Ana Sayfa › İçtihatlar › Ceza Hukuku › Tutuklama ve Adli Kontrol
AYM 2. Bölüm İhlal Ceza Hukuku
Süresi Dolmuş Yurt Dışı Yasağının İhlali Gerekçesiyle Tutuklama Kişi Hürriyetini İhlal Etti
Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm · Başvuru No 2025/36835 · T. 05.05.2026
Karar Özeti
Terör örgütüne üyelikten mahkûm edilen başvurucu 2017'den beri yurt dışına çıkmama adli kontrolü altındaydı; azami sürenin dolduğu yönündeki talebi, kanun yolunda geçen sürenin sayılmayacağı gerekçesiyle reddedilmişti. Dosya temyizdeyken askerî yasak bölgede yakalanan başvurucu, ilk derece mahkemesince CMK'nın 100. ve 112. maddeleri uyarınca tutuklandı. Anayasa Mahkemesi, azami sürenin kanun yolu aşamaları dâhil hesaplanacağını, süresi dolmuş yükümlülüğe aykırılığa dayanan tutuklamanın kanuni dayanağı bulunmadığını ve bu aşamada ilk derece mahkemesine genel hükümlere göre tutuklama yetkisi veren açık bir hüküm olmadığını belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlaline karar verdi.
Kararın Ortaya Koyduğu İlke
Kanun yolu aşamaları da sayıldığında azami süresi dolmuş adli kontrol yükümlülüğüne aykırılık gerekçesiyle verilen tutuklama kararı kanunilik şartını sağlamamış ve kişi hürriyetini ihlal etmiştir.
Soru: Süresi dolmuş adli kontrol yükümlülüğüne aykırılık nedeniyle tutuklama yapılabilir mi?
Sonuç: Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ve başvurucuya net 250.000 TL manevi tazminat ödenmesine oybirliğiyle karar verildi; tutuklama sona erdiğinden yeniden yargılamada hukuki yarar görülmedi.
Karar Künyesi
- MahkemeAnayasa Mahkemesi
- Bölümİkinci Bölüm
- Başvuru No2025/36835
- Karar Tarihi05.05.2026
- Karar TürüBireysel Başvuru
- Sonuçİhlal
- Resmî KaynakAnayasa Mahkemesi Kararlar Bilgi Bankası
İlgili Mevzuat
Kararın Önemli Bölümleri
“süresi dolmuş bir yükümlülüğe aykırılıktan dolayı verilen tutuklama kararının Anayasa'nın 13. ve 19. maddelerinde aranan kanunilik şartını sağlamadığı tespit edilmiştir.”
“azami yedi yıllık adli kontrol süresinin kanun yolu aşamaları da dâhil edilerek tedbirin başladığı tarihten itibaren hesaplanması gerektiğini”
Kararın Tam Metni
TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
... BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2025/36835)
Karar Tarihi: 5/5/2026
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Basri BAĞCI
Üyeler
:
Engin YILDIRIM
Kenan YAŞAR
Ömer ÇINAR
Metin KIRATLI
Raportör
:
Yusuf Enes KAYA
Başvurucu
:
...
Vekili
:
Av. ...
I. BAŞVURUNUN ÖZETİ
1. Başvuru, yurt dışına çıkmama şeklindeki adli kontrol yükümlülüğüne aykırı davranılması üzerine uygulanan tutuklama tedbiri nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
2. Başvurucu hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca terör örgütüne üye olma iddiasıyla soruşturma başlatılmıştır.
3. Soruşturma kapsamında başvurucu 23/8/2016 tarihinde terör örgütüne üye olma suçundan tutuklanmıştır.
4. Ankara 8. Sulh Ceza Hâkimliği 19/1/2017 tarihinde başvurucunun yurt dışına çıkmama ve hâkim tarafından belirlenen yerlere, belirtilen süreler içinde düzenli olarak başvurma şeklindeki adli kontrol yükümlülüklerine tabi tutularak tahliye edilmesine karar vermiştir.
5. Başvurucu hakkında terör örgütüne üye olma suçundan kamu davası açılmış, Ankara 22. Ağır Ceza Mahkemesince (Mahkeme) yapılan yargılama sonucunda 8/10/2019 tarihinde anılan suçtan başvurucunun 6 yıl 10 ay 15 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve adli kontrol tedbirlerinin devamına karar verilmiştir.
6. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Ceza Dairesi 27/5/2021 tarihinde mahkûmiyet hükmüne karşı yapılan istinaf başvurusunun reddine karar vermiştir.
7. Mahkeme 23/3/2022 tarihinde belirlenen yerlere başvurmak şeklindeki adli kontrol tedbirinin kaldırılmasına, yurt dışına çıkmama adli kontrol tedbirinin ise devamına karar vermiştir.
8. Başvurucu 23/10/2024 tarihinde Mahkemeye sunduğu dilekçe ile, yurt dışına çıkış yasağı şeklindeki adli kontrol tedbirinin uygulanmaya başladığı tarihten itibaren kanunda belirtilen yedi yıllık azami sürenin dolduğunu ileri sürerek bu tedbirin kaldırılmasını talep etmiştir. Mahkeme ise başvurucu hakkındaki tedbirin 19/1/2017 tarihinde başladığını ve dosyanın hâlen istinaf incelemesinde olduğunu belirterek kanun yolu incelemesinde geçen sürelerin koruma tedbiri süresinden sayılmayacağı, dolayısıyla yasal azami sürenin henüz dolmadığı gerekçesiyle talebin reddine karar vermiştir.
9. Başvurucunun bu karara yaptığı itiraz Ankara 23. Ağır Ceza Mahkemesince 26/11/2024 tarihinde reddedilmiştir.
10. Dosyanın temyiz incelemesi devam ettiği sırada başvurucu, askerî yasak bölge üzerinden yasal olmayan yollarla yurt dışına çıkmaya teşebbüs ettiği iddiasıyla 14/5/2025 tarihinde gözaltına alınmıştır. Mahkeme nezdinde gerçekleştirilen sorgu neticesinde başvurucu aynı gün 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 100. ve 112. maddeleri uyarınca tutuklanmıştır. Söz konusu tutuklama kararı şu gerekçelere dayandırılmıştır:
"Sanık ...'un mahkememizde yargılanıp hakkında mahkûmiyet kararı verildikten ve adli kontrol tedbirleri uygulanmakta iken Edirne İli 1. Derece Askeri Yasak Bölgede Yunanistan sınır hattına 25 metre mesafede yakalanmasına ilişkin tutanak gözetildiğinde yargılamadan kaçacağı yönünde kuvvetli şüphe olarak değerlendirilmekle yine daha önce uygulanan adli kontrol tedbirinin yetersiz kaldığı, hükmolunan sonuç cezanın süresi itibariyle bir tutuklama tedbirinin orantılı ve ölçülü olacağı anlaşılmakla CMK 112 ve CMK 100 maddeleri uyarınca tutuklanmasına … [karar verildi.]"
11. Başvurucu tutuklama kararına itiraz etmiştir. Ankara 23. Ağır Ceza Mahkemesi 29/5/2025 tarihinde başvurucuya isnat edilen suçun vasıf ve mahiyetini, kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delilleri, kanunda öngörülen ceza miktarını ve atılı suçun 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesinin (3) numaralı fıkrasındaki katalog suçlardan olmasını dikkate alarak bu aşamada adli kontrol tedbirinin yetersiz kalacağı gerekçesiyle tutuklama kararına yapılan itirazın reddine karar vermiştir.
12. İtirazın reddi kararı 2/6/2025 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu 30/6/2025 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
13. Yargıtay 3. Ceza Dairesi 7/7/2025 tarihinde başvurucunun temyiz aşamasında sunduğu dilekçeyle etkin pişmanlık hükümleri kapsamında ifade vermek istediğini beyan etmesi karşısında, başvurucunun gerekirse yeniden ifadesinin alınması, verdiği bilgilerin doğruluğunun ve faydalılığının denetlenmesi, bu bilgiler ışığında hakkında etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanma koşullarının oluşup oluşmadığının tartışılarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle bozma kararı vermiştir. Yargıtay 3. Ceza Dairesi ayrıca hükmolunan ceza miktarını, bozma nedenini, suçun niteliğini ve mevcut delil durumunu dikkate alarak başvurucunun eylemli olarak kaçma hazırlığındayken yakalanmış olması ve adli kontrol hükümlerinin bu aşamada yetersiz kalması gerekçeleriyle başvurucunun tutukluluk hâlinin devamına karar vermiştir.
14. Bozma kararı üzerine yargılama Mahkemenin 2025/194 sayılı dosyası üzerinden devam etmektedir. Mahkeme 2/12/2025 tarihli tensip incelemesi sonucunda atılı suçun vasıf ve mahiyeti, dosya kapsamındaki kuvvetli suç şüphesini gösteren somut delillerin varlığı, isnat edilen suçun katalog suçlardan olması, mevcut delil durumu ve adli kontrol hükümlerinin yetersiz kalacağı gerekçeleriyle tutuklama tedbirinin ölçülü olacağına hükmederek başvurucunun tutukluluk hâlinin devamına karar vermiştir. Başvurucu 26/2/2026 tarihinde tahliye edilmiştir. Yargılama devam etmektedir.
15. Komisyon, adli yardım talebinin kabulü ile başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.
II. DEĞERLENDİRME
16. Başvurucu; hakkındaki yurt dışına çıkış yasağı şeklindeki adli kontrol tedbirinin uygulanmaya başladığı 19/1/2017 tarihinden itibaren kanunda öngörülen azami sürelerin dolduğunu, kanun yolu incelemesinde geçen sürelerin bu süreden sayılmayacağına dair yasal bir düzenleme bulunmadığını ve tedbirin hukuksal dayanaktan yoksun hâle geldiğini ileri sürmüştür. Maddi durumu ve ailevi sorunları nedeniyle yeni bir hayat kurmak amacıyla gittiği Edirne'de herhangi bir uyarı levhası bulunmayan askerî yasak bölgede yolunu kaybetmesi neticesinde yakalanmasının kaçma girişimi olarak değerlendirilemeyeceğini, tutuklama kararının somut delillere değil varsayımlara dayandığını savunmuştur. Ayrıca Mahkemenin tutuklama kararında ve bu karara karşı yapılan itirazın reddi sürecinde ileri sürdüğü temel iddiaların karşılanmadığını, kararların gerekçesiz olduğunu belirterek başta kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı ile adil yargılanma hakkı olmak üzere anayasal haklarının ihlal edildiğini iddia etmiştir.
17. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde, tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edilip edilmediğine ilişkin yapılacak incelemede Anayasa ve mevzuat hükümleri ile Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatları doğrultusunda, somut olayın kendine özgü koşullarının gözönüne alınması gerektiği ileri sürülmüştür. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında ihlal iddialarını yinelemiştir.
18. Başvurucunun iddialarının özü tutuklama tedbirinin hukukiliğine ilişkindir. Bu nedenle başvuru, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında değerlendirilmelidir.
19. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
20. Anayasa Mahkemesi benzer nitelikteki bir başvuruda verdiği ihlal kararında, yurt dışına çıkış yasağına uymadığı gerekçesiyle hem 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesi hem de 112. maddesine dayalı olarak tutuklanan başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşmıştır. Anayasa Mahkemesi 5271 sayılı Kanun'un 110/A maddesi uyarınca terör suçları için öngörülen azami yedi yıllık adli kontrol süresinin kanun yolu aşamaları da dâhil edilerek tedbirin başladığı tarihten itibaren hesaplanması gerektiğini vurgulamıştır. Bu çerçevede azami süresi dolan bir adli kontrol tedbirinin hukuki geçerliliğini yitirdiği, dolayısıyla süresi dolmuş bir yükümlülüğe aykırılıktan dolayı verilen tutuklama kararının Anayasa'nın 13. ve 19. maddelerinde aranan kanunilik şartını sağlamadığı tespit edilmiştir. Anayasa Mahkemesi ayrıca dosyanın kanun yolu aşamasında olduğu bir evrede, ilk derece mahkemesinin 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesindeki genel tutuklama nedenlerine dayanarak karar vermesini de hukuka aykırı bulmuştur. İlgili mevzuatta ilk derece mahkemesine bu aşamada genel hükümlere göre tutuklama yetkisi tanıyan açık bir kanun hükmü bulunmadığına dikkat çekilmiştir. Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi hem azami süresi dolmuş bir tedbirin ihlaline dayanılarak tutuklama kararı verilmesini hem de mahkemenin açık bir kanuni yetki olmaksızın tutuklama kararı vermesini kanunilik ilkesinin ihlali olarak değerlendirmiş ve müdahalenin hukuki dayanaktan yoksun olduğuna hükmetmiştir (Veysel Kuşçu [GK], B. No: 2023/95649, 16/12/2025, §§ 31-43).
21. İncelenen olaydaki hukuki durumun Anayasa Mahkemesinin anılan içtihadındaki saptamalarla bire bir örtüştüğü anlaşılmaktadır. Kişi hürriyetine yönelik müdahalenin temel şartı olan kanunilik kriterinin anılan kararda açıklandığı üzere eldeki olayda da karşılanmadığı tespit edildiğinden söz konusu içtihattan ayrılmayı gerektiren bir neden bulunmadığı değerlendirilmiştir.
22. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 19. maddesinde güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
III. GİDERİM
23. Başvurucu; ihlalin tespiti, yeniden yargılama yapılması ile 750.000 TL maddi ve 750.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.
24. Somut olayda Anayasa'nın 19. maddesinin ihlal edildiğine karar verilmiştir. Bu itibarla ihlalin mahkeme kararından kaynaklandığı anlaşılmıştır. Ancak başvurucu hakkındaki tutuklama tedbiri sona ermiştir. Dolayısıyla ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmamaktadır. Diğer taraftan yalnızca kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğinin tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında başvurucuya net 250.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir. Öte yandan başvurucunun uğradığını iddia ettiği maddi zarar ile tespit edilen ihlal arasındaki illiyet bağına ve maddi zararın miktarının ne olduğuna ilişkin herhangi bir belge sunmadığı için maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.
IV. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa'nın 19. maddesinde güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Başvurucuya net 250.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE, tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,
D. 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,
E. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 5/5/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
Kaynak: Anayasa Mahkemesi Kararlar Bilgi Bankası. Metin resmî kaynaktaki hâliyle aktarılmıştır; kararda anonimleştirilmeden kalmış kişisel veriler “...” ile gizlenmiştir.
Bu Karar Hakkında Sorular
Anayasa Mahkemesi Başvurucunun Tahliyesine mi Karar Verdi?
Hayır. Başvurucu karardan önce 26/2/2026 tarihinde tahliye edilmişti. Tutuklama sona erdiğinden yeniden yargılamada hukuki yarar görülmedi; ihlal tespitiyle birlikte net 250.000 TL manevi tazminata hükmedildi.
Maddi Tazminat Talebi Neden Reddedildi?
Başvurucu, uğradığını ileri sürdüğü maddi zarar ile ihlal arasındaki illiyet bağına ve zararın miktarına ilişkin belge sunmadığı için maddi tazminat talebi reddedildi.
Benzer Kararlar
AYM 1. Bölüm 17.06.2026
Toplantı Sonrası Gerekçesiz Uygulanan Üç Adli Kontrol Tedbiri Toplantı Hakkını İhlal Etti
Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm · Başvuru No 2021/16137
İfadesi alınmış başvurucuya üç ayrı adli kontrol tedbiri uygulanırken tedbirlerin amacı ve gerekliliği ilgili ve yeterli gerekçeyle gösterilmediğinden müdahale demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun sayılmamıştır.
İhlal Tutuklama ve Adli Kontrol
Yargıtay 12. CD 01.07.2026
Tutukluluğun Başka Cezadan Mahsubu Tazminata Engel Değil, Makul Miktar Belirlenmeli
Yargıtay 12. Ceza Dairesi · E. 2025/7601 · K. 2026/6861
Zamanaşımıyla düşme sanığın eylemlerinden kaynaklanmıyorsa tazminata engel değildir; tutukluluğun başka cezadan mahsubu da engel oluşturmaz, ancak makul tazminat belirlenirken denge gözetilir.
Bozma Tutuklama ve Adli Kontrol
AYM 2. Bölüm 18.06.2026
Ağır Hasta Tutuklunun Tahliye Başvurusu İtiraz Yolu Tüketilmediğinden Kabul Edilemez Bulundu
Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm · Başvuru No 2022/85565
Hükmen tutuklunun ağır hastalığa dayanan tahliye talebi yargılamayı yürüten mahkemeye yöneltilmeli; bu mahkemenin tutukluluğun devamı kararına itiraz edildiği gösterilmediğinden başvuru yolları tüketilmemiştir.
Kabul Edilemezlik Tutuklama ve Adli Kontrol
AYM 1. Bölüm 09.04.2026
Gözaltının Son Sabahındaki Saatler Mahsup Edilmediği İçin Kişi Hürriyeti Hakkı İhlal Edildi
Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm · Başvuru No 2023/65051
Gözaltının son gününde hâkim önüne çıkarılıncaya kadar geçen saatler hürriyetten yoksun bırakma sayıldığından, mahsup talebinin bu süre değerlendirilmeden reddedilmesi kişi hürriyeti hakkını ihlal eder.
İhlal İnfaz, Koşullu Salıverilme ve Denetimli Serbestlik
Tutuklama ve Adli Kontrol Konusundaki 4 Kararın Tümü
İlgili Rehber ve Hesaplama Araçları
- Ceza Hukuku Rehberi
- Ceza Hukuku İçtihatları
- Hukuk Sözlüğü: Tutuklama Nedir?
- Hukuk Sözlüğü: Adli Kontrol Nedir?
- Adli Kontrol Nedir? Tedbirler, Süre ve İtiraz
- İfade, Susma Hakkı ve Müdafi Yardımı 2026
Benzer Bir Hukuki Sorununuz mu Var?
Benzer görünen uyuşmazlıklarda dahi olayın koşulları sonucu değiştirebilir. Kira, iş, aile ve boşanma ile ceza hukuku alanlarındaki uyuşmazlıklarda dosyanızın değerlendirilmesi için Av. Mete ŞAHİN ile iletişime geçebilirsiniz (Yenimahalle, Ankara).
Telefon: 0552 725 25 18 · WhatsApp ile Yazın · İletişim Formu
Bu sayfadaki özet ve açıklamalar genel bilgilendirme amacı taşır ve hukuki danışmanlık yerine geçmez. Esas alınması gereken metin, kararın resmî tam metnidir; olayın koşullarındaki farklılıklar sonucu değiştirebilir. Kararlar verildikleri tarihte yürürlükte olan mevzuata göre değerlendirilmelidir; sonraki kanun değişiklikleri kararın bugünkü uygulamadaki yerini etkileyebilir. Özetler, kararın resmî metnine dayanılarak hazırlanmakta ve yayımdan önce bu metinle karşılaştırılarak kontrol edilmektedir. İçerik Sorumlusu: Av. Mete ŞAHİN.