top of page

Ana Sayfa › İçtihatlar › Ceza Hukuku › Kasten Öldürme ve Haksız Tahrik

Ceza Genel Kurulu Diğer Ceza Hukuku

Tekrar Vurulan Sanığın 15 El Ateşine Ceza Verilmemeli: Meşru Savunmada Korkuyla Sınır Aşımı

Yargıtay Ceza Genel Kurulu · E. 2023/556 · K. 2025/585 · T. 17.12.2025

Karar Özeti

Kavgadan sonra uzaklaşırken katılanın tüfek atışıyla yaralanan sanık, yerini bulan katılanın araçtan yeniden ateş etmesi üzerine on beş el ateş ederek katılanı hayati tehlike geçirecek şekilde yaralamıştır. Kasten öldürmeye teşebbüsten yargılanan sanığın meşru savunma nedeniyle beraati istinaf ve temyizde korunmuş, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı haksız tahrik uygulanmasını isteyerek itiraz etmiştir. Ceza Genel Kurulu, tekrarı muhakkak haksız saldırıya verilen orantısız karşılıkta sınırın mazur görülebilecek bir heyecan, korku ve telaşla aşıldığını kabul etmiş; TCK 27/2 uyarınca ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerektiğinden bölge adliye mahkemesi kararını bozmuştur.

Kararın Ortaya Koyduğu İlke

Tekrarı muhakkak haksız saldırıya karşı orantısız karşılık veren fail, sınırı saldırının yol açtığı mazur görülebilecek heyecan, korku veya telaşla aşmışsa TCK 27/2 uyarınca kendisine ceza verilmez.

Soru: Saldırıya uğrayan kişi korkuyla orantısız karşılık verirse ceza alır mı?

Sonuç: Başsavcılık itirazı değişik gerekçeyle kabul edilerek Özel Daire onama kararı kaldırıldı ve bölge adliye mahkemesi kararı bozuldu.

Kararın Önemli Bölümleri

“meşru savunmaya ilişkin şartlardan ölçülülük ya da orantılılık sınırını, mazur görülebilecek bir heyecan, korku ve telaş ile aştığının kabulü zorunludur”

“failin amacı, saldırının defedilmesinden çok, kin duygusunu tatmine yönelik ise meşru savunmada sınırın aşılması değil, ancak haksız tahrik söz konusu olabilecektir”

Kararın Tam Metni

KARARI VEREN

YARGITAY DAİRESİ: 1. Ceza Dairesi

MAHKEMESİ: Ceza Dairesi

SAYISI: 910 - 1458

I. HUKUKİ SÜREÇ

Teşebbüs aşamasında kalan kasten öldürme suçundan sanığın, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 25/1 ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223/2-d maddeleri uyarınca beraatine ilişkin Burhaniye Ağır Ceza Mahkemesince verilen 24.12.2019 tarihli ve 313-476 sayılı hükmün, katılan vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine inceleme yapan Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesince 01.10.2020 tarih ve 910-1458 sayı ile; hükme "sanık ...'ın beraatine karar verilen suçla ilgili CMK'nun 1 41... . maddeleri uyarınca, kesinleşen beraat kararının tebliğinden itibaren 3 ay içerisinde ve her halükarda 1 yıl içerisinde ikametgahının bulunduğu veya kararın verildiği yer Ağır Ceza Mahkemesi'nde tazminat davası açma hakkı olduğunun hatırlatılmasına" ibaresinin eklenmesi suretiyle düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine; bu kararın da katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 21.03.2023 tarih, 6804-1199 sayı ve oy çokluğu ile temyiz istemlerinin esastan reddi ile hükmün onanmasına karar verilmiştir.

Daire Üyeleri ... ve ...; sanık hakkında TCK'nın 25. maddesindeki koşulların oluşmadığı, sanığın TCK’nın 81/1, 35... . maddeleri uyarınca cezalandırılması gerektiği düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.

II. İTİRAZ SEBEPLERİ

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 29.05.2023 tarih ve 98846 sayı ile; "...Mahkemenin kabulünün dosya kapsamı ile örtüşmediği ve ilk atışın hangi taraftan yapıldığı hususu kesin olarak belirlenemediğinden sanık ... lehine meşru savunma koşullarının oluşmadığı, ayrıca sanık ...'ın av tüfeğinde atılmış iki adet kartuş bulunduğu, bağ evi çevresinde ise kartuş ele geçmediği, atışlardan birini bağ evinde iken diğerini ise olay yerine geldiğinde araç içerisinden yaptığı ve ilk atışın ... tarafından yapıldığının kabul edilmesi durumunda ise; ...'ın ...'i toplam iki atışla basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek derecede yaralanmasından sonra, ...'in ...'ın içerisinde bulunduğu araca doğru tabanca ile sekiz el ateş etmesi, mermisinin bitmesi üzerine aracından aldığı av tüfeği ile 7 el daha olmak üzere toplam 15 el ateş ederek ...'ı yaşamını tehlikeye sokacak, yüzünde sabit ize, organ yitirilmesine, organ zayıflamasına ve kemik kırılmasına neden olacak derecede yaralaması eyleminde, karşı tarafın atışa devam etmemesine ve devam etme ihtimali de olmamasına rağmen aracından aldığı av tüfeği ile 7 el daha ateş etmesi karşısında, artık devam etmekte olan ciddi ve somut haksız bir saldırının varlığından söz edilemeyeceğinden, TCK 25... /2. maddeleri gereğince meşru savunma ve meşru savunmada sınırın aşılması koşullarının bulunmadığı kanaatine varılmıştır. Bu durumda; sanık ...'ın haksız tahrik altında kasten öldürmeye teşebbüs etmek suçundan cezalandırılması yerine TCK'nın 25 ve CMK'nın 223/2-d maddeleri uyarınca beraatine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olduğu," görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur.

CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Özel Dairece 31.10.2023 tarih, 4441-6646 sayı ve oy çokluğu ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

III. UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanık hakkında meşru savunma ve haksız tahrik hükümlerinden hangisinin uygulanması gerektiğinin belirlenmesine ilişkin olup sanığın eyleminde TCK'nın 27/2. maddesinde belirtilen meşru savunmada sınırın aşılması şartlarının bulunup bulunmadığı hususu da ayrıca değerlendirilmiştir.

IV. OLAY VE OLGULAR

İncelenen dosya kapsamından;

20.09.2016 tarihli adli arama ve el koyma tutanağına göre; katılanın 10 . ..65 plaka sayılı aracının camının kırık olduğu, ön yolcu koltuğunda emniyeti açık namlusunda ateşlenmemiş iki adet boş kovan bulunan Huğlu marka av tüfeği, bagaj kısmında on yedi adet av tüfeği fişeği ve bir adet bıçak bulunduğu,

Olay yeri inceleme raporuna göre; olayın Edremit ... Mahallesi, ... Caddesi, 44. Sokak üzerinde meydana geldiği, cadde üzerinde yedi adet av tüfeği kartuşunun, 44. Sokak üzerinde ise sekiz adet 9 mm çapındaki kovanın görüldüğü,

İstanbul Jandarma Kriminal Laboratuvar Amirliğinin 17.10.2016 tarihli ve ... numaralı uzmanlık raporuna göre; yedi adet 12 kalibre fişeğin Magnum marka av tüfeğinden, iki adet 12 kalibre suç konusu av fişeği kartuşunun Huğlu marka tüfekten atıldığı,

İstanbul Jandarma Kriminal Laboratuvar Amirliğinin 07.11.2016 tarihli ve ... numaralı uzmanlık raporuna göre; katılana ait gri renkli tişörtün incelemesinde yirmi iki adet delinme tespit edildiği, artıkların dağılımına göre atışın yakın mesafeden gerçekleştirildiği,

Sanığın adli raporuna göre; saçlı deri, ense, sırt, bel, kol ve yüzünde saçma tanelerinin bulunduğu, hayati tehlikesinin olmadığı, yaralanmasının basit tıbbi müdahale ile giderilemeyeceği,

Katılanın adli raporuna göre; yüzünde saçma taneleri nedeniyle sabit iz bulunduğu, sağ gözünün alınması nedeniyle organlarından birinin işlevinin yitirdiği, sol el bileğindeki kırığın derecesinin (3) orta derecede olduğu ve işlev kaybının bulunduğu, sağ böbrek, omuz ve göğüsteki yaralanmanın hayati tehlikeye sebebiyet verdiği,

20.11.2019 tarihli bilirkişi raporuna göre; katılana ait 10 . ..65 plaka sayılı aracın ön camının lamine olduğu, lamine camın aldığı darbe karşında dağılmayıp çatladığı, aracın sağ ve sol kapı camlarının ise sekurit (havalı) cam olduğu, bu camın aldığı darbe karşında kum gibi dağıldığı, inceleme konusu aracın ön camının kurşun isabet etmesi nedeniyle çatladığı, çatlağın dışarıdan ateş edilmesi sonucu meydana geldiği, aracın sağ ön camının tamamen dağıldığı, ön koltuğun önündeki paspas üzerinde ve sağ ön koltukta az miktarda kırık cam parçası olduğu, dışarıdan ateş edilmesi hâlinde araç içerisine daha fazla cam parçasının düşmesinin gerektiği, bu nedenle araç içerisinden ateş edilme ihtimalinin daha yüksek olduğu,

Anlaşılmaktadır.

Katılan; olay günü sanıkla akşam kendisine ait bağ evinde buluşma konusunda sözleştiklerini, ortak arkadaşları olan tanıklar ... ve ...'ı da bağ evine davet ettiğini, akşam buluşup dört kişi içki içmeye başladıklarını, sohbet sırasında sanığın kendisine; "Yavşaklık yapma, bana i.nelik borcun var!" deyip tokat attığını ve masanın üzerindeki bıçağı alıp kendisine doğru salladığını, tanık ...'ın araya girerek sanığın elindeki bıçağı tuttuğunu, bunun üzerine kendisinin evin içerisine girip odadaki tüfeği aldığını ve balkona çıktığını, yaklaşık 100-150 metre mesafedeki sanığın daha da uzaklaşması için havaya ateş açtığını, sanığın yönünü kendisine doğru çevirmesi üzerine bu kez sanığa doğru bir el ateş ettiğini, sanığın motosikletiyle uzaklaştığını, arkadaşlarının yanına döndüğünde tanık ...'ın yaralanmış olması nedeniyle hastaneye gittiğini, yanından ayrılan tanık ...'ın bir süre sonra geri gelerek sanığın evde telefon, sigara, çakmak ve gömlek gibi bazı eşyasını unuttuğunu, bunları alıp götürmek istediğini söylediğini, barışmak amacıyla söz konusu eşyayı sanığa birlikte götürmeyi teklif ettiğini, ancak tanık ... alkollü oldukları için teklifi kabul etmediğini ve evden ayrıldığını, bunun üzerine sanık ile aralarındaki anlaşmazlığı çözmek için unutulan eşyayı alıp tanık ...'ın evinin olduğu yere gittiğini ve tanık ...'ı arayarak nerede olduğunu sorduğunu, tam bu esnada ateş edilmesi sebebiyle aracının camlarının patladığını, başından, gözünden, kolundan ve omzundan da yaralandığını, kendisinin ise ateş etmediğini, olay akşamı sohbet sırasında sanığa cezaevinde ihtiyacı olduğunda kendisini arayabileceğini belirttiğini, ancak "Karının ihtiyaçlarını gideririm." şeklinde bir söz söylemediğini,

Tanık ...; olay günü katılanın çağırması üzerine bağ evine gittiğini, tanık ..., katılan ve sanığın orada olduklarını, bir süre içki içtikten sonra sanığın katılana; "Benim de sana bir i.nelik borcum olsun." diyerek bir tokat attığını, bunun üzerine katılan ve sanığın kavga etmeye başladıklarını, tanık ...'la birlikte kavgayı ayırdıklarını, sanığın motosikletine binerek bağ evinden ayrıldığını, katılanın, sanığın arkasından tüfekle iki el ateş ettikten sonra yanlarına döndüğünü, arbede sırasında tanık ...'ın kolu kesildiği için hastaneye gittiğini, kendisinin de arabasıyla köye gittiğini, yolda sanıkla karşılaştığını, sanığın sırtında, kafasının arkasında ve yüzünde saçma yaraları olduğunu, kendisinden bağ evinde unuttuğu telefonunu ve gömleğini getirmesini istediğini, bu nedenle bağ evine dönerek katılandan bahse konu eşyayı istediğini, katılanın ise eşyayı birlikte götürmeyi teklif ettiğini, olay çıkmasından korktuğu için bu teklifi geri çevirdiğini ve arabasına binerek evinin oraya gittiğini, bu esnada katılanın kendisini telefonla aradığını ve sanığa eşyasını vermeyi teklif ettiğini, bu teklifi bir kez daha geri çevirdiğini, telefonla görüşürken sokaktan silah patlama sesi geldiğini ancak bunun tabanca ya da tüfek patlama sesi olup olmadığını anlayamadığını, kendisine de bir saçma isabet ettiği için korunmaya çalıştığını, katılanın ateş ettiğini görmediğini, sanığın aracın içine doğru iki üç metre mesafeden tüfek ile ateş açtığını, daha sonra sanığın yanına gelerek katılanı hastaneye götürmesini istediğini, kollukta verdiği sanık ve katılanın birbirlerine ateş ettiklerini gördüğüne dair beyanının hatalı olduğunu, katılanın sanığa ateş ettiğini görmediğini, ateş sesi kesildikten sonra sanığın yanına geldiğini,

Tanık ...; olay günü katılanın kendisini bağ evine davet ettiğini, sanık ve tanık ...'ın da orada olduklarını, sohbet ederken katılanın, hakkında yakalama kararı olan sanığa; "Sen cezaevine girdiğinde benim numaramı eşine verirsin, bir ihtiyacı olursa beni arasın." dediğini, daha sonra katılan ile sanığın eskiye dayalı bir anlaşmazlık üzerine tartışmaya başladıklarını, sanığın bıçağını katılanın boynuna dayayıp ona tokat attığını, tarafları ayırdıklarını, bu sırada kolundan yaralandığını, sanığın da olay yerinden motosikleti ile ayrıldığını, katılanın bulunduğu yerden bir el tüfek sesi geldiğini ancak ancak ateş edilme anını görmediğini,

İfade etmişlerdir.

Sanık; olay günü katılan ile buluştuklarını, katılanın tanıklar ... ve ...'ı da arayıp bulundukları yere çağırdığını, birlikte içki içip sohbet ettiklerini, katılanın, kendisine; "Sen cezaevine girdiğinde ben eşinin maddi ve manevi ihtiyaçlarını karşılarım, bana telefonunu verebilirsin." dediğini, gerek olmadığını söylemesine rağmen katılanın aynı cümleyi birçok kez tekrarladığını, moralinin bozulması üzerine tanık ...'ın katılanı; "...'in kayınpederinin durumu iyidir, cezaevine girse bile kızına ve damadına bakar, sen işine bak." şeklinde sakinleştirmek istediğini, sohbet sürerken katılanın bir kez daha; "Birader sen merak etme, ben senin karının tüm ihtiyaçlarını karşılayacağım." dediğini, kalkmak istemesi üzerine bu kez katılanın "İçeride iki kişilik yatak var, nereye gidiyorsun, birlikte yatarız." sözleri üzerine tartışmaya başladıklarını ve katılana tokat attığını, katılanın da şişeyle kafasına vurduğunu, masadaki bıçağı alıp katılana doğru salladığını, motosikleti ile evden uzaklaştığı esnada arkasından tüfekle ateş edildiğini, kafasının arkasından ve sırtından hafif şekilde yaralandığını, arabasının bulunduğu Zeytinlik köyüne doğru yaklaşık 10 km gittikten sonra yanına tanık ...'ın geldiğini, unuttuğu eşyasını getirmesini istediği tanık ...'ın bağ evine gidip on beş dakika sonra döndüğünü, tanık ...'a doğru yürüdüğü esnada farları sönük bir aracın içerisinden kendisine tüfekle ateş edildiğini, bu nedenle yüzünden yaralandığını ve gözlerine kan dolduğunu, net olarak göremediğini, kendisini korumak amacıyla yanında taşıdığı ruhsatsız tabancasını katılana doğru 12-13 kez ateşlediğini, aralarında yedi sekiz metre mesafe bulunduğunu, tabancadaki mermilerin bitmesi üzerine arabadaki otomatik av tüfeği ile dört el daha ateş ettiğini, öldürme kastıyla hareket etmediğini savunmuştur.

V. GEREKÇE

A. Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Mevzuat ve Açıklamalar

Meşru savunma, TCK'nın Birinci Kitabının, İkinci Kısmının, "Ceza Sorumluluğunu Kaldıran veya Azaltan Nedenler" başlıklı İkinci Bölüm'ünde, 25. maddenin birinci fıkrasında; "Gerek kendisine ve gerek başkasına ait bir hakka yönelmiş, gerçekleşen, gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız bir saldırıyı o anda hal ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde defetmek zorunluluğu ile işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez." şeklinde bir hukuka uygunluk nedeni olarak düzenlenmiştir. Anılan düzenlemeye göre, meşru savunmanın kabulü için saldırının korunmaya değer nitelikteki herhangi bir hakka yönelmiş olması yeterli görülmüştür.

Doktrinde de; "Bir kimsenin, kendisini veya başkasını hedef alan bir tecavüz, saldırı karşısında, savunma amacına matuf olarak ve bu saldırıyı defedecek ölçüde kuvvet kullanması" (İzzet Özgenç, Türk Ceza Kanunu Gazi Şerhi, Adalet Bakanlığı Yayınları, 3. Bası, Ankara, 2006, s. 364); "Bir kimsenin kendisine veya başkasına yöneltilen ağır ve haksız bir saldırıyı uzaklaştırmak amacıyla gösterdiği zorunlu tepki" (Kayıhan İçel, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Beta Yayınları, İstanbul, 2014, s. 307); "Kişilerin saldırıya karşı verdikleri kendini veya diğer bir insanı koruma içgüdüsünden kaynaklanan doğal tepkinin hukuken meşru görülmesi" (Osman Yaşar-Hasan Tahsin Gökcan-Mustafa Artuç, Yorumlu Uygulamalı Türk Ceza Kanunu, Adalet Yayınevi, 2. Bası, Ankara, 2014, s. 697) şeklinde tanımlara yer verilmiştir.

765 sayılı TCK'nın yürürlükte olduğu dönemde Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararlarında "Bir kimsenin ağır ve haksız bir tecavüzü kendisinden veya başkasından uzaklaştırmak amacı ile gösterdiği zorunlu tepki" olarak tanımlanan meşru savunma; bir kimsenin, gerek kendisine gerek başkasına ait bir hakkı hedef alan, gerçekleşen ya da gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız bir saldırıyı, saldırı ile eş zamanlı olarak hâl ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde, kendisinden veya başkasından uzaklaştırmak mecburiyetiyle saldırıda bulunan kişiye karşı işlediği ve hukuk düzenince meşru kabul edilen fiillerdir.

Gerek doktrinde gerekse yargısal kararlarda vurgulandığı üzere; TCK'nın 25/1. maddesinde düzenlenen ve hukuka uygunluk nedenlerinden birini oluşturan meşru savunma, hukuka aykırılığı ortadan kaldırmakta ve bu nedenle eylemi suç olmaktan çıkarmaktadır. Bir olayda meşru savunmanın oluştuğunun kabul edilebilmesi için saldırıya ve savunmaya ilişkin şartların birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir.

1- Saldırıya ilişkin şartlar:

a) Bir saldırı bulunmalıdır.

b) Bu saldırı haksız olmalıdır.

c) Saldırı meşru savunma ile korunabilecek bir hakka yönelik olmalıdır. Bu hakkın, kişinin kendisine veya bir başkasına ait olması arasında fark yoktur.

d) Saldırı ile savunma eş zamanlı bulunmalıdır.

2- Savunmaya ilişkin şartlar:

a) Savunma zorunlu olmalıdır. Zorunluluk ile kastedilen husus, failin kendisine veya başkasına ait bir hakkı koruyabilmesi için savunmadan başka imkânının bulunmamasıdır.

b) Savunma saldırana karşı olmalıdır.

c) Saldırı ile savunma arasında oran bulunmalıdır.

Savunmanın, meşru savunma şartlarının bulunduğu sırada başladığı, ancak orantılılık ilkesinin ihlal edilmesi nedeniyle meşru savunmanın gerçekleştiğinin kabul edilmediği durumlarda, sınırın aşılması söz konusu olabilmektedir.

Sınırın aşılması, TCK’nın 27. maddesinde;

"(1) Ceza sorumluluğunu kaldıran nedenlerde sınırın kast olmaksızın aşılması halinde, fiil taksirle işlendiğinde de cezalandırılıyorsa, taksirli suç için kanunda yer alan cezanın altıda birinden üçte birine kadarı indirilerek hükmolunur.

(2) Meşru savunmada sınırın aşılması mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaştan ileri gelmiş ise faile ceza verilmez." şeklinde düzenlenmiştir.

Hukuka uygunluk nedeninin bulunması, eylemin suç olmasını engelleyeceğinden, fail hakkında CMK’nın 223. maddesinin ikinci fıkrasının (d) bendi uyarınca beraat kararı verilecektir. Buna karşın, sınırın aşılması bir hukuka uygunluk nedeni olmayıp TCK’nın 27. maddenin birinci fıkrasındaki durum itibarıyla kusurluluğu azaltan, 27. maddenin ikinci fıkrasındaki durum itibarıyla da kusurluluğu ortadan kaldıran nedenlerden biridir. Başka bir deyişle, hukuka uygunluk nedenlerinde sınırın kast olmaksızın aşılması hâlinde beraat kararı değil, anılan maddenin birinci fıkrasına göre indirimli ceza veya ikinci fıkrasına göre CMK’nın 223. maddesinin üçüncü fıkrasının (c) bendi gözetilerek ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilecektir.

TCK’nın 27. maddesinin birinci fıkrasında, fail bir hukuka uygunluk nedeninin sınırını aşmakta ise de, bunu bilerek ve isteyerek yani kasten yapmamaktadır. Ancak, fiil taksirle işlendiğinde de cezalandırılabiliyorsa, fail sınırı kast olmaksızın aşmış olması dolayısıyla taksirinden sorumlu tutulmaktadır.

TCK’nın 27. maddesinin ikinci fıkrasında, hukuka uygunluk nedenlerinden sadece meşru savunma için sınırın aşılmasına ilişkin özel bir düzenleme öngörülmüştür. Buna göre bu hükmün uygulanabilmesi için;

1- Meşru savunma ile korunabilecek bir hakkın bulunması,

2- Saldırıya ilişkin şartların var olması,

3- Savunmaya ilişkin şartlardan ölçülülük ya da orantılılık şartının, savunma lehine ihlal edilmesi suretiyle sınırın aşılması,

4- Sınırın aşılmasının mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaştan ileri gelmesi gerekir. Burada sınırın kasten aşılıp aşılamadığının bir önemi bulunmamaktadır.

Tüm bu şartların birlikte gerçekleşmesi hâlinde, meşru savunmada sınırı aşan faile CMK’nın 223/3-c maddesi uyarınca ceza verilmeyecektir. Bu durumda, kişinin, maruz kaldığı saldırı karşısında içine düştüğü heyecan, korku veya telaş dolayısıyla davranışlarını yönlendirme yeteneğinin ortadan kalkması söz konusu olacağından, meşru savunmada sınırın aşılmasından dolayı kusurlu sayılmayacağı kabul edilir. Dolayısıyla, belirleyici olan maruz kalınan saldırının kişiyi içine düşürdüğü psikolojik durumdur. Zira kişi sırf maruz kaldığı saldırının etkisiyle, heyecan, korku veya telaşa kapılarak meşru savunmanın sınırlarını aştığında bu maddeden yararlanabilecek, buna karşılık saldırının etkisinin yanında, saldırıdan kaynaklanmış olsa bile, öfke gibi nedenlerle sınır aşıldığında ise aynı korumadan faydalanılması söz konusu olmayacaktır. Başka bir deyişle, failin amacı, saldırının defedilmesinden çok, kin duygusunu tatmine yönelik ise meşru savunmada sınırın aşılması değil, ancak haksız tahrik söz konusu olabilecektir.

Diğer taraftan, modern ceza hukuku, sadece işlenen suçu değil, suçun işlenmesinde etkili olan psikolojik nedenleri de göz önünde bulundurarak faili cezalandırma yoluna gitmekte ve bu durumu cezai sorumluluğu azaltan bir sebep olarak görmektedir. Bu düşünceden hareketle TCK'nın 29. maddesinde de haksız tahrik; "Haksız bir fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında suç işleyen kimseye, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine onsekiz yıldan yirmidört yıla ve müebbet hapis cezası yerine oniki yıldan onsekiz yıla kadar hapis cezası verilir. Diğer hâllerde verilecek cezanın dörtte birinden dörtte üçüne kadarı indirilir." şeklinde, ceza sorumluluğunu azaltan bir neden olarak kabul edilmiştir.

Görüldüğü gibi haksız tahrik, kişinin haksız bir fiilin kendisinde meydana getirdiği hiddet ya da şiddetli elemin etkisi altında suç işlemesi durumunda kusur yeteneğindeki azalmayı ifade etmektedir. Bu hâlde fail, suç işleme yönünde önceden bir karar vermeden, dışarıdan gelen etkinin ruhsal yapısı üzerinde meydana getirdiği karışıklığın neticesi olarak bir suç işlemeye yönelmektedir. Bu yönüyle haksız tahrik, kusurun irade unsuru üzerinde etkili olan nedenlerden biridir. Başka bir anlatımla, haksız tahrik hâlinde failin iradesi üzerinde zayıflama meydana gelmekte, böylece haksız fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altındaki kişinin suç işlemekten kendisini alıkoyma yeteneği önemli ölçüde azalmaktadır.

Ceza Genel Kurulunun istikrar kazanmış kararları ile öğretide de kabul gören görüşler doğrultusunda haksız tahrik hükmünün uygulanabilmesi için;

a) Tahriki oluşturan haksız bir fiil bulunmalı,

b) Fail öfke veya şiddetli elemin etkisi altında kalmalı,

c) Failin işlediği suç bu ruhsal durumunun tepkisi olmalı,

d) Haksız tahrik teşkil eden eylem mağdurdan sâdır olmalıdır.

Haksız tahrik hükmünün uygulanabilmesi açısından, failin suçu ilk haksız fiilin doğurduğu öfke veya şiddetli elemin etkisiyle işleyip işlememesi önemlidir. Mağdur ya da ölenden gelen haksız hareketin psikolojik etkisinin devam ettiğinin kabulünde zorunluluk bulunan hâllerde, haksız tahrik hükmünün uygulanması gerekmektedir.

Yerleşmiş yargısal kararlarda kabul edildiği üzere, gerek fail, gerekse mağdurun karşılıklı haksız davranışlarda bulunması hâlinde, tahrik uygulamasında kural olarak, haksız bir eylem ile mağduru tahrik eden fail, karşılaştığı tepkiden dolayı tahrik altında kaldığını ileri süremez. Ancak maruz kaldığı tepki, kendi gerçekleştirdiği eylemle karşılaştırıldığında aşırı bir hâl almışsa, başka bir deyişle tepkide açık bir oransızlık varsa, bu tepkinin artık başlı başına haksız bir nitelik alması nedeniyle fail bakımından haksız tahrik oluşturduğu kabul edilmelidir.

Son olarak ifade etmek gerekir ki, meşru savunmada sona ermemiş, hâlen mevcut bir saldırıya karşı savunma amacıyla karşılık verilmekte, saldırıdan başka türlü korunma imkanı bulunmamakta iken, haksız tahrikte sona ermiş bir haksız fiile zorunlu olmamakla birlikte haksız eylemin yarattığı öfke ile karşılık verilmektedir. Meşru müdafaanın zorunlu olması hâli objektif bir esasa dayanmakta olup haksız tahrik kişinin kusur iradesinin zayıflamasından dolayı cezanın hafifletilmesini gerektiren subjektif bir esasa dayanmaktadır. Bu nedenle bir tarafta haksız tahrik ile meşru müdafaanın birlikte bulunması mümkün değil ise de, haksız tahrik içeren davranışa karşı tepki gösteren failin tepki mahiyetindeki fiiline karşı haksız tahriki doğurduğu kabul edilen kişinin meşru müdafaa durumuna girmesi ise mümkündür (Demirbaş, Timur, Haksız Tahrik, Seçkin Yayıncılık, Ankara, 2021, s. 99).

B. Somut Olayda Hukuki Nitelendirme

Katılan ile sanığın arkadaş oldukları, birlikte katılana ait bağ evinde alkol almaya karar verdikleri ve arkadaşları olan tanıklar ... ve ...'ı da davet ettikleri, hep birlikte içki içip sohbet ettikleri sırada sanık ile katılanın tartışmaya başladıkları, sanığın katılana tokat attığı, boğazına bıçak dayadığı, katılanın da sanığın kafasına şişe ile vurduğu, tanıkların araya girmesi üzerine kavganın sonlandığı, sanığın motosikletiyle bağ evinden uzaklaşmaya çalıştığı sırada katılanın evde bulunan av tüfeğiyle yaklaşık seksen metre mesafeden kendisine ateş ettiği, bu nedenle sanığın kafasından ve sırtından yaralandığı, olay yerinden uzaklaşarak ... ilçe merkezine giden sanığın yanına gelen tanık ...'tan katılanın evinde kalan eşyasını getirmesini istediği, tanık ...'ın durumu anlatması üzerine katılanın eşyayı sanığa bizzat vermek istediğini söylediği, tekrar tartışma yaşanmaması için bu isteği kabul etmeyen tanık ...’ı aracıyla takip eden katılanın sanığın bulunduğu yere gittiği ve araç içerisinden tüfekle ateş ederek sanığı kafa, boyun ve kol bölgelerinden yaraladığı, sanığın da üzerinde bulunan tabancasını katılana doğru sekiz el ateşlediği, mermileri bitince bu kez araçta bulunan av tüfeğini alarak yedi el daha ateş açtığı, alınan adli raporlara göre sanığın yaralanmasının hayati tehlikeye sebebiyet vermeyecek ve basit tıbbi müdahale ile giderilemeyecek nitelikte olduğu, sağ göz civarı, sol el bileği, böbrek, sağ omuz ve göğüs çevresinden yaralanan katılanın yaralanmasının ise hayati tehlikeye, kemik kırığına, yüzde sabit ize, birden çok organda işlev yitimine ve kaybına yol açtığı kabul edilen olayda;

Sanık, katılanın bağ evinde yaşadığı tartışma sonrasında olay yerini terk etmek amacıyla motosikletine binmek istediği sırada katılan tarafından kendisine tüfekle ateş edilmesi sebebiyle yaralanmış ancak katılana karşılık vermeyerek olay yerinden uzaklaşmıştır. Buna rağmen katılan, sanığa ait eşyayı almak amacıyla yanına gelen tanık ...'ı takip etmiş ve beklemediği bir anda tüfekle ateş etmek suretiyle sanığı kafa, boyun ve kol bölgesinden yaralamıştır. Sağ göz civarından yaralanan ve karanlık sebebiyle net olarak göremeyen sanık ise katılan tarafından kendisine yönelen tekrarı muhakkak haksız saldırıyı defetmek amacıyla üzerinde bulunan tabancayla hedef gözetmeksizin ateş etmiş, mermisinin bitmesi üzerine de aracından aldığı av tüfeğiyle ateş açmayı sürdürmüştür. Bu çerçevede, fiiliyle saldırı ve savunmaya ilişkin diğer şartları yerine getirdiğinde kuşku bulunmasa da kendisine yalnızca bir kez ateş eden katılana iki farklı silah kullanarak toplam on beş kez ateş eden sanığın savunması ile kendisine yönelen saldırı arasında oran bulunduğundan söz edilemeyecektir. Ancak, bağ evinden ayrılmak istediği sırada ardından ateş ederek kendisini yaralayan, kısa bir süre sonra da fark ettirmeden tanık ...'ı takip edip yerini bularak kendisine bir kez daha tüfekle ateş eden katılandan korkan ve tekrar saldırıya uğrayacağını düşünen sanığın, meşru savunmaya ilişkin şartlardan ölçülülük ya da orantılılık sınırını, mazur görülebilecek bir heyecan, korku ve telaş ile aştığının kabulü zorunludur. Açıklanan nedenlerle, katılandan kaynaklanan haksız fiillerin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında bulunduğundan da söz edilmeyecek olan sanığın eyleminde TCK'nın 27/2. maddesinde belirtilen meşru savunmada sınırın aşılması şartlarının oluştuğu kabul edilmelidir.

Bu itibarla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının değişik gerekçeyle kabulüne, Özel Daire onama kararının kaldırılmasına ve Bölge Adliye Mahkemesi kararının, sanığın eyleminde TCK'nın 27/2. maddesinde belirtilen meşru savunmada sınırın aşılması şartlarının oluştuğunun ve hakkında CMK'nın 223/3-c maddeleri uyarınca ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir.

Sanık hakkında TCK'nın 29. maddesinde düzenlenen haksız tahrik hükümlerinin uygulama şartlarının oluşmadığı yönündeki çoğunluk görüşüne katılmayan sekiz Ceza Genel Kurulu Üyesi; sanık hakkında haksız tahrik hükümlerinin uygulanma koşulunun gerçekleşmesi sebebiyle itirazın doğrudan kabulüne karar verilmesi,

Ulaşılan sonuç karşısında yapılan diğer oylamada ise sanık hakkında meşru savunmada sınırın aşılması şartlarının oluştuğu yönündeki çoğunluk görüşüne katılmayan sekiz Ceza Genel Kurulu Üyesi; sanık hakkında meşru savunma koşullarının oluştuğu ve bu nedenle itirazın reddiyle İlk Derece Mahkemesi hükmünün onanması,

Gerektiği düşünceleriyle karşı oy kullanmışlardır.

VI. KARAR

Açıklanan nedenlerle;

1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının DEĞİŞİK GEREKÇE İLE KABULÜNE,

2- Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 21.03.2023 tarihli ve 6804-1199 sayılı onama kararının KALDIRILMASINA,

3- Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin 01.10.2020 tarihli ve 910-1458 sayılı istinaf başvurusunun düzeltilerek esastan reddine dair kararının, sanığın eyleminde TCK'nın 27/2. maddesinde belirtilen meşru savunmada sınırın aşılması şartlarının oluştuğunun ve hakkında CMK'nın 223/3-c maddeleri uyarınca ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,

4- Dosyanın, CMK'nın 304/2-a maddesi uyarınca, gereği için kararı veren Burhaniye Ağır Ceza Mahkemesine, kararın bir örneğinin ise Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 03.12.2025 tarihinde yapılan birinci müzakerede yasal ve yeterli çoğunluk sağlanamadığından, 17.12.2025 tarihinde yapılan ikinci müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.

Kaynak: Adalet Bakanlığı Mevzuat ve İçtihat Bilgi Sistemi. Metin resmî kaynaktaki hâliyle aktarılmıştır; kararda anonimleştirilmeden kalmış kişisel veriler “...” ile gizlenmiştir.

Benzer Kararlar

Kasten Öldürme ve Haksız Tahrik konusundaki 22 kararın tümü

İlgili Rehber ve Hesaplama Araçları

Benzer Bir Hukuki Sorununuz mu Var?

Yargıtay kararları, somut olayın koşullarına göre farklı sonuç doğurabilir. Kira, iş, aile ve boşanma ile ceza hukuku uyuşmazlıklarında dosyanızın değerlendirilmesi için Av. Mete ŞAHİN ile iletişime geçebilirsiniz (Yenimahalle, Ankara).

Telefon ve WhatsApp: 0552 725 25 18 · WhatsApp ile yazın · İletişim formu

Bu sayfadaki özet ve açıklamalar genel bilgilendirme amaçlıdır; hukuki danışmanlık yerine geçmez. Kararın bağlayıcı metni resmî tam metindir ve somut olaydaki farklı koşullar sonucu değiştirebilir. Özetler, kararın resmî metnine dayanılarak hazırlanır ve yayımdan önce metinle karşılaştırılarak kontrol edilir. İçerik sorumlusu: Av. Mete ŞAHİN.

bottom of page