Ana Sayfa › İçtihatlar › İş Hukuku › İş Kazası ve Tazminat
Yargıtay 10. HD Bozma İş Hukuku
Rapora İtiraz Etmeyip Hakkını Saklı Tutmayan Kazalı İşçi Sonradan Bakiye Tazminat İsteyemez
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi · E. 2024/15779 · K. 2025/10331 · T. 19.06.2025
Karar Özeti
Önceki davada asgari ücrete göre hesaplanan maddi tazminat kesinleştikten sonra kazalı işçi, işçilik alacağı davasında ücretinin 700 TL olarak tespit edildiğini ileri sürerek bakiye tazminat istemiştir. İlk derece mahkemesi talebi kısmen kabul etmiş; bölge adliye mahkemesi kesin hüküm itirazını yerinde görmeyip ek rapora göre hükmetmiştir. Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, önceki davada hesap raporuna itiraz edilmediği, fazlaya ilişkin haklar saklı tutulmadığı ve bu yönden temyize gidilmediği için hükmün kesin hüküm oluşturduğunu, kazalı yönünden davanın usulden reddi gerektiğini ve yargılama sırasında ölen davacı hakkında hüküm kurulamayacağını belirterek kararı bozmuştur.
Kararın Ortaya Koyduğu İlke
Önceki davada hesap raporuna itiraz edilmemiş, fazlaya ilişkin haklar saklı tutulmamış ve bu yönden temyiz edilmemişse kesinleşen maddi tazminat hükmü, bakiye tazminat davasında kesin hüküm oluşturur.
Soru: Hesap raporunu kabul eden kazalı işçi, kesinleşen tazminattan sonra fark tazminatı isteyebilir mi?
Sonuç: Bölge adliye mahkemesi kararı bozuldu.
Karar Künyesi
- MahkemeYargıtay
- Daire10. Hukuk Dairesi
- Esas No2024/15779
- Karar No2025/10331
- Karar Tarihi19.06.2025
- Karar TürüDaire Kararı
- SonuçBozma
- Resmî KaynakAdalet Bakanlığı Mevzuat ve İçtihat Bilgi Sistemi
İlgili Mevzuat
Kararın Önemli Bölümleri
“kesin hüküm nedeniyle kazalı yönünden davanın reddi gerekirken hatalı değerlendirme ile yazılı biçimde karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.”
“kesin hükmün söz konusu olabilmesi için tarafları, sebepleri ve konusu aynı olan davanın iki defa ayrı ayrı açılmış olması ve birinde verilen hükmün kesinleşmiş olması gerekir.”
Kararın Tam Metni
MAHKEMESİ: İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 41. Hukuk Dairesi
SAYISI: 2024/1207 E., 2024/1548 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ: Bakırköy 16. İş Mahkemesi
SAYISI: 2017/179 E., 2021/556 K.
Taraflar arasındaki iş kazası nedeniyle maddi tazminat istemli davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair karar verilmiştir.
Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddi ile davacılar vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne İlk Derece Mahkemesi hükmünün kaldırılarak yeniden esas hakkında davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili ...'ün davalı ... Kağıtçılık şirketi bünyesinde İş Kanunu'na tabi olarak çalışmaktayken davalı işveren tarafından istihdam olunan çalışanın sevk ve idaresinde bulunan forkliftin çarpması sonucunda kafasına aldığı sert darbe ile kendisinde bir beyin kanaması geliştiğini, tüm vücuduna felç geldiğini, tüm bu hususların iş kazası tutanağı, iş yeri kaza bildirim formu ve iş kazası sonrasında düzenlenmiş bulunan SSK vizite kağıdı ile Anadolu Hastanesinin 23.03.2007 tarih ve 748 numaralı iş kazasına ilişkin adli rapor formu ile sabit olduğunu, kazazede ...'ün devam eden tedavisini müteakip "ağır sekel kuadriparazi" teşhisi konularak tüm vücut fonksiyonlarını kaybettiğinden bahisle %88 oranında bir maluliyet tespiti yapıldığını, müvekkillerinin kazazede ...'ün mesai saatleri içerisinde ve davalı işverene ait iş yerinde geçirmiş olduğu iş kazası nedeniyle büyük maddi sıkıntı içerisine düştüğünü, bakıma muhtaçlık nedeniyle bakım gideri, tedavi giderleri ve maluliyetten doğan karşılanmamış maddi kazanç kaybı talepli maddi ve manevi tazminat talepli iş kazasından kaynaklanan tazminat davasının açıldığını, Bakırköy 27. İş Mahkemesinin 2013/32 Esas 2016/6 Karar sayılı dosyasında yapılan yargılama neticesinde 26.01.2016 tarihinde davalarının hem maddi hem de manevi tazminat talepleri yönünden kabulüne karar verildiğini ancak müvekkili kazazede ...'ün kaza tarihi olan 23.03.2017 tarihinde aylık 700 TL net maaş almasına rağmen asgari ücret üzerinden maaş aldığı varsayımıyla hesaplanan bilirkişi raporlarına göre karar verildiğini, asgari ücret üzerinden yapılan hesaplamalara yargılamanın daha da fazla sürüncemede kalmaması adına müdahale edilmeyerek davacı ...'ün son maaşının 700 TL net olması nedeniyle eksik hesaplanan bakiye maluliyetten doğan nihai toplam maddi tazminat miktarını talep etme haklarını saklı tutarak bu taleplerini atiye bıraktıklarını, Bakırköy 27. İş Mahkemesinde görülen davada yapılan yargılama neticesinde de dosya kapsamı ve toplanan delillere göre davacı müvekkili ...’ün davalı işveren nezdinde belirsiz süreli hizmet akdi ile çalıştığı esnada iş yerinde 23.03.2007 tarihinde iş kazasına maruz kaldığını ve %100 oranında iş göremezlik oranının belirlendiğini, kazanın oluşumunda davalı şirketin %85, davacı müvekkili .... ise %15 oranında kusurlu olduğunun sübuta erdiğini, davacının asgari ücretle çalıştığının kabulüyle yapılan hesaplamalara göre maddi zararlarına karşılık maluliyetinden doğan karşılanmamış maddi kazanç kaybı, tedavi gideri ve bakıcı gideriyle manevi tazminat taleplerinin kabulüne karar verildiğini, her ne kadar işbu karar temyiz başvuru neticesinde Yargıtay 21. Hukuk Dairesinin 2016/5853 E., 2016/15019 K. sayılı kararı ile bozulmuş ise de bozma kararının sadece davalı işverenin tedavi giderlerinden sorumlu tutulmaması gerektiği ve her türlü sağlık yardımından Sosyal Güvenlik Kurumunun sorumlu olduğu ve iş kazası nedeniyle sigortalının Kurum ve onların sağlık kuruluşlarına başvurması gerektiği şeklinde olduğunu, diğer alacak kalemleri yönünden herhangi bir bozma söz konusu olmadığını, taleplerinin haklılığının ortaya çıktığını, bu itibarla davalı şirketten işbu dava ile atiye bırakmış oldukları davacı müvekkillerine kazazede ...'ün olay nedeniyle uğradığı aylık gelirinin asgari ücret üzerinden yapılması suretiyle hesaplanan maluliyetten doğan karşılanmamış maddi kazanç kaybı hesabının dışında kalan ve 2007 yılındaki aylık gelirinin 700 TL olması nedeniyle yapılacak hesaplama neticesinde ortaya çıkan farkın karşılığının olay tarihinden itibaren işleyecek kanuni faiziyle birlikte tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı tarafından ikame edilen işbu davanın derdest olduğunu, Bakırköy 27. İş Mahkemesinde 2013/32 Esas 2016/6 Karar sayısı ile ikame edilen dava ile işbu davanın tarafları, dava sebebi ve dava konusunun maddi tazminat talebi yönünden aynı olduğunu, bu kapsamda Bakırköy 27. İş Mahkemesi dosyasının celbini talep ettiklerini, bir davanın derdest olması için aynı davanın iki kere açılmış olması, birinci davanın daha önce açılmış ve halen görülmekte veya kesin hüküm ile karara bağlanmış olması ve birinci dava ile ikinci davanın aynı dava olması şartlarının birlikte arandığını, HMK madde 114/1-ı ve madde 114/1-i hükümleri uyarınca dava şartı eksikliğinden derdestlik ve konuya ilişkin kesin hüküm varlığı nedeniyle davanın reddi gerektiğini, davacı tarafından ikame edilen ilk davada taleplerin atiye bırakılmasının usul hukukunca hiçbir geçerliliğinin olmadığını, davanın geri alınması davalı tarafın açık rızası ile mümkün olduğunu, davacının ilk davada maddi tazminata ilişkin talebini atiye bıraktığı beyanı ve davanın geri alınmasına ilişkin olarak herhangi bir açık rızalarının bulunmadığını, davacının fazlaya ilişkin haklarından feragat ettiği ve bu beyanın kesin hüküm niteliğinde olduğunun tartışmasız olduğunu, davacı tarafın dava dilekçesinde hesaplanan maddi tazminat kaleminin asgari ücret üzerinden hesaplandığını fakat normalde davacılardan ...'ün daha yüksek bir maaşla çalıştığını ve bu nedenle aradaki farkın da ödenmesi gerektiğini beyan ettiğini, bu farkın talep edildiğini, bu hususun önceki yargılamada öncelenen ve hesaplanarak neticeye bağlanan bir husus olduğunu, bu nedenle aynı konuda aynı taraflarla ve aynı sebeple bir daha dava ikame edilmesinin hukuken mümkün olmadığı gibi bu talebin iyi niyetli de olmadığını, davacının Bakırköy 27. İş Mahkemesinin 2013/32 Esas 2017/6 Karar sayılı dosyasında yapılan bilirkişi incelemesi neticesinde ortaya konan maddi tazminat kalemine ilişkin olarak 28.01.2012 tarihli dilekçesinde açık bir şekilde "05.12.2011 tarihli bilirkişi raporundaki maluliyetten doğan karşılanmamış maddi kazanç kaybı hesabını kabul ediyoruz" şeklinde beyanda bulunarak belirtilen tazminat bedelini kabul ettiğini ikrar ettiğini, davaya konu ettiği talebi bu meblağa uygun olarak ıslah ettiğini, kaldı ki dava neticesinde tesis edilen hükmün Yargıtay incelemesinden geçerek kararın kesinleştiğini, davacının tekrardan aynı konuyu başka bir davaya konu etmesinin hukuken korunan bir hak olmadığı gibi aynı zamanda kötü niyetli olduğunu beyan ederek davanın reddini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile
"Davanın kısmen kabulü kısmen reddine
1-Davacı ...'ün Maluliyetten doğan karşılanmamış maddi kazanç kaybı nedeniyle hesaplanan 746.853,95 TL maddi tazminatın, kaza tarihi olan 23.03.2007 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte, davalı ... Kağıtçılık Matbaa Ambalaj San. Tic. Ltd. Şti.'den alınarak, bu davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin isteminin reddine
2-Diğer davacıların tazminat taleplerinin aktif husumet yokluğu nedeniyle reddine..." şeklinde karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı kısıtlı ... (eşi ... vesayetinde) vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; davanın 2021 tarihli ek rapordaki tazminat tutarına göre ve talep artırımın bu yönde olduğu dikkate alınarak karara bağlanması gerekirken 2020 tarihli kök rapordaki tazminat miktarı üzerinden kısmen kabul kısmen ret kararı verilmiş olmasının hatalı ve hukuka aykırı olduğunu, 6100 sayılı HMK ile bilirkişi raporlarına itiraz 2 haftalık kanuni süreye bağlanmış ise de bu durumun bilirkişi raporlarının takdiri delil olduğu ve mahkemeleri bağlamadığı gerçeğini değiştirmediğini, sırf süresi geçtiğinden bahisle hatalı bir rapora dayalı olarak karar verilebilmesinin söz konusu olamayacağını, bilirkişi raporuna dayalı olarak taraflardan herhangi birisi lehine veyahut aleyhine usuli müktesep hak doğabilmesinin hukuken mümkün olmadığını, taraflarınca kök rapora göre de karar verilebileceğine dair beyanlarının kök raporu kabul ve davalı talebiyle alınan ek rapordaki daha yüksek tutarlı aktüerya tazminatından yararlanamama şeklinde bir netice hasıl edebilmesinin hukuken mümkün olmadığı gibi bu uygulamaya gerekçe oluşturabilecek herhangi bir yasal düzenleme de bulunmadığını, 20.07.2020 tarihli kök rapor ile sırf davalı itirazları doğrultusunda alınan 01.02.2021 tarihli ek rapordaki aktüerya tazminat miktarı arasında ortaya çıkan farkın sebebinin tamamıyla 2007 yılında meydana gelen ve müvekkilinin %100 maluliyeti ile sonuçlanan iş kazasına dayalı davaların 14 yıldır devam etmekte olması ve bunun davalı işverenin kusurundan kaynaklanmış olması olduğunu, davalı tarafça bilinçli olarak uzatılan davada artan asgari ücret tutarları nedeniyle her yıl aktüerya tazminat miktarının da artarak hesaplandığını, davalının müvekkilinin maaşının bir kısmını elden ödeyerek kayıtlarda düşük göstermiş olmasının da müvekkili adına takip ettikleri bu davada yargısal süreçler boyunca her türlü direnci göstererek hak ettiği tazminatı alabilmesini bir yandan geciktirip diğer yandan ise uzayan bu süreç nedeniyle her yıl daha fazla hesaplanan aktüerya tazminatından kurtulabilmesi sonucunu hasıl edecek böyle bir uygulamanın hukuken kabul edilebilir olmadığını, alacağın miktar yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmek mümkün bulunmadığından zaten HMK. 107. madde uyarınca belirsiz alacak davası olarak ikame edilmiş bulunan işbu iş kazası kaynaklı cismani zarar nedeniyle aktüerya tazminatı davasında kök raporu müteakip talep arttırımına gidilmediği ve davalı itirazları nedeniyle istihsal olunan ek raporu müteakip hesaplanan bu tutar üzerinden talebin artırıldığı dikkate alındığında kök rapora taraflarınca itibar edilmediği açık ve tartışmasız bulunduğu halde davalı tarafın bitmek tükenmek bilmez itirazları karşısında 2020 yılı asgari ücreti üzerinden hesap yapılan kök rapora göre karar verilebileceğini beyan etmeleri ve fakat mahkemece davalı itirazları doğrultusunda ilerleyen zaman nedeniyle 2021 yılı asgari ücreti üzerinden yapılan hesaplamada aynı ilkelerle doğal olarak daha yüksek bir tazminat hesaplanmış bulunması karşısında bu yeni tutar üzerinden talep artırımının gerçekleştirilmesinde herhangi bir gariplik olmadığı halde İlk Derece Mahkemesince 2021 yılında hesap yapılan ve karara bağlanan davada 2020 yılına göre yapılmış hesaplamaya dayalı tazminat tutarı üzerinden davanın kısmen kabul kısmen reddine karar verilmesinin açıktan açığa hatalı ve hukuka aykırılık bulunduğunu, toplu olarak açılmış ve bilahare tefrik edilmiş olan işbu davada tefrik edilen davanın davacıları yönünden aktif husumet yokluğu nedeniyle ret kararı verilmiş olmasının hatalı olduğunu ileri sürerek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir.
Davalı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; kesin hüküm itirazlarının Mahkemece derdestlik itirazı olarak değerlendirilerek karar verilmesinin hukuken hatalı olduğunu, davacının dava konusu talebinin önceki yargılamada incelenen ve hesaplanarak neticeye bağlanan bir husus olduğunu, bu nedenlerle aynı konuda aynı taraflarla ve aynı sebeple dava ikame edilmesinin hukuka aykırı olduğunu, Bakırköy 27. İş Mahkemesinin 2013/32 Esas sayılı dosyasında (bozmadan sonra 2017/68 Esas) maddi tazminat kaleminin asgari ücret üzerinden hesaplandığı davacı beyanlarının gerçek dışı olduğunu, tazminat hesabının davacının aylık 570 TL brüt ücretle çalıştığı kabul edilerek hesaplandığını, bu tarihte asgari ücretin brüt 562,50 TL olduğunu, bu hesaplamada aylık kazancın brüt 570 TL üzerinden hesaplanmasının nedeninin davacının 570 TL brüt ücretle ihtirazı kayıt ileri sürülmeden imzalanan aylık ücret bordroları ile çalışması olduğunu, davacının bahsi geçen dava dosyasında yapılan bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenen bilirkişi raporu hakkındaki beyanlarına ilişkin sunduğu 28.01.2012 tarihli dilekçesinde açık bir şekilde "05.12.2011 tarihli bilirkişi raporundaki maluliyetten doğan karşılanmamış maddi kazanç kaybı hesabını kabul ediyoruz" şeklinde beyanda bulunduğunu, belirlenen tazminat bedelini kabul ettiğini, bilirkişi raporuna göre dava değerini ıslah ettiğini, yine davacının bahsi geçen dava dosyasına sunmuş olduğu temyiz dilekçesinin sonuç kısmına "maluliyetten doğan karşılanmamış maddi kazanç kaybı nedeniyle hesaplanan maddi tazminat yönünden onanmasına" şeklinde karar verilmesini talep ettiğini, daha önce yargılaması yapılmış, bilirkişi incelemesinden geçmiş, davacı tarafça kabul edilen bilirkişi hesaplamasına göre talep miktarı ıslah edilmiş, Mahkemece verilen karar kesinleşmiş, icra takip konusu yapılmış ve icra dosyasına ödemesi yapılmış olmasına rağmen davacı tarafça aynı konuda aynı taleple dava açılmasının usul hükümlerinin açık bir ihlali niteliğinde olduğunu, davacı tarafın işbu dava ile talep ettiği tazminat talebinin sonradan ortaya çıkan bir zarara ilişkin olmadığını, ilk davanın konusu olan hususa ilişkin olduğunu, ilk davada şayet bilirkişi hesabında bir hata olduğu düşünülüyorsa davacı tarafın buna itiraz etmesi ve ek rapor ile talebi doğrultusunda hesaplama yaptırabilmesi mümkün iken bilirkişi raporunda belirlenen miktarı kabul etmesinin ve sonrasında işbu davayı ikame etmesinin Hukuk Muhakemeleri Kanunu usul hükümlerine aykırı olduğunu, davacının aylık ücretinin tespitinin hatalı olduğunu, her ne kadar bilirkişi tarafından davacının ücreti hususunda bilirkişi kök raporundaki aylık net 700 TL ücret tespitinde isabetsizlik bulunmadığı belirtilmiş ise de davacı lehine yapılan hesaplamada tazminata esas ücretin aylık net 700 TL olarak tespit edilmesinin hatalı olduğunu, bilirkişi tarafından tazminata esas ücrete dayanak olarak gösterilen Bakırköy 6. İş Mahkemesinin 2017/599 E. 2019/302 K. sayılı kararının miktar itibariyle kesin bir karar olduğunu, bu karar üzerinde istinaf incelemesi yapılmadığını, söz konusu işçilik alacağından kaynaklı ve miktar itibariyle kesin olan yerel mahkeme kararının bilirkişi raporuna esas alınmasının mümkün olmadığını, görüleceği üzere Bakırköy 6. İş Mahkemesinin 2017/599 Esas sayılı dosyasında istinaf incelemesi yapılmamış olup bağlayıcılığı bulunmadığını, kaldı ki huzurdaki davanın Bakırköy 27. İş Mahkemesinin 2013/32 Esas sayılı dosyası ile konusu ve taraflarının aynı olduğunu, bir nevi aynı dosyanın devamı niteliğinde olduğunu, bu durumda bilirkişi tarafından bağlayıcılığı bulunmayan Bakırköy 6. İş Mahkemesinin 2017/599 Esas sayılı dosyasına göre tazminata esas ücret tespiti yapılmasının hukuka aykırı olduğunu, bilirkişi ek raporunun 6. sayfasında dayanak olarak gösterilen Yargıtay ilamında "ücret ile ilgili hiçbir belge ileri sürülmemiş ve işçinin ücreti kanıtlanmamış ise asgari ücret üzerinden hesaplama yapılır" ifadesi açıkça yer almasına rağmen bilirkişi tarafından davacının tazminata esas ücreti aylık net 700 TL olduğu yönünde tespitte bulunduğunu, oysa söz konusu Yargıtay içtihadına uygun olarak davacının ücreti ihtirazı kayıt sunulmaksızın imzalanan ücret bordroları ve tanık anlatımları ile ispatlandığını, davacı ile birlikte çalışan ve beyanı duyuma dayalı olmayan iş yeri bordro tanığı konumundaki ...'ın beyanında davacının asgari ücret ile çalıştığını ifade ederek ücret bordrolarını doğruladığını, geçmiş dönem hesabında rapor tarihi yılı olan ve bilinen dönem 2021 yılı baz alınarak yapılan hesaplama ile 05.12.2011 tarihi baz alınarak yapılan hesaplama arasında fahiş bir farklılık olacağının açık olduğunu, bu sebeple bilirkişi ek raporundaki 1. seçeneğin hükme esas alınması durumunda hakkaniyete aykırı bir durum oluşacağını, işbu nedenle davacı tarafın dava konusu talepleri ve itirazlarımız nazara alındığında tazminat hesabında 05.12.2011 tarihinin baz alınarak yapılan 2. seçenek hesaplamanın hükme esas alınması gerektiğini, bu açıdan da yerel mahkeme kararının usul ve yasal düzenlemelere aykırı olduğunu ileri sürerek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "...Somut olayda, dosya kapsamına göre, davacı ...'ün 23.03.2007 tarihinde geçirdiği iş kazasında forklift çarpması sonucu beyin kanaması geçirerek felç kaldığı, vesayet altına alınarak eşi ...'ün vasi olarak atandığı, davacı ... yönünden maddi tazminat diğer davacılar yönünden manevi tazminat talebiyle açılan tazminat davasında, Bakırköy 27. İş Mahkemesinin 2017/68 Esas, 2017/185 sayılı kararıyla kısmen kabul kararı verildiği, Yargıtay 21. Hukuk Dairesi kararıyla dosyanın kesinleştiği, davacı ... tarafından haksız fesih nedeniyle açılan işçilik alacakları talepli Bakırköy 6. İş Mahkemesinin 2017/599 Esas, 2019/302 sayılı karar dosyasında davacının ücretinin 700,00 TL net olduğu hususunun daha sonradan kesinleşmesi üzerine, davacı vekili tarafından fazlaya ilişkin hakları saklı tutularak açılan tazminat davasında, hüküm altına alınan tazminatın asgari ücretten hesaplanması sonucu davacının kesinleşen ücreti nedeniyle aradaki fark alacağının hüküm altına alınması yönünden açılan bu davanın kabulünde isabetsizlik bulunmadığı, davalının kesin hüküm itirazının yerinde olmadığı, yerleşmiş Yargıtay içtihatlarına göre, iş kazasına uğrayan işçinin gerçek zararlarının hesaplanmasında hükme en yakın tarihte geçerli olan asgari ücretin esas alınması gerekeceğinden, davacının fark talebinin yerinde olduğu anlaşılmakla maddi tazminat miktarının 2021 karar tarihindeki güncellenmiş asgari ücretten yapılan hesaplama esas alınarak hüküm altına alınmasına, bu yöndeki davacı istinafının kabulüne karar vermek gerekmiştir. " gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddi ile davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak yeniden esas hakkında;
"A-Davanın kısmen kabulü kısmen reddine,
-Davacı ...'ün maluliyetten doğan karşılanmamış maddi kazanç kaybı nedeniyle hesaplanan 922.577,12 TL maddi tazminatın, kaza tarihi olan 23.03.2007 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte, davalı ... Kağıtçılık Matbaa Ambalaj San. Tic. Ltd. Şti.'den alınarak, bu davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin isteminin reddine,
-Diğer davacıların tazminat taleplerinin aktif husumet yokluğu nedeniyle reddine,
B- Alınması gereken 63.021,24 TL karar ve ilam harcının davalıdan alınarak Hazineye gelir kaydına,
C- Davacı ... tarafından yatırılan peşin ve başvurma harcı bulunmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, " şeklinde karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili istinaf dilekçe içeriğini tekrarla kararın temyizen bozulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, iş kazası nedeniyle maddi tazminat istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 114 ve 115. maddeleri ile 369. maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371. maddeleri,
2. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 417. maddesi, 5510 sayılı Kanunun 13, 16 ve 20. maddeleri ile 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu'nun 4. maddesi hükümleridir.
3. Değerlendirme
Dosya kapsamındaki kayıt ve belgelerden; davacılar vekilince davacı kazalı ...'ün 23.03.2007 tarihinde davalıya ait iş yerinde geçirmiş olduğu iş kazası ile ilgili olarak iş bu temyize konu dosya davacılarının maddi ve manevi tazminat talepli davalarını açtıkları, davada kazalı için maddi ve manevi tazminat talebi ile diğer davacılar için manevi tazminat talebinde bulunulduğu, Bakırköy 27. İş Mahkemesinin 26.01.2016 tarih 2013/32 Esas 2016/6 Karar sayılı dosyasında davacı kazalının maddi zararının tespitine yönelik 05.12.2011 tarihli hesap bilirkişi raporu ile kazalının ücretinin asgari ücret olduğunun kabulü ile maddi zararın 105.383,48 TL olarak hesaplandığı, davacılar vekilince sunulan 28.01.2012 tarihli beyan dilekçesi ile 05.12.2011 tarihli bilirkişi raporundaki maluliyetten doğan karşılanmamış maddi kazanç kaybı hesabının kabul edildiğinin beyan edildiği, Mahkemece davacı kazalı lehine 26.01.2016 tarihli karar ile 05.12.2011 tarihli rapor hükme esas alınmak suretiyle 105.383,48 TL maddi tazminata hükmolunduğu, hükmün taraf vekillerince temyiz olunduğu, davacılar vekilince sunulan 10.12.2016 tarihli temyiz başvuru dilekçesinde maddi tazminat yönünden hükmün onanması ile bakıcı gideri ve manevi tazminat talepleri yönünden hükmün düzeltilmesinin talep edildiği, Yargıtay 21.Hukuk Dairesi'nin 13.12.2016 tarih 2016/5853 Esas , 2016/ 15019 Karar sayılı bozma ilamı ile davacı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddi ile davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, tedavi giderine yönelik talebin işverene karşı ileri sürülemeyeceği gerekçesiyle bu alacak kalemi yönünden davanın reddinin gerektiği hususuna işaret edilerek kararın bozulduğu, İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak tesis edilen Bakırköy 27. İş Mahkemesinin 17.04.2017 Tarih , 2017/68 Esas , 2017/185 Karar sayılı kararı ile önceki hüküm aynen kalmak suretiyle tedavi gideri yönünden talebin reddine karar verildiği, anılan karara karşı taraf vekillerinin temyiz başvurusunda bulunduğu, davacı vekilince temyiz başvuru dilekçesinde bu kez kazalının ücretinin 700,00 TL olarak kabulü gerektiği ve bu hususa ilişkin hakkının saklı tutulduğunun beyan edildiği, Yargıtay 21. Hukuk Dairesinin 03.12.2018 tarih 2017/3318 Esas 2018/8892 Karar sayılı onama ilamı ile hükmün onanmasına karar verildiği, davacılar vekilince iş bu temyize konu dava dosyası ile kesinleşen işçilik alacağı dosyasında davacı kazalının ücretinin kaza tarihinde 700.00 TL olarak tespit edildiği gerekçesiyle bakiye maddi tazminat talebinde bulunulduğu , İlk Derece Mahkemesince hesap raporu aldırıldığı, aldırılan 20.07.2020 tarihli kök hesap raporunda davacı kazalının bakiye maddi zararının 746.853,95 TL olarak hesaplandığı, davacılar vekilince anılan rapora itiraz edilmediği, davalı itirazı üzerine ek hesap raporu aldırıldığı, aldırılan raporda bilinen dönemin ileriye çekilmesi suretiyle maddi zararın bu kez 922.577,12 TL olarak hesaplandığı, Mahkemece davacılar vekilince 20.07.2020 tarihli rapora itiraz edilmemesi nedeniyle davacı kazalı lehine 746.853,95 TL maddi tazminata karar verildiği, kazalı dışındaki diğer davacılar yönünden maddi tazminat talep edilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verildiği, taraf vekillerinin hükmü istinaf etmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddi ile davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile asgari ücret değişikliklerinin kamu düzenine ilişkin olduğu gerekçesiyle ek hesap raporunun hükme esas alınması gerektiği belirtilerek davacı kazalı yönünden 922.577,12 TL maddi tazminata karar verilerek, diğer davacılar yönünden ise yine davanın reddine karar verildiği anlaşılmıştır. Ayırca yargılama sırasında davacılardan ...'ün 20.09.2018 tarihinde vefat ettiği, Mahkemece bu davacı yönünden de davanın reddine karar verildiği anlaşılmıştır.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun “Taraf ehliyeti” başlığını taşıyan 50. maddesinde, medeni haklardan yararlanma ehliyetine sahip olanın, davada taraf ehliyetine de sahip olduğu belirtilmiştir. Buna göre taraf ehliyeti, davada taraf olabilme yeteneği olup medeni (maddi) hukuktaki medeni haklardan yararlanma (hak) ehliyetinin medeni usul hukukunda büründüğü şekildir. Medeni hukuktaki haklara ve borçlara sahip olma ehliyeti hak ehliyetini oluşturmakta, gerçek ve tüzel kişiler bakımından geçerli olmaktadır. Hak ehliyeti bulunan her gerçek ve tüzel kişi, davada taraf olabilme ehliyetine de sahiptir. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 28. maddesinde ise kişiliğin, çocuğun sağ olarak tamamıyla doğduğu anda başlayıp ölümle sona erdiği ve çocuğun hak ehliyetini, sağ doğmak koşuluyla ana rahmine düştüğü andan başlayarak elde ettiği hüküm altına alınmış olup gerçek kişilerin kişiliği ve bununla medeni haklardan yararlanma (hak) ehliyeti ölümle sona erdiğinden, ölmüş kişinin taraf ehliyeti bulunmamaktadır.
Öte yandan, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 114. maddesinin (i) bendi uyarınca “aynı davanın, daha önceden kesin hükme bağlanmamış olması” dava şartları arasında düzenlenmiş olup aynı Kanun'un 115. maddesi gereği bu durum kamu düzeni ile ilgilidir ve davanın her aşamasında kendiliğinden araştırılır.
Anılan madde metninde belirtildiği üzere kesin hüküm; açılan bir davanın daha önce aynı veya başka bir Mahkemede açılıp kesin hükme bağlanmış olmasıdır. Bu bağlamda kesin hükmün söz konusu olabilmesi için tarafları, sebepleri ve konusu aynı olan davanın iki defa ayrı ayrı açılmış olması ve birinde verilen hükmün kesinleşmiş olması gerekir.
Birinci ve ikinci davanın aynı dava sayılabilmesi için gerekli ilk şart her iki davanın taraflarının aynı kişiler olmasıdır. Tarafların aynı sayılması, tarafların her iki davada da aynı sıfatla, yani davacı ve davalı sıfatıyla, hareket etmiş olmaları gerekmez. Birinci davada davacı olan taraf, ikinci davada davalı olabileceği gibi tam tersi de söz konusu olabilir. Davaların aynı dava sayılabilmesinin bir diğer şartı her iki davanın sebebinin aynı olmasıdır. Dava sebebinin aynı olmasından kasıt hukuki sebepler değil, davacının davasını dayandırdığı vakıalardır. Son şart ise davaların konularının (müddeabihlerinin) aynı olmasıdır. Müddeabihlerin aynı olup olmadığını tespit edebilmek için davaların ilkinde verilen kararın, ikinci davada verilebilecek kararı gereksiz hale getirip getirmediği ya da ikinci davada verilebilecek kararla aynı sonuçların sağlanıp sağlanamayacağına bakılmalıdır.
Somut olayda, Mahkemece davacılardan ...'ün yargılama aşamasında vefat ettiği gözden kaçırılarak taraf ehliyeti bulunmayan davacı hakkında hüküm tesisi hatalıdır. Yine yukarıda açıklandığı üzere davacı kazalının daha önce açtığı maddi tazminat talepli davasında verilen hükmün davacının hükme esas hesap raporuna itiraz etmemesi ile fazlaya ilişkin hakların saklı tutulmamasına rağmen temyiz isteminin bu yönden bulunmaması karşısında taraflar için kesin hüküm teşkil ettiği nazara alınarak, kesin hüküm nedeniyle kazalı yönünden davanın reddi gerekirken hatalı değerlendirme ile yazılı biçimde karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
Mahkemece yapılacak iş, dava şartlarının incelenmesine dair 6100 sayılı HMK'nın 114 ve 155. Maddeleri gereğince öncelikle davacı ...'ün usulünce mirasçılarının tespiti ile yargılama dahil etmek devamla davacı kazalı ... yönünden Bakırköy 27. İş Mahkemesinin 17.04.2017 tarih 2017/68 Esas-2017/185 Karar sayılı hükmünün kesin hüküm teşkil ettiği nazara alınarak davanın dava şartı yokluğu nedeni ile usulden reddine karar vermekten ibarettir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle,
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz eden ilgiliye iadesine,
Dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
19.06.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Kaynak: Adalet Bakanlığı Mevzuat ve İçtihat Bilgi Sistemi. Metin resmî kaynaktaki hâliyle aktarılmıştır; kararda anonimleştirilmeden kalmış kişisel veriler “...” ile gizlenmiştir.
Benzer Kararlar
Hukuk Genel Kurulu 19.11.2025
İş Kazasında Ölen Kaynakçı Eser Sözleşmesiyle Değil Hizmet Akdiyle Çalışmış Sayıldı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu · E. 2024/403 · K. 2025/732
Somut olayda, şirketçe aralıklarla çağrılıp 4/1-a kapsamında bildirilen, kendi hesabına çalıştığına dair kaydı veya belgesi olmayan kaynakçı için aksi tanık beyanlarına itibar edilmeyip hizmet akdi kabul edilmiştir.
Direnme Kararının Bozulması İş Kazası ve Tazminat
Yargıtay 10. HD 04.10.2022
İş Kazasında %29,2 Sürekli İş Göremezliğe Uğrayan İşçiye 50.000 TL Manevi Tazminat Az Bulundu
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi · E. 2021/7361 · K. 2022/11740
İş kazasında manevi tazminat; tedavi süreci, sürekli iş göremezlik oranı ve kusur durumu gözetilerek zararla orantılı ve üzüntüyü hafifletecek miktarda belirlenmeli; somut olayda 50.000 TL çok az bulunmuştur.
Kısmen Bozma İş Kazası ve Tazminat
Yargıtay 10. HD 23.01.2024
İş Kazası Tazminatında Eşin Yeniden Evlendiği Tarih Destek Süresinin Sonu Kabul Edildi
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi · E. 2023/12223 · K. 2024/461
Somut olayda, iş kazasında ölen sigortalının eşinin yeniden evlenmesiyle destekten çıktığı kabul edilerek destek süresi evlenme tarihine kadar hesaplanmış ve bu hesap uyulan bozma kararına uygun bulunmuştur.
Onama İş Kazası ve Tazminat
Yargıtay 10. HD 06.05.2026
İş Kazası Davasında Sicilden Terkin Edilen Şirket Aleyhine Hüküm Kurulamaz, İhya Gerekir
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi · E. 2025/18123 · K. 2026/6364
Tasfiyesi tamamlanarak ticaret sicilinden terkin edilen şirketin taraf ehliyeti sona erer; bu şirket aleyhine karar verilebilmesi için ihyası sağlanıp tasfiye memuru belirlenerek taraf teşkili yapılmalıdır.
Bozma İş Kazası ve Tazminat
İş Kazası ve Tazminat konusundaki 23 kararın tümü
İlgili Rehber ve Hesaplama Araçları
Benzer Bir Hukuki Sorununuz mu Var?
Yargıtay kararları, somut olayın koşullarına göre farklı sonuç doğurabilir. Kira, iş, aile ve boşanma ile ceza hukuku uyuşmazlıklarında dosyanızın değerlendirilmesi için Av. Mete ŞAHİN ile iletişime geçebilirsiniz (Yenimahalle, Ankara).
Telefon ve WhatsApp: 0552 725 25 18 · WhatsApp ile yazın · İletişim formu
Bu sayfadaki özet ve açıklamalar genel bilgilendirme amaçlıdır; hukuki danışmanlık yerine geçmez. Kararın bağlayıcı metni resmî tam metindir ve somut olaydaki farklı koşullar sonucu değiştirebilir. Özetler, kararın resmî metnine dayanılarak hazırlanır ve yayımdan önce metinle karşılaştırılarak kontrol edilir. İçerik sorumlusu: Av. Mete ŞAHİN.