top of page

Ana Sayfa › İçtihatlar › Ceza Hukuku › Hırsızlık

Ceza Genel Kurulu Direnme Kararının Bozulması Ceza Hukuku

Tek Delil Tutarsız Tanık Beyanı Olunca Hırsızlıktan Mahkûmiyet Bozuldu

Yargıtay Ceza Genel Kurulu · E. 2023/432 · K. 2025/553 · T. 03.12.2025

Karar Özeti

Arkadaşı olan şikâyetçinin evine yedek anahtarla girerek dizüstü bilgisayar çaldığı iddia edilen sanık ilk derece mahkemesince beraat etmiş; bölge adliye mahkemesi ise nitelikli hırsızlıktan mahkûmiyet kurmuş ve Yargıtay 2. Ceza Dairesinin bozma kararına direnmiştir. Ceza Genel Kurulu, şikâyetçinin görgüye dayalı bilgisinin bulunmadığını, olayın tek delilinin tanık beyanları olduğunu ve bunların şikâyetçinin anlatımıyla örtüşmediğini, eşyanın ele geçirilemediğini ve vefat eden şikâyetçinin beyanının yeniden alınamadığını tespit etmiştir. Kurul, şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereğince beraat kararı verilmesi gerektiği gerekçesiyle mahkûmiyet hükmünü oy çokluğuyla bozmuştur.

Kararın Ortaya Koyduğu İlke

Mahkûmiyet için şüphenin tamamen yenilmesi gerekir; somut olayda tek delil olan tanık beyanları şikâyetçinin anlatımıyla örtüşmediğinden, şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereği beraat kararı verilmelidir.

Soru: Hırsızlık davasında tek delil tutarsız tanık beyanıysa sanık beraat eder mi?

Sonuç: Bölge adliye mahkemesinin direnme kararına konu mahkûmiyet hükmü, beraat gerektiği gerekçesiyle oy çokluğuyla bozuldu.

Karar Künyesi

İlgili Mevzuat

Kararın Önemli Bölümleri

“Sanığın bir suçtan cezalandırılabilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ispat edilmesidir.”

“bu hâle göre olayın tek delilinin tanığın beyanları olup şikâyetçinin ifade ettiği üzere olayı tanıktan öğrenme biçimi ile tanığın beyanlarının birbiriyle örtüşmemesi”

Kararın Tam Metni

KARARI VEREN

YARGITAY DAİRESİ: 2. Ceza Dairesi

MAHKEMESİ: Ceza Dairesi

SAYISI: 1325-1932

ŞİKÂYETÇİ : ...

I. HUKUKİ SÜREÇ

Nitelikli hırsızlık suçundan, sanığın 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 223/2-e maddesi uyarınca beraatine ilişkin Salihli 5. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 18.01.2018 tarihli ve 460-46 sayılı hükmün, Cumhuriyet savcısı tarafından istinaf edilmesi üzerine İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesince 07.12.2018 tarih ve 1016-1807 sayı ile İlk Derece Mahkemesi hükmünün kaldırılarak sanığın müsnet suçtan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 142/2-h, 62... . maddeleri uyarınca 4 yıl 2 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna, bu hükmün sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 2. Ceza Dairesince 01.03.2022 tarih ve 19947-3320 sayı ile; "Müştekinin, tanık ...’ın anlatımlarına dayanan şikâyeti ve tanık ...’ın itibar edilebilecek mahiyette bulunmayan çelişkili ifadeleri dışında, sanığın genel hatları ile aşamalarda istikrar gösteren savunmasının aksi yönde mahkûmiyetine yeterli delil bulunmadığı gözetilmeden ve atılı suçu işlediğine ilişkin delillerin nelerden ibaret olduğu denetime olanak verecek şekilde açıklanmadan yazılı şekilde hüküm kurulması," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.

İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesi ise 18.05.2022 tarih ve 1325-1932 sayı ile; "...Tanık ...’ın aşamalardaki ifadeleri arasında ve müştekinin anlatımı ile öz bakımından bir farklılık ve çelişki bulunmadığı, tam tersine sanığın beyanlarının çelişki içerdiği, müştekinin sanığa iftira etmesi için bir sebep bulunduğuna dair her hangi bir kanıtın da dosyaya yansımadığı," şeklindeki gerekçe ile bozma ilamına direnerek önceki hüküm gibi sanığın cezalandırılmasına karar vermiştir.

Bu hükmün de sanık müdafii ve Bölge Adliye Cumhuriyet savcısı tarafından temyizi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 18.12.2022 tarihli ve 91799 sayılı onama istekli tebliğnamesiyle dosya CMK'nın 307. maddesi uyarınca kararına direnilen Yargıtay 2. Ceza Dairesine gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Özel Dairece 09.05.2023 tarih ve 130-2558 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi nedeniyle Yargıtay Birinci Başkanlığına iade edilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

II. UYUŞMAZLIĞIN KAPSAMI VE KONUSU

Sanık hakkında konut dokunulmazlığının ihlali suçundan verilen beraat hükmüne yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş olup temyizin ve direnmenin kapsamına göre inceleme nitelikli hırsızlık suçundan kurulan hükümle sınırlı olarak yapılmıştır.

Özel Daire ile Bölge Adliye Mahkemesi arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa isnat edilen suçun sabit olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.

III. OLAY VE OLGULAR

İncelenen dosya muhteviyatından;

06.03.2016 tarihinde kolluğa müracaat eden müştekinin; erkek arkadaşı olan sanık ile aynı evde yaşadıklarını, bir ay kadar önce memleketine gittiğini, geri döndüğünde ikametindeki Lenovo marka dizüstü bilgisayarı ile içinde 3.000 TL bulunan kumbarasını yerinde göremediğini, arayıp durumu sorduğu sanığın haberinin olmadığını söylediğini, ortak arkadaşları olan ...’ya olayı anlattığını, tanığın evine gelerek "Sen yokken ... ile evine geldik, ... dizüstü bilgisayarı aldı, çekyatın altındaki örtüye sarıp İzmir Tepecik'te bulunan bir otopark karşısındaki bilgisayarcıya sattık ve karşılığında 80,00 TL değerinde uyuşturucu aldık." dediğini, zaman zaman uyuşturucu kullandığını, sanığın da kendisine uyuşturucu madde temin ettiğini beyan ederek şikâyetçi olduğu, 28.03.2017 tarihinde vefat etmesi nedeniyle kovuşturma aşamasında dinlenemediği anlaşılmaktadır.

Tanık ... soruşturmada; olaydan birkaç ay önce sanığın kendisini arayarak yeğeninin, bilgisayarını satmak istediğini söyleyip satabilecekleri bir yer bilip bilmediğini sorduğunu, kendisinin de İzmir’de bulunan bit pazarında satabileceğini, birlikte gidebileceklerini söylediğini, sanığın yeğenine ait olduğunu belirttiği Lenovo marka, siyah renkli laptopu 150,00 TL tutarındaki uyuşturucu madde karşılığında sattıklarını, daha sonra şikâyetçinin kendisini arayıp "Dizüstü bilgisayarım sendeymiş, getirir misin?" dediğini, tarifi üzerine bahse konu dizüstü bilgisayarın sanığın sattığı bilgisayar olduğunu anlayarak şikâyetçiye durumu anlattığını, sanığın suça konu eşyayı nereden ve nasıl aldığını bilmediğini, kumbarayı da hiç duymadığını,

Kovuşturmada; birlikte oturdukları sırada şikâyetçinin kendisinden koltuğun üzerindeki dizüstü bilgisayar uzatmasını istediğini, baktığında yerinde göremediğini, bunun üzerine yanlarında bulunan sanığın dizüstü bilgisayar sattığını anlattığını, şikâyetçinin de "Ya bilgisayarı getir ya da paramı ver." dediğini, sanık parayı temin edemeyince şikâyetçinin karakola gittiğini,

Beyan etmiştir.

Sanık soruşturmada; suça konu dizüstü bilgisayarı kendisine suç tarihi itibarıyla kız arkadaşı olan şikâyetçinin verdiğini, paradan ise bilgisinin bulunmadığını, tanık ...’ın arkadaşı olduğunu ancak onunla İzmir’e gitmediğini, olaydan önceki bir vakitte uyudukları sırada daire kapısının açıldığını fark ettiğini, baktığında bir şahsın merdivenden aşağıya doğru kaçtığını gördüğünü, durumu anlattığı şikâyetçinin, iş yerindeki bir arkadaşına evinin anahtarını verdiğini ancak arkadaşının anahtarı geri getirmediğini anlattığını, daha sonra buradan taşındıklarını, uyuşturucu kullanmadığı gibi şikâyetçiye madde de temin etmediğini,

Kovuşturmada ve Bölge Adliye Mahkemesinde; şikâyetçinin uyuşturucu bağımlısı olup kendisinden madde bulmasını istediğini, parası olmadığını söyleyince bilgisayarını verip "Ne yaparsan yap, bana uyuşturucu bul." dediğini, ... ile birlikte bilgisayarı satmak için İzmir Tepecik semtine gittiklerini, daha sonra tanığın bilgisayarı alarak kendisinden ayrıldığını, devamında madde temin etmiş hâlde yanına geldiğini, ...'ın sonradan uyuşturucu maddeyi şikâyetçiye vermiş olduğunu,

Savunmuştur.

IV. GEREKÇE

A. İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Açıklamalar

Ayrıntıları Yüksek Ceza Genel Kurulunun 11.06.2013 tarihli ve 36-294, 15.10.2025 tarihli ve 365-403 sayılı kararlarında açıklandığı üzere;

Amacı somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adeleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, suçun işlenmesi ile bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden birisi de doktrin ve uygulamada; suçsuzluk ya da masumiyet karinesi olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; in dubio pro reo olarak ifade edilen şüpheden sanık yararlanır ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi halinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılabilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ispat edilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olay ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık ispata dayanmalı, bu ispat hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkân vermemelidir. Toplanan delillerin bir kısmı gözetilip diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaat üzerinden yüksek de olsa bir ihtimalle sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir.

Şu hâlde, isnat edilen fiilin sanık tarafından icra edildiğinin kabulü için, gerekçeli ve muhtemel şüphenin tamamen yenilmesi gerekir. Zira, kabili te'lif olmayan şüphe ve gerçeğin yan yana mevcudiyeti üzerinden salt bir kanaate ulaşılmasının, mantık ve hukuk kurallarına uygun olduğu söylenemeyeceği gibi maddi gerçekliğin bütünüyle ortaya çıkarıldığı da ileri sürülemeyecektir.

B. Somut Olayda Hukuki Nitelendirme

Sanığın, temin ettiği yedek anahtar ile arkadaşı olan şikâyetçinin evine girerek dizüstü bilgisayar çaldığının iddia ve kabul edildiği olayda;

Şikâyetçinin dizüstü bilgisayarını bulamayınca sanık ile görüştüğü, sanığın bilgisinin olmadığını söylemesi üzerine ortak arkadaşları olan tanık ...’ı aradığında tanığın, sanık ile eve gelerek aldıkları dizüstü bilgisayarı İzmir’de satıp uyuşturucu madde temin ettiklerini söylediği ve hırsızlık olayını bu şekilde öğrendiği yönünde müracaatta bulunmasına karşın, tanığın soruşturmada; şikâyetçinin kendisini arayıp dizüstü bilgisayarı getirmesini istediğini, tarif üzerine bahse konu dizüstü bilgisayarın sanığın yeğenine ait olduğunu söyleyerek sattığı bilgisayar olduğunu anladığını ve durumu şikâyetçiye anlattığını, sanığın dizüstü bilgisayarı nereden ve nasıl aldığını bilmediğini beyan etmesi, kovuşturmada ise birlikte oturdukları sırada şikâyetçinin kendisinden koltuğun üzerinde bulunan dizüstü bilgisayarı uzatmasını istediğini, baktığında bilgisayarı yerinde göremediğini, bunun üzerine sanığın dizüstü bilgisayarı sattığını anlattığını ifade etmesi karşısında, şikâyetçinin suça konu eşyanın sanık tarafından çalındığına ilişkin somut ve görgüye dayalı bir bilgisinin bulunmayıp müracaatında tanık ...’ın anlatımlarına dayanması, bu hâle göre olayın tek delilinin tanığın beyanları olup şikâyetçinin ifade ettiği üzere olayı tanıktan öğrenme biçimi ile tanığın beyanlarının birbiriyle örtüşmemesi, şikâyetçinin ve tanığın suça konu dizüstü bilgisayarın sanık tarafından elde ediliş biçimine ilişkin anlatımlarında da tutarlılık bulunmaması, olayı aydınlatmaya elverişli bir görüntü kaydı da mevcut olmayıp suça konu eşyanın sanıktan ele geçirilememesi, sanığın suçlamayı külliyen inkar etme imkânı olmasına rağmen aleyhine sonuç doğuracak şekilde ve tüm aşamalarda özde değişmeyen anlatımlarında uyuşturucu parası elde etmek amacıyla suça konu dizüstü bilgisayarı kendisine şikâyetçinin verdiğini savunması ve yargılama aşamasında vefat etmesi nedeniyle savunma doğrultusunda şikâyetçinin beyanlarının yeniden tespit edilememesi hususları birlikte değerlendirildiğinde; mahallinde ikame olunan ve tartışılan delillerin, gerekçeli/muhtemel şüphenin tamamen ortadan kaldırılması ve sanığın isnat olunan suçu işlediği yönünde vicdani kanaat oluşturması bakımından yeterli olmadığı anlaşılmakla in dubio pro reo/şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereğince ispat edilemeyen suçtan beraat kararı verilmesi gerektiği kabul edilmelidir.

Bu itibarla Bölge Adliye Mahkemesinin direnme kararına konu hükmünün bozulmasına karar verilmelidir.

Çoğunluk görüşüne katılmayan yedi Ceza Genel Kurulu Üyesi; direnme kararına konu mahkûmiyet hükmünün isabetli olduğu görüşüyle karşı oy kullanmışlardır.

V. KARAR

Açıklanan nedenlerle;

1-İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesinin 18.05.2022 tarihli ve 1325-1932 sayılı direnme kararına konu mahkûmiyet hükmünün gerekçesinin İSABETLİ OLMADIĞINA, söz konusu hükmün sanığa isnat olunan suçun sabit olmaması nedeniyle sanık hakkında beraat hükmü kurulması gerekirken mahkûmiyetine karar verilmesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,

2-Dosyanın, gereği için kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine, kararın bir örneğinin de bilgi için İlk Derece Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 03.12.2025 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.

Kaynak: Adalet Bakanlığı Mevzuat ve İçtihat Bilgi Sistemi. Metin resmî kaynaktaki hâliyle aktarılmıştır; kararda anonimleştirilmeden kalmış kişisel veriler “...” ile gizlenmiştir.

Benzer Kararlar

Hırsızlık konusundaki 19 kararın tümü

İlgili Rehber ve Hesaplama Araçları

Benzer Bir Hukuki Sorununuz mu Var?

Yargıtay kararları, somut olayın koşullarına göre farklı sonuç doğurabilir. Kira, iş, aile ve boşanma ile ceza hukuku uyuşmazlıklarında dosyanızın değerlendirilmesi için Av. Mete ŞAHİN ile iletişime geçebilirsiniz (Yenimahalle, Ankara).

Telefon ve WhatsApp: 0552 725 25 18 · WhatsApp ile yazın · İletişim formu

Bu sayfadaki özet ve açıklamalar genel bilgilendirme amaçlıdır; hukuki danışmanlık yerine geçmez. Kararın bağlayıcı metni resmî tam metindir ve somut olaydaki farklı koşullar sonucu değiştirebilir. Özetler, kararın resmî metnine dayanılarak hazırlanır ve yayımdan önce metinle karşılaştırılarak kontrol edilir. İçerik sorumlusu: Av. Mete ŞAHİN.

bottom of page