Ana Sayfa › İçtihatlar › Ceza Hukuku › Kasten Yaralama
Ceza Genel Kurulu Direnme Kararının Bozulması Ceza Hukuku
Öldürücü Darbe İspatlanamayınca Kasten Öldürme Yerine Neticesi Sebebiyle Ağırlaşmış Yaralama
Yargıtay Ceza Genel Kurulu · E. 2024/461 · K. 2026/62 · T. 04.02.2026
Karar Özeti
Duygusal birliktelik yaşadığı sanıkla gece çıkan kavgada darp edilen maktul, yaklaşık altı metrelik istinat duvarından düşmesi veya düşürülmesinin de etkisiyle ölmüş; bölge adliye mahkemesi eylemi kasten öldürme sayarak Özel Dairenin bozmasına direnmiştir. Ceza Genel Kurulu, eksik araştırma bulunmadığını kabul etmiş; yaralanmaların düşmeden mi künt cisim darbesinden mi oluştuğu belirlenemediğinden sanıktan gelen öldürücü nitelikte bir darbenin ispatlanamadığını belirtmiştir. Öldürmeye varacak husumet de bulunmadığından öldürme kastı kanıtlanamamış, sanığın neticesi sebebiyle ağırlaşmış kasten yaralama suçundan sorumlu olduğu kabul edilerek hüküm oy çokluğuyla bozulmuştur.
Kararın Ortaya Koyduğu İlke
Somut olayda öldürmeye varacak husumet bulunmadığı ve sanıktan gelen öldürücü darbe ispatlanamadığından, yaralama kastıyla başlayan kavgada maktulün düşerek ölümü TCK 87/4 kapsamında değerlendirilmiştir.
Soru: Darp edilen kişi yüksekten düşüp ölürse fail kasten öldürmeden mi sorumlu olur?
Sonuç: Bölge adliye mahkemesinin direnme kararına konu mahkûmiyet hükmü bozuldu.
Karar Künyesi
- MahkemeYargıtay
- KurulCeza Genel Kurulu
- Esas No2024/461
- Karar No2026/62
- Karar Tarihi04.02.2026
- Karar TürüCeza Genel Kurulu Kararı
- SonuçDirenme Kararının Bozulması
- Resmî KaynakAdalet Bakanlığı Mevzuat ve İçtihat Bilgi Sistemi
İlgili Mevzuat
Kararın Önemli Bölümleri
“Dolayısıyla maktulün sanık tarafından darp edildiği ortada ise de sanıktan sadır olan öldürücü nitelikte bir darbeye maruz kaldığı kesin olarak ispatlanamamıştır.”
“bir eylemin öldürme kastıyla mı, yoksa yaralama kastıyla mı icra edildiğinin belirlenmesinde; fail ile mağdur arasında husumet bulunup bulunmadığı, varsa husumetin nedeni ve derecesi”
Kararın Tam Metni
KARARI VEREN
YARGITAY DAİRESİ: 1. Ceza Dairesi
MAHKEMESİ: Ceza Dairesi
SAYISI: 1851-2024
I. HUKUKÎ SÜREÇ
Kasten öldürme suçundan sanığın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 81/1, 62/1, 53... . maddeleri uyarınca 25 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba ilişkin Kırıkkale 2. Ağır Ceza Mahkemesince 13.09.2021 tarih ve 128-146 sayı ile verilen, resen istinafa tabi hükme yönelik Cumhuriyet savcısı, katılanlar vekili ve sanık müdafii tarafından da istinaf yoluna başvurulması üzerine Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesince 25.02.2022 tarih ve 1548-360 sayı ile; İlk Derece Mahkemesi hükmünün kaldırılmasına, sanığın kasten öldürme suçundan TCK'nın 81/1, 53... . maddeleri uyarınca müebbet hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba, bu kararın da katılanlar vekili ve sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 01.02.2023 tarih ve 7967-228 sayı ile katılanlar vekilinin temyiz taleplerine dair görüş olmadığından bahisle dosyanın ek tebliğname düzenlenmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine, ek tebliğname düzenlenmesi üzerine ise 27.09.2023 tarih ve 2795-5749 sayı ile; "...Sanık ile maktul arasında gece saatlerinde önce ...'ın bağ evinde başlayan tartışmanın sonrasında da devam ettiği, tanık ...'ün aracında da maktulü tokatlayarak darp eden sanığın maktulle birlikte araçtan indikten sonra tartışmayı sürdürdükleri, hızlı tren hattı yakınlarında bulunan yerden yüksekliği 580 cm olan istinat duvarı önünde maktulü darp eden sanığın bu eylemi neticesinde maktulün aşağıda bulunan su kanalı içine düşerek yüksekten düşmeye bağlı künt kafa ve genel beden travması sonucu hayatını kaybettiği olayda; öncesinde duygusal birliktelik yaşadığı anlaşılan taraflar arasında dosyaya yansıyan bir husumet bulunmaması, her iki tarafın da neredeyse ayakta duramayacak biçimde alkollü oluşları, olay öncesinde maktulü darp etmeye başlayan sanığın öldürme kastıyla hareket ettiğini gösterir nitelikte delile rastlanmaması, olayın meydana geldiği yerin sanık tarafından önceden seçilip belirlenen bir yer olmayıp tanık ...'ün aracında yaşanan olaylardan sonra sanık ve maktulün orada inmek zorunda kalmaları, sanığın olay sonrasındaki davranışları, sanığın maktule yönelik darp eylemlerinin devamında maktulün yüksekten düşmeye bağlı olarak ölümünde uygun illiyet bağı bulunması, bununla birlikte sanığın öldürme kastıyla maktulü aşağı iterek kasten öldürdüğüne ilişkin varsayımdan öte somut, kesin ve inandırıcı delile ulaşılamaması karşısında, yaralama kastıyla harekete geçen sanığın eylemiyle neden olduğu ölüm neticesinin kastını aştığı ve bu kapsamda 5237 sayılı Kanun'un 87 nci maddesinin dördüncü fıkrasının birinci cümlesindeki neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçunu oluşturduğu gözetilmeden sanığın kastının öldürmeye yönelik olduğunun kabulü ile eylemin kasten öldürme suçu olarak nitelendirilmesi suretiyle suç vasfında hataya düşülmesi..." isabetsizliğinden hükmün bozulmasına oy çokluğuyla karar verilmiştir.
Bozmaya direnen Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesince 01.12.2023 tarih ve 1851-2024 sayı ile "...(1) Duygusal birliktelik yaşadıkları ve ancak aralarında fuhuşa dair bir irtibat da bulunduğu anlaşılan taraflar arasında maktulün birden fazla erkek ile cinsel ilişkiye girmek istememesinden mütevellit bir tartışma; husumet bulunmasına ve bunun, maktulün faaliyetinden maddi menfaat sağladığı değerlendirilen sanık için cezalandırmayı gerektiren ve olay koşulları itibariyle öldürmeye evrilen derecede gerçekleşmesine rağmen taraflar arasında dosyaya yansıyan bir husumet bulunmadığının kabul edilmesi, (2) Olay anında ancak 1.90 promil derecesinde alkollü olan sanık ile bizzat sanığın bir bira içtiğini bildirdiği maktulün neredeyse ayakta duramayacak biçimde alkollü olduklarının kabul edilmesi, (3) Olay öncesinde maktulü darp etmeye başladığı; bir delil bulunmamakta iken; varsayımsal olarak eylemini istinat duvarı önünde devam ettirdiği kabul edilen (ve kasten yaralama ya da taksirle öldürme boyutunda bir eylem gerçekleştirmiş ise bu yönde bir savunma yapması beklenen) sanığın, olay sonrasındaki davranışlarının (aslında yukarıda da işaret edildiği üzere, ilk etaptaki hareketsizliğinin/sessizliğinin; suçlanmasından sonraki şüpheleri kendinden uzaklaştırmaya çalışmak yönündeki çabalarının ve bir bütün olarak, olayı hatırlamadığı yönündeki bildirimlerinin) ancak ve ancak kasten öldürme suçunu işleyen bir failin davranışlarını işaret etmesine rağmen sanığın öldürme kastıyla hareket ettiğini gösterir nitelikte delile rastlanmadığının kabul edilmesi, (4) Oluş ve dosya kapsamı ile eyleme bağlı kastı itibariyle atılı suçu işlediği Dairemizce kabul edilen sanığın, olay yerini önceden seçip belirlemesinin bir ehemmiyet arz etmemesine rağmen gerekçede bu hususun bildirilmesi ile (5) Tanık ...'ün aracı içinde iken maktule tokat attığı ve maktulle birlikte araçtan indiği bilinen sanığın, sonrasında maktulü darp ettiği, eylemini istinat duvarı önünde devam ettirdiği ve bu eylemi neticesinde maktulün aşağıda bulunan su kanalı içine düştüğüne dair 'Dairemiz kabulünün reddine götüren kertede' bir delil bulunmamakta iken tanığın aracı içinde maktule atılan tokat ile maktulün düşmesi ve dolayısıyla ölmesi arasında uygun illiyet bağının bulunduğunun bildirilmesi..." gerekçeleriyle bozma öncesi hüküm gibi sanığın mahkûmiyetine karar verilmiştir.
Direnme kararına konu hükmün de sanık müdafii ile Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 22.01.2024 tarihli ve 135931 sayılı "temyiz isteminin esastan reddi ile hükmün onanması" istemli tebliğnamesiyle dosya, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 307. maddesi uyarınca kararına direnilen Daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 1. Ceza Dairesince 09.07.2024 tarih, 1474-5211 sayı ve oy çokluğuyla direnme gerekçesinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
II. UYUŞMAZLIK KONUSU VE ÖN SORUN
Özel Daire çoğunluğu ile Bölge Adliye Mahkemesi arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın maktule yönelik eyleminin kasten öldürme suçunu mu yoksa neticesi sebebiyle ağırlaşmış kasten yaralama suçunu mu oluşturduğunun belirlenmesine ilişkin ise de Yargıtay İç Yönetmeliği'nin 27. maddesi uyarınca öncelikle; sanık hakkında eksik araştırma sonucu hüküm kurulup kurulmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir.
III. DOSYADAKİ BİLGİ VE BELGELER
A. Ön Soruna Dair Açıklamalar
İncelenen dosya kapsamından;
Soruşturma aşamasında; maktulün yakını olan katılanların kayıp başvurusu üzerine sanığın da aralarında bulunduğu tüm şüphelilerin tanık sıfatıyla ifadelerinin alındığı, maktulün en son görüldüğü adreslerde olay yeri inceleme ve arama işlemlerinin gerçekleştirildiği, maktulün kaybolmasından yaklaşık on gün sonra cesedinin hızlı tren inşaatı şantiye alanında bulunması üzerine delillerin toplanmaya başlandığı, bu kapsamda olay yeri inceleme, ölü muayene ve otopsi işlemlerinin gerçekleştirildiği, Adli Tıp Kurumundan maktul ve şüphelilere dair DNA analizi raporu alındığı, gerek şüphelilerin gerekse maktulün cep telefonlarına ilişkin BTK'dan baz istasyonunu gösterir iletişimin tespiti verilerine ulaşılarak bilirkişi raporu düzenlendiği ve elde edilen delillerle sanık hakkında kamu davası açıldığı,
İlk Derece Mahkemesince yürütülen yargılama sırasında; sanığın savunmalarının, katılanların ve tanıkların ifadelerinin alındığı, ilgili hastanelerden sanık ...'in tedavi evrakının dosyaya celbedildiği, Adli Tıp Kurumundan maktulün ölüm sebebi ve tarihinin tespitine yönelik rapor aldırıldığı, maktulün cesedinin bulunduğu olay yerinde taraflar ve bilirkişiler refakatinde keşif yapılarak rapor hazırlatıldığı, dosyadaki baz istasyonunu gösterir iletişimin tespiti verilerinden hareketle yeni bir bilirkişi raporu aldırıldığı, Emniyet Müdürlüğü Siber Suçlar Birimine sanığın ve maktulün cep telefonlarındaki tüm verilerin incelenmesi amacıyla bilirkişi raporu düzenlettirildiği, Meteoroloji Müdürlüğünden olay gününü de kapsar şekilde hava durumunun istendiği,
Bölge Adliye Mahkemesince duruşmalı olarak yapılan istinaf işlemleri kapsamında; sanığın, katılanların ve tanıkların savunma ve ifadelerinin alındığı, cep telefonu baz istasyonu kayıtlarından hareketle yeniden bilirkişi raporu aldırıldığı, Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kuruluna sanığın kan değerleri ve diğer bilgilerle birlikte olay anına dair hafıza kaybı yaşamasının mümkün olup olmadığı ile yaralanmasının nasıl meydana gelebileceğine ve maktulün kanındaki promil miktarının ne kadar alkol alınması sonucu oluşabileceğine dair rapor istendiği, Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulundan gönderilen yazı cevabında; alkol ve hafıza kaybına dair soruların 5. İhtisas Kurulundan, yaralanma ilgili hususların ise 2. İhtisas Kurulundan sorulması gerektiğinin belirtilmesi üzerine 2. İhtisas Kuruluna müzekkere yazıldığı ancak tüm tedavi evrakının gönderilmesinin istenmesi üzerine raporun dosyaya katkı sağlamayacağı gözetilerek bu ara karardan vazgeçildiği, bozma ilamı üzerine açılan celsede yeni bir delil toplanmaksızın, sanık ve katılanlara diyeceklerinin sorulması üzerine esas hakkında mütalaa alındıktan sonra sanığa savunması ve son sözü de sorularak önceki hükümde direnilmesine karar verildiği,
Anlaşılmaktadır.
B. Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Olay ve Olgular
İncelenen dosya kapsamından;
Suç tarihinden önce; boşanmış ve eski eşinden iki çocuğu olan maktul ...'in, sanık ... ile bir gönül ilişkisi olduğu, adı geçenlerin zaman zaman sanığın evinde birlikte kaldıkları, katılanların beyanlarına göre sanığın maktulü alkol ve uyuşturucu gibi zararlı alışkanlıklara yönelttiği, maktulün pek çok kez başına bir şey gelirse sanığı ve tanık ...'u şikâyet etmelerini katılanlardan istediği, olaydan 7-8 ay önce maktulün kafası kanar vaziyette ablasının evine geldiği ve sanığın kafasına alkol şişesi ile vurduğunu söylediğini, şikâyet etmek istediklerinde ise maktulün, kendisine veya ailesine zarar gelebileceğinden korktuğu ve vazgeçtiği, sonrasında sanıkla maktulün barıştıkları ve ara sıra sanığın evinde buluşup birlikte vakit geçirmeye devam ettikleri, tanık ...'ün beyanına göre maktulün, sanık hakkında kendisini cinsel ilişkiye girmesi için pazarladığını ve parayı yarı yarıya bölüştüklerini anlattığı,
Suç tarihi olan 01.02.2019'da; sanıkla maktulün saat 18.00 civarında buluştukları, sanığın evinde birlikte oturdukları sırada mesaj gönderdikleri tanık ... ile alkol almak amacıyla buluşmaya karar verdikleri ve saat 20.00-21.00 sıralarında tanık ...'ın arkadaşının aracıyla tanık ...'nin bağ evine gittikleri, burada alkol almaktayken yanlarına tanık ...'ün de geldiği, sonrasında tanık ...'ın bağ evine geçerek alkol almaya devam ettikleri, tanıklar ... ve ...'ın beyanlarına göre sanığın, maktulün kafasına bir kez eliyle vurduğu, ancak maktulün ağır şekilde yaralanmadığı, alkol almaya devam ettikleri sırada maktulün cep telefonunu kullanan sanığın saat 01.00 sıralarında maktulün arkadaşı tanık ...'ü ısrarla ve defalarca arayarak yanlarına çağırdığı, bu görüşme esnasında sanığın tanığa bir iki tane lyrica denilen uyuşturucu hapı alkolle birlikte içtiğini söylediği, 02.02.2019 tarihinde gece saat 01.45 civarında, tanık ...'ın arkadaşı tanık ...'ün kamyonetine binerek bağ evinden ayrılacağı sırada tanık ...'ın "Bunları da al götür." demesi üzerine sanıkla maktulün tanık ...'ün tek kabinli kamyonetine binerek ayrıldıkları, kamyonette de sanığın maktule vurduğunun tanık ... tarafından görüldüğü, bağ evinden yaklaşık 3 km uzaklıkta, hızlı tren inşaatı şantiyesi kenarında ve cesedin bulunduğu istinat duvarına yaklaşık 20 metre mesafede bulunan yol ayrımında tanık ...'ün maktul ve sanığı araçtan indirdiği, bundan sonra sanığın ayakta zor duracak şekilde alkollü, kolu kırık ve kıyafetleri ıslak olarak en son birlikte kamyonetten indikleri yol ayrımına yaklaşık 2,2 km ve yürüyerek 25-30 dakikalık mesafedeki bir caminin önüne gelip saat 03.30 sularında tanık ...'nın kapısının zilini çaldığı, kapıyı açan olmayınca camiye girip sızdığı, ihbar üzerine yanına gelen polis ve ambulans ekibi tarafından hastaneye kaldırıldığı, sanığın sol bileği ve dirseğinde kırık olacak şekilde yaralandığının ve yapılan kan tahlilinde 1,76 promil alkollü olduğunun tespit edildiği, ertesi gün hastaneden tanık ...'a cep telefonuyla mesaj göndererek olay gecesi ne olduğunu sorduğu, tanık ...'ın ise sanığa, maktulle birlikte bağ evinden tanık ...'ün kamyonetiyle birlikte çıktıklarını, ancak sonradan tanık ...'ün gece kendisini telefonla aradığını ve kamyonette maktulün çantası ile sanığın montunu unuttukları, kendisinin tanık ...'den söz konusu eşyayı aldığını, maktulün nerede olduğunu bilmediğini söylediği, sonrasında maktulün çantasını ve sanığın montunu hastaneye getirip teslim ettiği, olaydan yaklaşık on gün sonra maktulün cesedinin hızlı tren hattı istinat duvarı dibindeki yağmur suyu kanalında sırt üstü, üzerindeki montunun fermuarı kapalı, kapüşonu yırtık ve kafasına çekili vaziyette bulunduğu, ölü muayene ve otopsi raporlarıyla Adli Tıp Kurumu İhtisas Kurulu raporlarına göre; maktulün kafasının değişik yerlerinde, boyun ve çenesinde ekimoz ve sıyrıklar, alnının ortasında geniş çaplı bir ekimoz, sol göz çukuru dış duvarlarında ele geçen kırıklar, kafa kubbe kemiği sol tarafında kaideye uzanan kırık hattı ve çökme, kafasının tam arka tepe üst noktasında bir cm'lik bir yarık, göğsünde sol kaburga 2, 3, 4, 5 ve 6. kostalarda kanamalı kırıklar, sternum kemiğinde kırık, sol gluteal bölgede, sol dirsek ve sol diz kapağında sıyrıklar oluşturacak şekilde yaralandığı, maktulün ölümünün yüz, kafatası, çok sayıda kaburga, sternum ve ekstremite kemik kırıklarıyla birlikte kalp yırtılmasıyla gelişen kanamaya bağlı kalp tamponadı, beyin kanaması, beyin doku harabiyeti sonucu meydana geldiğinin tespit edildiği,
Tanık ...'ın kollukta; sanık ve maktulün bağ evinden arkadaşı tanık ...'ün kamyonetiyle birlikte saat 01.45 civarında çıktıklarını, tanık ...'ün yaklaşık yirmi dakika sonra kendisini arayıp; "Dayı, arabada bir montla çanta kalmış sana vereyim, onlara ver." dediğini, tanık ...'de sanığın veya maktulün telefon numaralarının olmadığını, sanık ...'in cep telefonunu aradığını ancak kapalı olduğunu, bundan sonra sanıkla ilk kez 03.02.2019 tarihinde görüştüklerini ve çantayla montu hastaneye götürüp sanığa teslim ettiğini, bağ evinde birlikte alkol aldıklarını ancak sanıkla maktul arasında hap şeker gibi konuşmalar geçince ve aralarında küçük çaplı bir tartışma yaşanınca tanık ...'e ikisini de götürmesini söylediğini, savcılıkta farklı olarak; sanığı kahvehaneden tanıdığını samimiyeti olmadığını, kendisini sevip saydığını, çıktıktan sonra olay gecesi saat 02. 12... .23'te sanığın kendisini aramış olabileceğini ancak ne konuştuklarını hatırlamadığını, eşyayı ...'ün mandırasına giderek teslim aldığını, sonra eşinin aradığını ve eve geçtiğini, mahkemede; bağ evinde iken aralarında şunu aç, bunu açma gibi konuştuklarını ve birilerini aradıklarını, sanığın evde iken maktulü kendisiyle cinsel ilişkiye girmeye ikna etmeye çalıştığını sezdiğini, ancak böyle bir olay olmadığını, HTS kayıtlarını kabul etmediğini, olayda iki gün sonra hastanedeyken sanıkla görüştüğünü, başka bir görüşmesi olmadığını ifade ettiği,
Tanık ...'ın kollukta; sanıkla maktul arasında ...'ın bağ evinde tartışma yaşandığını ve sanığın maktule eliyle bir kez vurduğunu gördüğünü, sonra evden kamyoneti ile birlikte çıktıklarını, araçtayken sanığın maktule bir kez daha vurduğunu ve direksiyona müdahale edip aracı kullanmak istediğini, alkollü olduğundan kabul etmediğini, hızlı tren köprüsüne gelince adı geçenleri araçtan indirdiğini, dikiz aynasından ne yaptıklarına bakmadığını, sonra eve giderken araçta bir mont ve çanta görünce tanık ...'ı aradığını, mandıraya gelen ...'ın söz konusu eşyayı kendisinden aldığını, mahkemede; maktulün bağ evinde bir kez tuvalet için dışarı çıktığını, sanıkları indirdiği yerle mandırası arasında yaklaşık 2 km mesafe olduğunu, hırsızlık olayı olduğu için ara sıra mandırasını kontrole gittiğini ifade ettiği,
Sanık ...'nin kollukta; 01.02.2019 tarihinde kız arkadaşı maktul ... ile birlikte evde otururlarken kahveden tanıdığı ve dayı olarak hitap ettiği tanık ...'ı arayıp "Rakı ısmarla da içelim." dediğini, tanık ...'ın "Gelin ısmarlayım." dediğini, sonra tanığın bir arkadaşının aracıyla bir tekel bayiinden alkol alarak tanık ...'ın bağ evine gittiklerini, yanlarına önceden tanımadığı tanık ...'ün de geldiğini, maktul ile birlikte alkol aldıktan sonrasını hatırlamadığını, uyandığında hastanede kolu kırık şekilde yattığını, maktule ne olduğuna dair hiçbir şey anımsamadığını, sorgusunda; maktulün tuvalet haricinde yanından hiç ayrılmadığını, bağ evindeyken matule vurduğunu hatırlamadığını ancak bira şişesini açıp kendisine getirmesi için belki şaka amaçlı vurmuş olabileceğini, maktulün nasıl yaralandığını ve nasıl kaybolduğunu hatırlamadığını, mahkemede; tanık ...'ın evine kendisi, maktul, tanıklar ... ve ... olmak üzere dört kişi girdiklerini, soba olduğu için montunu burada çıkarttığını hatırladığını, ancak sonrasını hatırlamadığını, maktulle birlikte şeker olarak tabir edilen Lilika hapı alkolle birlikte içtiklerini, maktulün arkadaşı tanık ...'ü bağ evinde aramadığını, belki maktulün aramış olabileceğini, daha önceden maktulle birlikte olup kendisini pazarlayan ... isimli şahsın veya birlikte oldukları ve telefonları başka yerlerden sinyal veren tanıklar ..., ... ya da ...'nin de maktule zarar vermiş olabileceklerini savunduğu,
Anlaşılmaktadır.
IV. GEREKÇE
A. Sanık Hakkında Eksik Araştırma Sonucu Hüküm Kurulup Kurulmadığına Dair Ön Sorun
1. İlgili Mevzuat ve Ön Soruna Dair Açıklamalar
Ayrıntıları Yüksek Ceza Genel Kurulunun 18.06.2025 tarihli ve 2023/540 E. - 2025/264 K. sayılı kararında açıklandığı üzere;
Ceza muhakemesinin amacı, maddi gerçeği insan onuruna yaraşır biçimde ortaya çıkarmaktır. Geçmişte yaşanan ya da yaşandığı iddia olunan bu vakıayı/maddi gerçekliği, olay mahkemesi yapacağı öğrenme yargılaması ile taraflar ve delillerle doğrudan muhatap olup, muhakeme hukukuna ilişkin normlar doğrultusunda, gerektiğinde mantık ilminden ve tecrübe kurallarından da faydalanarak sonradan mahkeme önünde temsil etmeye çalışacak, böylece sezgileriyle değil akıl yoluyla vicdani kanaate ulaşarak (Metin Feyzioğlu, Ceza Muhakemesinde Vicdani Kanaat, Yetkin Yayınevi, s. 139) maddi sorunu çözecektir. Bu yetki münhasıran olay mahkemesine aittir.
Ceza mahkemesinin öncelikle sanığa isnat olunan fiilin sanık tarafından işlenip işlenmediğini saptaması, yani maddi sorunu çözmesi gerekir. Kural olarak bu sorun çözüldükten sonra olayın hukuk karşısındaki durumu tespit edilecektir. Hukuki sorun; sanık tarafından gerçekleştirilmiş fiilin suç oluşturup oluşturmadığı, suç oluşturmakta ise hangi suçu oluşturduğu, bu suçun kamu adına takip edilebilir ve cezalandırılabilir bir suç olup olmadığı, hangi ölçüde bir cezanın belirlenmesi gerektiği gibi maddi ve yargılama hukukuna ilişkin normlar ile hukukun temel ilkeleri çerçevesinde çözülmesi gereken bir problemdir. Sağlıklı bir hukuki denetimin ön şartı, maddi vakıanın usulüne uygun, tam ve doğru olarak belirlenmiş olmasıdır.
Maddi sorunun, delil serbestîsi ilkesi doğrultusunda yargılama hâkimi tarafından, hukuka uygun yöntemle elde edilmiş ve usulünce tartışılmış her türlü delille çözülmesi gerektiğinde kuşku yoktur. Maddi gerçeğin açıkça ortaya konulmaya çalışılması, olayın sübutuna, suç teşkil edip etmediğine, suç oluşturuyorsa vasfının tayinine temas eden, sonuca etkili tüm delillerin toplanması ve tartışılması ile mümkündür.
Doktrin (Yener Ünver, "Ceza Muhakemesinde İspat", Ceza Hukuku Dergisi, 2006/2, s. 125, Erdal Yerdelen, Ceza Muhakemesinde Hükmün Gerekçesi, Adalet Yayınevi, Mart 2015, s. 356) ve uygulamada (YCGK'nın 01.05.2007 tarihli ve 2007/1-43 Esas - 2007/101 Karar sayılı kararı vb.) istikrarlı biçimde kabul edildiği üzere; eksik soruşturma ve araştırmanın söz konusu olduğu durumlarda mahkûmiyet kararı verilemeyeceği gibi beraat kararı da verilemez.
2. Ön Soruna İlişkin Değerlendirme
Sanığın maktulle baş başa kaldığı saat 02.00 ilâ tek başına ilk kez görüldüğü saat 03.30 arasındaki zaman diliminde nasıl bir arbede yaşandığına, maktulün yaklaşık altı metre yüksekliğindeki istinat duvarından nasıl düştüğüne veya sanığın kolundaki kırığın nasıl meydana geldiğine dair hiçbir delile ulaşılamadığı, bu zaman dilimine dair hiçbir şey hatırlamadığını savunan sanığın gerçeği anlatmaktan imtina ettiği, olayın nasıl gerçekleştiğine dair bir görgü tanığı bulunmadığı gibi olay yerini gösteren bir kamera kaydının da olmadığı, dolayısıyla olaydan yaklaşık on gün sonra cesedi bulunan maktulün ölümüne yol açan yaralanmaların nasıl meydana geldiğine dair araştırılacak başkaca delil bulunmadığı,
Öte yandan, maktulün cesedi üzerinde yapılan ölü muayene ve otopsi işlemi sonucu; maktulün ölümünün kafa ve genel beden travmasına bağlı kafatası kubbe ve kaide kemikleriyle sternum kemik kırıklarının eşlik ettiği merkezi sinir sistemi hasarı ve iç organ yaralanması sonucu meydana geldiğinin tespit edildiği, Biyoloji İhtisas Kurulu raporunda maktulün kıyafetlerinden alınan örnekler üzerinde sanığın DNA profilinin elde edildiği, yine kovuşturma aşamasında düzenlenen Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulu raporlarında; maktulün ölüm anının kaybolduğu 01.02.2019 tarihini 02.02.2019 tarihine bağlayan gece ile uyumlu olduğunun, maktulün kanındaki alkol oranının tek başına ölümü meydana getirecek miktarda olmadığının ve zehirlenerek öldüğüne dair bir tıbbi delil olmadığının, maktulün ölümünün; yüz, kafatası, çok sayıda kaburga, sternum ve ekstremite kemik kırıklarıyla birlikte kalp yırtılmasından gelişen kanamaya bağlı kalp tamponadı, beyin kanaması, beyin doku harabiyeti sonucu meydana gelmiş olduğunun; olay yeri inceleme raporunda belirtilen altı metrelik istinat duvarından düşme veya düşürülmesine bağlı kişinin vücudunda tespit edilen ölümüne neden olan travmatik değişimlerin oluşmasının mümkün olduğunun, mevcut verilere göre düşme öncesi ayrıca bir travmaya maruz kalıp kalmadığının, düşmenin bir başkası veya başkalarının etkisiyle gerçekleşip gerçekleşmediğinin ve sorulan diğer hususların tıbben bilinemediğinin, olayın adli tahikatle aydınlatılmasının uygun olacağının mütalaa edildiği anlaşılmaktadır.
Açıklanan nedenlerle, sanıkla maktulün yalnız kaldıkları saat 02. 00... .30 arasındaki süreçte maktulün ölümüne sebep olan yaralanmaların düşme sonucu mu yoksa künt bir cisim havalesi sonucu mu meydana geldiğinin adli tahkikatla tam olarak aydınlatılamamasına rağmen maktulün ölümü ile sanığın eylemi arasında her iki ihtimalde de illiyet bağı bulunduğunun anlaşıldığı, bu aşamadan sonra araştırılması veya toplanması gereken başkaca bir delil de bulunmadığı, dolayısıyla sanık hakkında eksik araştırma sonucu hüküm kurulmadığı kabul edilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Başkanı;"Fiilin sanık tarafından işlenip işlenmediği maddi sorunu oluştururken sanık tarafından gerçekleştirilmiş fiilin suç oluşturup oluşturmadığı, suç oluşturduğu kabul edilen fiile hangi cezanın verilmesi gerektiği, delillerin nasıl değerlendirildiği, nasıl yargılama yapıldığı, gerekçenin dosya kapsamına uygun olup olmadığı, hükmün doğru oluşturulup oluşturulmadığı gibi hususlar ise hukuki soruna ilişkindir. Sübut da denilen maddi mesele, ilk derece ve bölge adliye mahkemelerinin sözlülük ve doğrudan doğruyalık ilkelerini uygulayarak eylemi öğrenmesidir. Hukuki mesele ise olayın hukuk karşısındaki durumunu tespit etmek anlamına gelir.
Ceza muhakemesinin amacı, maddi gerçeği insan onuruna yaraşır biçimde ortaya çıkarmaktır. Geçmişte yaşanan ya da yaşandığı iddia olunan bu vakıayı/maddi gerçekliği, olay mahkemesi yapacağı öğrenme yargılaması ile, taraflar ve delillerle doğrudan muhatap olup, muhakeme hukukuna ilişkin normlar doğrultusunda, gerektiğinde mantık ilminden ve tecrübe kurallarından da faydalanarak sonradan mahkeme önünde temsil etmeye çalışacak, böylece sezgileriyle değil akıl yoluyla vicdani kanaate ulaşarak (M. Feyzioğlu, Ceza Muhakemesinde Vicdani Kanaat, Yetkin Yayınevi, s. 139) maddi sorunu çözecektir. Bu yetki münhasıran olay mahkemesine aittir. Kural olarak delillerle doğrudan temas kurmayan ve öğrenme yargılaması yapamayan Yargıtayın hukuka uygun olarak elde edilen delilleri takdir etme ve bu suretle ilk derece mahkemelerinin vicdani kanaatini denetleme, aslında olayın nasıl cereyan ettiğini ortaya koyma imkanı bulunmamaktadır. Ancak hükmün gerekçesini esas alarak, bu delillerle varılan sonucun/kabul edilen maddi vakıanın, akıl yürütme/mantık kurallarına, genel hayat tecrübelerine ve bilimsel kaidelere uygun olup olmadığını denetleyebileceğinde de kuşku yoktur. 288. maddenin Hükûmet Tasarısı'ndaki gerekçesinde bu duruma; "Delillerin yanlış değerlendirilmesi, kuralların yorumunu ve eylemin gerçek niteliğinin saptanmasını etkilediğinde elbetteki hukuka aykırılık oluşturur." denilerek işaret edilmiştir. Uygulama da bu şekilde istikrar kazanmıştır. Doktrinde Yenisey, aynı düşünceyi; "Bir hukuk normu olmayan fizik ve mantık kuralları ve tecrübe kaidesi, bir hukuk normu gibi ele alınarak bunlara aykırı olan vicdani kanaatin denetlenmesine imkan sağlamaktadır." (Prof. Dr. Feridun Yenisey, İstinafta Maddi ve Hukuki Mesele Denetimi, Dr. Dr. Silvia Tellenbach’a Armağan, Seçkin Yayınları, s. 1282) diyerek benimsendiğini ifade etmiştir. Çünkü sağlıklı bir hukuki denetimin ön şartı, maddi vakıanın usulüne uygun, tam ve doğru olarak belirlenmiş olmasıdır.
Somut olayda bölge adliye mahkemesi, sanık ile maktulün kamyonetten indikten sonra aralarında çıkan tartışmanın kavgaya dönüştüğünü, sanığın maktulü darp ettiğini, maktulün hızlı tren şantiyesinin kenarındaki istinat duvarına doğru kaçmaya başladığını, sanığın maktulü yakalayarak duvardan aşağı attığını veya ittirdiğini varsayarak eylemin doğrudan kasten öldürme suçunu oluşturduğu sonucuna ulaşırken, Özel Daire, yaralama kastıyla harekete geçen sanığın maktulü darbetmeye başladığını, ancak maktulün bir şekilde istinat duvarından düşme sonucu hayatını kaybettiğini kabul ederek maktulün ölüm sonucundan neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçu kapsamında sorumlu olması gerektiğine hükmetmiştir.
Görüldüğü üzere maddi vakıanın ne şekilde gerçekleştiği yerel mahkemece ortaya konulamadığı gibi varsayıma dayalı bu kabulle Özel Dairenin kabulü de farklılık arz etmektedir. İsabetli bir niteleme yapılabilmesi için öncelikle maddi olayın kabulünde hüküm mahkemesi ile Özel Dairenin ittifak hâlinde olması gerekir. Bu cümleden olarak hüküm mahkemesince mevcut deliller itibarıyla benimsediği kabule hangi sebeple ulaşılamayacağına işaret edilmesi lazım gelir. Esasen hukuki değerlendirme de doğrudan bu farklılık nedeniyle birbiriyle örtüşmemektedir. Bu nedenle öncelikle maddi vakıanın ve buna bağlı olarak hukuki değerlendirmenin hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak biçimde ortaya konulması için;
Bölge Adliye Mahkemesince, dosyadaki tüm ölü muayene ve önceki Adli Tıp Kurumu raporlarıyla otopsi görüntülerinin Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kuruluna gönderilerek; en azından maktulün ... bölgelerinde (kafa ve göğüs) var olan; kafatası ön, arka ve yan bölgelerindeki, kaburga ve sternum kemiklerindeki kırıklar ile kalp yırtılması ve beyin hasarına sebebiyet veren ciddi nitelikteki yaralanmaların, her birinin ayrı ayrı numaralandırılmak suretiyle maktulün vucüdündaki darbelerin; aynı anda tek bir düşme sonucu meydana gelip gelemeyeceğinin ve hangi darbenin tek başına (müstakilen) öldürücü mahiyette olabileceğinin, bu yaralanmaların tümü ayrı ayrı tek başına ... tehlike doğurabilecek nitelikte değilse, tüm yaralanmaların etkisinin birleşmesiyle mi öldürücü mahiyet kazandıklarının belirlenmesi hususunda hazırlanacak rapor sonucunda;
a-) Şayet maktulün kafa ön ve arkası ile kaburgaları gibi ... bölgelerinde beyin kanaması ile kalp yırtılmasına yol açacak nitelikte ağır ve ölümle illiyet bağı olduğu belirlenen yaralanmalarının tümünün; her birinin ayrı ayrı tek başına (müstakilen) ölüm sonucunu doğurabilecek nitelikte ve şiddette olduğunun, ancak maktulün bir kez yüksekten düşmesi sonucu aynı anda meydana gelemeyeceğinin tespit edilmesi hâlinde; sanığın, maktule yönelik düşme haricinde en az bir ölümcül nitelikli darbede bulunması söz konusu olacağından, doğrudan öldürme kastının olduğunu gösteren bir eylemde bulunduğunun kabulüyle kasten öldürme suçundan sorumlu tutulması,
b-) Şayet maktulün kafa ön ve arkası ile kaburgaları gibi ... bölgelerinde beyin kanaması ile kalp yırtılmasına yol açacak nitelikte ağır ve ölümle illiyet bağı olduğu belirlenen yaralanmalarının tümünün; her birinin ayrı ayrı tek başına (müstakilen) ölüm sonucunu doğurabilecek nitelikte ve şiddette olmadığının, bir veya birkaçının etkisinin birleşmesiyle öldürücü mahiyet kazandıklarının ya da her biri müstakilen öldürücü nitelikte olsa bile maktulün bir kez yüksekten düşmesi sonucu aynı anda meydana gelebileceğinin tespit edilmesi hâlinde ise; sanığın, maktule yönelik düşme dışında en az bir ölümcül nitelikli darbesi olduğunun mutlak surette tespit edilememesi nedeniyle, düşme öncesi veya sonrası maktule doğrudan bir eylemi bulunduğu ispatlanamadığından 'şüpheden sanık yararlanır' ilkesi uyarınca kastının yaralamaya yönelik olduğu kabul edilip müstakilen kasten yaralama, neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama veya ölüm neticesini öngörüp öngöremediğinin değerlendirilmesiyle olası kastla öldürme ihtimalleri de gözetilerek cezai sorumluluğunun belirlenmesi gerekirken;
Bu hususta ayrıntılı rapor alınmaksızın sanığın eyleminin, varsayımlara dayalı şekilde ortaya konulmaya çalışılarak nitelendirilmesi suretiyle eksik araştırma sonucu hüküm kurulması isabetsizdir." düşüncesiyle,
Çoğunluk görüşüne katılmayan diğer on Ceza Genel Kurulu Üyesi ise; sanık hakkında eksik araştırma sonucu hüküm kurulduğu düşüncesiyle karşı oy kullamışlardır.
Bu itibarla, sanığın eyleminin nitelendirilmesine yönelik asıl uyuşmazlık konusunun değerlendirilmesine geçilmiştir.
B. Sanığın Eyleminin Kasten Öldürme Suçunu Mu Yoksa Neticesi Sebebiyle Ağırlaşmış Yaralama Suçunu Mu Oluşturduğuna Dair Uyuşmazlık
1. İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna Dair Açıklamalar
Ayrıntıları Yüksek Genel Kurulun 19.03.2025 tarihli ve 154-130 sayılı, 21.02.2024 tarihli ve 116-84 sayılı, 22.03.2023 tarihli ve 151-166 sayılı kararları ile diğer müstakar kararlarında açıklandığı üzere;
Kasten yaralama sonucu mağdurun ölmesine ilişkin TCK'nın 87. maddesinin 4. fıkrasının uygulanması için;
a- Failin yaralama kastı ile hareket etmesi,
b- Mağdurun TCK’nın 86. maddesinin birinci maddesi kapsamında yaralanmış olması veya 86. maddenin birinci fıkrası kapsamındaki yaralama fiilinin üçüncü fıkra da ihlal edilmek suretiyle gerçekleştirilmesi,
c- Failin eylemi ile arasında illiyet bağı bulunacak şekilde mağdurun ölmesi,
d- Failin meydana gelen ölüm sonucuna ilişkin en az taksir derecesinde bir kusurunun bulunması,
Şartlarının birlikte gerçekleşmesi gerekir.
Buna göre, fail mağduru yaralamak amacıyla hareket etmeli, mağdurun yaralanacağını bilmeli ve bu sonucu istemelidir. Bununla birlikte fail mağdurun yaralanmasını değil de, ölmesini istemiş ve ölüm meydana gelmiş ise bu durumda kasten öldürmeden sorumlu tutulacaktır.
Madde metnine göre faile verilecek ceza belirlenirken kasten yaralama suçunun düzenlendiği TCK'nın 86. maddesinin birinci ve üçüncü fıkralarına yollama yapılmıştır. O hâlde, mağdurun basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek dereceden daha ağır şekilde yaralanması gerekmektedir. Anılan maddenin 2. fıkrasında karşılığını bulan basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek şekilde meydana gelen yaralamalarda 87. maddenin 4. fıkrası uygulanamayacaktır.
Üçüncü şart olarak mağdurun ölmesi ve failin eylemi ile mağdurun ölümü arasında uygun nedensellik bağının bulunması; son olarak, failin meydana gelen bu ölüm sonucundan, en az taksir derecesinde bir kusurunun bulunması gerekir.
İlkeleri, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun istikrar bulunan ve süregelen kararlarında açıklandığı üzere, bir eylemin öldürme kastıyla mı, yoksa yaralama kastıyla mı icra edildiğinin belirlenmesinde; fail ile mağdur arasında husumet bulunup bulunmadığı, varsa husumetin nedeni ve derecesi, failin suçta kullandığı saldırı aletinin niteliği, darbe sayısı ve şiddeti, mağdurun vücudunda meydana getirilen yaraların yerleri, nitelik ve nicelikleri, hedef seçme imkânı olup olmadığı, failin fiiline kendiliğinden mi, yoksa engel bir nedenden dolayı mı son verdiği gibi ölçütler esas alınmalıdır.
Öldürme ya da yaralama kastının belirlenmesi açısından her bir olayda kullanılması gereken ölçütler farklılık gösterebileceğinden, tüm bu olguların olay bazında ele alınması gerektiği gözden uzak tutulmamalıdır.
2. Somut Olayda Hukuki Nitelendirme
Suç tarihinden yedi-sekiz ay kadar önce maktulün kafasına şişeyle vurarak müessir fiilde bulunan ancak sonradan barışarak birlikte ara sıra aynı evde kalan ve maktulü başkalarıyla para karşılığı cinsel ilişkiye girmeye yönlendirdiği anlaşılan sanığın, maktulü olay günü akşam saatlerinde tanıkların bulunduğu bağ evine götürdüğü, burada birlikte alkol ve uyuşturucu hap kullandıkları sırada yine maktule vurduğunun tanıklarca görüldüğü, sanık ile maktulün saat 01.45 civarında tanık ...'ün kamyonetiyle bağ evinden birlikte çıktıkları, kamyonette giderken de sanığın maktule vurmaya devam ettiği, ancak saat 02.00'de maktulün cesedinin bulunduğu yere yaklaşık 20 metre mesafedeki bir kavşakta sanık ve maktulün tanık ...'ün aracından indikleri, gece vakti yanlarında kimsenin olmadığı hızlı tren inşaatı şantiyesinin istinat duvarı yakınında bir yerde tartışmaya ve kavga etmeye başladıkları, kavga sırasında sanığın kolunun da kırıldığı, hatta maktulün kavga sırasında düşen telefonunun ertesi sabah yoldan geçenler tarafından yol ayrımında bulunduğu, devamla maktulün en son istinat duvarından aşağı düşmesi veya düşürülmesinin de etkisiyle kafatası ve kaburgasında oluşan kemik kırıkları nedeniyle gelişen ve iç kanama sonucu öldüğü olayda;
Sanığın olay öncesi veya sırasında maktulle arasında öldürmeye varacak boyutta şiddetli bir husumet bulunmamaktadır. Maktulün vücudundaki yaralanmaların düşme veya düşürülme sonucu mu yoksa künt bir cisim havalesiyle mi meydana geldiği tam olarak tespit edilememiştir. Dolayısıyla maktulün sanık tarafından darp edildiği ortada ise de sanıktan sadır olan öldürücü nitelikte bir darbeye maruz kaldığı kesin olarak ispatlanamamıştır. Sanığın henüz kamyonetten inmeden maktulle tartışmaya ve yaralama eylemlerine başlamış olması ve maktul istinat duvarından aşağı düştükten sonra da olay yerinden uzaklaşması karşısında, sanığın eyleminde maktulü öldürme kastı bulunduğunun ispatlanamadığı, yaralama kastıyla başladığı eylemiyle maktulün aralarında çıkan tartışma ve kavga sonucu bir şekilde istinat duvarından düşerek hayatını yitirmesine sebebiyet verdiği anlaşılmakla, neticesi sebebiyle ağırlaşmış kasten yaralama suçundan sorumlu tutulması gerektiği kabul edilmelidir.
Bu itibarla, Bölge Adliye Mahkemesinin direnme kararına konu mahkûmiyet hükmünün, sanığın eyleminin neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçunu oluşturduğunun gözetilmemesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan sekiz Ceza Genel Kurulu Üyesi; sanığın eyleminin kasten öldürme suçunu oluşturduğu ve direnme kararının isabetli olduğu düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.
V. KARAR
Açıklanan nedenlerle;
1- Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin 01.12.2023 tarihli ve 1851-2024 sayılı direnme kararına konu mahkûmiyet hükmünün gerekçesinin İSABETLİ OLMADIĞINA, söz konusu hükmün, sanığın eyleminin neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçunu oluşturduğunun gözetilmemesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,
2- Dosyanın, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, ön sorun bakımından 24.12.2025 tarihli birinci müzakerede yasal ve yeterli çoğunluk sağlanamadığından 04.02.2026 tarihinde yapılan ikinci müzakerede ön sorun ve esas uyuşmazlık konusu bakımından oy çokluğuyla karar verildi.
Kaynak: Adalet Bakanlığı Mevzuat ve İçtihat Bilgi Sistemi. Metin resmî kaynaktaki hâliyle aktarılmıştır; kararda anonimleştirilmeden kalmış kişisel veriler “...” ile gizlenmiştir.
Benzer Kararlar
Ceza Genel Kurulu 05.11.2025
Suç Vasfıyla Sınırlı Temyizde Takdir Edilen Ceza Nedeniyle Bozma Yapılamaz
Yargıtay Ceza Genel Kurulu · E. 2024/96 · K. 2025/455
Beş yıl veya daha az hapis cezasına ilişkin istinaf esastan ret kararının suç vasfına yönelik aleyhe temyizinde inceleme vasıfla sınırlıdır; takdir edilen ceza hatalı olsa bile bu nedenle bozma yapılamaz.
Diğer Kasten Yaralama
Ceza Genel Kurulu 21.10.2021
Kaçan Babasının Arkasından 8 El Ateş Eden Sanığın Eylemi Neden Kasten Yaralama Sayıldı?
Yargıtay Ceza Genel Kurulu · E. 2019/190 · K. 2021/489
Öldürme kastı husumet, saldırı aleti, darbe sayısı, yara yeri ve hedef seçme imkânı gibi ölçütlerle belirlenir; somut olayda bu kast şüpheden uzak kanıtlanamadığından eylem kasten yaralama sayılmıştır.
Diğer Kasten Yaralama
Ceza Genel Kurulu 21.01.2026
Fotoğrafları Silmek için Telefonu Almak Yağma Değil: Faydalanma Kastı Aranır
Yargıtay Ceza Genel Kurulu · E. 2024/344 · K. 2026/54
Yağma suçunda da hırsızlıktaki gibi faydalanma kastı aranır; somut olayda telefonu içindeki fotoğrafları silmek için alan sanıkların eylemi yağma değil, kasten yaralama, tehdit ve mala zarar vermedir.
Direnme Kararının Bozulması Kasten Yaralama
Ceza Genel Kurulu 18.02.2026
Bakanlığın Davadan Haberdar Edilmemesi Nedeniyle Bozma Sanığa Kazanılmış Hak Sağlamaz
Yargıtay Ceza Genel Kurulu · E. 2025/372 · K. 2026/100
Aleyhe değiştirme yasağının teminatı için taraf teşkili sağlanmalıdır; somut olayda katılma hakkı olan Bakanlığın yokluğu nedeniyle yapılan bozma, sanığa CMK 283 kapsamında kazanılmış hak sağlamaz.
Direnme Kararının Bozulması Kasten Yaralama
Kasten Yaralama konusundaki 12 kararın tümü
İlgili Rehber ve Hesaplama Araçları
Benzer Bir Hukuki Sorununuz mu Var?
Yargıtay kararları, somut olayın koşullarına göre farklı sonuç doğurabilir. Kira, iş, aile ve boşanma ile ceza hukuku uyuşmazlıklarında dosyanızın değerlendirilmesi için Av. Mete ŞAHİN ile iletişime geçebilirsiniz (Yenimahalle, Ankara).
Telefon ve WhatsApp: 0552 725 25 18 · WhatsApp ile yazın · İletişim formu
Bu sayfadaki özet ve açıklamalar genel bilgilendirme amaçlıdır; hukuki danışmanlık yerine geçmez. Kararın bağlayıcı metni resmî tam metindir ve somut olaydaki farklı koşullar sonucu değiştirebilir. Özetler, kararın resmî metnine dayanılarak hazırlanır ve yayımdan önce metinle karşılaştırılarak kontrol edilir. İçerik sorumlusu: Av. Mete ŞAHİN.