Ana Sayfa › İçtihatlar › Ceza Hukuku › Görevi Kötüye Kullanma
Ceza Genel Kurulu Kısmen Bozma Ceza Hukuku
İnfaz Yetkisi Olmayan Zabıt Kâtibi, Savcının Görevi Kötüye Kullanma Suçunun Faili Olamaz
Yargıtay Ceza Genel Kurulu · E. 2023/82 · K. 2026/93 · T. 18.02.2026
Karar Özeti
Hükümlünün cezalarının toplamı üç yılı aştığından doğrudan yakalama emri çıkarması gereken savcı sanık, düzenlediği emri yaklaşık dokuz dakika sonra kaldırıp çağrı kâğıdı çıkartmış, infazı da teminatla iki kez ertelemiştir. İlk derece sıfatıyla Yargıtay 9. Ceza Dairesi, savcıyı ve eyleme iştirak ettiği kabul edilen zabıt kâtibini görevi kötüye kullanmaktan mahkûm etmiştir. Ceza Genel Kurulu, hükümlüye menfaat sağlandığını kabul ederek savcının mahkûmiyetini onamıştır. Kâtip yönünden ise görev tanımında infaza ilişkin yetkisi bulunmadığından özgü suçun faili olamayacağı, eyleminin suça yardım etme kapsamında kalıp kalmadığının tartışılması gerektiği belirtilerek hüküm bozulmuştur.
Kararın Ortaya Koyduğu İlke
Görev tanımında cezaların infazına ilişkin yetkisi bulunmayan zabıt kâtibi, savcının infaz işlemlerinde işlediği görevi kötüye kullanma suçunun faili olamaz; katkısı yardım etme yönünden tartışılmalıdır.
Soru: İnfaz yetkisi olmayan zabıt kâtibi, savcının görevi kötüye kullanma suçunun faili olabilir mi?
Sonuç: Savcı sanığın mahkûmiyeti onanmış, zabıt kâtibi sanığın mahkûmiyeti bozulmuştur.
Karar Künyesi
- MahkemeYargıtay
- KurulCeza Genel Kurulu
- Esas No2023/82
- Karar No2026/93
- Karar Tarihi18.02.2026
- Karar TürüCeza Genel Kurulu Kararı
- SonuçKısmen Bozma
- Resmî KaynakAdalet Bakanlığı Mevzuat ve İçtihat Bilgi Sistemi
İlgili Mevzuat
Kararın Önemli Bölümleri
“görev tanımında cezaların infazı ile ilgili yetkisi bulunmayan sanığın, bir özgü suç olan ve TCK'nın 257/1. maddesinde düzenlenen görevde yetkiyi kötüye kullanma suçunun faili olamayacağında (TCK madde 40/2) şüphe yoktur.”
“kabulde yer verilen eyleminin, TCK’nın 40/2. maddesi delaletiyle 39/2. maddesinde tanımlanan "suça yardım etmek" kapsamında kalıp kalmadığının tartışılması gerekir.”
Kararın Tam Metni
KARARI VEREN
YARGITAY DAİRESİ: Ceza Genel Kurulu
MAHKEMESİ: Ceza Dairesi
SAYISI: 10-23
HÜKÜMLER: Sanıkların görevde yetkiyi kötüye kullanma suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 257/1 ve 53/1-5. maddeleri uyarınca 1 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmalarına ve hak yoksunluklarına ilişkindir.
I. HUKUKİ SÜREÇ
Sanıkların görevde yetkiyi kötüye kullanma suçundan TCK'nın 257/1 ve 53/1-5. maddeleri uyarınca 1 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmalarına ve hak yoksunluklarına ilişkin İlk Derece Mahkemesi sıfatıyla yargılama yapan Yargıtay 9. Ceza Dairesince verilen 14.11.2022 tarihli ve 10-23 sayılı hükümlerin sanıklar müdafileri tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının onama istemli 18.01.2023 tarihli ve 5901 sayılı tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Sanık ... müdafii; sanığın birlikte çalıştığı Cumhuriyet savcısının talimatlarına göre hareket ettiği, hükme esas alınan HTS kayıtlarının tek başına değerlendirilmesinin ve sanığın lehine olan hükümlerin uygulanmamasının hukuka aykırı olduğu,
Sanık ... müdafii ise; sanığın suça konu ilamları ayrı ayrı infaz edebileceği, infazın ertelenmesi kararını 15.000 TL teminat almak suretiyle verdiği ve suçun unsurlarının oluşmadığı,
Gerekçeleriyle temyiz başvurusunda bulunmuşlardır.
III. GEREKÇE
A. İlgili Mevzuat ve İnceleme Konusuna İlişkin Açıklamalar
Aa. Görevde yetkiyi kötüye kullanmak suçu
Türk Ceza Kanunu'nun ikinci kitabının "Millete ve Devlete Karşı Suçlar ve Son Hükümler"e yer veren dördüncü kısmının "Kamu İdaresinin Güvenilirliğine ve İşleyişine Karşı Suçlar" başlıklı birinci bölümünde düzenlenen "Görevi kötüye kullanma" başlıklı 257. maddesi şöyledir;
"(1) Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan hâller dışında, görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir menfaat sağlayan kamu görevlisi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan hâller dışında, görevinin gereklerini yapmakta ihmal veya gecikme göstererek, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir menfaat sağlayan kamu görevlisi, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır." .
Madde gerekçesi ise şu şekildedir;
"Bir kamu göreviyle görevlendirilen kişi, bu kamu faaliyetinin yürütülmesi sırasında, görevinin gerekli kıldığı yükümlülüklere uygun hareket etmek zorundadırlar. Öyle ki; kamu faaliyetlerinin gerek eşitlik gerek liyakatlilik açısından adalet ilkelerine uygun yürütüldüğü hususunda toplumda hâkim olan güvenin, inancın sarsılmaması gerekir.
Bu yükümlülükle bağdaşmayan davranışlar, belli koşullar altında suç olarak tanımlanmıştır. Görevi kötüye kullanma suçu, bu bakımdan genel, tali ve tamamlayıcı bir suç olarak tanımlanmıştır.
Görevi kötüye kullanma suçunun oluşabilmesi için, gerçekleştirilen fiilin, kamu görevlisinin görevi alanına giren bir hususla ilgili olması gerekir.
Kamu görevinin gereklerine aykırı olan her fiili cezai yaptırım altına almak, suç ve ceza siyasetinin esaslarıyla bağdaşmamaktadır. Bu nedenle, görevin gereklerine aykırı davranışın belli koşulları taşıması hâlinde, görevi kötüye kullanma suçunun oluşturabileceği kabul edilmiştir. Buna göre, kamu görevinin gereklerine aykırı davranışın, kişilerin mağduriyetini sonuçlamış olması veya kamunun ekonomik bakımdan zararına neden olması ya da kişilere haksız bir kazanç sağlamış olması hâlinde, görevi kötüye kullanma suçu oluşabilecektir.
Görevin gereklerine aykırı davranışın, kişinin mağduriyetine neden olması gerekir. Bu mağduriyet, sadece ekonomik bakımdan uğranılan zararı ifade etmez. Mağduriyet kavramı, zarar kavramından daha geniş bir anlama sahiptir. Örneğin kişi, tabi tutulduğu sınavda başarılı olmasına rağmen, başarısız gösterilmiş olabilir. Bir imar planı uygulamasında, belli bir parsel, sahibine duyulan husumet dolayısıyla, plan tekniğine aykırı olarak, yeşil alan olarak gösterilmiş olabilir. Kişinin, kamusal bir finans kaynağından yararlanması için gerekli şartları taşıdığı hâlde, yararlanması engellenmiş olabilir. Kişinin, belli bir sınai veya ticari faaliyetle ilgili olarak gerekli izin koşullarını taşıdığı hâlde, bu faaliyeti engellenmiş olabilir.
Haklı olan işin görülmesinden sonra kişilerden yarar sağlanması da, görevi kötüye kullanma suçunu oluşturur. Çünkü, bu yarar, kamu görevlisi sıfatını taşıması ve işi görmüş olması dolayısıyla kişiye sağlanmaktadır. Bu gibi durumlarda, kişiler hakkının teslim edilmesi konusunda en azından bir kaygıyla hareket etmektedirler. Kamu görevlisine yarar sağlanması görünüşte rızaya dayalı olsa bile; kamusal görevlerin eşitlik ve liyakat esasına göre yürütüldüğü hususunda taşınan kaygı dolayısıyla, burada da bir mağduriyetin varlığını kabul etmek gerekir.
Görevin gereklerine aykırı davranış dolayısıyla, kamu açısından bir zarar meydana gelmiş olabilir. Örneğin orman alanında veya kamu arazisinin işgaliyle yapılan işyeri veya konutlara elektrik, su, gaz, telefon ve yol gibi alt yapı hizmetleri götürülmekle, görevin gereklerine aykırı davranılmış olabilir.
Görevin gereklerine aykırı davranmak suretiyle kişilere haksız bir kazanç sağlanmış olabilir. Örneğin kişi, kamusal bir finans kaynağından yararlanması için gerekli şartları taşımadığı hâlde, yararlandırılmış olabilir. Kişiye, belli bir sınai veya ticari faaliyetle ilgili olarak gerekli izin koşullarını taşımadığı hâlde, bu faaliyetin icrasına yönelik olarak izin verilmiş olabilir. Bir imar planı uygulamasında, belli bir parsel üzerinde, plan tekniğine veya imar planına aykırı olarak yapılaşmaya imkan sağlanmış olabilir.
Böylece, İtalyan hukukunun etkisiyle gerek doktrinimizde gerek Yargıtay’ın kimi kararlarında kabul gören sübjektif sınırlama ölçütü terk edilmiştir.
Görevi kötüye kullanma suçunun oluşabilmesi için, görevin gereklerine aykırı davranışın mutlaka icrai davranış olması gerekmemektedir. Görevin gereklerine aykırı davranışın, ihmalî bir hareket olması hâlinde de, görevi kötüye kullanma suçu oluşabilecektir. Görevi kötüye kullanma suçunun icrai veya ihmali davranışla işlenmesinin sadece ceza miktarı üzerinde bir etkisi olabilecektir.
Bu düzenlemeyle, 765 sayılı Türk Ceza Kanununda yer verilen keyfi muamele, görevi kötüye kullanma ve görevi ihmal suçları ayırımından vazgeçilmiştir.
Görevin gereklerine aykırı davranış sonucunda, bir insan ölmüş veya yaralanmış olabilir. Bu durumda; kamu görevlisinin görevinin gereği olan belli bir icraî davranışta bulunmak yönündeki yükümlülüğünü yerine getirmemesi dolayısıyla, görevi kötüye kullanma suçunun oluştuğunda kuşku yoktur. Ancak, bu durumda aynı zamanda ihmalî davranışla öldürme veya yaralama suçu oluşmaktadır.
Görevi kötüye kullanma suçu, genel, tali ve tamamlayıcı bir suç tipidir. Bu nedenle, görevin gereklerine aykırı davranışın başka bir suçu oluşturmadığı hâllerde, kamu görevlisini bu suça istinaden cezalandırmak gerekir. Buna karşılık, görevle bağlantılı yükümlülüğün ihmali sonucunda şayet bir kişi ölmüş veya yaralanmış ise, kişi artık görevi kötüye kullanma suçundan dolayı cezalandırılamaz. Bu durumda, ihmalî davranışla işlenmiş öldürme veya yaralama suçunun oluştuğunu kabul etmek gerekir.
Maddenin üçüncü fıkrasına göre; kamu görevlisinin, görevinin gereklerine uygun davranması için veya bu nedenle kişilerden kendisine veya bir başkasına çıkar sağlaması, bazı hâllerde görevi kötüye kullanma suçunu oluşturacaktır. Ancak, bunun için, fiilin icbar suretiyle irtikap suçunu oluşturmaması gerekir. Kamu görevlisinin, görevinin gereklerine aykırı olarak bir işi yapması veya yapmaması için, kişiyle vardığı anlaşma çerçevesinde bir yarar sağlaması, rüşvet suçunu oluşturacaktır. Buna karşılık, kamu görevlisinin, görevinin gereklerine uygun davranmak amacıyla kişilerden menfaat temin etmesi durumunda ise, rüşvet suçu değil, kural olarak icbar suretiyle irtikap suçu oluşur. Ancak, somut olayda, kişinin menfaat sağlama yönünde icbar edildiği yönünde somut dayanak noktalarının bulunmaması durumunda, fiil görevi kötüye kullanma olarak değerlendirilerek cezaya hükmedilecektir.".
5237 sayılı TCY’nın 257. maddesinde düzenlenen "Görevi kötüye kullanma" suçu; 765 sayılı Yasa'nın 240. maddesinde yer alan "görevde yetkiyi kötüye kullanma", 230. maddesindeki "görevi ihmal", 228. maddesinde düzenlenen "görevde keyfi davranış" ve 212/1. maddesinde düzenlenmiş olan "basit rüşvet alma" suçlarının karşılığını oluşturmaktadır.
Suçun faili, kamu görevlisidir. Bu özelliği itibarıyla görevde yetkiyi kötüye kullanma suçu, özgü suçlardandır. Kamu görevlisinin gerçekleştirdiği fiilin, görevi alanına giren bir hususla ilgili olması gerektiğinde şüphe yoktur.
Suç kastı bakımından her iki fıkra arasında bir fark yoktur. Kanunda açıkça belirtilmedikçe suç, kasten işlenir ve kast; suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir (TCK madde 21/1, 22/1). Görevde yetkiyi kötüye kullanma suçunun iki şekli de kasten işlenen suçlardandır. Böyle olduğu içindir ki; ikinci fıkrada düzenlenen ihmali davranışla görevde yetkiyi kötüye kullanma suçunun manevi unsuru da kasttır ve "kamu görevlisinin görevini bilerek ve isteyerek ihmal etmesi veya geciktirmesini" gerekli kılar. Bu fıkradaki suçun, "dikkat ve özen yükümlülüğünü yerine getirmeme" şeklindeki genel/basit taksirle işlenen bir suç olmadığı her türlü tartışmadan varestedir.
Madde gerekçesinde yer verilen kazanç ifadesi 6086 sayılı Kanun'la yapılan değişiklikle sonradan menfaat olarak değiştirilmiştir.
Doktrinde de TCK’nın 257. maddesindeki suçun oluşmasının, kamu görevlisinin görevinin gereklerine aykırı hareket etmesi sonucunda kişilerin mağdur olması veya kamunun zarar görmesi ya da kişilere haksız menfaat sağlanması şartlarına bağlı olduğu, bu sonuçları doğurmayan norma aykırı davranışların, suç kapsamında değerlendirilemeyeceği benimsenmektedir. (Mehmet Emin Artuk - Ahmet Gökçen, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Turhan Kitapevi, 11. Bası, Ankara, 2011, s. 913 vd; Mahmut Koca - İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Adalet Yayınevi, Ankara, 2013, s. 769; Veli Özer Özbek - Mehmet Nihat Kanbur - Koray Doğan - Pınar Bacaksız - İlker Tepe, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Seçkin Yayınevi, 2. Bası, Ankara, 2011, s. 974)
Görevin gereklerine aykırı hareket etmekten, kamu görevlisinin görevini kanun, idari düzenlemeler veya talimatların öngördüğü usul ve esaslardan başka surette ifa etmesi anlaşılmaktadır. Bu anlamda kamu görevlisinin herhangi bir şekilde kanuni yetkisini aşması, kanunun aradığı şekil şartlarına uymaması, takdir yetkisini amacı dışında kullanması, kanunun emir ve müsaade ettiği hareketinin gerektirdiği ön şartlara aykırı hareket etmesi, kendisine teslim edilen ve görevi sebebiyle kullanması gerekli eşyayı usulsüz kullanması gibi fiiller görevin gereklerine aykırılık kapsamında kalmaktadır.
Norma aykırı davranışın maddede belirtilen sonuçları doğurup doğurmadığının saptanabilmesi için öncelikle mağduriyet, kamunun zarara uğraması ve haksız menfaat kavramlarının açıklanması ve somut olayda bunların gerçekleşip gerçekleşmediklerinin belirlenmesi gerekmektedir.
Mağduriyet kavramının, sadece ekonomik bakımdan uğranılan zararla sınırlı olmayıp bireysel hakların ihlali sonucunu doğuran her türlü davranışı ifade ettiği kabul edilmelidir. Bu husus madde gerekçesinde; "Görevin gereklerine aykırı davranışın, kişinin mağduriyetine neden olması gerekir. Bu mağduriyet, sadece ekonomik bakımdan uğranılan zararı ifade etmez. Mağduriyet kavramı, zarar kavramından daha geniş bir anlama sahiptir." şeklinde vurgulanmış, öğretide de mağduriyetin sadece ekonomik bakımdan ortaya çıkan zararı ifade etmeyip daha geniş bir anlama sahip olduğu, bireyin, sosyal, siyasi, medeni her türlü haklarının ihlali sonucunu doğuran hareketlerin ve herhangi bir çıkarının zedelenmesine neden olmanın da bu kapsamda değerlendirilmesi gerektiğine işaret edilmiştir. (Mehmet Emin Artuk - Ahmet Gökçen, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Turhan Kitapevi, 11. Bası, Ankara, 2011, s. 911 vd.; Mahmut Koca - İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Adalet Yayınevi, Ankara, 2013, s. 772; Veli Özer Özbek - Mehmet Nihat Kanbur - Koray Doğan - Pınar Bacaksız - İlker Tepe, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Seçkin Yayınevi, 2. Bası, Ankara, 2011, s. 974).
Kişilere haksız menfaat sağlanması, bir başkasına hukuka aykırı şekilde her türlü maddi ya da manevi yarar sağlanması anlamına gelmektedir.
Kamunun zarara uğraması hususuna gelince; madde gerekçesinde ekonomik bir zarar olduğu vurgulanan anılan kavramla ilgili olarak kanuni düzenleme içeren 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu'nun 71. maddesinde; kamu görevlilerinin kast, kusur veya ihmallerinden kaynaklanan mevzuata aykırı karar, işlem veya eylemleri sonucunda kamu kaynağında artışa engel veya eksilmeye neden olunması şeklinde tanımlanan kamu zararı, her olayda hâkim tarafından, iş, mal veya hizmetin rayiç bedelinden daha yüksek bir fiyatla alınıp alınmadığı veya aynı şekilde yaptırılıp yaptırılmadığı, somut olayın kendine özgü özellikleri de dikkate alınarak belirlenmelidir. Bu belirleme; uğranılan kamu zararının miktarının kesin bir biçimde saptanması anlamında olmayıp miktarı saptanamasa dahi, işin veya hizmetin niteliği nazara alınarak, rayiç bedelden daha yüksek bir bedelle alım veya yapımın gerçekleştirildiğinin anlaşılması hâlinde de kamu zararının varlığı kabul edilmelidir. Ancak bu belirleme yapılırken, norma aykırı her davranışın, kamuya duyulan güveni sarstığı, dolayısıyla, kamu zararına yol açtığı veya zarara uğrama ihtimalini ortaya çıkardığı şeklindeki bir düşünceyle de hareket edilmemelidir.
Ab. Özgü suç; suça azmettirme, yardım etme
TCK'nın, "Bağlılık kuralı" başlıklı 40. maddesinin ikinci fıkrası şöyledir; "Özgü suçlarda, ancak özel faillik niteliğini taşıyan kişi fail olabilir. Bu suçların işlenişine iştirak eden diğer kişiler ise azmettiren veya yardım eden olarak sorumlu tutulur."
Madde gerekçesinin ilgili bölümlerinde ise; "Bağlılık kuralı, suç ortaklarından bazılarında faillik için aranan şartların bulunmaması hâlinde, bu kişilerin işlenen suçtan sorumluluğunu sağlamaktadır. Böylece; suçun işlenişinde hâkimiyet kuramadığı veya özel faillik niteliğini taşımadığı için fail olarak sorumlu tutulamayan bir suç ortağı, bağlılık kuralı sayesinde, gerçekleşen suçtan sorumlu tutulabilmektedir…Sadece özel faillik niteliğine sahip olmak, özgü suçun faili olarak sorumluluk için yeterli olmayabilir. Bunun için, özel faillik niteliğinin yanı sıra, ayrıca fiil üzerinde hâkimiyet kurulması gerekir." açıklamalarına yer verilmiştir.
Belli sıfata sahip olan kişilerce işlenebilen suçlara özgü suç denmektedir. Örneğin, zimmet ve rüşvet gibi suçlar ancak kamu görevlisi sıfatını haiz kişilerce işlenebileceğinden özgü suç niteliğindedir.
TCK'nun 40. maddesinin ikinci fıkrası sarahatine ve madde gerekçesine göre, özel faillik niteliğinin arandığı suçlarda, ancak bu niteliğe sahip olan kişiler 37. madde kapsamında fail olabilirler. Özgü suçun özel faillik vasfını taşıyan kişi ile bu vasfı taşımayan kişinin iştirakıyla işlenmesi hâlinde ise, özel faillik vasfını taşımayan kişinin bu suçtan ancak azmettiren veya yardım eden olarak sorumlu tutulması gerektiği sonucuna ulaşılır.
TCK’nın 40. maddesinin gerekçesinde, özel faillik niteliğine sahip olmanın özgü suçun faili olmak için yeterli olmayabileceği, özel faillik niteliğinin yanı sıra, ayrıca fiil üzerinde hâkimiyet kurulması gerektiği ifade edilmiştir
Herhangi bir şahıs kanunun aradığı sıfata sahip bir kişiyi ancak onun tarafından işlenebilecek bir suça azmettirmişse, söz konusu kişi failin işlediği özgü suçtan azmettiren olarak sorumlu olacaktır. Tersi durumda, kanunun aradığı sıfata sahip bir kişi yine ilgili suç tipinde belirtilen sıfata sahip bir kişiyi özgü suçu işlemeye azmettirirse, azmettiren kişi özgü suçtan azmettiren olarak sorumlu olacaktır (Berrin Akbulut, Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi C. XIV, Y.2010, S.1, s.185, 210,211).
Azmettirenin veya yardım edenin özgü suçtan sorumlu tutulabilmesi için, failin kanunda belirtilen özel vasfı taşıdığını biliyor olması gereklidir (Beril Taşkın Kapusuzoğlu, Suça İştirakte Bağlılık Kuralı, İstanbul: Oniki Levha Yayınları, 2017. s. 162).
Suçun kanunî tanımında yer alan fiili birlikte gerçekleştiren kişilerden her biri, fail olarak sorumlu olur (TCK madde 37/1).
Başkasını suç işlemeye azmettiren kişi, işlenen suçun cezası ile cezalandırılır (TCK madde 38/1).
Madde gerekçesine göre azmettirme; belli bir suçu işleme hususunda henüz bir fikri olmayan kişinin başkası tarafından bu suçu işlemeye karar verdirilmesidir.
Suç işlemeye teşvik etmek veya suç işleme kararını kuvvetlendirmek veya fiilin işlenmesinden sonra yardımda bulunacağını vaat etmek, suçun nasıl işleneceği hususunda yol göstermek veya fiilin işlenmesinde kullanılan araçları sağlamak, suçun işlenmesinden önce veya işlenmesi sırasında yardımda bulunarak icrasını kolaylaştırmak hâllerinde kişi işlenen suçtan dolayı yardım eden sıfatıyla sorumlu olur. (TCK madde 39/2).
Müşterek faillikte (TCK madde 37), birlikte suç işleme kararının yanı sıra fiil üzerinde ortak hâkimiyet kurulduğu için her bir suç ortağı fail konumundadır. Suçun icrasına iştirak etmekle birlikte, işlenişine bulunduğu katkının niteliği gereği kanuni tanımdaki fiili gerçekleştirmeyen diğer suç ortaklarına ise şerik denilmekte olup kanuni tanımdaki fiili gerçekleştirmeyen veya özel faillik vasfını taşımadığı için fail olamayan bir suç ortağı, gerçekleşen fiilden TCK'nın 40. maddesinde düzenlenen bağlılık kuralı uyarınca sorumlu olmaktadır. Şerikliğin azmettirme ve yardım eden olarak iki görünümü bulunmakla, faillik ve azmettirme olarak nitelendirilmeyen diğer katkılar yardım etme kapsamında değerlendirilebilir.
Yardım etme, yardım edenin suç tipinin icrası üzerinde bizzat hâkimiyet kurmaması yönüyle faillikten ayrılmaktadır. Bu şeriklik türünün ilk şartını, yardım niteliğindeki hareketlerin gerçekleştirilmesi oluşturmaktadır. Suçun meydana gelmesini mümkün kılan, kolaylaştıran, yoğunlaştıran veya garantileyen fiiller yardım niteliğindeki katkıyı belirtir. Asıl fail tarafından kasten ve hukuka aykırı bir şekilde işlenen ve en azından teşebbüs aşamasına varmış bir fiilin varlığı yardım edenin sorumluluğu için gerekli ve yeterlidir. Yardımda bulunmanın kasten gerçekleştirilmesi yardım eden olarak bir suça katılımın diğer şartını oluşturmaktadır. Yani kişinin suçun işlenişine yardım eden olarak katılmaktan dolayı cezalandırılabilmesi kasten hareket etmesine bağlı olup sorumluluğun doğumu bakımından olası kastının bulunması kafîdir.
Bir suçta iştirakin varlığını kabul edebilmek için iştirak iradesi, birden fazla suça katılan tarafından yapılan birden fazla hareketin bulunması, suçun icra hareketlerine başlanmış olması ve illiyet bağının varlığı gereklidir. İştirak iradesi yani uzlaşma, suça katılanların birbirinden ayrı hareketlerini bir bütün hâline getiren, onları bağlayan manevi bağdır. İştirak iradesinde önemli olan ve suça katılanlarca bilinip istenen husus suç değil, suçta iş birliğidir (YCGK 20.02.2020 tarihli ve 145-116 sayılı). Mevcut katkı somut olayın özelliklerine göre zımni olarak veya ani ortaya çıkan bir karar biçiminde de olabilir.
Kişinin eyleminin, bir suça katılma aşamasına ulaşıp ulaşmadığı, ulaşmışsa da suça katılma düzeyinin belirlenmesi için, eylemin bir aşamasındaki durumun değil, eylemin yapılması için verilen kararın, bu kararın icra ediliş biçiminin, olay öncesi, sırası ve sonraki davranışların da dikkate alınıp tüm delillerin birlikte değerlendirilmesi gerektiği gözden uzak tutulmamalıdır.
İnceleme konusu ile bağlantısı ölçüsünde 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un konuyla ilgili 17, 19, 20... .maddeleri üzerinde de durulması gerekmektedir.
5275 sayılı Kanun’un "Hükümlünün istemiyle infazın ertelenmesi" başlıklı 17. maddesi;
"(1) Kasten işlenen suçlarda üç yıl, taksirle işlenen suçlarda ise beş yıl veya daha az süreli hapis cezalarının infazı, çağrı üzerine gelen hükümlünün istemi üzerine, Cumhuriyet Başsavcılığınca ertelenebilir.
(2) Erteleme, her defasında bir yılı geçmemek üzere en fazla iki kez uygulanabilir.
…
(4) Birinci fıkrada belirtilen hapis cezalarının infazına başlanmış olsa bile, hükümlünün yükseköğrenimini bitirebilmesi, ana, baba, eş veya çocuklarının ölümü veya bu kişilerin sürekli hastalık veya malullükleri nedeniyle ailenin ticari faaliyetlerinin yürütülebilmesinin veya tarım topraklarının işlenebilmesinin imkânsız hâle gelmesi veya hükümlünün eş veya çocuklarının sürekli hastalık veya malullükleri nedeniyle bakıma muhtaç olmaları ya da hükümlünün hastalığının sürekli bir tedaviyi gerektirmesi gibi zorunlu ve çok ivedi hâllerde, Cumhuriyet Başsavcılığınca bir yılı geçmeyen sürelerle hapis cezasının infazına ara verilebilir. Ancak bu ara verme iki defadan fazla olamaz.
(5) Erteleme isteminin kabulü, güvence gösterilmesine veya diğer bir şarta bağlanabilir…",
"Yakalama emri" başlıklı 19. maddesinin ikinci fıkrası;
"Kasten işlenen suçlarda üç yıl, taksirle işlenen suçlarda ise beş yıldan fazla hapis cezasının infazı için doğrudan yakalama emri çıkarılır.",
"Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılacak işlemler" başlıklı 20. maddesinin ikinci fıkrası;
"Cumhuriyet Başsavcılığınca infaz defterine kaydedilen ilâmdaki cezanın süresi gözetilerek hükümlü hakkında çağrı kâğıdı veya yakalama emri çıkarılır.",
"Birden fazla hükümdeki cezaların toplanması" başlıklı 99. maddesi;
"Bir kişi hakkında hükmolunan herbir ceza diğerinden bağımsızdır, varlıklarını ayrı ayrı korurlar. Ancak, bir kişi hakkında başka başka kesinleşmiş hükümler bulunur ise, 107 nci maddenin uygulanabilmesi yönünden infaz hâkimliğinden bir toplama kararı istenir..."
Biçiminde düzenlenmiştir.
5275 sayılı Kanun’un "Birden fazla hükümdeki cezaların toplanması" başlığını taşıyan 99. maddesindeki düzenleme uyarınca birden fazla hükümde yer alan cezalar sadece koşullu salıvermenin hesaplanması amacına dönük olarak infaz aşamasında toplanabilir, bunun dışında cezaların içtimaı mümkün değildir.
Cezaların toplanabilmesinin ön koşulu, toplanacak cezaların infaz edilebilecek durumda olmasıdır. Hukuken ve fiilen infaz edilmiş bir ceza ile başka bir ceza toplanamaz. Koşullu salıverme kararı verilen ceza ile diğer bir cezanın toplanması mümkün değildir. Nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 04.05.1992 tarihli ve 67-129 sayılı kararı da bu doğrultudadır.
B. Somut olayda sanıkların hukuki durumlarının değerlendirilmesi
Ba. Sanık ... yönünden
Olay tarihinde Torbalı Cumhuriyet savcısı olan sanık ...’ya ve 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu’nun 86. maddesi uyarınca sanık ...'nın eylemine iştirak ettiği ileri sürülen sanık ...’e müsnet suçun niteliği itibarıyla, kanunda öngörülen soruşturma ve kovuşturma usul ve şartlarına da uyularak başlatılıp icra olunan hukuki süreçte, mahallinde hukuka uygun olarak ikame olunup, silahların eşitliği ve yüzyüzelik ilkeleri çerçevesinde usulünce tartışılan delillere ve dosya kapsamına istinad edilen kabule göre:
Resmî belgede sahtecilik suçundan kesinleşmiş 2 yıl hapis cezası bulunan hükümlü ...hakkında söz konusu cezanın infazı devam ederken ve ilama ilişkin koşullu salıverme tarihi henüz dolmamışken aynı hükümlü hakkında kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret suçundan kesinleşmiş 1 yıl 3 ay hapis cezasına ilişkin ilamın infaza verilmesi üzerine sanık ... tarafından infaz işlemlerine başlanmıştır. İnfazdan sorumlu olan sanık ...’nın, kasıtlı olarak işlenen her iki suçtan verilen cezaların toplam süresi 3 yıldan fazla olduğundan, hükümlü hakkında 5275 sayılı Kanun’un 19. maddesi gereğince doğrudan yakalama emri düzenlemesi zorunluluk arz etmektedir. Yine hükümlü hakkında koşullu salıverme hükümlerinin uygulanabilmesi için anılan Kanun’un 99. maddesi uyarınca kesinleşmiş hükümler açısından infaz hâkimliğinden toplama (içtima) kararı talep etmesi gerekmektedir. Oysa sanık, daha önce infaza verilen 2 yıl hapis cezasına ait ilâmın infaz aşamasında olmasından dolayı her iki ilâmın içtiması için düzenlendiği notunu da düşmek suretiyle sonraki 1 yıl 3 ay hapis cezasına ilişkin ilamat dosyasında UYAP sisteminden tanzim edip imzaladığı yakalama emrini yaklaşık dokuz dakika sonra UYAP sisteminden kaldırmış ve sonraki ilamın infazı için hükümlü hakkında çağrı kâğıdı çıkarılmasını sağlamıştır. Sonrasında ise hükümlünün cezasının infazının ertelenmesini iki kez talep etmiş ve 15.000 TL teminat karşılığında iki kez erteleme kararı vermiştir. Böylece hükümlünün 2 yıl hapis cezasının infazı denetimli serbestlik suretiyle tamamlanmış ve ilama ilişkin bihakkın tahliye tarihi dolmuştur. İkinci ilamın infazına ise ilk ilamın bihakkın tahliye tarihi dolduktan sonra başlanmış olup hükümlüye bu suretle menfaat sağladığı anlaşılmaktadır.
Sanık ...’ya isnat olunan görevde yetkiyi kötüye kullanma eylemleriyle ulaşılan çözümü haklı kılıcı zorunlu ögelerin ve bu eylemlerin sanık tarafından işlendiğinin kanuna uygun olarak yürütülen duruşma sonucunda saptandığı, bütün ve özellikle belirleyici delillerin ve aşamalarda ileri sürülen sonuca etkili iddia ve savunmaların temyiz denetimini sağlayacak biçimde eksiksiz olarak sergilendiği ve özleri değiştirilmeksizin tartışıldığı, vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı, gösterilen gerekçenin olaya ilişkin sorunlar bakımından özgün ve yeterli olduğu, eylemlerin doğru olarak nitelendirildiği ve Kanun'da öngörülen suç tipine uyduğu, cezanın kanuni bağlamda şahsileştirilerek uygulandığı anlaşıldığından, ileri sürülen nedenler yerinde görülmemiş olmakla temyiz davasının esastan reddiyle hükmün onanmasına,
Bb. Sanık ... yönünden
Sanık ...’nın kâtibi olarak görev yapan, hükümlü ve ailesi ile yakın ilişkisi bulunan sanık ...’in, ... tarafından hükümlü hakkında yakalama emrinin düzenlenip kaldırıldığı olay tarihi ve öncesinde hükümlü ve eşinin kullandığı GSM hatlarıyla çok sayıda görüşme yaparak irtibat kurup, hakkındaki ikinci ilamın infazının kolaylaştırmasını sağlamak suretiyle sanık ...’nın eylemine TCK'nın 37/1. maddesi uyarınca iştirak ettiği kabul edilen olayda;
Sanık ...’nın zabıt kâtibi olarak görev yapmakla birlikte, görev tanımında cezaların infazı ile ilgili yetkisi bulunmayan sanığın, bir özgü suç olan ve TCK'nın 257/1. maddesinde düzenlenen görevde yetkiyi kötüye kullanma suçunun faili olamayacağında (TCK madde 40/2) şüphe yoktur.
Zira, 5275 sayılı Kanun’un 17. maddesinde düzenlenen infazın ertelenmesi kararını verme, 19. maddesi uyarınca cezaların infazı için yakalama emri düzenleme ve anılan Kanun’un 99. maddesi uyarınca kesinleşen hükümlere ait cezaların toplanmasını mahkemesinden talep etme görevi Cumhuriyet savcısı olan sanık ...’ya ait olup sanık ...’in bu işlemlerin yapılmasında kanundan veya diğer idari düzenlemelerden doğan bir görevi yoktur. Bu kapsamda norma aykırı hareket etme unsurunun sanık ... yönünden gerçekleşmemesi nedeniyle adı geçenin sanık ...’nın eylemine TCK’nın 37/1. maddesi kapsamında iştirak etmesi mümkün değildir.
Ancak, sanığın C. Savcısı olan diğer sanıkla aralarındaki amir-memur ilişkisi de gözetilerek; kabulde yer verilen eyleminin, TCK’nın 40/2. maddesi delaletiyle 39/2. maddesinde tanımlanan "suça yardım etmek" kapsamında kalıp kalmadığının tartışılması gerekir.
Sanık ... müdafiinin temyiz talebi bu yönüyle yerinde olduğundan, kurulan hükmün belirtilen gerekçeyle bozulmasına,
Karar verilmelidir.
Sanık ... hakkında verilen kararın gerekçesi yönünden çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyesi ...; "Sayın çoğunluğun sanık ...'in eyleminin görevde yetkiyi kötüye kullanma suçunda eyleme iştirakinin TCK'nın 39 uncu maddesi kapsamında olduğundan bozulmasına ilişkin kararına bozmanın gerekçesi yönünden katılmak mümkün bulunmamıştır, zira;
Görevde yetkiyi kötüye kullanma suçunun özgü suç niteliğinde bulunduğu hususunda kuşku yoktur. Bu hâlde özgü suçun doğrudan faili olmayan sanık ...'in özgü suçun doğrudan faili olan diğer sanığın eylemine iştiraki ancak azmettiren ya da yardım eden sıfatıyla olması mümkün olup sayın çoğunlukla aramızda sanık ...'in eyleme iştirakinin TCK'niın 37. maddesi kapsamında bulunmadığı hususunda bir görüş ayrılığı mevcut değildir.
Olayda tartışılması gereken husus sanık ...'in suça iştirakinin azmettiren sıfatıyla mı yoksa yardım eden sıfatıyla mı gerçekleştiği noktasındadır.
Özgü suçun faili olan diğer sanığın, lehine yakalama kararı kaldırılan kişi ile olay öncesinde herhangi bir ilişkisinin bulunmadığı hususunda kuşku bulunmamaktadır.
Lehine yakalama kararı kaldırılan kişi, infaz Cumhuriyet savcısı ile birlikte kâtip olarak görev yapan sanık ...'in aile dostu olduğu dosya kapsamından anlaşılmaktadır.
İnfaza verilen ilamat evrakı üzerine özgü suçun faili Cumhuriyet savcısı diğer sanığın, UYAP kayıtlarına göre mevzuata uygun olarak yakalama kararı çıkardığı bunun sanık ... tarafından fark edilmesi üzerine yine UYAP kayıtlarından yakalama kararının çıkarılmasından 9 dakika sonra yakalama kararı kaldırılarak davetiye çıkarıldığının anlaşılması karşısında, sanık ...'in, aile dostu olan yakalama kararı çıkartılan kişi yönünden, suç işleme kararı bulunmadığı çıkardığı yakalama kararından anlaşılan Cumhuriyet savcısı olan diğer sanığı, görevde yetkiyi kötüye kullanma suçuna azmettirmek suretiyle Cumhuriyet savcısının eylemine iştirak ettiğinin kabul edilmesi gerektiği gözetilmeksizin ve hangi eyleminin yardım fiili oluşturduğu da belirtilmeksizin suça iştirakinin yardım niteliğinde olduğu olup olmadığı tartışılması gerektiğine ilişkin sayın çoğunluğun bozma düşüncesine bozmanın gerekçesi yönünden katılmak mümkün bulunmamıştır." düşüncesiyle sanık ... hakkında verilen bozma kararının gerekçesine yönelik olarak değişik gerekçeyle oy kullanmıştır.
IV. KARAR
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay 9. Ceza Dairesinin sanık ... hakkında usul ve kanuna uygun 14.11.2022 tarihli ve 10-23 sayılı görevde yetkiyi kötüye kullanma suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünün ONANMASINA,
2- Sanık ... hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünün, gerekçede açıklanan sebeplerle CMK'nın 302/2 maddesi gereğince BOZULMASINA,
3- Dosyanın, Yargıtay 9. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 18.02.2026 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.
Kaynak: Adalet Bakanlığı Mevzuat ve İçtihat Bilgi Sistemi. Metin resmî kaynaktaki hâliyle aktarılmıştır; kararda anonimleştirilmeden kalmış kişisel veriler “...” ile gizlenmiştir.
Benzer Kararlar
Ceza Genel Kurulu 05.11.2025
Görevi Kötüye Kullanmada Kast İspatlanamadı, AYM İhlal Kararıyla Zamanaşımı Yeniden Başlar
Yargıtay Ceza Genel Kurulu · E. 2025/407 · K. 2025/450
Anayasa Mahkemesinin ihlal kararı üzerine 6216 sayılı Kanun uyarınca yapılan yeniden yargılamada dava zamanaşımı, TCK 66/5 gereği ihlal kararı tarihinden itibaren yeniden işlemeye başlar.
Bozma Görevi Kötüye Kullanma
Ceza Genel Kurulu 25.06.2025
İhmali Görevi Kötüye Kullanma Kast Gerektirir: İş Yükü Ağır Savcının Beraati Onandı
Yargıtay Ceza Genel Kurulu · E. 2024/128 · K. 2025/285
TCK 257/2'deki ihmali davranışla görevi kötüye kullanma suçunun manevi unsuru kasttır; kamu görevlisinin görevini bilerek ve isteyerek ihmal etmesi gerekir, basit taksir yeterli değildir.
Onama Görevi Kötüye Kullanma
Ceza Genel Kurulu 04.10.2022
Takdir Yetkisi İçinde Tedbir Kararı Veren Hâkim Görevi Kötüye Kullanmış Sayılmadı
Yargıtay Ceza Genel Kurulu · E. 2021/341 · K. 2022/600
Somut olayda hâkimin yargı yetkisi içinde ve takdir hakkı kapsamında verdiği tedbir kararları görevin gereklerine aykırı hareket sayılmamış; eylemin disiplin soruşturmasına konu olabileceği kabul edilmiştir.
Onama Görevi Kötüye Kullanma
Yargıtay 5. CD 27.04.2026
HAGB için Zararın Giderilmesi Şartı Ancak Somut ve Belirlenebilir Maddi Zarar Varsa Aranır
Yargıtay 5. Ceza Dairesi · E. 2024/11064 · K. 2026/6131
CMK 231/6-c'deki giderilmesi gereken zarar somut ve belirlenebilir maddi zarardır; somut olayda HAGB'nin sanığın zararı gidermediği gerekçesiyle reddedilmesi yasal olmayan gerekçe sayılmıştır.
Bozma Görevi Kötüye Kullanma
Görevi Kötüye Kullanma konusundaki 12 kararın tümü
İlgili Rehber ve Hesaplama Araçları
- İnfaz Süresi Hesaplama
- Koşullu Salıverilme ve Denetimli Serbestlik
- Ceza Hukuku Rehberi
- Ceza Hukuku Yargıtay Kararları
Benzer Bir Hukuki Sorununuz mu Var?
Yargıtay kararları, somut olayın koşullarına göre farklı sonuç doğurabilir. Kira, iş, aile ve boşanma ile ceza hukuku uyuşmazlıklarında dosyanızın değerlendirilmesi için Av. Mete ŞAHİN ile iletişime geçebilirsiniz (Yenimahalle, Ankara).
Telefon ve WhatsApp: 0552 725 25 18 · WhatsApp ile yazın · İletişim formu
Bu sayfadaki özet ve açıklamalar genel bilgilendirme amaçlıdır; hukuki danışmanlık yerine geçmez. Kararın bağlayıcı metni resmî tam metindir ve somut olaydaki farklı koşullar sonucu değiştirebilir. Özetler, kararın resmî metnine dayanılarak hazırlanır ve yayımdan önce metinle karşılaştırılarak kontrol edilir. İçerik sorumlusu: Av. Mete ŞAHİN.