top of page

Ana Sayfa › İçtihatlar › İş Hukuku › İş Hukukunda Diğer Konular

Hukuk Genel Kurulu Direnme Kararının Bozulması İş Hukuku

Kesilen Ölüm Aylığı için Yeni Başvuruda Eski Eşle Birlikte Yaşama Araştırılmalı

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu · E. 2024/391 · K. 2025/743 · T. 26.11.2025

Karar Özeti

Babasından dolayı ölüm aylığı alan davacı kadının aylığı, boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığı gerekçesiyle kesilmiş ve açtığı dava reddedilerek kesinleşmiştir. Yeni başvurusu eski rapora dayanılarak reddedilince açılan davada bölge adliye mahkemesi, araştırma yapmadan aylık bağlanmasına hükmetmiş ve Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin bozmasına direnmiştir. Hukuk Genel Kurulu, eski raporun kesinleşen döneme ilişkin olduğunu, fiili birlikteliğin sona ermesi ve diğer koşulların varlığı hâlinde aylığın yeniden istenebileceğini, ancak talep tarihi itibarıyla birlikte yaşamanın adres kayıtları ve tanıklarla araştırılması gerektiğini belirterek direnme kararını oy çokluğuyla bozmuştur.

Kararın Ortaya Koyduğu İlke

Boşandığı eşle fiili birliktelik nedeniyle kesilen ölüm aylığı için yeni başvuruda, talep tarihi itibarıyla birlikte yaşamanın sürüp sürmediği araştırılmadan aylık bağlanmasına karar verilemez.

Soru: Eski eşle birlikte yaşama nedeniyle kesilen ölüm aylığı, ayrı yaşamaya başlayınca yeniden bağlanır mı?

Sonuç: Bölge adliye mahkemesinin direnme kararı, Özel Daire bozma gerekçesiyle oy çokluğuyla bozuldu.

Karar Künyesi

İlgili Mevzuat

Kararın Önemli Bölümleri

“Kuşkusuz hak sahibine fiili birlikteliğin sona erdiği tarihten itibaren diğer koşulların da varlığı durumunda yeniden gelir veya aylık bağlanabileceği açıktır.”

“Bu itibarla davacı ve eski eşinin adres bilgi raporları celp edilmeli, bu raporlarda kayıtlı adreslerde talep tarihi itibarıyla fiilen birlikte yaşayıp yaşamadıkları araştırılmalı”

Kararın Tam Metni

MAHKEMESİ: İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi

SAYISI: 2023/651 E., 2023/993 K.

ÖZEL DAİRE KARARI: Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 27.10.2022 tarihli ve

2022/10006 Esas, 2022/13292 Karar sayılı BOZMA kararı

Taraflar arasındaki Kurum işleminin iptali ve yeniden ölüm aylığı bağlanması davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.

Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılıp düzeltilerek yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin kararı davalı ... vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 10. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonucu bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.

Direnme kararı davalı ... vekilince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA

Davacı vekili; müvekkilinin eşinden boşanması üzerine 13.12.1996 tarihinde vefat eden babasından dolayı kendisine 01.01.1998 tarihinde ölüm aylığı bağlandığını, ancak Kurum denetim elemanlarınca müvekkilinin boşandığı eşi ile fiilen birlikte yaşadığı yönündeki tespit nedeniyle aylığın kesildiğini, bu işleme karşı açtığı davanın eksik inceleme sonucu reddedildiğini, müvekkilinin boşanma tarihinden sonra hiçbir şekilde eski eşi ile fiilen bir arada yaşamadığını, reddedilen dava sonrası Kuruma yaptığı 31.08.2015 tarihli başvurunun 09.11.2015 tarihli Kurum işlemi ile reddedildiğini, bu başvurunun Kurumca yeniden değerlendirilmesi gerektiğini, önceki kararın bu davada kesin hüküm oluşturmadığını ileri sürerek Kurum işleminin iptali ile Kuruma başvuru tarihi olan 03.09.2015 tarihinden itibaren yeniden ölüm aylığı bağlanmasına karar verilmesini talep etmiştir.

II. CEVAP

Davalı ... (SGK/Kurum) vekili; davacının eşinden boşanmasından sonra vefat eden babasından dolayı bağlanan ölüm aylığının yapılan ihbar üzerine denetim görevlilerince gerçekleştirilen araştırma sonucu davacının boşandığı eşi ile fiilen birlikte yaşadığının tespit edilmesi nedeniyle kesildiğini, davacının boşandığı eşi ile fiilen birlikte yaşayıp yaşamadığının araştırılması gerektiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

İlk Derece Mahkemesinin 02.12.2019 tarihli ve 2015/505 Esas, 2019/541

Karar sayılı kararı ile; davacının ve boşandığı eşinin ikamet adreslerinin davacının daha önce açtığı Karşıyaka 4. İş Mahkemesinde görülen davada yerleşim yeri olarak gözüktüğü, davacının davalı Kuruma başvuru tarihinde ve hâlen aynı adreste ikamet ettiği, 13.05.2016 tarihinde başka adrese taşındığı ve ilgili adresin dosyaya sunulan krokilerden anlaşılacağı üzere boşanmış olduğu eşinin ikametine 30 metre uzaklıkta komşu bina olduğu, Yargıtay incelemesinden geçerek kesinleşen Karşıyaka 4. İş Mahkemesindeki davadan sonra Kuruma başvuru tarihine ve başvuru tarihinden 13.05.2016 tarihine kadar davalı Kurum işleminin iptalini gerektirecek herhangi bir değişiklik meydana gelmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF

A. İstinaf Yoluna Başvuranlar

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

B. Gerekçe ve Sonuç

Bölge Adliye Mahkemesinin 24.05.2022 tarihli ve 2020/884 Esas, 2022/1138 Karar sayılı kararı ile; hak sahibine fiili birlikteliğin sona erdiği tarihten sonra talep üzerine aylık bağlama koşulları değerlendirilerek yeniden gelir veya aylık bağlanmasının mümkün olduğu, salt daha önce aylığın kesilmiş olması nedeniyle ancak mahkemece verilecek yeni bir kararla aylığın tekrar bağlanabileceği yönündeki yaklaşımın Kanun'un açık hükümlerine aykırı olduğu, zira bu şekilde kesin hükmün yeni bir yargı kararı ile ortadan kaldırılması hukuken mümkün olmadığı hâlde bu yönde bir çaba içine girileceği gibi aylık koşullarının yasal değerlendirmesini yapıp hukuksal durumu başvurucuya bildirmekle yükümlü olan Kurum tarafından hiçbir işlem yapılmayarak yargının denetim işlevi ortadan kaldırılıp idarenin işlem yapma yükümlülüğünün mahkemeye yüklenmesinin söz konusu olacağı, bu sebeple eldeki davada yöntemince oluşturulmuş bir Kurum işlemi ve davacının aylık isteminin reddini gerektirir yasal bir gerekçe bulunmadığı hâlde Yargıtay içtihatlarında öngörülen araştırma yöntemi çerçevesinde kanıt toplanmak suretiyle inceleme yapılmasına rağmen davanın reddine ilişkin karar hatalı olduğu gibi davacının boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşama durumunun bulunup bulunmadığı konusunda araştırma yapılıp kanıt toplanmasına gerek bulunmaksızın davacıya ölüm aylığı bağlanması gerektiği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılıp düzeltilerek yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kabulü ile davacıya 01.10.2015 tarihinden itibaren ölüm aylığı bağlanmasına, aksi yöndeki Kurum işleminin iptaline karar verilmiştir.

V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ

A. Bozma Kararı

1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

2. Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; "...Somut dosyada; Mahkemece davacının boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşayıp yaşamadığı hususu değerlendirilmeden karar verilmiş ise de, 03.09.2019 tarihli talep dikkate alınarak aylık bağlama koşulları yöntemince araştırılıp sonucuna göre karar verilmesi gerekmektedir.

Bu itibarla mahkemece, davacının ve eski eşinin adres bilgileri raporları celp edilmeli, adres bilgileri raporunda kayıtlı adreslerinde talep tarihi itibariyle birlikte yaşayıp yaşamadıkları araştırılmalı, söz konusu adreslerden komşu olarak ikamet eden kişiler tespit edilerek tanık olarak beyanları alınmalı, anılan dönemde görev yapan mahalle muhtar ve azaları dinlenilmeli, seçmen ve medula kayıtları celp edilerek irdelenmeli, bu şekilde 07.03.2016 tarihli talep tarihi itibariyle birlikte yaşama olgusunun var olup olmadığı, dosyada toplanmış ve toplanacak deliller değerlendirilmek suretiyle tespit edilerek sonucuna göre karar verilmelidir.

Mahkemece yukarıda belirtilen hukuki ve maddi olgular göz önünde bulundurulmaksızın eksik inceleme ve araştırma sonucu yazılı şekilde karar verilmiş olması, usûl ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir..." gerekçesiyle karar bozulmuştur.

B. Bölge Adliye Mahkemesince Verilen Direnme Kararı

Bölge Adliye Mahkemesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; önceki gerekçeye ilaveten başvuru üzerine hiçbir işlem yapmayan Kurum yaklaşımına karşılık yargı organlarının aylık başvurusu yapılan idari makam gibi davranması gereğini öngören bozma kararına uyulmasının mümkün olmadığı, Kurumca herhangi bir inceleme yapılmayarak aylık bağlanmasına ilişkin koşulların yargı organlarınca incelenmesi ve aylık bağlanması gereğinin yargı kararıyla tespiti zorunluluğunu öngören davalı Kurum yaklaşımına hukuki değer verilemeyeceği belirtilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir.

VI. TEMYİZ

A. Temyiz Yoluna Başvuranlar

Direnme kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekilince temyiz isteminde bulunulmuştur.

B. Temyiz Sebepleri

Davalı Kurum vekili, Yargıtay incelemesinden geçerek kesinleşen davadan sonra Kuruma başvuru tarihine ve başvuru tarihinden 13.05.2016 tarihine kadar olan süreçte Kurum işleminin iptalini gerektirecek herhangi bir değişiklik meydana gelmediğini, bu tarihten sonra davacının boşanmış olduğu eşi ile aynı sokakta komşu binada adres bildirdiği dikkate alındığında boşanmış olduğu eşi ile birlikte yaşadığının anlaşıldığını, Kurum işleminin bu sebeplerle yerinde olduğunu belirterek direnme kararının bozulmasını talep etmiştir.

C. Uyuşmazlık

Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; babasından dolayı bağlanan ölüm aylığı 09.02.2012 tarihli Kurum denetmen raporuna dayalı olarak boşandığı eşi ile fiilen birlikte yaşadığı gerekçesiyle kesilen ve bu işleme karşı açtığı dava da reddedilerek kesinleşen davacının, 03.09.2015 tarihli yeni başvurusunun Kurumca kesinleşen davaya ilişkin düzenlenen denetmen raporu gerekçe gösterilerek kabul edilmemesinin yerinde olup olmadığı; buradan varılacak sonuca göre bozma kararında belirtilen araştırma ve incelemeler yapılarak sonuca göre karar verilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.

D. Gerekçe

1. İlgili Hukuk

1. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun (5510 sayılı Kanun) 56 ve geçici 1. maddeleri.

2. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 2. maddesi.

2. Değerlendirme

1. Davanın yasal dayanağı 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Kanun'un 56. maddesinin 2. fıkrasıdır.

2. Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun “Gelir ve aylık bağlanmayacak haller” kenar başlıklı 56. maddesinde: “Ölen sigortalının hak sahiplerinden;

a) Kendisinden aylık bağlanacak sigortalıyı veya gelir ya da aylık bağlanmış olan sigortalıyı kasten öldürdüğü veya öldürmeye teşebbüs ettiği veya bu Kanun gereğince sürekli iş göremez hâle veya malul duruma getirdiği,

b) Kendisinden aylık bağlanacak sigortalıya veya gelir ya da aylık bağlanmamış olan sigortalıya veya hak sahibine karşı ağır bir suç işlediği veya bunlara karşı aile hukukundan doğan yükümlülüklerini önemli ölçüde yerine getirmemesi nedeniyle ölüme bağlı bir tasarrufla mirasçılıktan çıkarıldıkları,

hususunda kesinleşmiş yargı kararı bulunan kişilere gelir veya aylık ödenmez. Ödenmiş bulunan gelir ve aylıklar, 96. madde hükümlerine göre geri alınır.

Eşinden boşandığı hâlde, boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığı belirlenen eş ve çocukların, bağlanmış olan gelir ve aylıkları kesilir. Bu kişilere ödenmiş olan tutarlar, 96. madde hükümlerine göre geri alınır.” düzenlemesi yer almaktadır.

3. Daha önce yürürlükte bulunan ve sosyal güvenlik mevzuatının temelini teşkil eden kanunlarda yer almayan dava konusu düzenleme ilk kez 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Kanun'da yer almıştır.

4. Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 56. maddesinin başlığında “bağlanmayacak” sözcüğüne yer verildikten sonra 2. fıkrasında "bağlanmış olan gelir ve aylıkları kesilir” ibareleri kullanılmış, böylelikle daha önceki sosyal güvenlik kanunlarında yer almayan, “boşandığı eşiyle fiilen (eylemli olarak) birlikte yaşama” olgusu, gelir/aylık kesme nedeni olarak düzenlendiği gibi aynı zamanda gelir/aylık bağlama engeli olarak kabul edilmiştir.

5. Anılan maddenin gerekçesinde de açıklandığı üzere düzenleme ile hakkın kötüye kullanımının olası uygulamaları engellenmek istenmiş ve bu amacın gerçekleştirilebilmesi için kötüye kullanımın varlığı belirlendiği takdirde ilgiliyi haktan yararlandırmama, hak sahipliğine son verilmesi ve dolayısıyla gelir veya aylık bağlanmaması esası kabul edilmiştir.

6. Gerçekten de ölüm aylığı almak üzere boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşamaya kişiyi sürükleyen etkenin niteliği ve türü, hukuk düzeni açısından önem taşımamaktadır. Çünkü hakkın kötüye kullanılması hangi dürtüyle (saikle) ortaya çıkarsa çıksın sonuçta hukuk bakımından sadece ve sadece “kötüye kullanma” olup hukuk düzeni tarafından korunmamaktadır (Tankut Centel, “Boşandığı Eşiyle Birlikte Yaşayanın Aylığının Kesilmesi”, MESS Sicil Dergisi, Mart 2012, s. 195).

7. Yeri gelmişken belirtilmelidir ki hak sahibinin, boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşaması her ne saikle olursa olsun, 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nda (Anayasa) öngörülen bireysel özgürlük kapsamında kalmakta ise de sosyal ve ekonomik görevlerini, mali kaynaklarının yeterliliği ölçüsünde yerine getireceğine ilişkin Anayasanın 65. maddesindeki hüküm uyarınca Devlet, sosyal sigorta yardımlarına hak kazanma koşullarını düzenleme yetkisine sahip olduğu gibi boşanan eşlerin birlikte yaşamasına yasak getirmesi mümkün olmamakla birlikte bu durumda olan kişileri sosyal sigorta yardımları kapsamı dışında bırakabilir.

8. Bilindiği üzere 5510 sayılı Kanun’un 56. maddesinin 2. fıkrasının Anayasanın 2, 5, 10, 11, 12, 17, 20, 35, 60... . maddelerine aykırılığı iddiası ile iptali için Anayasa Mahkemesine başvurular yapılmıştır.

9. Anayasa Mahkemesi yapılan başvurular üzerine yaptığı değerlendirme sonucunda 28.04.2011 tarihli ve 2009/86 Esas, 2011/70 Karar sayılı kararında, “…ölüm aylığını alabilmek için evli olmamak koşulunu aşmak amacıyla iyi niyete dayanmayan ve dürüst olmayan boşanma isteği ve çabası ile boşanma kararı elde edilip buna bağlı olarak ölüm aylığı alınması, açıkça hakkın kötüye kullanılmasıdır. Hakkın kötüye kullanılması hukuk devletinin koruması altında değerlendirilemez. Bu nedenle hakkın kötüye kullanılmasını engellemeyi amaçlayan itiraz konusu kural hukuk devletine aykırı bir düzenleme olarak görülemez...Resmî evliliği olmadan birlikte yaşayanlar ile ölüm aylığı alabilmek için hakkını kötüye kullanarak resmî evliliğini boşanma ile sonlandırıp boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşamaya devam edenler, söz konusu hakkı kullanmak bakımından eşit kabul edilemeyeceklerinden, bunlar arasında eşitlik karşılaştırması yapılamaz... Ölüm aylığı, doğrudan sigortalıya ilişkin bir ödeme değildir. Yasa koyucunun sosyal güvenlik konusuna geniş bir yaklaşımının sonucu sigortalının ölümü ile aranan koşulların sağlanması hâlinde sigortalının geride kalan hak sahipleri açısından getirdiği bir ödemedir. İtiraz konusu kural, hak edilmediği hâlde ölüm aylığı alınarak hakkın kötüye kullanılmasına engel olma amacını taşıdığından ölüm aylığı almayı hak edenler açısından SGK’nın mali kaynakları çerçevesinde Anayasa’nın 60. maddesinde ifade edilen güvenceyi sağlamaya çalışmanın bir gereğidir. Ölüm aylığı alabilmek için öngörülen koşulun hakkın kötüye kullanılarak sağlanmak istenmesi sosyal güvenlik hakkıyla bağdaştırılamaz.” şeklindeki gerekçeyle hükmün Anayasanın 2, 10... . maddelerine aykırı olmadığına; 5, 11, 12, 17, 20, 35... . maddeleri ile ilgisi bulunmadığına karar verilmiş ve hükmün iptali yönündeki başvurular oy çokluğuyla reddedilmiştir.

10. Sonuç olarak 5510 sayılı Kanun’un 56. maddesinin 2. fıkrasındaki düzenlemenin, ölüm aylığından yararlanma hakkının kötüye kullanılmasını engellemek amacıyla getirilmiş olması, Anayasa Mahkemesince düzenlemenin Anayasaya aykırı olmadığına karar verilmesi ve yürürlükteki kanunları uygulamakla yükümlü olan yargı organları tarafından uygulanmasının zorunlu olması karşısında boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığı tespit edilen hak sahiplerine gelir veya aylık bağlanmaması, bağlanan gelir veya aylığın kesilmesi usul ve yasaya uygundur.

11. Gelinen bu noktada sözü edilen hükmün zaman bakımından uygulanması konusu üzerinde durulmalıdır.

12. Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun “Malullük, yaşlılık ve ölüm sigortasına ilişkin bazı geçiş hükümleri” başlıklı 17.04.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5754 sayılı Kanun’un 68. maddesi ile değişik geçici 1. maddesinde; “....17.07.1964 tarihli ve 506 sayılı, 2/9/1971 tarihli ve 1479 sayılı, 17/10/1983 tarihli ve 2925 sayılı, bu Kanunla mülga 17/10/1983 tarihli ve 2926 sayılı Kanunlara göre bağlanan veya hak kazanılan aylık, gelir ve diğer ödenekler ile 8/2/2006 tarihli ve 5454 sayılı Kanunun 1 inci maddesine göre ödenmekte olan ek ödemenin verilmesine devam edilir. Bu gelir ve aylıkların durum değişikliği nedeniyle artırılması, azaltılması, kesilmesi veya yeniden bağlanmasında, bu Kanunla yürürlükten kaldırılan ilgili kanun hükümleri uygulanır…” düzenlemesi bulunmaktadır.

13. Kanun koyucu tarafından geçici 1. madde ile 5510 sayılı Kanun’un yürürlüğünden önce sosyal güvenlik kanunları uygulanmak suretiyle hak sahiplerine bağlanan gelir veya aylıkların durum değişikliği sebebine bağlı olarak kesilmesi veya yeniden bağlanmasında, yine anılan Kanun hükümlerinin esas alınması gerektiğinin benimsendiği anlaşılmaktadır. Söz konusu kanunlarda, boşanılan eşle fiili olarak birlikte yaşama olgusu, gelirin veya aylığın bağlanması engeli veya kesilmesi nedeni olarak öngörülmediğinden 5510 sayılı Kanun’un 56. maddesinin zaman bakımından uygulanması hususu da çözüme kavuşturulmalıdır.

14. Toplum barışının temel dayanağı olan hukuka ve özellikle kanunlara karşı güveni sağlamak ve hatta kanun koyucunun keyfi hareketlerine engel olmak için öğretide kanunların geriye yürümemesi esası kabul edilmiştir. Buna göre, gerek özel hukuk ve gerekse kamu hukuku alanında kural olarak her kanun, ancak yürürlüğe girdiği tarihten sonra meydana gelen olaylara ve ilişkilere uygulanır; yürürlük tarihinden önce gerçekleşen olaylara ve ilişkilere uygulanmaz. Bu ilke ile güdülen amaç, hukuki güvenliği temin etmek, kişileri ancak işlemi yaptıkları sırada yürürlükte olan kurallara göre sorumlu tutmak, böylece kazanılmış haklara saygıyı ve kazanılmış hakların korunmasını sağlamaktır. Zira hukuki güvenlik hukuk devletinin temel taşlarındandır.

15. “Kanunların geriye yürümemesi (geçmişe etkili olmaması)” kuralının bazı istisnaları olup bu kapsamda yeni düzenleme kamu düzeni ve genel ahlâka ilişkin ise geçmişe etki eder şekilde uygulanması gerekir. Yine beklenen (ileride kazanılacağı umulan) haklar yönünden de kanunların geriye yürümesi söz konusudur. Bunlardan başka yargılama hukukuna ilişkin kurallar da ilke olarak geçmişe etkilidir.

16. Bu durumda 5510 sayılı Kanun’un 56. maddesinin 2. fıkrasındaki hükmün zaman bakımından uygulanması yönünden herhangi bir istisnai durumun söz konusu olmaması nedeniyle madde ile getirilen düzenleme 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe girdiğinden fiili birliktelik daha önce başlamış olsa dâhi maddenin yürürlük tarihi öncesine ilişkin işlem yapılarak borç tahakkuk ettirilmesi mümkün değildir. Ancak 01.10.2008 tarihinden itibaren boşanılan eşle fiili birliktelik söz konusu ise bağlanan aylığın kesilerek borç çıkarılması ve yersiz ödemeye ilişkin olarak 5510 sayılı Kanun’un 96. maddesine göre uygulama yapılması gerekmektedir.

17. Ayrıca belirtilmek gerekir ki, Sosyal Sigortalar Hukukunda kazanılmış (müktesep) haklar dinamik nitelik taşırlar. Değinilen özellikleri gereği dış etkiye açık olan ve güncellenen kazanımlardır. Sürekli iş göremezlik geliri ve aylıklar bu özellikleri taşırlar. Çünkü onlar bir kere tanınmış olmakla alacaklının dış alemle (edim borçlusu ile kendi alacaklıları ile) ilişkisi son bulmamakta aksine yeni başlamakta, sunum koşulları ortadan kalkıncaya kadar mevcudiyetlerini sürdürmektedirler. Dolayısıyla yaşayan birer varlık olarak haklarında güncellenmeleri (maaş artışları), korunmaları (üçüncü şahıslara karşı) amacıyla yeni düzenlemeler yapılması mümkündür. Önceden doğmuş olmaları yeni düzenlemelerden etkilenmeyecekleri anlamına gelmemektedir (Ali Naim Sözer, Kanunların Önceye Etki Yasağı: “Sosyal Sigortalar Hukuku Bakımından Bir Değerlendirme”, Journal of Yaşar University, Cilt 8, Sayı Özel, Ocak 2013, s.2529).

18. Bu nedenle 5510 sayılı Kanun’un 56. maddesinin 2. fıkrası uyarınca kesme veya iptal işlemine konu ölüm aylığının veya gelirinin 01.10.2008 tarihinden önce bağlanmış olması da sonuca etkili değildir. Diğer bir ifadeyle Kurum tarafından bağlanan ölüm aylığı veya geliri dış etkiye açık olan, güncellenen bir kazanım olduğundan 5510 sayılı Kanun öncesinde bağlanmış olması kazanılmış hakkın konusunu oluşturmayacaktır.

19. Diğer taraftan yine maddenin getiriliş amacında da belirtilen 4721 sayılı Kanun'un “Dürüst davranma” başlıklı 2. maddesinde yer alan dürüstlük kuralı çerçevesinde çözüme gidilmesinde zorunluluk bulunmaktadır.

20. Türk Medeni Kanunu’nun 2. maddesine göre ; “Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır.

Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz”.

21. Bu maddedeki hüküm uyarınca bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumayacağı gibi “hiç kimsenin kendi kusurundan yararlanamayacağı” ilkesi de gözetilmek suretiyle 5510 sayılı Kanun’un 56. maddesi açısından 01.10.2008 tarihinden önce hakkın kazanıldığı durumlarda anılan yasal düzenleme öncesinde ilgililerin her ne amaçla boşanmış olursa olsunlar, fiili birlikteliklerini 5510 sayılı Kanun ile getirilen yeni düzenleme sonrasında da sürdürdüklerinin veya söz konusu düzenlemenin yürürlüğünden itibaren belirtilen nitelikte bir beraberliğe başlandığının tespiti hâlinde 4721 sayılı Kanun'un 2. maddesi kapsamında hakkın kötüye kullanımının varlığı kabul edilerek ilgililere gelir veya aylık tahsisi yapılmaması, bağlanan gelir veya aylığın kesilmesi gerekmektedir. Kuşkusuz hak sahibine fiili birlikteliğin sona erdiği tarihten itibaren diğer koşulların da varlığı durumunda yeniden gelir veya aylık bağlanabileceği açıktır.

22. Hemen belirtmek gerekir ki; 5510 sayılı Kanun’un 56. maddesinde oldukça yalın olarak "eşinden boşandığı halde, boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığı belirlenen" ifadesi yer almakta olup maddede, boşanmanın amacına/saikine yönelik herhangi bir düzenleme bulunmamaktadır. Bu nedenle gerek Kurum tarafından gerekse yargı organları tarafından uygulama yapılırken eşlerin boşanma iradelerinin gerçek veya samimi olup olmadığı ya da boşanmanın muvazaalı olup olmadığı konusunda bir araştırma ve inceleme çabasına girilmemesi, boşanmaya ilişkin kesinleşmiş yargı kararının geçerliliğinin sorgulanmaması gerekmektedir. Zira kesinleşmiş karara dayanan boşanmanın hukuki durum ve sonucunun, eşlerin gerçek iradelerine dayanıp dayanmadığının araştırılması bir başka bir mahkemenin yetki ve görevi içerisinde yer almamaktadır. Kaldı ki, 4721 sayılı Kanun'da "anlaşmalı boşanma" adı altında hukuki bir düzenlemenin de bulunduğu dikkate alınmalıdır.

23. Ayrıca vurgulanmalıdır ki, boşanma tarihi itibariyle gerçek/samimi boşanma iradesine sahip olan veya olmayan tüm eşlerin, maddenin yürürlük tarihi olan 01.10.2008 tarihinden itibaren her ne sebeple olursa olsun eylemli olarak birlikte yaşadıklarının saptanması durumunda bağlanan gelirin veya aylığın kesilmesi zorunluluğu bulunmaktadır.

24. Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 56. maddesinde, “eşinden boşandığı hâlde, boşandığı eşiyle” ibareleri yer aldığından birden fazla evlilik ve doğal olarak birden fazla boşanmanın gerçekleşmiş olması durumunda boşanılan herhangi bir eşle eylemli olarak birlikte yaşama durumunda madde hükmünün uygulanacağı gözetilmelidir.

25.Somut olayda, babası 13.12.1996 tarihinde vefat eden davacının 05.12.1997 tarihinde eşinden boşandığı, tahsis talebi üzerine babasından dolayı 01.01.1998 tarihinden itibaren ölüm aylığı bağlandığı, sosyal güvenlik denetmeni tarafından düzenlenen 09.02.2012 tarihli raporda davacının boşandığı eşi ile fiilen birlikte yaşadığı yönündeki tespit üzerine davalı Kurum tarafından ölüm aylığının 17.10.2008 tarihi itibarıyla kesildiği, davacının bu işleme karşı açtığı davada Karşıyaka 4. İş Mahkemesinin 25.03.2014 tarihli ve 2012/1052 Esas, 2014/145 Karar sayılı kararı ile Kurum işleminin yerinde olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verildiği, kararın temyiz incelemesinden geçerek 17.11.2014 tarihinde kesinleştiği, eldeki davada ise davacının boşandığı eşi ile birlikte yaşamadığını, ölüm aylığının bağlanması için yaptığı 03.09.2015 tarihli başvurusunun 09.11.2015 tarihinde reddedildiğini ileri sürerek Kurum işleminin iptali ile ölüm aylığının yeniden bağlanmasına karar verilmesini talep ettiği anlaşılmaktadır.

26. Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacının boşandığı eşi ile fiilen birlikte yaşamadığını ileri sürerek yeniden aylık bağlanması yönündeki başvurusu davalı Kurumca 09.11.2015 tarihli yazı ile kontrol memuru tarafından düzenlenen 09.02.2012 tarihli rapordaki tespitlerin aksi sabit oluncaya kadar geçerli olduğu ve konu hakkında mahkeme kararı olmadığından bahisle reddedilmiş ise de sözü edilen rapor red ile sonuçlanan ve temyiz incelemesinden geçerek kesinleşen döneme ilişkin olmakla hak sahibinin fiili birliktelik sona erdikten sonra diğer koşulların da varlığı hâlinde yeniden aylık bağlanmasını talep edebileceği dikkate alınarak 03.09.2015 tarihli aylık talebinin değerlendirilmesi gerekmektedir.

27. Bu kapsamda olmak üzere Mahkemece yapılan yargılama sonucu davacının boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşayıp yaşamadığı değerlendirilmeksizin Kurum işleminin iptali ile davacıya ölüm aylığı bağlanması gerektiğinin tespitine karar verilmiş ise de yapılan araştırma ve inceleme hüküm kurmaya yeterli değildir. Bu itibarla davacı ve eski eşinin adres bilgi raporları celp edilmeli, bu raporlarda kayıtlı adreslerde talep tarihi itibarıyla fiilen birlikte yaşayıp yaşamadıkları araştırılmalı, ihtilaf konusu dönemde söz konusu adreslerde ikamet eden komşular ile anılan dönemde görev yapan mahalle muhtarı ve azalar tespit edilerek tanık olarak beyanları alınmalı, davacı ve eski eşine ait seçmen ve medula kayıtları celbedilerek incelenmeli ve davacının eski eşi ile 03.09.2015 tarihi itibarıyla birlikte yaşama olgusunun var olup olmadığı dosyada toplanmış ve toplanacak deliller değerlendirilmek suretiyle oluşacak sonuca göre karar verilmelidir.

28. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 25.09.2024 tarihli 2023/10-305 Esas, 2024/471 Karar ile 19.10.2022 tarihli ve 2021/(21)10-232 Esas, 2022/1324 Karar sayılı kararları da aynı yöndedir.

29. Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında, davacının aylık bağlanma koşullarını tekrar taşıdığı ve eski eşinden ayrı yaşadığını belgelendirerek Kuruma başvurması karşısında idari nitelikte işlem yapan Kurumun aylık bağlama şartları içerisinde yer almayan ve önceki maddi olguyu saptayan, kendi dönemi için dikkate alınan, kesin hüküm teşkil etmeyen daha önceki denetim raporuna ve mahkeme kararına dayanarak aylık bağlanması işlemini reddetmesinin hukuka aykırı olduğu, boşanma kararı hukuki geçerliliğini koruduğundan davacının ilk defa aylık bağlanma işlemlerinden farklı bir işlem yapmasının gerekmediği, ayrıca 506 sayılı Kanun'un uygulanması gerektiği ve bu Kanun'da boşanılan eş ile birlikte yaşama olgusunun bir kesme ve bağlanmama nedeni olarak düzenlenmediği, bu nedenle direnme kararının onanması gerektiği görüşü ile 5510 sayılı Kanun'un 56. maddesinde fiili birliktelik aylık bağlanma engeli olarak değil aylık kesme nedeni olarak düzenlendiğinden Kuruma başvuran davacının eski eşi ile fiili birlikteliğinin talep tarihi itibarıyla mevcut olup olmadığının Kurum tarafından araştırılması gerektiği, Kurumca yeterli araştırma yapılmaksızın talebin reddedilmesinin yerinde olmadığı, bu nedenle direnme kararının bu değişik gerekçe ile bozulması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de bu görüşler, Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.

30. Hâl böyle olunca Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki hükümde direnilmesi doğru olmamıştır.

31. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

VII. KARAR

Açıklanan sebeple;

Davalı ... vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 371. maddesi gereğince BOZULMASINA,

Dosyanın HMK'nın 373/ 2. maddesi uyarınca kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

26.11.2025 tarihinde oy çokluğuyla kesin olarak karar verildi.

''K A R Ş I O Y''

1. Çoğunluk ile aradaki temel uyuşmazlık, “daha önce fiili birlikteliği nedeni ile kız çocuğu hak sahibi sıfatı ile murisinden aldığı aylığın kurum denetim raporu 2008-2012 yılları arası borç çıkarılması üzerine, davacının 2015 yılında tekrar kuruma birlikte yaşanmadığı, ayrı yaşandığı belirtilerek yeniden aylık bağlanması başvurusunun, kurumun önceki denetim raporuna dayanarak aylık bağlamama işleminin hukuka uygun olup olmadığı, bu konuda kurumca araştırma yapılmadan hak sahibi kız çocuğunun mahkemeye başvurarak karar almasının gerekip gerekmediği, kurumun araştırma yapmadığı durumda mahkemenin bu araştırmayı yapıp yapmayacağı, kısaca maddi olguya dayalı ve denetim raporu ile sadece davadan önceki fiili birlikteliği saptayan raporun aylık bağlamama koşulları içinde yer alıp almadığı” noktasında toplanmaktadır.

2. Sosyal Güvenlik Hakkının niteliği: Anayasanın 60. maddesi uyarınca “Herkes, sosyal güvenlik hakkına sahiptir. Devlet, bu güvenliği sağlayacak gerekli tedbirleri alır ve teşkilatı kurar”. Belirtmek gerekir ki; Sosyal devlet olmanın bir gereği ve sonucu, sosyal güvenlik hakkının tüm bireylere sağlanması ve güvence altına alınmasıdır. Sosyal güvenlik hakkı vazgeçilmez bir anayasal haktır ve kamu düzenindendir.

3. 5510 sayılı Kanunu’nun 34/.b.3 maddesine göre “Yaşları ne olursa olsun evli olmayan, evli olmakla beraber sonradan boşanan veya dul kalan kızlarının, her birine %25'i oranında aylık bağlanır”. Hak sahiplerinin aylıklarının başlangıcı, kesilmesi ve yeniden bağlanmasını düzenleyen 35. maddesinde ise “Hak sahiplerine bağlanan aylıklar 34. maddede belirtilen şartların ortadan kalktığı tarihi takip eden ödeme dönemi başından itibaren kesilir” ve “Aylığın kesilmesine yol açan sebebin ortadan kalkması hâlinde, 34. maddede belirtilen şartlar saklı kalmak kaydıyla, müracaat tarihini takip eden aybaşından itibaren yeniden aylık bağlanır” düzenlemesi yer almıştır.

4. Anılan Kanun'un 56. maddesindeki “Eşinden boşandığı hâlde, boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığı belirlenen eş ve çocukların, bağlanmış olan gelir ve aylıkları kesilir. Bu kişilere ödenmiş olan tutarlar, 96. madde hükümlerine göre geri alınır” hükmü istisnai bir hükümdür. 34. madde hakkın kötüye kullanılmasını önlemek amacıyla kanun sistematiğine sonradan eklenmiş, tartışmalara karşı olan bir kesme nedenidir. Aylık bağlanma işleminden sonra Kurum denetim elemanları aracılığıyla yapılan denetim sonucunda boşandığı eşi ile birlikte yaşadığı tespit edilen eşin aylığı kesilmektedir. Bu birliktelik fiili bir durum olup boşanan kadının aylığını tamamen ortadan kaldıran bir neden değildir. Fiili birlikteliğin sona ermesinden sonra başvuru hâlinde aylık derhal bağlanmalıdır. Aylık bağlanma koşullarında boşanma kararı hukuki geçerliliğini koruduğundan, davacının ilk defa aylık bağlanma işlemlerinden farklı bir işlem yapmasına gerek yoktur. Bunun aksine işlemler kanun koyucunun iradesi dışında ayrı bir aylık bağlama nedeni ihdası olup, bu yargının görevi değildir. Kanun koyucu aylık bağlama koşulları içinde 34. maddede “dul kalan kızların kocaları ile birlikte yaşamama” saymamıştır. Esas olan aylığın hemen bağlanmasıdır.

5. Belirtmek gerekir ki, fiili birlikteliği belirleyen, maddi olguya dayalı mahkeme kararı ile belirlenmesi bir tespit niteliğinde olup, sadece kendi dönemi için dikkate alınır ve güçlü delil niteliğine taşır. Mahkeme kararına konu dönemden sonra gerçekleşecek fiili durumları kapsamaz.

6. Diğer taraftan 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun aylık bağlama koşulları arasında, “boşandığı eşi ile fiili birlikte yaşama” sayılmamış, aksine anılan Kanun'un 56. maddesinde bu bir kesilme nedeni olarak sayılmıştır. Anılan Kanun'da, kesilmeden sonra bağlanması için başvuru hâlinde yeniden bağlanma için bu koşul sayılmadığı gibi mahkemenin bu konuda bir kararının gerektiği de düzenlenmemiştir. Örneğin kız çocuğu olarak hak sahibi kadının fiili birlikte yaşadığı saptanan eşinin ölümü hâlinde, kurum önceki karara dayanarak aylık bağlamayacağını belirtemeyecektir. O hâlde kız çocuğu hak sahibi olarak ayrı yaşadıklarını belirterek aylık bağlanmasını talep ettiğinde, bu istemi de doğrudan reddedilmelidir. Kurum aylık bağlamalı, ancak fiili birlikteliğin devam ettiği yönünde bir inceleme ve denetimden sonra aylık bağlama işlemini iptal etmelidir.

7. Ayrıca belirtmek gerekir ki kurumun idari nitelikte bir işlemdir. Temel hak ve özgürlükleri sınırlayan, onlara müdahale niteliği taşıyan işlemlerde ve verilmiş bir hakkı, izni veya yetkiyi geri alan işlemlerde bu işlemlerin başvuranlar yönünden ağır sonuçlar doğuracağı hususu dikkate alındığında, kurumun 5510 sayılı mevzuat hükümlerine uyarak işleminde yasal mevzuat içinde kalarak gerekçe yükümlülüğüne uyması gerekmektedir. Zira kurum, davacı hak sahibi kadının aylık bağlama talebi üzerine bağlamama işlemini, gerçek ve hukuka uygun, sebep ya da sebeplere dayandırmak zorundadır. Kurumun dayandığı sebebin gerçek olması, usulüne uygun olarak yapılan tespitlerle ortaya konulmuş bulunmasını anlatır. Hak sahibi kadın karardan sonra da boşandığı eşi ile ayrı yaşadığını iddia ediyor ve murisinden dolayı yetim aylığı bağlanmasını talep ediyor ise kurumun daha önceki kararı dayanak yaparak aylık bağlanmayacağı işlemine gitmesinin ve araştırma yapmamasının yasal mevzuat içinde bir yeri bulunmamaktadır. Bu kurumun işlemini neden ve gerekçe açısından, hukuka aykırı kılacaktır.

8. Kaldı ki davacı, 1996 yılında boşanmış ve ölüm aylığı 506 sayılı Kanun'a göre 1997 yılında bağlanmıştır. 5510 sayılı Kanun'un 5754 sayılı Kanun'un 68. maddesi ile değişik geçici 1. maddesi uyarınca kesilmede ve bağlanmada 506 sayılı Kanun uygulanmalıdır. Anılan Kanun'da ise boşanılan eş ile birlikte yaşama olgusu bir kesilme ve bağlamama nedeni olarak düzenlenmemiştir. 5510 sayılı Kanun'un 01.10.2008 tarihinden önce gerçekleşen boşanma olgusuna uygulanması olanağı, önceye etki yasağı nedeni ile olanaklı değildir.

9. Somut uyuşmazlıkta, daha önce fiili birlikteliği denetim raporu ile sabit olan davacı ayrı yaşadığını belirterek aylık bağlama koşullarını tekrar taşıdığını, ayrı yaşadığını belgelendirerek kuruma başvurmuştur. Kurumun sosyal güvenlik hakkını ortadan kaldıracak şekilde aylık bağlama şartları içinde yer almayan ve önceki maddi olguyu saptayıp, kesin hüküm teşkil etmeyen denetim raporuna dayanarak aylık bağlanması işlemini reddetmesi hukuka aykırıdır. Kararın bu gerekçe ile onanması gerekirken, aylık bağlanma şartı olmayan ve kurumca kesme nedeni olarak araştırılması gereken fiili birlikteliğin, mahkemece araştırılarak sonucuna göre karar verilmesinin gerektiği şeklindeki bozma gerekçesine katılınmamıştır.

Kaynak: Adalet Bakanlığı Mevzuat ve İçtihat Bilgi Sistemi. Metin resmî kaynaktaki hâliyle aktarılmıştır; kararda anonimleştirilmeden kalmış kişisel veriler “...” ile gizlenmiştir.

Benzer Kararlar

İş Hukukunda Diğer Konular konusundaki 25 kararın tümü

İlgili Rehber ve Hesaplama Araçları

Benzer Bir Hukuki Sorununuz mu Var?

Yargıtay kararları, somut olayın koşullarına göre farklı sonuç doğurabilir. Kira, iş, aile ve boşanma ile ceza hukuku uyuşmazlıklarında dosyanızın değerlendirilmesi için Av. Mete ŞAHİN ile iletişime geçebilirsiniz (Yenimahalle, Ankara).

Telefon ve WhatsApp: 0552 725 25 18 · WhatsApp ile yazın · İletişim formu

Bu sayfadaki özet ve açıklamalar genel bilgilendirme amaçlıdır; hukuki danışmanlık yerine geçmez. Kararın bağlayıcı metni resmî tam metindir ve somut olaydaki farklı koşullar sonucu değiştirebilir. Özetler, kararın resmî metnine dayanılarak hazırlanır ve yayımdan önce metinle karşılaştırılarak kontrol edilir. İçerik sorumlusu: Av. Mete ŞAHİN.

bottom of page