Ana Sayfa › İçtihatlar › Ceza Hukuku › Kasten Yaralama
Ceza Genel Kurulu Direnme Kararının Bozulması Ceza Hukuku
Taşlı Saldırıdan Kaçarken Yolu Kesene Çarpan Sürücüye Korku ve Telaş Nedeniyle Ceza Verilmez
Yargıtay Ceza Genel Kurulu · E. 2022/174 · K. 2025/241 · T. 28.05.2025
Karar Özeti
Aracı köylülerce taşlanıp ön camı parçalanan sanık, içinde bir kadın ve üç aylık bebek bulunan araçla köyden çıkarken yolu kesen katılana hızını kesmeden çarpmıştır. Yerel mahkeme taksirle yaralamadan mahkûmiyet kurmuş, Özel Daire kasten yaralama görüşüyle bozmuş, yerel mahkeme direnmiştir. Ceza Genel Kurulu, aracı durdurmak ya da çevirmek mümkün olduğundan orantılılık şartının gerçekleşmediğini, sınır kasten aşıldığı için TCK 27/1'in uygulanamayacağını, ancak aşımın mazur görülebilecek heyecan, korku ve telaştan kaynaklandığını kabul etmiştir. Direnme hükmü, TCK 27/2 ve CMK 223/3-c uyarınca ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerektiğinden oy çokluğuyla bozulmuştur.
Kararın Ortaya Koyduğu İlke
Meşru savunmada sınır kasten aşıldığı için TCK 27/1 uygulanamasa da, aşım mazur görülebilecek heyecan, korku veya telaştan kaynaklanmışsa TCK 27/2 uyarınca faile ceza verilmez.
Soru: Taşlı saldırıdan kaçarken yolu kesen kişiye çarpan sürücü ceza alır mı?
Sonuç: Yerel mahkemenin direnme hükmü, sanık hakkında TCK 27/2 uyarınca ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerektiğinden bozuldu.
Karar Künyesi
- MahkemeYargıtay
- KurulCeza Genel Kurulu
- Esas No2022/174
- Karar No2025/241
- Karar Tarihi28.05.2025
- Karar TürüCeza Genel Kurulu Kararı
- SonuçDirenme Kararının Bozulması
- Resmî KaynakAdalet Bakanlığı Mevzuat ve İçtihat Bilgi Sistemi
İlgili Mevzuat
Kararın Önemli Bölümleri
“Sanığın, katılanı gördüğü hâlde hızını kesmeden yola devam ettiğinin ve sınırın kastla aşıldığının sabit olması nedeniyle maddenin 1. fıkrasının olayda uygulanma şartlarının bulunmadığı açıktır.”
“somut olayda TCK’nın 27. maddesinin 2. fıkrasının uygulanma şartları gerçekleşmiştir.”
Kararın Tam Metni
KARARI VEREN
YARGITAY DAİRESİ: 12. Ceza Dairesi
MAHKEMESİ: Ağır Ceza
SAYISI: 308-194
I. HUKUKÎ SÜREÇ
Teşebbüs aşamasında kalan kasten öldürme suçunu işlediği iddiasıyla açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda sanığın eyleminin meşru savunmada sınırın kast olmaksızın aşılması nedeniyle taksirle yaralama suçunu oluşturduğu kabul edilerek 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 27/1. maddeleri yollamasıyla aynı Kanun’un 89/1, 89/2-b-e, 27/1, 53 ve 63. maddeleri uyarınca 1 yıl 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba ilişkin Muğla 2. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 27.05.2015 tarihli ve 37-202 sayılı hükmün, Cumhuriyet savcısı ve katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 12. Ceza Dairesince 07.06.2018 tarih ve 10468-6463 sayı ile; "...Olay günü saat 15.30 sıralarında sanık ...'ün sevk ve idaresindeki otomobil ile aracında temyize gelmeyen sanık ... ile ...'ın eşi ve 3 aylık bebekleri bulunduğu hâlde seyir hâlinde iken, aracındakiler ile birlikte ...'ya gitmek istemelerine rağmen yol tarifi sonucu yabancısı oldukları ... Köyüne geldikleri, köye girdiklerinde sanığın aracının patinaj yapması sebebiyle lastikten fırlayan küçük bir çakılın köy halkından olan mağdur ...'ün göz kenarına isabet etmesi sebebiyle mağdurun şoföre bağırması üzerine araçtaki ...'ın istemesi ile sanığın durduğu, her iki sanığın araçtan indikleri, iddiaya göre sanık ...'ın mağdura hakaret edip mağduru kasten yaraladığı, bu sırada toplanan köy halkının ve mağdur ...'in sanığın aracını taşlamaları sebebiyle aracın ön camının kırılarak tamamen parçalandığı, sanık ... ile aracında bulunan diğer kişilerin tekrardan araca binerek olay yerinden uzaklaştıkları, köy içine doğru gittikleri ancak başka çıkış bulamadıkları için aynı yoldan hızlı bir şekilde geri döndükleri, köy çıkışında yol bağlantısına geldiklerinde kavşakta kendilerini durdurmak için bekleyen tanıklar ile katılan ...'ın bulunduğunu gördükleri, ...'ün bu şahısların da taş atarak kendilerini durdurmaya çalışacağını düşünerek yola kendisini durdurmak için çıkmış olan katılan ...'i gördüğü hâlde seyrine devam ettiği, bunu gören katılanın kaçmak istediği ancak kaçamadığı, sanık ...'ün katılana ...'e çarparak katılanı nitelikli şekilde yaraladığı, akabinde olay yerinde durmadan aynı hızla uzaklaştığı, kolluk görevlilerinin takibi sonucu Denizli ili Kale ilçesi sınırları içerisinde saat 18.00 sıralarında yakalandığı; meydana gelen olayda sanığın katılan ...'a yönelik eylemi taksirle yaralama olarak nitelendirilmiş ise de; sanığın yol içinde kendisini durdurmak için bulunan katılanı gördüğü hâlde hızını azaltmadan seyrine devam etmesi sebebiyle katılan ...'a yönelik yaralama eylemini kasten gerçekleştirdiği ve sanığın kasten yaralama suçundan sorumlu tutulması gerekirken suç vasfında yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulması," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
Muğla 2. Ağır Ceza Mahkemesi ise 14.06.2019 tarih ve 308-194 sayı ile; "...Sanığın arabasında bir bayanın ve 3 aylık bir bebeğin oluşu, bozma kararına konu eylemden çok kısa bir süre önce taraflar arası fiziki kavga ve küfürleşmenin oluşu, sanığın bu hâlde yabancı bir köyde bulunup ilk önce aracı ile başka bir yoldan kaçıp gitmek isteyip başka bir yol bulamayınca aracı ile geri aynı yola zorunlu olarak dönmesi de kastının yaralama olmadığının sonucunu doğurmakta olup, katılan tarafın sanığın önüne çıkması ve sanığın tekrar saldırıya uğrayacağı yönündeki inancın az önce yaşanan ve yukarıda anlatılan olay nedeniyle kuvvetle muhtemel ve hayatın olağan akışına uygun olduğunun kabulü ile mahkememizin önceki kararında ısrar etmek gerekmiştir." şeklindeki gerekçeyle bozmaya direnerek önceki hüküm gibi sanığın mahkûmiyetine karar vermiştir.
Direnme kararına konu hükmün de Cumhuriyet savcısı ve katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 29.09.2020 tarihli ve 92407 sayılı bozma istekli tebliğnamesi ile dosya 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 307. maddesi uyarınca kararına direnilen Daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 12. Ceza Dairesince 20.01.2022 tarih ve 5169-466 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına iade edilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
II. UYUŞMAZLIK KAPSAMI VE KONUSU
Direnmenin kapsamına göre inceleme sanık hakkında taksirle bir kişinin yaralanmasına neden olma suçundan kurulan mahkûmiyet hükmü ile sınırlı olarak yapılmıştır.
Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın eyleminin kasten yaralama suçunu mu yoksa TCK’nın 25/2. maddesi yollamasıyla 27/1. maddesi uyarınca taksirle yaralama suçunu mu oluşturduğunun belirlenmesine ilişkin olup sanığın eyleminde TCK'nın 27/2. maddesinde belirtilen meşru savunmada sınırın aşılması şartlarının bulunup bulunmadığı hususu da ayrıca değerlendirilecektir.
III. OLAY VE OLGULAR
İncelenen dosya kapsamından;
Olay günü saat 12.00 sıralarında sanık, inceleme dışı sanık ..., inceleme dışı sanığın eşi ve üç aylık bebeklerinin, sanığın sevk ve idaresindeki otomobil ile bir film çekimini izlemek için ... köyüne gittikleri, film çekimini izledikten sonra ... Beldesi'ni gezmek için tekrar yola çıktıkları, ancak yanlışlıkla saat 15.30 sıralarında olayın geçekleştiği ... köyüne geldikleri, köye girdiklerinde sanığın aracının patinaj yapması sebebiyle lastikten fırlayan bir çakılın bu köyde yaşayan inceleme dışı mağdur ...'e isabet ettiği, bunun üzerine inceleme dışı sanık ve mağdur arasında tartışma çıktığı, karşılıklı hakaretlerin ardından inceleme dışı sanığın mağdura vurduğu, bu duruma tanık olan köy halkının olay yerinde toplanmaya başladığı, tarafları ayıran sanığın, inceleme dışı sanığı araca bindirdikten sonra olay yerinden uzaklaştığı, sanığın köyden çıkmak için bir süre köyün içine doğru ilerlediği, ancak başka bir çıkış bulamadığı için aynı yoldan hızlı bir şekilde geri dönmek zorunda kaldığı, tartışmanın yaşandığı yere geldiğinde ise mağdurun inceleme dışı sanık tarafından darp edilmesi nedeniyle öfkelenen köy sakinlerinin sanığın yönetimindeki araca taş ve sopalarla saldırdıkları, atılan taşlar nedeniyle aracın ön camının kırılarak tamamen parçalandığı, araç içinde üç aylık bir bebeğin de bulunması nedeniyle panikleyen sanığın, aracı hızla sürerek olay yerinden uzaklaşmaya çalıştığı, yaklaşık 600-700 metre sonra köyün çıkışındaki yol bağlantısına geldiğinde kavşakta kendilerini durdurmak için bekleyen tanıklar ..., ... ve ... ile katılanı gördüğü, sanığın tekrar saldırıya uğrayabileceğini düşünerek seyrine devam ettiği, üzerine gelen aracı gören katılanın istese de kaçamadığı, sanığın araçla çarpması neticesinde katılanın basit tıbbi müdahale ile giderilemeyecek, hayati tehlike geçirecek, vücuttaki kemik kırıkları, hayati fonksiyonlarını orta (3) derecede etkileyecek ve organ işlev kaybına neden olacak şekilde yaralandığı, sanığın olay yerinde durmayıp aynı hızla köyden çıkarak uzaklaştığı ve kolluk görevlilerinin takibi sonucu yakalandığı hususlarında Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında uyuşmazlık bulunmamaktadır.
IV. GEREKÇE
A. İlgili Mevzuat ve Öğretide Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Görüşler
Meşru savunma, TCK'nın Birinci Kitabının, İkinci Kısmının, "Ceza Sorumluluğunu Kaldıran veya Azaltan Nedenler" başlıklı ikinci bölümünde, 25. maddenin 1. fıkrasında; "Gerek kendisine ve gerek başkasına ait bir hakka yönelmiş, gerçekleşen, gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız bir saldırıyı o anda hal ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde defetmek zorunluluğu ile işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez." şeklinde bir hukuka uygunluk nedeni olarak düzenlenmiştir. Anılan düzenlemeye göre, meşru savunmanın kabulü için saldırının korunmaya değer nitelikteki herhangi bir hakka yönelmiş olması yeterli görülmüştür.
Öğretide; "Bir kimsenin, kendisini veya başkasını hedef alan bir tecavüz, saldırı karşısında, savunma amacına matuf olarak ve bu saldırıyı defedecek ölçüde kuvvet kullanması" (İzzet Özgenç, Türk Ceza Kanunu Gazi Şerhi, Adalet Bakanlığı Yayınları, 3. Bası, Ankara, 2006, s. 364.); "Bir kimsenin kendisine veya başkasına yöneltilen ağır ve haksız bir saldırıyı uzaklaştırmak amacıyla gösterdiği zorunlu tepki" (Kayıhan İçel, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Beta Yayınları, İstanbul, 2014, s. 307.); "Kişilerin saldırıya karşı verdikleri kendini veya diğer bir insanı koruma içgüdüsünden kaynaklanan doğal tepkinin hukuken meşru görülmesi" (Osman Yaşar-Hasan Tahsin Gökcan-Mustafa Artuç, Yorumlu Uygulamalı Türk Ceza Kanunu, Adalet Yayınevi, 2. Bası, Ankara, 2014, s. 697.) şeklinde, 765 sayılı TCK'nın yürürlükte olduğu dönemde Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararlarında "Bir kimsenin ağır ve haksız bir tecavüzü kendisinden veya başkasından uzaklaştırmak amacı ile gösterdiği zorunlu tepki" olarak tanımlanan meşru savunma; bir kimsenin, gerek kendisine gerek başkasına ait bir hakkı hedef alan, gerçekleşen ya da gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız bir saldırıyı, saldırı ile eşzamanlı olarak hâl ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde, kendisinden veya başkasından uzaklaştırmak mecburiyetiyle saldırıda bulunan kişiye karşı işlediği ve hukuk düzenince meşru kabul edilen fiillerdir.
Gerek öğretide, gerekse yargısal kararlarda vurgulandığı üzere; TCK'nın 25/1. maddesinde düzenlenen ve hukuka uygunluk nedenlerinden birini oluşturan meşru savunma, hukuka aykırılığı ortadan kaldırmakta ve bu nedenle eylemi suç olmaktan çıkarmaktadır. Bir olayda meşru savunmanın oluştuğunun kabul edilebilmesi için saldırıya ve savunmaya ilişkin şartların birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir.
1- Saldırıya ilişkin şartlar:
a) Bir saldırı bulunmalıdır.
b) Bu saldırı haksız olmalıdır.
c) Saldırı meşru savunma ile korunabilecek bir hakka yönelik olmalıdır. Bu hakkın, kişinin kendisine veya bir başkasına ait olması arasında fark yoktur.
d) Saldırı ile savunma eş zamanlı bulunmalıdır.
2- Savunmaya ilişkin şartlar:
a) Savunma zorunlu olmalıdır. Zorunluluk ile kastedilen husus, failin kendisine veya başkasına ait bir hakkı koruyabilmesi için savunmadan başka imkânının bulunmamasıdır.
b) Savunma saldırana karşı olmalıdır.
c) Saldırı ile savunma arasında oran bulunmalıdır.
Savunmanın, meşru savunma şartlarının bulunduğu sırada başladığı, ancak orantılılık ilkesinin ihlal edilmesi nedeniyle meşru savunmanın gerçekleştiğinin kabul edilmediği durumlarda, sınırın aşılması söz konusu olabilmektedir.
Sınırın aşılması, TCK’nın 27. maddesinde;
"(1) Ceza sorumluluğunu kaldıran nedenlerde sınırın kast olmaksızın aşılması halinde, fiil taksirle işlendiğinde de cezalandırılıyorsa, taksirli suç için kanunda yer alan cezanın altıda birinden üçte birine kadarı indirilerek hükmolunur.
(2) Meşru savunmada sınırın aşılması mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaştan ileri gelmiş ise faile ceza verilmez" şeklinde düzenlenmiştir.
Her ne kadar madde metninde "ceza sorumluluğunu kaldıran nedenlerde sınırın kast olmaksızın aşılması" ibaresine yer verilmişse de, bundan maksat, hukuka uygunluk sebeplerinde sınırın aşılmasıdır. Bilindiği gibi "Ceza Sorumluluğunu Kaldıran veya Azaltan Nedenler" başlığı altında hukuka uygunluk sebepleri ile kusurluluğu etkileyen sebepler birlikte düzenlenmiştir. Kusurluluğu etkileyen hallerin söz konusu olduğu durumlarda (haksız tahrik, zaruret hâli gibi) kişinin işlediği fiille ilgili davranışlarını yönlendirme yeteneği etkilenmekte ancak kişi, kasten hareket etmektedir. Bu bakımdan bir olayda örneğin, hem zaruret hâlinden hem taksirden bahsedilmez.
Hukuka uygunluk sebebinde sınırın aşılması hâlinde ise, somut olayda bir hukuka uygunluk sebebi mevcuttur, ama hukuka uygunluk sınırı aşılmıştır. Böyle hâllerde sınırı aşan fiil, hukuka aykırı olur.
Sınırın aşılması kasten ya da taksirle olabilir. Eğer kişi sınırı kasten aşmışsa, artık hukuka uygunluk sebebinin varlığı önemli değildir. Kişi kasten işlediği suçtan sorumlu olur.
Hukuka uygunluk sebebi taksirle de aşılmış olabilir. Yukarıda da açıkladığımız gibi kanun hükmü gereği görevini ifa etmekte olan zor kullanma yetkisine sahip kamu görevlileri, zor kullanma yetkilerini taksirli bir biçimde aşar ve ölüm meydana gelirse TCK'nın 27. maddesinin 1. fıkrası hükmü uygulama alanı bulur ve sınırı aşan kimse taksirle öldürmeden 27. maddenin 1. fıkrası uyarınca sorumlu tutulur.
Meşru müdafaada sınır kasten aşıldığında, örneğin, meşru savunmada bulunan kişi vaki saldırıyı defetmek için saldırganı öldürmenin şart olmadığını bile bile ve sırf tecavüze uğramış olması fırsatından yararlanarak saldırganı öldürdüğü takdirde hukuka aykırılığın kalkmayacağı ve failin bu maddedeki herhangi bir ceza indiriminden yararlanamayacağı şüphesizdir.
Yukarıda verilen örnekte fail, maruz kaldığı saldırı dolayısıyla ve içinde bulunduğu durum itibarıyla esasta gerekli olandan fazla bir savunmada bulunmuş olabilir. Sınırın aşılmasındaki bu taksir kendisinin cezalandırılmasına yol açabilirse de, bunun için işlenen suçun taksirle işlendiği takdirde de cezalandırılabilen bir fiil olması zorunludur. Demek oluyor ki, bu gibi hâllerde işlenen suçun niteliğine bakılacak ve sadece kasten işlendiği takdirde cezalandırılabilen bir suç söz konusu ise faile ceza verilmeyecek buna karşılık, suç taksirle işlendiği takdirde de cezalandırılabilen fiillerden birini oluşturduğunda, maddede öngörülen biçimde cezadan indirim yapılarak faile taksirle suçtan dolayı ceza verilecektir (Ahmet Gökcen-Murat Balcı, Kasten Öldürme Suçları, Adalet Yayınevi, 2013, Ankara, 2013, s. 70, 71).
Hukuka uygunluk nedeninin bulunması, eylemin suç olmasını engelleyeceğinden, fail hakkında CMK’nın 223. maddesinin 2. fıkrasının (d) bendi uyarınca beraat kararı verilecektir. Buna karşın sınırın aşılması bir hukuka uygunluk nedeni olmayıp TCK’nın 27.maddenin 1. fıkrasındaki durum itibarıyla kusurluluğu azaltan, 27. maddenin 2. fıkrasındaki durum itibarıyla da kusurluluğu ortadan kaldıran nedenlerden biridir. Başka bir deyişle, hukuka uygunluk nedenlerinde sınırın kast olmaksızın aşılması hâlinde beraat değil, anılan maddenin 1. fıkrasına göre indirimli ceza veya 2. fıkrasına göre CMK’nın 223. maddesinin 3. fıkrasının (c) bendi gözetilerek ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilecektir.
TCK’nın 27. maddesinin 1. fıkrasında, fail bir hukuka uygunluk nedeninin sınırını aşmakta ise de, bunu bilerek ve isteyerek yani kasten yapmamaktadır. Ancak, fiil taksirle işlendiğinde de cezalandırılabiliyorsa, fail sınırı kast olmaksızın aşmış olması dolayısıyla taksirinden sorumlu tutulmaktadır.
TCK’nın 27. maddesinin 2. fıkrasında, hukuka uygunluk nedenlerinden sadece meşru savunma için sınırın aşılmasına ilişkin özel bir düzenleme öngörülmüştür. Buna göre bu hükmün uygulanabilmesi için;
1- Meşru savunma ile korunabilecek bir hakkın bulunması,
2- Saldırıya ilişkin şartların var olması,
3- Savunmaya ilişkin şartlardan ölçülülük ya da orantılılık şartının, savunma lehine ihlal edilmesi suretiyle sınırın aşılması,
4- Sınırın aşılmasının mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaştan ileri gelmesi gerekmektedir.
Tüm bu şartların birlikte gerçekleşmesi hâlinde, meşru savunmada sınırı aşan faile CMK’nın 223/3-c maddesi uyarınca ceza verilmeyecektir. Bu durumda, kişinin, maruz kaldığı saldırı karşısında içine düştüğü heyecan, korku veya telaş dolayısıyla davranışlarını yönlendirme yeteneğinin ortadan kalkması söz konusu olacağından, meşru savunmada sınırın aşılmasından dolayı kusurlu sayılmayacağı kabul edilir. Dolayısıyla, belirleyici olan maruz kalınan saldırının kişiyi içine düşürdüğü psikolojik durumdur. Zira kişi sırf maruz kaldığı saldırının etkisiyle, heyecan, korku veya telaşa kapılarak meşru savunmanın sınırlarını aştığında bu maddeden yararlanabilecek, buna karşılık saldırının etkisinin yanında, saldırıdan kaynaklanmış olsa bile, öfke gibi nedenlerle sınır aşıldığında ise aynı korumadan faydalanılması söz konusu olmayacaktır. Başka bir deyişle, failin amacı, saldırının defedilmesinden çok, kin duygusunu tatmine yönelik ise meşru savunmada sınırın aşılması değil, ancak haksız tahrik söz konusu olabilecektir.
B. Hukuki Değerlendirme
İnceleme dışı mağdur ...’in sanığın arkadaşı olan inceleme dışı sanık tarafından darp edilmiş olması nedeniyle öfkelenmiş olan köy sakinlerinin sanığın yönetimindeki araca taş ve sopalarla saldırmaları, atılan taşlar nedeniyle aracının ön camının kırılarak tamamen parçalanmasına rağmen bu hâlde köyden çıkmak için yola devam eden sanığın, yaklaşık 600 metre sonra köy çıkışında yol kenarında yine ellerinde taşlarla bekleyen köy sakinleri tarafından durdurulmak istendiğinin anlaşılması karşısında, sanığın bu haksız saldırı nedeniyle kendisini savunma hakkı doğmuştur. Ancak seyir hâlindeyken aracı durdurmak için önüne çıkan katılanı gören sanığın idaresindeki aracı diğer yöne çevirmek ya da durdurmak suretiyle saldırıyı bertaraf etmesi mümkün iken, seyrine hızla devam edip katılana çarparak onu yaralaması eyleminde, saldırı ve savunmaya ilişkin diğer şartların bulunduğunda şüphe bulunmamakta ise de, "gerçekleştirilen savunmanın, maruz kalınan tecavüzü bertaraf edecek ölçüde olması" yani "saldırı ile savunma arasında oran bulunması" şartı gerçekleşmediğinden meşru savunmanın şartlarının oluştuğundan söz edilemez. Bir başka anlatımla, savunma ile saldırı arasındaki denge savunma lehine tartışmasız biçimde bozulmuş, dolayısıyla da ölçülülük ya da orantılılık ilkesi ihlal edilmiştir.
Savunmanın, meşru savunma şartlarında başladığı, ancak orantılılık ilkesinin ihlal edilmesi nedeniyle meşru savunmanın gerçekleştiğinin kabul edilemeyecek olmasına göre bu durumda, TCK’nın 27. maddesinde düzenlenen "sınırın aşılması"nın söz konusu olup olamayacağının değerlendirilmesi gerekmektedir. Sanığın, katılanı gördüğü hâlde hızını kesmeden yola devam ettiğinin ve sınırın kastla aşıldığının sabit olması nedeniyle maddenin 1. fıkrasının olayda uygulanma şartlarının bulunmadığı açıktır.
Kanun koyucu tarafından sadece meşru savunmaya ilişkin olarak kabul edilen ve anılan maddenin 2. fıkrasında düzenlenen mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaştan ileri gelen nedenlerle sınırın aşılmasının olayda uygulanmasının söz konusu olup olamayacağına gelince; sanığın idaresindeki araçta kendisi dışında biri kadın ve diğeri üç aylık bebek olmak üzere üç kişinin bulunması, çarpma olayının gerçekleşmesinden hemen önce köy sakinleri tarafından yapılan saldırı neticesinde aracın ön camının kırılarak tamamen parçalanması nedeniyle sanığın ve araç içerisindekilerin daha az korunaklı olmaları, yol çıkışında katılanın da içerisinde bulunduğu grubun kendisine ve araçtakilere zarar vereceğinden korkması ve tekrar saldırıya uğrayacağını düşünmesi göz önüne alındığında, meşru savunmada sınırın mazur görülebilecek bir heyecan, korku ve telaş ile aşıldığının kabulü zorunludur. Sanığın, maruz kaldığı saldırının etkisiyle içine düştüğü psikolojik hâl nedeniyle heyecanlanması, paniğe kapılması ve hatta korkması, bunun sonucunda da meşru savunma sınırını aşması genel hayat tecrübelerine göre beklenebilecek bir durum olup, somut olayda TCK’nın 27. maddesinin 2. fıkrasının uygulanma şartları gerçekleşmiştir.
Bu itibarla, Yerel Mahkemenin direnme kararına konu hükmünün, sanığın olayda meşru savunma sınırını mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaş ile aştığını kabul ederek hakkında TCK’nın 27. maddesinin 2. fıkrası ve CMK'nın 223/3-c maddeleri uyarınca ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan yedi Ceza Genel Kurulu Üyesi; Yerel Mahkemenin direnme gerekçesinin isabetli olduğu,
Çoğunluk görüşüne katılmayan altı Ceza Genel Kurulu Üyesi; sanığın eyleminin taksirle yaralama suçunu oluşturduğu,
Çoğunluk görüşüne katılmayan altı Ceza Genel Kurulu Üyesi; sanık hakkında TCK'nın 27. maddesinin 1. fıkrası hükmü uyarınca uygulama yapılması gerektiği,
Düşünceleriyle karşı oy kullanmışlardır.
V. KARAR
Açıklanan nedenlerle;
1- Muğla 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 14.06.2019 tarihli ve 308-194 sayılı direnme kararına konu mahkûmiyet hükmünün, sanık hakkında TCK'nın 27/2 ve CMK'nın 223/3-c maddeleri uyarınca ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde mahkûmiyetine karar verilmesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,
2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 21.05.2025 tarihinde yapılan birinci müzakerede 1. ve 2. uyuşmazlık yönünden oy çokluğuyla 3. uyuşmazlık yönünden yasal ve yeterli çoğunluk sağlanamadığından, 28.05.2025 tarihinde yapılan ikinci müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.
Kaynak: Adalet Bakanlığı Mevzuat ve İçtihat Bilgi Sistemi. Metin resmî kaynaktaki hâliyle aktarılmıştır; kararda anonimleştirilmeden kalmış kişisel veriler “...” ile gizlenmiştir.
Benzer Kararlar
Ceza Genel Kurulu 17.12.2025
Tekrar Vurulan Sanığın 15 El Ateşine Ceza Verilmemeli: Meşru Savunmada Korkuyla Sınır Aşımı
Yargıtay Ceza Genel Kurulu · E. 2023/556 · K. 2025/585
Tekrarı muhakkak haksız saldırıya karşı orantısız karşılık veren fail, sınırı saldırının yol açtığı mazur görülebilecek heyecan, korku veya telaşla aşmışsa TCK 27/2 uyarınca kendisine ceza verilmez.
Diğer Kasten Öldürme ve Haksız Tahrik
Ceza Genel Kurulu 21.01.2026
Fotoğrafları Silmek için Telefonu Almak Yağma Değil: Faydalanma Kastı Aranır
Yargıtay Ceza Genel Kurulu · E. 2024/344 · K. 2026/54
Yağma suçunda da hırsızlıktaki gibi faydalanma kastı aranır; somut olayda telefonu içindeki fotoğrafları silmek için alan sanıkların eylemi yağma değil, kasten yaralama, tehdit ve mala zarar vermedir.
Direnme Kararının Bozulması Kasten Yaralama
Ceza Genel Kurulu 21.10.2021
Kaçan Babasının Arkasından 8 El Ateş Eden Sanığın Eylemi Neden Kasten Yaralama Sayıldı?
Yargıtay Ceza Genel Kurulu · E. 2019/190 · K. 2021/489
Öldürme kastı husumet, saldırı aleti, darbe sayısı, yara yeri ve hedef seçme imkânı gibi ölçütlerle belirlenir; somut olayda bu kast şüpheden uzak kanıtlanamadığından eylem kasten yaralama sayılmıştır.
Diğer Kasten Yaralama
Anayasa Mahkemesi 25.12.2025
Kasten Yaralamanın Temel Hâlinde Kadın Mağdur için Ağırlaştırma Anayasal Zorunluluk Değil
Anayasa Mahkemesi · E. 2025/157 · K. 2025/278
Anayasa'nın 17. maddesi, kasten yaralama suçunda mağdurun cinsiyetinin suçu etkileyen bir hâl olarak düzenlenmesini ve kadınlar için daha fazla koruma öngörülmesini zorunlu kılmaz.
İptal İsteminin Reddi Kasten Yaralama
Kasten Yaralama konusundaki 12 kararın tümü
İlgili Rehber ve Hesaplama Araçları
Benzer Bir Hukuki Sorununuz mu Var?
Yargıtay kararları, somut olayın koşullarına göre farklı sonuç doğurabilir. Kira, iş, aile ve boşanma ile ceza hukuku uyuşmazlıklarında dosyanızın değerlendirilmesi için Av. Mete ŞAHİN ile iletişime geçebilirsiniz (Yenimahalle, Ankara).
Telefon ve WhatsApp: 0552 725 25 18 · WhatsApp ile yazın · İletişim formu
Bu sayfadaki özet ve açıklamalar genel bilgilendirme amaçlıdır; hukuki danışmanlık yerine geçmez. Kararın bağlayıcı metni resmî tam metindir ve somut olaydaki farklı koşullar sonucu değiştirebilir. Özetler, kararın resmî metnine dayanılarak hazırlanır ve yayımdan önce metinle karşılaştırılarak kontrol edilir. İçerik sorumlusu: Av. Mete ŞAHİN.