mağdurun yanına geldiğini, bu gelişinde katılan mağdura bir penye bluz ve etek hediye ettiğini, tarihini tam olarak hatırlamamakla birlikte söz konusu çeşmenin yanına tekrar gittiğinde katılan mağdurun yanına geldiğini, sohbet etmeye başladıklarını, bu sırada katılan mağdurun cinsel organına ellediğini ve ilişkiye girmek istediğini söylediğini, bakire olup olmadığını sorduğu katılan mağdurun "Ben bakire değilim, babamın bir büyüğü olan amcam ilişkiye defalarca girmek suretiyle kızlığımı bozdu." şeklinde yanıt verdiğini, biraz daha konuştuktan sonra ayrıldıklarını, bir hafta sonra katılan mağdurun çeşmedeyken yanına geldiğini, su doldurduğunu, küpleri yakın bir ikamete koyduktan sonra aracına bindiğini, katılan mağdura neden bindiğini sormadığını, aracı ile Yenimahalle Yeşildere arasında bulunan bir araziye gittiklerini, aracından terlik ve ayakkabıların üzerinde serili örtüyü aldığını, birlikte araçtan indiklerini, toprak zemine serdiği bezin üzerinde biraz oturup sohbet ettiklerini, katılan mağdurun tekrar kendisine cinsel ilişkiye girmek istediğini söylediğini, bakire olmadığını söylemesi üzerine cinsel ilişkiye girdiklerini, on yıl kadar önce felç geçirdiğini, ancak şu an yürüyebildiğini, sağ tarafının ise kısmen hasarlı olduğunu, bu nedenle normal bir cinsel ilişkiye girmesinin söz konusu olmadığını, ilişkiden sonra iki saat kadar vakit geçirip aynı araç ile katılan mağduru mahalledeki çeşmenin yanına bıraktığını ve gittiğini, 15.09.2013 tarihinde saat 13.30 sıralarında yanına gelen katılan mağdurla aynı şekilde cinsel ilişkiye girdiklerini, ilişkinin ardından çeşmenin yanında katılan mağduru araçtan indiririken, iki küçük çocuk ile bir erkek ve kadının kendisini gördüğünü, katılan mağdurun engelli olduğunu bilmediğini, kendisiyle iki defa rızası dâhilinde ilişkiye girdiğini,

Savcılıkta; katılan mağdurun akıl rahatsızlığı olduğunu bilmediğini, kendisi ile zaten fazla konuşmadığını ve sohbet etmediğini, katılan mağdurun babasını görmediğini, annesini ise bir kez terlik satarken evlerinin önünde gördüğünü, kendisinden iki çift terlik aldığını, konuşmasının normal olduğunu, ramazan bayramından bir hafta önce katılan mağdura etek ve penye hediye ettiğini, o tarihte de herhangi bir ilişkinin olmadığını, gariban gördüğü için bu eşyaları hediye ettiğini, katılan mağdurun hediyeleri alırken "Sen bunları bana neden veriyorsun, ben seni tanımıyorum." gibi bir şey söylemediğini,

Sulh Ceza Hâkimliğinde; katılan mağdurun konuşmasının ve hareketlerinin normal olduğunu, engelli olduğunu anlayamadığını,

Mahkemede; katılan mağdurla iki kez parmağını duhul ettirmek suretiyle ilişkiye girdiğini,

Bozma üzerine verdiği ifadesinde ise; MS hastası olduğunu, elini ve kolunu kullanamadığını, günlük işlemlerini eşinin yardımıyla gerçekleştirdiğini, önceden de belirttiği gibi kesinlikle mağdurun akıl sağlığının yerinde olmadığını bilmediğini, mağdurun zihinsel rahatsızlığı bulunduğuna ilişkin herhangi bir duyumunun da olmadığını, buluştukları zaman da katılan mağdurun bu durumunu anlamadığını savunmuştur.

IV. GEREKÇE

Ayrıntıları Ceza Genel Kurulunun 20.12.2011 tarih ve 230-273, 23.06.2022 tarih ve 226-478, 29.03.2023 tarih ve 340-194; 02.10.2024 tarih ve 228-281 sayılı kararları ile diğer müstakar kararlarında açıklandığı üzere;

TCK'nın "Cinsel Saldırı" başlıklı 102. maddesinin ilk fıkrasında, cinsel saldırı suçunun temel şekli; cinsel davranışlarla bir kimsenin vücut dokunulmazlığını (sarkıntılık boyutunu aşar biçimde) ihlal etmek şeklinde düzenlenmiştir. Bu suçun oluşabilmesi için, cinsel arzuları tatmin amacına yönelik davranışlarla kişinin vücut dokunulmazlığının ihlal edilmesi gerekir.

İkinci fıkrada ise suçun, vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilmesi nitelikli hâl olarak yaptırıma bağlanmıştır.

Suçu oluşturan fiillerin, mağdurun iradesi hilafına gerçekleştirilmesi gerekir. Mağdura karşı cebir veya tehdit ya da hile kullanmak, bilincinin yitirilmesine neden olmak veyahut bilincinin kapalı olmasından yararlanmak suretiyle icra olunan cinsel davranışların tipik eylem kapsamında değerlendirilmesi icabeder. Çocukların cinsel istismarı suçu, Kanunun 103.maddesinde ayrıca düzenlendiğinden, on sekiz yaşını ikmal eden pasif sujenin özgür iradesi ve hukuken geçerli rızası ile gerçekleştirilen cinsel davranışların suç teşkil etmeyeceğinde şüphe yoktur.

TCK'nın ''Hakkın kullanılması ve ilgilinin rızası'' başlıklı 26. maddenin gerekçesinde; “...Maddenin ikinci fıkrasında ilgilinin rızası hukuka uygunluk nedeni düzenlenmiştir. Söz konusu hukuka uygunluk nedeninin varlığı için, rızanın kişinin üzerinde mutlak surette tasarrufta bulunabileceği bir hakka ilişkin olması gerekir. Keza, kişinin bu hakla ilgili olarak rıza açıklamaya ehil olması gerekir.

Madde metnindeki 'mağdurun rızası' ibaresi 'ilgilinin rızası' veya 'kişinin rızası' olarak değiştirilmiştir. Ceza sorumluluğunu kaldıran bir sebep olarak rıza, suçun oluşumu açısından fiilin işlenmesinden önce ve en geç işlendiği sırada açıklandığında etkili olur. Bu durumda herhangi bir mağduriyet söz konusu olmadığı için, 'mağdur' yerine 'ilgili' veya 'kişi' kelimesi tercih edilmiştir” açıklamalarına yer verilmiştir.

Anılan madde metni ve gerekçesine göre, ilgilinin rızası çerçevesinde işlenen eylemden dolayı kimseye ceza verilememesinin nedeni, ilgilinin rızasının işlenen fiili hukuka uygun hale getirmesidir. Bir hukuka uygunluk nedeninin varlığı halinde eylem yasal tanıma uygun olmasına rağmen hukuka aykırı kabul edilemediğinden cezalandırılmayacaktır.

Gerek doktrinde gerekse yerleşmiş yargısal kararlarda vurgulandığı üzere ilgilinin rızasına dayalı hukuka uygunluk nedeninin varlığı için gerekli koşullar şu şekilde sıralanabilir:

a) İlgili kişinin suç konusu üzerinde serbestçe tasarruf hakkı olmalıdır.

b) Rıza göstereceği hususlarda aydınlatılmış olmalıdır.

c) Rızayı serbest olarak özgürce açıklamalıdır.

d) Rıza baştan itibaren bulunmalı, eylemin gerçekleştirilmesinden önce veya en geç suçun işlendiği sırada açıklanmalıdır. Failin hareketini yapmasından sonra açıklanan rıza, artık rıza değil, bir icazet olacak ve eylemde hukuka uygunluk etkisi yaratmayacaktır.

e) İlgili kişi rızaya ehil olmalıdır.

İlgili kişinin rızaya ehil olmasından iki şeyi anlamak gerekir. Birincisi, rızayı normun koruduğu hukuksal yararın sahibi açıklamalıdır. Suç işlenseydi kim suçun pasif süjesi olacak idiyse, o kişi rıza beyanında bulunmalıdır. İkincisi de, bu kimse rıza açıklama yeteneğine sahip olmalıdır. Bu nedenle rıza beyanında bulunan kimsenin akıl ve ruh sağlığı yerinde olmalı, onun rızayı açıklama yeteneğini kaldıran bir durum bulunmamalıdır. Küçüklerin rızalarının geçerli olup olmadığının takdir edilebilmesi için de, rıza gösterdikleri konunun anlam ve sonuçlarını kavrayabilecek durumda olup olmadıklarına bakılmalıdır. Yasanın bazı durumlarda yaş sınırları gözettiği de olmuştur.

Bu koşullara göre uyuşmazlığın sağlıklı bir hukuki zemine oturtulabilmesi için, akıl ve ruh hastalıkları nedeniyle fiil ehliyeti bulunmayan 18 yaşından büyüklerin cinsel dokunulmazlıkları ile bir yerde kalma ve bir yere gitme özgürlüklerinin bulunup bulunmadığının, dolayısıyla da bu konudaki rızalarının geçerli olup olmadığının belirlenmesi zorunluluğu doğmaktadır. Bunun için de 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'na başvurulması gerekmektedir.

TMK'nın 13. maddesinde yaşının küçüklüğü yüzünden veya akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk ya da bunlara benzer sebeplerden biriyle akla uygun biçimde davranma yeteneğinden yoksun olmayan herkesin ayırt etme gücüne sahip olduğu, 10. maddesinde ayırt etme gücüne sahip ve kısıtlı olmayan her ergin kişinin fiil ehliyetinin bulunduğu, 11. maddesinde erginliğin onsekiz yaşın doldurulmasıyla başlayacağı, 14. maddesinde ayırt etme gücü bulunmayanların, küçüklerin ve kısıtlıların fiil ehliyetinin olmadığı, 15. maddesinde de kanunda gösterilen ayrık durumlar saklı kalmak üzere, ayırt etme gücü bulunmayan kimsenin fiillerinin hukukî sonuç doğurmayacağı hüküm altına alınmıştır.

Bu düzenlemelere göre akıl ve ruh hastalıkları ile akıl zayıflığı nedenlerinden dolayı akla uygun biçimde davranma yeteneğinden yoksun olan 18 yaşından büyüklerin cinsel dokunulmazlıkları ile bir yerde kalma ve bir yere gitme özgürlükleri ile ilgili açıkladıkları rızalarının geçerli olmadığı, buna bağlı olarak da rızalarının hukuka uygunluk nedeni olmadığı sonucuna ulaşılmaktadır.

İlgilinin rızasının hangi hâllerde hukuka uygunluk nedeni olduğu konusundaki bu açıklamalardan sonra, TCK'nın 30. maddesinde düzenlenen "hata" konusuna da değinmek gerekmektedir. Anılan Kanun'un "Hata" başlıklı 30. maddesinde,

''(1) Fiilin icrası sırasında suçun kanunî tanımındaki maddî unsurları bilmeyen bir kimse, kasten hareket etmiş olmaz. Bu hata dolayısıyla taksirli sorumluluk hâli saklıdır.

(2) Bir suçun daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli hâllerinin gerçekleştiği hususunda hataya düşen kişi, bu hatasından yararlanır.

(3) Ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenlere ait koşulların gerçekleştiği hususunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişi, bu hatasından yararlanır.

(4) İşlediği fiilin haksızlık oluşturduğu hususunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişi, cezalandırılmaz" hükümleri yer almaktadır.

Hata (yanılma); genel olarak kişinin tasavvuru ve zihinden geçirdikleri ile gerçeğin birbirine uymaması anlamına gelen bir kavramdır. Hata kural olarak iradenin oluşum sürecine etki eder ve gerçeğin yanlış biçimde tasavvuru veya bilinmesi nedeniyle irade bozulmuş olarak doğar. Failin tasavvurunun konusu, dış dünyaya ait bir şeye ilişkin olabileceği gibi normatif dünyaya (kurallar alanına) dair de olabilir. Dış dünyayla ilgili şeyin olduğundan farklı bir biçimde algılanması hâlinde unsur yanılgısından (tipiklik hatası), normatif dünyaya ait gerçekliğin farklı biçimde değerlendirilmesi hâlinde ise yasak hatasından bahsedilir. Kısaca unsur hatası, bir algılama hatası olduğu hâlde; yasak hatası, bir değerlendirme hatasıdır.

Hata, kastı ortadan kaldıran veya kusurluluğu etkileyen hata olmak üzere ikiye ayrılır. Suçun maddi unsurlarında (TCK'nın 30/1. maddesi), suçun nitelikli hâllerinde (TCK'nın 30/2. maddesi), hukuka uygunluk nedenlerinin maddi şartlarında (TCK'nın 30/1-3. maddesi) hata kastı kaldırır. Kusurluluğu ortadan kaldıran veya azaltan sebeplerin maddi şartlarında hata (TCK'nın 30/3. maddesi) ile haksızlık yanılgısı (yasak hatası) (TCK'nın 30/4. maddesi) kusurluluğu etkileyen hata şekilleridir. Kastı kaldıran hata türüne hukuka uygunluk nedenlerinin sınırındaki yanılgıyı da eklemek gerekmektedir (TCK'nın 27/1. maddesi.).

Üçüncü fıkrada, ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenlere ait şartların gerçekleştiği konusunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişinin, bu hatasından yararlanacağı hüküm altına alınmış olup fıkrada hem hukuka uygunluk sebebinin maddi şartlarında hata, hem de kusurluluğu etkileyen hata hâlleri düzenlenmiştir. Failin bu fıkra hükmünden yararlanabilmesi için bulunduğu durum itibarıyla hatasının kaçınılmaz olması gerekmektedir. Hataya düşmenin kaçınılmaz olmasını, kusursuz olmak şeklinde anlamak gerekir (Nevzat Toroslu, Ceza Hukuku, Genel Kısım, Savaş Yayınevi, Ankara 2016, sayfa 194.). Bunun için fail, fiili işlediği sırada ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenlere ait koşulların gerçekleştiği hususundaki hatası nedeniyle kınanamamalı, dikkatsiz ve özensiz davranmış olmamalıdır.

Maddeye 5377 sayılı Kanun'la eklenen dördüncü fıkrada ise, kişinin işlediği fiilden dolayı kusurlu ve sorumlu tutulabilmesi için, bu fiilin bir haksızlık oluşturduğunu bilmesi gerektiği vurgulanmıştır. Buna göre fail, işlediği fiilin haksızlık oluşturduğu konusunda kaçınılmaz bir hataya düşmüşse, diğer bir ifadeyle, eyleminin hukuka aykırı olmadığı, haksızlık oluşturmadığı, meşru olduğu düşüncesiyle hareket etmişse ve bu yanılgısı içinde bulunduğu şartlar bakımından kaçınılmaz nitelikte ise artık cezalandırılmayacaktır. Hatanın kaçınılmaz olduğunun belirlenmesinde, kişinin bilgi düzeyi, gördüğü eğitim, içinde bulunduğu sosyal ve kültürel çevre şartları göz önünde bulundurulacaktır.

Üçüncü ve dördüncü fıkraların uygulanması yönüyle kişinin kaçınılmaz bir hataya düşmesi şartı aranmakta olup hatanın kaçınılabilir olması durumunda kişi kusurlu sayılacak, diğer bir ifadeyle fiilden dolayı sorumlu tutulacak, ancak bu hata temel cezanın belirlenmesinde dikkate alınacaktır.

Gelinen noktada uyuşmazlık konusunun çözümüne yönelik olarak hukuka uygunluk sebebinin maddi şartlarındaki hata konusu da değerlendirilmelidir.

TCK'da başlıca dört hukuka uygunluk nedeninden bahsedilmektedir. Bunlar; meşru savunma, hakkın kullanılması, kanunun emrini ifa ve ilgilinin rızasıdır. Gerçekleştirdiği eylemle ilgili olarak hukuka aykırılık vasfını ortadan kaldıran bir sebebin somut olayda var olduğunu düşünen kişi, bu hususta kaçınılmaz bir hataya düşmesi hâlinde TCK’nın 30/3. maddesi gereğince sorumlu tutulamayacaktır. Meşru savunma koşullarının bulunduğu, kanun hükmünü yerine getirdiği ya da ilgilinin hukuken korunan geçerli bir rızasının olduğu gibi konularda hataya düşülmesi durumunda yanılgının kaçınılmaz olup olmadığı değerlendirilecek ve ancak kaçınılabilir bir yanılgı olduğu sonucuna varılırsa sorumluluğu cihetine gidilecektir.

Uyuşmazlık konusu ile bağlantılı olarak, 18 yaşını tamamlamış ancak rıza açıklama ehliyetine sahip bulunmayan bir kişinin, cinsel davranışlar ile bir yerde kalma ve bir yere gitme özgürlükleri yönünden açıkladığı rızasının eylemi hukuka uygun hâle getirdiğinden söz edilemeyeceğinden, eylemi gerçekleştiren kişinin mağdurun rıza açıklama ehliyetinin bulunmadığını bilip bilmediğinin ve bu konuda TCK’nın 30/3. maddesi uyarınca kaçınılmaz bir hataya düşüp düşmediğinin belirlenmesi gerekecektir. Sanık, mağdurun rıza ehliyeti olmadığını bilememesi nedeniyle hukuken geçerli bir rızanın bulunduğu hususunda kaçınılmaz hataya düştüğünde bu yanılgıdan yararlanacaktır. Buna karşılık hatanın kaçınılabilir olduğu hâllerde cezai sorumluluğun varlığı kabul edilmelidir.

Hatanın kaçınılmaz olup olmadığı, her olay özelinde exante bir değerlendirme ile kişinin bilgi ve eğitim düzeyi, içinde bulunduğu sosyal ve kültürel çevre koşulları gibi kriterler yardımıyla belirlenmelidir.

18 yaşını tamamlamış olmakla birlikte rıza açıklama ehliyetine sahip bulunmayan bir kişiye karşı gerçekleştirilen cinsel davranışların, suç/haksızlık oluşturacağında kuşku bulunmadığına göre, hatanın kaçınılmaz olduğunun kabulü için; failin mağdur/ suçun pasif sujesi hakkında inceleme yükümlülüğü bulunduğunun da gözetilmesi lazım gelir. İnceleme yükümlülüğü altında yanılgının bertaraf edilmesini sağlayan üç araçtan söz edilebilir: vicdan muhasebesi, tefekkür ve bilgi edinme. (Göktürk Neslihan, Hasızlık Yanılgısının Ceza Sorumluğuna Etkisi Seçkin sh.159) Sanığın, mağdurun durumunu bildiği veya bununla ilgili olarak karşılaştığı koşullar/olgular itibarıyla şüphelenmesi gerektiği hallerde hatanın da kaçınılabilir olduğu kabul edilmelidir.

Cinsel saldırı suçları yönünden mağduru bulunduğu olayın hukuki anlam ve sonuçlarını algılayamayan ve fiile ruhsal yönden mukavemete muktedir olamayan kişilere karşı gerçekleştirilen eylemlerde, mağdurdaki bu arazın, hekim olmayanlarca anlaşılamayabileceğinin, ancak yakın çevresinde yaşayanlarca ve kendisini tanıyanlarca anlaşılabileceğinin bilimsel raporlarla tespit edildiği hallerde, sanık ve mağdur arasındaki sosyal ve cinsel ilişki ve/veya yakınlığın; niteliği, derecesi, süresi ve sayısı gibi ölçütler doğrultusunda bir sonuca ulaşılmalıdır.

Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde:

30.04.2014 tarihli Adli Tıp Kurumu 6. İhtisas Kurulu raporu ile nitelikli cinsel saldırı ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçları yönünden 31.08.2013-15.09.2013 tarihlerinde mağduru bulunduğu olayın hukuki anlam ve sonuçlarını algılayamayacağı ve fiile ruhsal yönden mukavemete muktedir olamayacağı, mevcut olan zekâ geriliğinin hekim olmayanlarca anlaşılamayabileceği, ancak yakın çevresinde yaşayanlarca ve kendisini tanıyanlarca anlaşılabileceği, katılan mağdur ile sanığın cinsel ilişkiye girdikleri konularında yerel mahkeme ve Özel Daire arasında uyuşmazlık bulunmadığı fakat katılan mağdurda var olan ve eyleme ruhsal yönden mukavemet edememe sonucunu doğuran rahatsızlığın sanık tarafından bilinip bilinmediği hususunda uyuşmazlık bulunan olayda;

Her ne kadar Adli Tıp 6. İhtisas Kurulunun raporunda katılan mağdurdaki zekâ geriliğinin hekim olmayanlarca anlaşılamayabileceği belirtilmiş ise de raporda "hekim olmayanlarca anlaşılamaz" ya da "anlaşılması mümkün değildir" şeklinde kesin bir tespitte bulunulmadığı da gözetildiğinde; gerek tanıkların gerekse katılanların beyanlarından yaşadıkları mahallede katılan mağdurun ve diğer aile fertlerinin sağlık sorunlarının bilindiği anlaşılmaktadır. Hayatının ilk yıllarından itibaren başladığı saptanan zekâ geriliğine bağlı olarak katılan mağdurun on yaşındaki çocuk gibi davrandığı ve düşündüğü inceleme dışı sanık ... ile katılan ...'in anlatımlarıyla da doğrulanmıştır. Mahkeme heyetince yapılan gözlemde olayı anlatmada zorlandığı ve ifade edemediği belirtilen katılan mağdur hakkında, görevli uzman da takvim yaşı ile zekâ gelişiminin uyumlu olmadığı ve mevcut zihinsel geriliği nedeniyle zaman kavramının yeterince gelişmediği tespitinde bulunulmuştur. Açıklanan nedenlerle akıl zayıflığının vahametine istinaden hacir altına da alınmış bulunan katılan mağdurun düçar olduğu bu akıl zayıflığının; kırk altı yaşında, evli ve iki çocuk babası olan, muhtelif semt ve mahallelerde kullandığı araçla seyyar satıcılık yapan ve beşerî münasebetler içinde tecrübe kesbetmiş olan, mahallede bulunduğu süreçte karşılaşmaları tesadüfî addedilemeyecek bir yakınlık tesis ederek katılan mağdurla müteaddit defa görüşen ve savunmalarında sağlık sorunlarından muzdarip olduğunu beyan etmesine ve bu husus tıbbi raporlarla desteklenmesine rağmen, ilişkiye girdiğini kabul ettiği iki buluşmada katılan mağdurla yaklaşık ikişer saat vakit geçiren, sanık tarafından idrak edilememiş olması olanaklı görülmemiştir.

Dolayısıyla olayın hukuki anlam ve sonuçlarını algılayıp eyleme ruhsal yönden mukavemet yeteneği bulunmayan katılan mağdura karşı kişiyi hürriyetinden yoksun kılma ve cinsel saldırı eylemlerini gerçekleştiren sanığın, TCK'nın 30/3. maddesinde tanımlanan hata hükümlerinden yararlanamayacağı kabul edilmelidir.

Bu itibarla, Yerel Mahkemenin direnme kararına konu hükümlerinin, sanığın TCK'nın 30. maddesinin 3. fıkrasında düzenlenen hataya düşmediğinin gözetilmemesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir.

Çoğunluk görüşüne katılmayan bir Ceza Genel Kurul Üyesi; Adli Tıp Kurumunca verilen rapor kapsamına ve müşahhas olayın özelliklerine nazaran sanığın, TCK'nın 30/3. maddesi uyarınca düştüğü hatadan yararlanması gerektiği, bu nedenle Yerel Mahkemenin direnme gerekçesinin isabetli olduğu düşüncesiyle karşı oy kullanmıştır.

V. KARAR

Açıklanan nedenlerle;

1- Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 04.04.2024 tarihli ve 174-210 sayılı direnme kararına konu hükümlerin gerekçelerinin İSABETLİ OLMADIĞINA, söz konusu hükümlerin, sanığın TCK'nın 30. maddesinde düzenlenen hata hükümlerinden yararlanamayacağının gözetilmemesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,

2- Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 04.02.2026 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.

Kaynak: Adalet Bakanlığı Mevzuat ve İçtihat Bilgi Sistemi. Metin resmî kaynaktaki hâliyle aktarılmıştır; kararda anonimleştirilmeden kalmış kişisel veriler “...” ile gizlenmiştir.

Benzer Kararlar

Kişiyi Hürriyetinden Yoksun Kılma konusundaki 14 kararın tümü

İlgili Rehber ve Hesaplama Araçları

Benzer Bir Hukuki Sorununuz mu Var?

Yargıtay kararları, somut olayın koşullarına göre farklı sonuç doğurabilir. Kira, iş, aile ve boşanma ile ceza hukuku uyuşmazlıklarında dosyanızın değerlendirilmesi için Av. Mete ŞAHİN ile iletişime geçebilirsiniz (Yenimahalle, Ankara).

Telefon ve WhatsApp: 0552 725 25 18 · WhatsApp ile yazın · İletişim formu

Bu sayfadaki özet ve açıklamalar genel bilgilendirme amaçlıdır; hukuki danışmanlık yerine geçmez. Kararın bağlayıcı metni resmî tam metindir ve somut olaydaki farklı koşullar sonucu değiştirebilir. Özetler, kararın resmî metnine dayanılarak hazırlanır ve yayımdan önce metinle karşılaştırılarak kontrol edilir. İçerik sorumlusu: Av. Mete ŞAHİN.

bottom of page