Ana Sayfa › İçtihatlar › Ceza Hukuku › Trafik Güvenliğini Tehlikeye Sokma ve Taksirle Öldürme
Ceza Genel Kurulu Kısmen Bozma Ceza Hukuku
Cezaevi Ring Aracı Yangınında Ölümler Öngörülemezse Şoföre Taksir Sorumluluğu Yüklenemez
Yargıtay Ceza Genel Kurulu · E. 2022/53 · K. 2025/248 · T. 11.06.2025
Karar Özeti
Cezaevi ring aracının seyir hâlinde yanması sonucu kilitli bölmelerdeki beş tutuklu ve hükümlünün öldüğü olayda, şoför ve araç komutanı hakkındaki beraat kararlarını Özel Daire bozmuş, yerel mahkeme direnmiştir. Ceza Genel Kurulu, sevk görevinin jandarmanın mülki görevi olduğunu ve araç komutanı hakkında 4483 sayılı Kanun uyarınca soruşturma izni alınması gerektiğini belirterek bu sanık yönünden hükmü bozmuştur. İnfaz koruma memuru kadrosundaki şoför için izne gerek olmadığını kabul eden Kurul, doğal illiyet bağı bulunsa da ölüm neticesinin objektif olarak öngörülebilir olmadığını belirterek direnmeyi isabetli bulmuş ve beraati onamıştır.
Kararın Ortaya Koyduğu İlke
Hükümlü sevki jandarmanın mülki görevi olduğundan araç komutanı için 4483 sayılı Kanun'a göre izin gerekir; somut olayda ani yangındaki ölüm objektif olarak öngörülemediğinden şoföre isnat edilemez.
Soru: Arıza belirtisine rağmen yola devam eden şoför, araçta çıkan ani yangındaki ölümlerden sorumlu mu?
Sonuç: Şoför sanık yönünden direnme isabetli bulunarak beraat hükmü onandı, araç komutanı sanık yönünden soruşturma izni alınmadığı için hüküm bozuldu.
Karar Künyesi
- MahkemeYargıtay
- KurulCeza Genel Kurulu
- Esas No2022/53
- Karar No2025/248
- Karar Tarihi11.06.2025
- Karar TürüCeza Genel Kurulu Kararı
- SonuçKısmen Bozma
- Resmî KaynakAdalet Bakanlığı Mevzuat ve İçtihat Bilgi Sistemi
İlgili Mevzuat
- 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m. 22/2
- 2803 sayılı Jandarma Teşkilat, Görev ve Yetkileri Kanunu m. 15
- 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun
- 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu m. 116
- 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m. 223/2-c
- Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 10
Kararın Önemli Bölümleri
“Objektif olarak öngörülebilir olduğu söylenemeyen ölüm olayının/tipik neticenin sanığa isnat edilemeyeceğinin”
“Bu hâlde meydana gelen neticenin; hayatın olağan akışı ve genel hayat tecrübeleri açısından beklenebilir, tipik bir netice olduğu söylenemez.”
Kararın Tam Metni
KARARI VEREN
YARGITAY DAİRESİ: 12. Ceza Dairesi
MAHKEMESİ: Ağır Ceza
SAYISI: 665-8
I. HUKUKÎ SÜREÇ
Taksirle birden fazla kişinin ölümüne neden olma suçundan sanıkların 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223/2-c maddesi uyarınca beraatlerine ilişkin Kayseri 1. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 08.06.2015 tarihli ve 269-248 sayılı hükümlerin katılanlar vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 12. Ceza Dairesince 07.11.2018 tarih ve 16878-10466 sayı ile; "...İstanbul... Kapalı Cezaevine ait 34 ** 25** plakalı 190 H ... ... marka 2010 model cezaevi ring aracıyla, İstanbul İl Jandarma Komutanlığı ... Cezaevi Sevk Bölük Komutanlığında sevk takım komutan yardımcısı olarak görev yapan sanık ...’ın emir komutasında, İstanbul İl Jandarma Komutanlığı ... Cezaevi Bölük Komutanlığında 4. takım 3 manga komutanı olan sanık ... ..., ... Cezaevi İnfaz Koruma Memuru kadrosunda şoför olarak çalışan sanık ... ve ikinci şoför ... ile 10 jandarma er ve 5 hükümlünün Elazığ’dan İstanbul istikametine doğru seyir hâlinde olduğu, 15.09.2011 tarihinde yaklaşık saat 20.00 sıralarında Elazığ bölgesi civarındaki ...nden benzin aldıktan sonra şoför ...’ın istirahate geçtiği ve aracı sanık ...’nın kullanmaya başladığı, 16.09.2011 tarihinde saat 05.30 - 6.00 sıralarında aracın arka tarafında başlayan yangın sonucu araçta bulunan 5 hükümlünün yanarak ölmesi şeklinde gelişen olayda;
Ring aracının, benzin aldıktan sonra hızının düştüğü, rampa çıkarken zorlandığı, motordan ses geldiği ve silkelendiği, aracın arkasındaki otomatik kapının aniden açıldığı, araç içi irtibat telefonu ile Jandarma erleri tarafından durumun ön tarafta bulunan araç devriye komutanı sanık ...’a bildirilmesi üzerine aracın durdurulduğu, sanık ...’nın arka tarafta bulunan Jandarma erlerinin yanına gelerek otomatik kapının arızalı olduğunu söyleyerek kapının içeriden bağlanmasını söylediği, jandarma erleri tarafından kapının silah askı kayışı ile bağlanarak kapatıldığı ve bu şekilde yaklaşık saat 20.00 sıralarından yaklaşık saat 05.30 sıralarına kadar yola devam eden ve bahsedilen ciddi nitelikteki arızaları yetkili servis ustası olan ...’e bildirmekle yetinerek güzergah üzerinde veya yakınında yer alan ... yetkili servisine müracaat etmeyen, ... Cezaevi İnfaz Koruma Memuru kadrosunda şoför olarak çalışan ve davaya konu araç hakkında bilgisi bulunan ve daha önce kullanan sanık ...’nın, olayın meydana gelmesinde kusurunun bulunduğu,
Devriye komutanı olan sanık ...’ın, Cezaevi Jandarma Sevk Bölük Komutanlığı Koruma ve Sevk Devriyesi Özel Talimatı’nın 12/j maddesinde belirtilen, sevk süresince ring taşıtı şoförünün de amiri olduğu ve aynı talimatın 12/s-1-2 maddelerinde belirtilen sevk süresince ring aracının arızalanması durumunda 'Devriye komutanı durumu derhal 156 numaralı telefon sorumluluk sahasında bulunan İl Jandarma Komutanlığına, İstanbul İl Jandarma Komutanlığı Harekat Merkezine ve Sevk Bölük Komutanlığına bilgi verecektir',‘'Taşıt hareket ediyorsa mümkünse müdürlük teşkilatı bulunan cezaevine değilse en yakın Jandarma İç Güvenlik Birliğine çektirilerek ve Cumhuriyet savcısına bilgi verilerek talimatlarına göre hareket edecektir' maddelerinde belirtilen sorumluluklarını yerine getirmediği anlaşılmakla, sanık ...’ın olayın meydana gelmesinde kusurunun bulunduğu gözetilmeksizin yazılı şekilde beraatine hükmedilmesi," isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmiştir.
Kayseri 1. Ağır Ceza Mahkemesi ise 15.01.2020 tarih ve 665-8 sayı ile; "...Sanık ...'nın görevinin şoförlük olduğu, araçta arızalar meydana gelmeye başladığında araç servisi arayıp durumu bildirdiği, sonrasında ustabaşı ile yaptığı telefon görüşmesinde ustabaşının yola devam etmesini söylemesi üzerine devam ettiği, arızanın aracın kullanımından kaynaklanmadığı, teknik bir arıza olduğu, sanığın bu arızanın yangına sebep olacağını bilebilecek durumda olmadığı, bu hususun öngörülebilir olmadığı, sanıklar ... ve ...'ın görevlerinin aracın teknik sorunlarının çözümlenmesi olmayıp araçta bulunan mahkûmların sevk işleminin uygun şekilde yapılmasını sağlamak olduğu, yangının çıkmasında kusurlarının bulunmadığı, tanıklar anlatımına bakıldığında sanıkların kapıyı açmak için elinden geleni yaptıkları ancak yoğun duman ve alevlerden dolayı bunu başaramadıkları, araçta bulunan yangın tüpünü kullandıkları, mahkûmların tahliye edilememesindeki ana nedenin mahkumların kelepçeli olarak 3 ayrı kilit sistemi ile kilitlenmesi ile hücre dizaynında acil durumlarda acil çıkış olanağının bulunmaması olduğu, araç teknik şartnamesinde eksiklikler olduğu ve hüküm konulması gerektiği anlaşılmakla; yangın olayı ve mahkumların tahliye edilememesi sonucu can vermeleri ile ilgili sanıkların kast ve taksirlerinin bulunmadığına kanaat getirilerek CMK 223/2-c gereğince beraatlerine karar verilmiştir." şeklindeki gerekçeyle bozmaya direnerek önceki hükümler gibi sanıkların beraatlerine karar vermiştir.
Direnme kararına konu bu hükümlerin de katılanlar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 16.06.2021 tarihli ve 58855 sayılı bozma istekli tebliğnamesi ile dosya CMK'nın 307. maddesi uyarınca kararına direnilen Daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 12. Ceza Dairesince 08.12.2021 tarih ve 3498-8682 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına iade edilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
II. UYUŞMAZLIK KAPSAMI VE KONUSU
Direnmenin kapsamına göre inceleme sanıklar hakkında verilen beraat hükümleri ile sınırlı olarak yapılmıştır.
Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; taksirle birden fazla kişinin ölümüne neden olma suçundan sanıkların kusurunun bulunup bulunmadığının belirlenmesine ilişkin ise de Yargıtay İç Yönetmeliği’nin 27. maddesi uyarınca öncelikle; bir cezaevinden diğerine sevk edilmek üzere cezaevi nakil aracında bulunan bir kısım tutuklu ve hükümlünün, aracın yanması sebebiyle hayatlarını kaybettikleri olayda; araç komutanı olan sanık ... ile infaz koruma kadrosunda bulunmakla birlikte aracın şoförlüğünü yapan sanık ... hakkında 4483 sayılı Kanun hükümleri uyarınca soruşturma izni alınmasında zorunluluk bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerekmiş olup müzakere sırasında Ceza Genel Kurulu ... tarafından sanık ... yönünden 2802 sayılı Kanun’un 116. maddesinin Anayasa’ya aykırılığının defi suretiyle Anayasa Mahkemesine gidilmesi gerektiğinin ileri sürülmesi üzerine bu husus da ayrıca ele alınmıştır.
III. OLAY VE OLGULAR
İncelenen dosya kapsamından;
İstanbul... Kapalı Cezaevine ait cezaevi ring aracıyla, İstanbul İl Jandarma Komutanlığı ... Cezaevi Sevk Bölük Komutanlığında sevk takım komutan yardımcısı olarak görev yapan sanık ...’in emir ve komutasında, ... Cezaevi Bölük Komutanlığında 4. Takım 3. Manga komutanı olan ve hakkında verilen beraat kararı onanan inceleme dışı sanık ... ..., ... Cezaevi İnfaz Koruma Memuru kadrosunda şoför olarak çalışan sanık ... ve ikinci şoför tanık ... ile on jandarma er ve beş hükümlünün Elazığ’dan İstanbul istikametine seyir hâlinde oldukları, 15.09.2011 tarihinde saat 20.00 sıralarında Elazığ bölgesi civarındaki ...nden benzin aldıktan sonra aracı sanık ...’in kullanmaya başladığı, 16.09.2011 tarihinde saat 05.30 - 6.00 sıralarında aracın arka tarafında başlayan yangın sonucu araçta bulunan beş hükümlünün yanarak hayatlarını kaybettikleri,
Ölenler arasında yer alan ve uyuşturucu ticareti yapmak suçundan tutuklu bulunan ...’in İstanbul’dan Van Ağır Ceza Mahkemesine duruşmaya götürülüp, duruşması tamamlandıktan sonra Van’dan tekrar İstanbul Kasımpaşa Askerî Cezaevine naklinin planlandığı, hırsızlık suçundan hükümlü ...’nın Van M tipi Cezaevinden İstanbul... Cezaevine; kasten öldürme suçundan tutuklu ...’nın Muş Cezaevinden alınıp İstanbul... Cezaevine; uyuşturucu ticareti yapma suçundan hükümlü ...’in Van Cezaevinden alınarak İstanbul... Cezaevine ve uyuşturucu ticareti yapma suçundan tutuklu ...’in Van M tipi Cezaevinden alınarak İstanbul... Cezaevine sevk edilecekleri,
Ankara Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğünce düzenlenen 07.10.2011 tarihli uzmanlık raporuna göre; yapılan incelemelerde tetkik konusu materyalin tamamıyla yanmak suretiyle fiziksel bütünlüğünü yitirdiği, olay anına ilişkin herhangi bir ses veya görüntü elde edilemediği, ölenlerin alev yanığı, dumandan boğulma ve karbon monoksit zehirlenmesi sonucu hayatlarını kaybettikleri,
Kayseri Kriminal Polis Laboratuarı Müdürlüğünce düzenlenen 27.09.2011 tarihli ekspertiz raporuna göre; aracın arkasında başlayan yangının rüzgar nedeniyle ön bölüme doğru hızlı bir şekilde sıçradığı ve kısa bir sürede bütün aracı sardığı,
29.09.2011 tarihli TÜBİTAK raporuna göre; cezaevi ring aracının yakıt aldığı ... ndeki yakıtlardan alınan numunelerde ulusal marker seviyesinin geçerli olduğu, EPDK tarafından yayımlanan teknik düzenlemelere ve TS EN 590 (Otomotiv yakıtları dizel özellikleri) standartlarına uygunluk gösterdiği,
04.11.2011 tarihli ODTÜ Petrol Araştırma Merkezinin yanan aracın mazot deposundan incelenmek üzere numune olarak alınan sıvı üzerinde yapmış olduğu inceleme neticesinde düzenlediği bilirkişi raporuna göre; yangına akü bölgesi ile motor bölgesini birbirinden ayıran sac bölgesindeki kontak/kısa devrenin sebep olduğu; aküden çıkan kabloların artı (+) hattının sacın delik geçiş kısmına daha önce temas ederek kısa devre ile saca kaynadığı, temas ettiği yerleri ısıttığı, alevlendiği, yangın başlangıcının bundan kaynaklandığı,
İstanbul Teknik Üniversitesi Makine Fakültesi öğretim üyeleri tarafından düzenlenen 21.12.2011 tarihli bilirkişi heyeti raporuna göre; yangının araçların serviste teknik açıdan yeterli ve ihtimamlı bir alt bakım görmemesi sonucu çıkma ihtimalinin çok yüksek olduğu,
Gazi Üniversitesi Teknoloji Fakültesi Otomotiv Mühendisliği Bölümü öğretim üyeleri tarafından düzenlenen 01.02.2013 tarihli bilirkişi heyeti raporuna göre; olayın standart dışı yakıt ve motordaki soğutma sistemi arızası nedeniyle meydana geldiği, yangında araca standart dışı yakıt ikmali yapan akaryakıt satış istasyonları yetkililerinin yangın dolayısıyla kusurlu olduğu, araç alım şartnamesini hazırlayan yetkililerin, araç bakım ve onarımından sorumlu servis yetkililerinin, araç komutanın, komutan yardımcısının ve sürücülerin, kasıt olmadan ihmali davranış içerisinde hareket ettikleri,
Aynı heyet tarafından düzenlenen 20.05.2013 tarihli ek rapora göre; meydana gelen yangında araca standart dışı yakıt ikmali yapan akaryakıt satış istasyonları yetkililerinin %50 oranında asli kusurlu; araç alım şartnamesini hazırlayan yetkililerin %10 oranında tali kusurlu; araç bakım ve onarımından sorumlu servis yetkililerinin %10 oranında tali kusurlu; araç sürücüsü olan sanık ...’in ise kasıt olmadan ihmali davranış içerisinde hareket etmesinden dolayı %5 oranında tali kusurlu oldukları,
Karayolları Genel Müdürlüğü bilirkişi heyeti tarafından düzenlenen 03.01.2014 tarihli rapora göre; aracın çekme gücünün düşmesine rağmen ısrarla yola devam edilmesi ve durdurularak tedbir alınmaması nedenleriyle sürücü sanık ...'in alt derecede tali; standart dışı akaryakıt ikmali yapan istasyon ilgililerinin asli; araç bakımından sorumlu servis yetkililerinin ise tali kusurlu oldukları,
İstanbul Teknik Üniversitesi Öğretim Üyeleri tarafından düzenlenen 09.02.2014 tarihli bilirkişi heyeti raporuna göre; yangının önceden tahmin edilemeyen teknik bir arıza sonucu çıktığı, standart dışı yakıt kaynaklandığı yönünde bir tespitin bulunmadığı ve bakım eksikliğinin yangına yol açtığı varsayımını destekleyen yeterli somut delil bulunmadığı, bu hususlara dayanılarak ilgili kişilere kusur izafesinin yerinde olmadığı, sürücüler ve araç komutanlarının yangının çıkmasına sebebiyet verebilecek kusurlu davranışlarda bulunmadıkları gibi araçta yangın çıkabileceğini öngörüp tedbir almalarının kendilerinden beklenemeyeceği, yangının çıkış nedeninin teknik arıza olarak değerlendirilmesi karşısında, ölenlerin yangın nedeniyle hayatlarını kaybetmelerinin kapıları kilitli olan hücreler içinde yolculuk yapmak zorunda kalmalarından ileri geldiği,
Erciyes Üniversitesi Mühendislik Fakültesi öğretim üyeleri tarafından düzenlenen 26.09.2011 tarihli bilirkişi raporuna göre; aracın yakıt ikmali ve dinlenme için ... istasyonunda durduğu, araca mazot alındıktan sonra yolda tekleme ve araç çekiş gücünde düşme olduğu, bu bulgulara göre aracın yangın öncesi arızaya/probleme ilişkin uyarılar vermeye başladığı, aracın tüm elektrik tesisatı üzerinde yapılan incelemelerden, yangına akü bölgesi ile motor bölgesini birbirinden ayıran sac bölgesindeki kontak/kısa devrenin sebep olduğu; aküden çıkan kabloların artı (+) hattının sacın delik geçiş kısmına önce temas ederek kısa devre ile saca kaynadığı, temas ettiği yerleri ısıttığı ve alevlendiği, yangın başlangıcının bundan kaynaklandığı,
Anlaşılmaktadır.
Tanık ...; cezaevi aracının şoförü olan sanık ...’in gece saat 22.00 sıralarında telefonla arayarak Elazığ'daki bir benzinlikten mazot aldığını, Malatya'ya doğru ilerlediğini, rampa çıktığını ve aracın eksozundan patırtı geldiğini söylemesi üzerine bu aracın bakım ve tamirini yaptığı için ona aracın elektronik arıza ışıklarının yanıp yanmadığını, hareket göstergesinin yükselip yükselmediğini sorduğunu, sanık ...’in bunların hepsinin normal olduğunu ilettiğini, bunun üzerine ona sorunun yakıttan kaynaklanabileceğini, bu nedenle yakıta katkı maddesi koymasının fayda sağlamayacağını, eğer sorun yakıtta ise deponun boşalması hâlinde bu sorunun ortadan kalkacağını ve en yakın ... yetkili servisine gidebileceğini ifade ettiğini,
Sanık ...; yakıt aldıktan yaklaşık bir saat sonra aracın teklemeye ve gaz yememeye başladığını, herhangi bir arıza göstergesinin uyarı vermediğini, saat 10.00 sıralarında tanık ...’u arayarak araçtaki sıkıntıyı ilettiğini, tanık ...’un aracın sıkıntısının debriyajdan ya da yakıttan kaynaklanabileceğini ifade ederek, "Depodaki mazotu bitirmen gerek, devam et, yeni mazot aldığında düzelir. atar onu!" şeklinde bilgi verdiğini, düz yolda ve yokuş yukarı çıkarken aracın çekiş gücünün tamamen düştüğünü, bu şekilde yavaş yavaş ilerleyerek olayın olduğu yere kadar gelebildiklerini, saat 05.30-05.40 sıralarında dikiz aynasına baktığında aracın arkasında motor kısmından alevler yükseldiğini gördüğünü, aracı hemen sağa çektiğini, kapıların düğmesine bastığını ancak kapıların açılmadığını, şoför mahallinin camından çıkarak kapılara dışarıdan müdahale ettiğini, arka kapıyı kırıp askerleri araçtan çıkardıklarını, diğer şoför arkadaşının da araçta bulunan yangın tüpü ile aracı söndürmeye çalıştığını, ancak alevlerin birden yükseldiğini, sanık ...’in mahkûmları kurtarmak için kapıların kilitlerini açmaya çalıştığını, ancak aracın içini duman sarması nedeniyle kendisini dışarı attığını, aracın içinin tamamen dumanla kaplandığını, mahkûmları kurtarmak için hep beraber ellerinden geleni yaptıklarını, gerek aracın güvenlik donanımından kaynaklı sıkı kilitlenme koşulları gerekse araçtaki yangının vahametinin mahkûmları kurtarmalarını engellediğini,
Sanık ...; yolda hareket hâlindeyken sanık ...’in araçta bir sıkıntı olduğunu ancak ikaz lambalarının yanmadığını söyleyerek aracın servis ustasını aradığını, servis ustasının yeni yakıt alıp almadıklarını sorduktan sonra "Yakıt bitmeden tekleme bitmez devam edin, pislik vardır, atar onu yolda!" dediğini, bunun üzerine yola devam ettiklerini, sanık ...’in sabah 05.30-06.00 sıralarında aracın yandığını aynadan gördüğünü söyleyerek durdurduğunu, ön kapıyı açamadıklarını, aracın içinin birden dumanlarla kaplandığını, çekiçle camı kıramayınca tekme ile kapıyı kırdığını, askerlerin bulunduğu kapıyı zorla açtıklarını, askerleri tahliye ettikten sonra yangın tüpü ile müdahale etmeye başladıklarını, aracın içine girerek kilitleri açmaya çalıştığını ancak açamadığını, dumandan dolayı geri çıktığını, akabinde tekrar girip kapıları tekme ile açmaya çalıştığını, sıkı kilitlenme sistemi ve yangının kısa sürede alev alması nedeniyle kurtarma işinde başarısız olduklarını,
Savunmuşlardır.
IV. GEREKÇE
A. Araç komutanı olan sanık ... hakkında 4483 sayılı Kanun hükümleri uyarınca soruşturma izni alınmasında zorunluluk bulunup bulunmadığı yönünden;
1. İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Açıklamalar
10.03.1983 tarihli ve 17985 sayılı Resmî Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren 2803 sayılı Jandarma Teşkilat, Görev ve Yetkileri Kanunu’nun "Jandarmanın genel olarak görevleri" başlıklı 7. maddesi; "Jandarmanın sorumluluk alanlarında genel olarak görevleri şunlardır.
a) Mülki görevleri; Emniyet ve asayiş ile kamu düzenini sağlamak, korumak ve kollamak, kaçakçılığı men, takip ve tahkik etmek, suç işlenmesini önlemek için gerekli tedbirleri almak ve uygulamak, ceza infaz kurumları ve tutukevlerinin dış korunmalarını yapmak, (b) ve (c) bentlerinde belirtilen görevler dışında kalan ve diğer kanun ve nizam hükümlerinin icrası ile bunlara dayalı emir ve kararlarla Jandarmaya verilen görevleri yapmak.
b) Adli görevleri; İşlenmiş suçlarla ilgili olarak kanunlarda belirtilen işlemleri yapmak ve bunlara ilişkin adli hizmetleri yerine getirmek.",
"Disiplin ve soruşturma usulleri" başlıklı 15. maddesi; "Jandarma personeli hakkında disiplin ve soruşturma işlemleri aşağıdaki usullere göre yapılır.
a) Disiplin işleri özel kanun hükümlerine göre yürütülür.
b) Jandarma personelinin mülki görevlerinden doğan suçlarında; özel kanunların hükümleri saklı kalmak şartıyla 2/12/1999 tarihli ve 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun hükümlerine göre işlem yapılır.
c) Adli görevlerinden doğan suçlarda; 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 161 inci maddesinin beşinci fıkrası hükmü uygulanır.",
2803 sayılı Kanun’a dayanılarak çıkarılan 21.01.2017 tarihli ve 29995 sayılı Resmî Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren Jandarma Teşkilat, Görev ve Yetkileri Yönetmeliği'nin "Görev sınırı" başlıklı 8. maddesi; "(1) Jandarmanın görevleri şunlardır:
a) Mülki görevler: Emniyet ve asayiş ile kamu düzenini sağlamak, korumak ve kollamak, kaçakçılığı men, takip ve tahkik etmek, suç işlenmesini önlemek için gerekli tedbirleri almak ve uygulamak, ceza infaz kurumlarının dış korumalarını sağlamak, trafik hizmetlerini yürütmek, arama kurtarma görevlerini yapmak, hassas ve kritik öneme sahip tesislerin korunmasına ilişkin önlemleri ilgili kuruluşlarla işbirliği içinde sağlamak, bu fıkranın (b) ve (c) bentlerinde belirtilen görevler dışında kalan ve mevzuat hükümlerinin icrası ile bunlara dayalı emir ve kararlarla jandarmaya verilen görevleri yapmak.
b) Adli görevler: İşlenmiş suçlarla ilgili olarak kanunlarda belirtilen işlemleri yapmak ve bunlara ilişkin adli hizmetleri yerine getirmek.",
"Mülki görevlerin esasları" başlıklı 11. maddesi ise;
"(1) Jandarma;
…
g) Ceza infaz kurumlarının dış korumalarını sağlayıcı önlemleri alır, tutuklu ve hükümlülerin sevk ve nakilleriyle muhafazalarını sağlar." şeklinde düzenlenmiştir.
Ceza muhakemesi hukukunda, görev suçu isnat edilen belli vasıflara sahip kişiler hakkındaki soruşturmaların genel kurallardan ayrılarak özel hükümlere tabi tutulmasına "kişi bakımından yetki kuralları" denilmektedir.
Kişi bakımından yetki kurallarına bağlı olarak, kamu görevlileri hakkında yürütülecek soruşturmalarda izin, tahkik ve muhakeme olmak üzere üç sistemden bahsetmek mümkündür. İzin sisteminde soruşturmanın başlaması için belirli mercilerden izin alınması gerekirken; tahkik sisteminde, idari merciler duruşmaya takaddüm eden bütün işlemleri yapıp son soruşturmanın açılıp açılmayacağına karar vermekte, muhakeme sisteminde ise bütün muhakeme işlemleri idari merci tarafından gerçekleştirilmektedir (Selahattin Keyman, Memurin Muhakematı Kanunu, AÜHFM, C: 19, S: 1-4, 1962, s. 173-174; Çetin Özek, Türk Hukukunda Memurların Muhakemesi, İÜHFM, C: 26, S: 1-4, 1960, s. 36).
1982 Anayasası'nın 129/6. maddesinde yer alan; "memurlar ve diğer kamu görevlileri hakkında işledikleri iddia edilen suçlardan ötürü ceza kovuşturması açılması, kanunla belirlenen istisnalar dışında, kanunun gösterdiği idarî merciin iznine bağlıdır" hükmü ile memurlar ve diğer kamu görevlileri bakımından benimsenen izin sistemi çerçevesinde yargılamaya ilişkin usuller, 04.12.1999 günlü Resmî Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren ve 18. maddesi ile tahkik sistemini benimseyen 24.02.1913 tarihli Memurin Muhakematı Hakkında Kanunu Muvakkatı yürürlükten kaldıran 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun ile düzenlenmiştir.
4483 sayılı Kanun'un 1. maddesinde, bu Kanun'un amacının; "memurlar ve diğer kamu görevlilerinin görevleri sebebiyle işledikleri suçlardan dolayı yargılanabilmeleri için izin vermeye yetkili mercileri belirtmek ve izlenecek usulü düzenlemek" olduğu açıklanmış, genel gerekçesinde ise, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle hizmet gören kamu yönetiminin etkili, verimli, süratli ve saygın olmasının zaruri olduğu, kamu hizmetini ifa eden memurlar ve diğer kamu görevlilerinin bu görevleri sebebiyle işledikleri suçlar nedeniyle doğrudan doğruya ceza kovuşturmasına tâbi tutulmalarının kamu hizmetinin işleyişinde aksamalara ve kamu otoritesinin saygınlığının zedelenmesine yol açabileceği vurgulanarak kamu yönetimini zaafa uğratmadan memurlar ve diğer kamu görevlilerinin görevleri sebebiyle işledikleri iddia olunan suçlarda yargılama aşamasına geçilmeden yapılacak soruşturmanın basit, etkili ve süratli bir biçimde işlemesini sağlamak ve suçların cezasız kalmasını engellemek olduğu belirtilmiştir.
Şu hâle göre jandarmanın görevleri, mülki ve adli olmak üzere iki sınıfa ayrılmış; mülki görevleriyle ilgili suçların ceza soruşturması izne bağlı kılınmışken (2803 sayılı Kanun'un 15/1-b maddesi), adli görevleriyle ilgili suçların ceza soruşturma ve kovuşturması ise genel hükümlere tabi tutulmuştur (2803 sayılı Kanun'un 15/1-c maddesi delaletiyle CMK'nın 161/5. maddesi).
2803 sayılı Kanun'un 7/1-b maddesi ile Jandarma Teşkilat, Görev ve Yetkileri Yönetmeliği'nin "Görev sınırı" başlıklı 8. maddesinin 1- b bendine göre adli görevler; işlenmiş suçlarla ilgili olarak kanunlarda belirtilen işlemleri yapmak ve bunlara ilişkin adli hizmetleri yerine getirmektir.
Jandarmanın, tutuklu ve hükümlülerin sevk ve nakilleriyle muhafazalarını sağlaması ise anılan Yönetmelik'in 11/1-g bendinde mülki görevleri arasında sayılmıştır. Bu durumda tutuklu ve hükümlülerin sevk ve nakilleriyle ilgili mülki görevin ifası ile ilgili bir suç soruşturmasının izne tabi olduğunda şüphe bulunmamaktadır.
2. Somut Olayda Hukuki Nitelendirme
Suç tarihinde İstanbul İl Jandarma Komutanlığı ... Cezaevi Sevk Bölük Komutanlığında sevk takım komutan yardımcısı olan sanık ...’in, diğer sanık ... ile birlikte cezaevi aracı içerisinde yanarak hayatlarını kaybeden tutuklu ve hükümlülerin bir cezaevinden diğerine sevk etmek üzere görevlendirilmeleri, yapılacak işin mahiyeti gereği 2803 sayılı Kanun’un 7. maddesi ile Jandarma Teşkilat, Görev ve Yetkileri Yönetmeliği'nin 8 ve 11. maddelerinde değinilen mülki görevler arasında yer alması, yargılama konusu eylemin bu görevin yerine getirilmemesinden kaynaklanması ve anılan Kanun’un 15/1-c maddesinde yer alan CMK’nın doğrudan soruşturmaya ilişkin 161/5. maddesine yapılan atfın adli görevlerle sınırlı olması hususları birlikte değerlendirildiğinde; sanık ... hakkında 4483 sayılı Kanun hükümleri uyarınca yetkili merciden soruşturma izni alındıktan sonra dava açılması gerektiği ve bu hususun kovuşturma şartı olduğu gözetilmeden yargılamaya devamla yazılı şekilde hüküm kurulması hukuka aykırıdır.
Çoğunluk görüşüne katılmayan bir Ceza Genel Kurulu Üyesi; sanık ... yönünden soruşturma izni alınmasına gerek olmadığı düşüncesiyle karşı oy kullanmıştır.
B. Aracın şoförlüğünü yapan sanık ... hakkında 4483 sayılı Kanun hükümleri uyarınca soruşturma izni alınmasında ve 2802 sayılı Kanun’un 116. maddesinin Anayasa’ya aykırılığının defi suretiyle Anayasa Mahkemesine başvurulmasında zorunluluk bulunup bulunmadığı;
1. İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Açıklamalar
2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu’nun "Soruşturma ve kovuşturma usulü" başlıklı 116. maddesi; "Bu kısımda yazılı memurların görevlerinden doğan suçlarından dolayı bulundukları yer Cumhuriyet savcılığınca doğrudan doğruya genel hükümler dairesinde soruşturma ve kovuşturma yapılır.",
Aynı Kanun’un adalet komisyonunun görevlerini düzenleyen 114. maddesi ise;
"Adalet komisyonlarının görevleri şunlardır:
a) Atamaları doğrudan Bakanlıkça yapılanlar dışındaki adlî ve idarî yargı ile ceza infaz kurumları ve tutukevleri personelinin;
1) İlk defa Devlet memurluğuna atanacaklardan merkezî sınavda başarılı olanların ilgili yönetmelik hükümlerine göre düzenlenecek sözlü ve gerektiğinde uygulamalı sınavlarını yapmak, hukuk fakültesi, adalet meslek yüksek okulu veya meslek yüksekokullarının adalet veya ceza infaz ve güvenlik hizmetleri programı, lise veya meslek liselerinin adalet alanı ve ilgili mevzuat uyarınca bunlara denkliği kabul edilen program veya alan mezunlarına öncelik tanımak kaydıyla başarılı olanların atanmalarını teklif etmek.
2) Aslî Devlet memurluğuna atanmaları, sicil ve disiplin işlemleri, görevden uzaklaştırılmaları, aylık ve ödenekleri ile diğer özlük işlemlerini bu Kanun ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu ile ilgili mevzuat hükümlerine göre yerine getirmek.
3) Naklen veya hizmet gereği atamasını, ilgili mahkeme başkanı, hâkim veya Cumhuriyet savcısının görüşünü alarak, yetki alanı içerisinde yapmak.
4) Geçici olarak görevlendirmesini, yetki alanı içerisinde altı ayı geçmemek üzere yapmak.
b) Kanunlarla verilen diğer görevleri yerine getirmek.
(Ek ikinci fıkra:14/4/2020-7242/64 md.) Bakanlıkça, birinci fıkranın (a) bendinin (1) numaralı alt bendindeki görevlerin bir kısmı veya tamamının Bakanlık bünyesinde oluşturulacak sınav kurullarınca yerine getirilmesine de karar verilebilir.
İlk defa Devlet memurluğuna atanması teklif edilen personelin atanmaları Bakanlık onayı ile tamamlanır. Bu personelin atanması, eğitilmesi ile ilgili usûl ve esaslar ile sınav kurullarının oluşumu yönetmelikte gösterilir.
Bu madde kapsamındaki personeli, ilgili adalet komisyonunun muvafakati, teklifi veya hizmetin gereği olarak başka bir adalet komisyonunun yetki alanına naklen atama veya geçici olarak görevlendirme yetkisi Adalet Bakanlığına aittir." şeklindedir.
Anılan yasal düzenlemelere göre atamaları doğrudan Bakanlıkça yapılanlar dışındaki adlî ve idarî yargı ile ceza infaz kurumları ve tutukevleri personelinin görevlerinden doğan suçlarından dolayı bulundukları yer Cumhuriyet savcılığınca doğrudan doğruya genel hükümler dairesinde soruşturma ve kovuşturma yapılması mümkündür. Söz konusu düzenlemeler karşısında doğrudan genel hükümler çerçevesinde soruşturma yapılabilmesi bakımından görevin adli veya idari nitelikte olması herhangi bir önem taşımamaktadır.
2. Somut Olayda Hukuki Nitelendirme
Olay tarihinde cezaevi aracında bulunan ve başka cezaevlerine nakledilen tutuklu ve hükümlülerin çıkan yangın sonucu hayatlarını kaybetmeleri olayı ile ilgili olarak, ... Cezaevi İnfaz Koruma Memuru kadrosunda şoför olarak çalıştırılan sanık ...’in, 2802 sayılı Kanun’un 116. maddesinde işaret edilen ve aynı Kanun’un 114. maddesinde sayılan görevliler arasında bulunması, hakkında genel hükümler çerçevesinde doğrudan soruşturma yapılabilmesi için yerine getirdiği görevin adli veya idari nitelikte olması arasında herhangi bir ayrım gözetilmemesi ve kanun koyucunun bu husustaki iradesinin Anayasa’nın 10. maddesinde düzenlenen kanun önünde eşitlik ilkesine aykırı olduğundan söz edilemeyecek olması karşısında; sanık ... hakkında genel hükümlere göre doğrudan soruşturma ve kovuşturma yürütülmesinde herhangi bir isabetsizlik bulunmamaktadır.
2802 sayılı Kanunun 116. maddesinin, Anayasa’nın 10. Maddesine aykırılığının, def'i yoluyla Anayasa Mahkemesine götürülmesi gerektiği ön sorunu yönünden çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Başkanı; "2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu’nun ‘Soruşturma ve kovuşturma usulü’ başlıklı 116. maddesinde yer alan ‘Bu kısımda yazılı memurların görevlerinden doğan suçlarından dolayı bulundukları yer Cumhuriyet savcılığınca doğrudan doğruya genel hükümler dairesinde soruşturma ve kovuşturma yapılır.’ şeklindeki düzenlemenin, aynı Kanun’un 114. maddesinde sayılan ve sanık ...’i de kapsamına alan görevliler ile kamu görevlisi niteliğini haiz olup çeşitli kanunlarla haklarında kovuşturma ve soruşturma yapılması izne tabi tutulan görevliler arasında eşitsizliğe yol açtığı, Anayasa’nın 10 ve 129/5. maddelerine açıkça aykırı olan bu düzenleme ile ilgili olarak Anayasa’nın 152. maddesi uyarınca defi suretiyle Anayasa Mahkemesine başvurulmasında zorunluluk bulunduğu," düşüncesiyle,
Çoğunluk görüşüne katılmayan bir Ceza Genel Kurulu Üyesi de; benzer gerekçelerle,
Karşı oy kullanmışlardır.
C. Sanık ...’in taksirle birden fazla kişinin ölümüne neden olma suçundan kusurunun bulunup bulunmadığı;
1. İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Açıklamalar
A. İlgili Mevzuat ve Konuya İlişkin Görüşler
Ayrıntıları Ceza Genel Kurulunun müstakar içtihadlarında (16.10.2007 tarihli ve 192-211, 08.07.2008 tarihli ve 99-185, 20.05.2008 tarihli ve 51-117) açıklandığı üzere;
Kural olarak suç kastla işlenebilir. Suçun oluşması kastın varlığına bağlıdır (TCK madde21/1). Ancak kanunda açıkça gösterilen hâllerde taksirle de işlenebileceği (TCK madde22/1) kabul edilmiştir. Böylece failin cezalandırılabilmesi için kanunda açık bir düzenleme bulunmasının zorunlu olduğu taksir, TCK'nın 22/2. maddesinde; "dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla bir davranışın, suçun yasal tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesi" olarak açıklanmıştır.
Doktrin ve yargısal kararlarda da taksir; "Failin suç tipindeki neticeye yönelik kast içerisinde olmadan, fakat zorunlu olduğu özeni gösterdiği takdirde neticenin meydana gelmesi mümkün bulunmayan hallerde, tespit edilmiş suç tipini hukuka aykırı olarak ihlal etmesi; bir kimsenin dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranmak suretiyle, istemediği ve fakat öngörülebilir bir neticeyi gerçekleştirmesi" şeklinde tanımlanmıştır. (Ayhan Önder, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Beta Yayınevi, İstanbul 1992, c. 2, s. 336; Turan Tufan Yüce, Türk Ceza Hukuku Temel Kavramları, Turhan Kitapevi, Ankara 1984, s. 59; Faruk Erem, Türk Ceza Kanunu Şerhi, Seçkin Yayınevi, Ankara 1993, c. 1, s. 508; Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınevi, Ankara 2014, 7. Baskı, s. 172; Hamide Zafer, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Beta Yayınevi, İstanbul 2015, 4. Baskı, s. 254; Hakan Hakeri, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Adalet Yayınevi, Ankara 2014, 17. Baskı, s. 232).
Ceza Genel Kurulunun birçok kararında açıkça vurgulandığı, doktrin ve uygulamada da kabul edilegeldiği üzere taksirli suçun unsurları şunlardır;
1- Fiilin Kanunda taksirle işlenebilen bir suç olarak düzenlenmiş bulunması,
2- Hareketin iradi olması,
3- Neticenin iradi olmaması,
4- Hareketle netice arasında nedensellik bağının bulunması,
5- Neticenin öngörülebilir olmasına rağmen öngörülmemiş olması,
6-Dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranılması
TCK'nın 22/2. maddesinde yer verilen; "dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla bir davranışın, suçun yasal tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesi" düzenlemesine bakıldığında taksirli suçlarda haksızlığın, "dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık" olduğu anlaşılmaktadır. Bu değersizliğin hem hareket hem de netice bakımından geçerli olduğu da açıktır.
Madde gerekçesinde de vurgulandığı üzere, bu dikkat ve özen yükümlülüğünün belirlenmesinde, failin kişisel yetenekleri göz önünde bulundurulmaksızın objektif esastan hareket edilecek, failin bulunduğu/yaşadığı çevredeki ortalama, makul ve sorumlu/basiretli bir insanın davranışları esas alınacaktır. Bu standardın, çağdaş dünyanın bir parçası olan toplumun güven ve huzurunun tesis ve devamı ile kamu düzeni için gerekli (asgari) sorumluluk seviyesinin garantilerini sağlaması beklenir.
Objektif özen yükümlülüğünün kaynağı ya hukuk normları ya da müşterek tecrübe kurallarıdır. Doktrin de bu konuda aynı düşüncededir. (Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Adalet Yayınevi, Ankara 2014, 14. Baskı, s. 204, İçel Kayıhan Taksirden Doğan Subjektif Sorumluluk s. 141).
Bu suç tipinde failin hareketi iradi olmalıdır ve fakat iradenin, suçun maddi unsuru olarak zikredilen neticeye değil, hukuken korunan değer bağlamında kanun vazıının önemsemediği başka bir amaca yönelmesi gerekmektedir.
Kastta olduğu gibi, taksir de haksızlığın bir işlenme yöntemi olduğundan suçun haksızlık unsuru kapsamında değerlendirilmesi gerekir. Kanun'da açıkça neticenin suçun maddi unsuru olarak gösterildiği hallerde de objektif özen yükümlülüğüne aykırılık oluşturan/taksirli fiil ile netice arasında illiyet bağının bulunması şarttır.
Neden kavramı Türk Dil Kurumu Türkçe Sözlüğü'nde; "Bir olayı ya da durumu gerektiren, doğuran başka olay veya durum, sebep" biçiminde, neden olmak ise; "Bir şeyin olmasına ya da ortaya çıkmasına yol açmak, sebep olmak" şeklinde tanımlanmaktadır. Buradan hareketle nedensellik kavramı; "Neden-sonuç ilişkisi ya da sonuç ile bu sonuca neden olan olgu veya durum arasındaki bağlantı" olarak açıklanabilir.
Neticeli bütün suçlar bakımından araştırılması gerekli olan nedensellik bağı, suçun yasal tanımında neticeye yer verilmiş olması hâlinde failin fiili ile netice arasında sebep-sonuç ilişkisini kuran bağ anlamına gelmektedir. Failin yapmak veya yapmamak şeklinde gerçekleştirdiği eylemi neticesinde dış dünyada zarar ya da tehlikenin meydana gelmiş olması hâlinde nedensellik söz konusu olacaktır. Doğaldır ki yapılan her hareket, dış dünyada bir veya birden fazla neticeye sebebiyet verebilir; ancak dış dünyada vuku bulan her sonuç değil, suçun kanuni tanımında belirtilmiş olan netice nazara alınacaktır. TCK’da nedensellik bağı ile ilgili olarak genel bir düzenlemeye yer verilmemiş, konu doktrin ve uygulamaya bırakılmıştır.
Nedensellik bağının, neticeli suçlar şeklinde düzenlenen taksirli suçlar bakımından da tespit edilmesi gerektiğinde kuşku yoktur. Taksirle işlenen suçtan kaynaklanan netice failin hareketi olmasaydı gerçekleşmeyecek denilebiliyorsa bu durumda nedensellik bağının varlığı kabul edilir. Taksirli suçlarda aranacak olan objektif isnat edilebilirlik, dikkat ve özen yükümlülüğünün yerine getirilmemesi sonucunda öngörülebilir neticeye sebebiyet verilip verilmediğidir. Taksirli suçlarda netice sadece failin eyleminden kaynaklanmış ise nedensellik bağının belirlenmesi kolaysa da mağdurun veya üçüncü kişilerin neticeye katkıda bulunduğu durumlarda bu bağın belirlenmesinde çeşitli zorluklar olacağı muhakkaktır.
Doktrinde de; "Dış dünyada meydana gelen değişikliğin bir kimseye yüklenebilmesi ve dolayısıyla onun sorumlu olabilmesi, söz konusu neticenin o kimsenin hareketinden meydana gelmesine bağlıdır. Diğer bir deyişle hareketle netice arasında nedensellik bağı, sebep-sonuç ilişkisi olmalıdır. Nedensellik bağlantısı yoksa neticenin faile yüklenmesi mümkün değildir. Tipiklikte hareketten ayrı neticenin arandığı suçlarda neticenin gerçekleştiğinin tespiti yeterli olmayıp ona sebebiyet veren fiilin de tespiti gerekir. Tipe uygun hukuka aykırı fiilin icrasının, failin gerçekleştirilmesi için yeterli bulunduğu sırf hareket suçlarında nedensellik bağının araştırılması gerekmez. Ceza hukuku sadece suç tipinde yer alan neticeyi göz önüne alır" (Mehmet Emin Artuk-Ahmet Gökcen-A. Caner Yenidünya, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Adalet Yayınevi, 8. Baskı, Ankara 2014, s. 249) şeklinde görüşlere yer verilmiştir.
Doktrinde nedensellik bağı çeşitli teorilerle açıklanmaktadır. Şartların eşitliği ya da doğal nedensellik teorisinde; netice birçok şartın bir bütün oluşturarak meydana gelmesiyle oluştuğundan ve bunlardan birinin olmaması neticenin gerçekleşmesini engelleyeceğinden, bu şartlardan birini gerçekleştiren failin eylemi ile gerçekleşen netice arasında nedensellik bağı vardır.Yüksek Genel Kurul'un yerleşik kabulüne göre de, taksirli suçlarda nedensellik bağının varlığının kabulü için, failin hareketinden bağımsız bir etkinin sonuca tek başına neden olmaması gerekir.
Uygun sebep ya da kuralcı nedensellik teorisinde; hareket ile netice arasında nedensellik bağı bulunduğunun kabul edilebilmesi için, hareketin o neticeyi meydana getirmeye uygun olması gerekir.
Nedensellik/illiyet bağı, tamamen doğal bir olgudur (Nur Centel-Hamide Zafer-Özlem Çakmut, Türk Ceza Hukukuna Giriş, Beta Yayınevi, İstanbul 2014, 8. Baskı, s. 255; İzzet Özgenç, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınevi, Ankara 2014, 10. Baskı, s. 171-173) ve kural olarak maddi/fenni bilimin ve mantık ilminin ilkelerine göre belirlenir.
Taksirin unsurlarından birisi de neticenin öngörülebilir olmasına rağmen öngörülmemiş olmasıdır. TCK'nın 22. maddesinin gerekçesinde; "Taksirli suçların belirgin özelliği, icrai veya ihmali şekilde olabilen iradi hareketin varlığı ve kanunî tanımda yer alan unsurlardan birinin öngörülmemiş olmasıdır. Fakat bu öngörmemenin, 'gerekli dikkat ve özen' yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla ortaya çıkması gerekir. Çünkü, gerekli dikkat ve özen gösterilmediği için kanunda tanımlanmış olan neticenin gerçekleşeceği öngörülmemiştir.
Bu dikkat ve özen yükümlülüğünün belirlenmesinde, failin kişisel yetenekleri göz önünde bulundurulmaksızın, objektif esastan hareket edilir...
Taksirli suçlarda fail, kendi yetenekleri, algılama gücü, tecrübeleri, bilgi düzeyi ve içinde bulunduğu koşullar altında, objektif olarak varolan dikkat, özen yükümlülüğünü öngörebilecek ve yerine getirebilecek durumda olmalıdır" açıklamalarına yer verilmiştir.
Neticenin öngörülebilir olması, failin yaptığı davranışın bir neticeye sebebiyet verebileceğinin veya bir neticeyi meydana getirme ihtimali bulunduğunun bilinebilme imkânıdır. Gerçekleştirilen bir fiil nedeniyle neticenin meydana gelebilme imkân ve ihtimali varsa öngörülebilirliğin bulunduğu kabul edilecektir. Neticenin öngörülebilir olması, taksirin hem unsurunu hem de sınırını oluşturmaktadır. Başka bir ifadeyle taksiri, kaza ve tesadüften öngörülebilirlik ayırmaktadır. Hiç kimse tarafından öngörülemeyecek bir neticenin söz konusu olduğu durumlarda dikkat ve özen yükümlülüğünden dolayısıyla taksirden bahsedilebilmesi mümkün değildir. Neticenin öngörülebilir olması ile failin neticeyi öngörebilir yetenekte bulunması arasında fark vardır. Neticenin öngörülebilmesi, failin niteliklerine, yeteneklerine, eğitim durumuna veya uzmanlık alanına göre değil objektif olarak ve failden bağımsız şekilde ortalama seviyedeki bir insanın öngörme yeteneğine göre tespit edilmelidir. Eğer objektif olarak neticenin öngörülebilmesi, ortalama bir insanın öngörebilirliği dışında ise bu takdirde neticenin öngörülebilirliğinden bahsedilemeyecektir. Burada öngörülebilecek netice, failin iradi hareketinin sebep olabileceği netice veya neticelerden başkası değildir. Failin öngörebilme yeteneği ise, failin yaşı, zekâsı, eğitimi, yetenekleri ve uzmanlık alanına göre subjektif olarak belirlenebilecek farklı bir husustur (Nebahat Kayaer, Ceza Hukukunda Hekimin Tıbbi Müdahalesi Çerçevesinde İşlenen Taksirle Öldürme Suçu, Yayınlanmamış Doktora Tezi, Dokuz Eylül Üniversitesi Kamu Hukuku Anabilim Dalı, İzmir 2012, s.287-288) Failin neticeyi öngörmesi veya öngörememesi taksir ile bilinçli taksir arasındaki ayrımı oluşturmaktadır.
Failin, objektif özen yükümlülüğünün ve buna bağlı olarak meydana gelebilecek neticenin öngörülebilirliğinin idrakinde olması gerekmektedir. Fail, bilinçli olarak belli bir hukuki değeri korumaya matuf objektif özen yükümlülüğüne, iradi olarak aykırı bir davranışta (Özgenç, s. 466) bulunmalıdır.
Nitekim bu husus doktrinde de; "Öngörülebilirlik, hukuk normları veya genel tecrübe tarafından emredilen özene uyulduğunda tipikliğini gerçekleşmesinin somut olarak müşahede edilebileceğini ve dolayısıyla bundan kaçınılabileceğini ifade etmektedir. Gerekli dikkat ve özen gösterilmediği için kanuni tanıma uygun fiilin gerçekleşeceği öngörülmemiştir. Neticenin öngörülebilirliği, kişilere yüklenen dikkat ve özen yükümlülüğünün tabii bir sonucu olmaktadır. Öngörülebilirlik objektif olarak belirlenmelidir. Zira bir kimse yalnızca öngörülebilir neticeler bakımından sorumlu olabilecektir. Bu nedenle hakim görüş taksirli neticeli suçların haksızlığı bakımından, failin içinde bulunduğu toplum çevresine ait ortalama yetenekteki bir kişinin neticeyi öngörüp öngörmeyeceğini aramaktadır. Şayet netice ortalama bir insanın objektif öngörülebilirliğinin dışında bulunuyorsa, taksirli suçun tipiklik unsuru gerçekleşmiş olmaz." (Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuk Genel Hükümler, Seçkin Yayınevi, 7. Baskı, Eylül 2014, s. 201) şeklinde ifade edilmiştir.
Uyuşmazlığa konu somut olayın özellikleri itibariyle objektif isnadiyet kavramına da ayrıca yer verilmesi gerekmektedir.
Objektif sorumluluk esasını terk ederek tamamen kusur sorumluluğunu benimseyen çağdaş ceza hukuk sistemleri ki TCK da bunlardan birisidir, failin tipik neticeden sorumlu tutulması için illiyet bağının varlığını yeterli bulmamış, tipik eylemin ortaya çıkardığı/sebep olduğu "tipik neticenin de failin eseri" olması gereğini şart koşmuştur.
Bu cümleden olarak, meydana gelen tipik neticeden failin sorumlu tutulabilmesi için; fiil ile netice arasında doğal illiyet bağının bulunup bulunmadığının; bilimsel ve mantıksal ilkeler çerçevesinde araştırılması, bu bağın varlığının tespiti halinde ayrıca bu tipik neticenin failin eseri olup olmadığına dair normatif bir değerlendirme yapılması gerekmektedir. Yapılan normatif değerlendirme neticesinde faile objektif olarak tahmil edemeyeceğimiz tipik netice ile tipik fiil arasında illiyet bağının bulunması sonucu değiştirmeyecektir. Önemli olan bu neticenin objektif olarak faile isnat edilip edilemeyeceğidir.
Neticenin objektif olarak faile isnat edilebilmesi öncelikle ve doğrudan, tipik neticenin objektif olarak öngörülebilirliğiyle ilgili bir sorundur. Özen yükümlülüğüne riayet edilmesi hâlinde, tipik neticenin meydana geleceği objektif olarak öngörülebiliyorsa bu yükümlülüğe uyulmaması nedeniyle öngörülemeyen neticeden sorumlu olmak da kaçınılmaz bir olgu olarak karşımıza çıkacaktır. Bu hususta yukarıda yer verilen açıklamalar yeterlidir.
Her halükârda failin sorumluluğunun öngörülebilirlik ve önlenebilirlik kriterleri kapsamında belirlenmesi gerekir (Dönmezer-Erman s.66-267, Hafızoğulları-Özen s.293, Öztürk- Erdem s.260, Tezcan-Erdem-Önok s.189).
Sorumluluğun, kusurlu bir davranışa dayanmasında zorunluluk olduğu kabul edildiğine göre; objektif özen yükümlülüğüne aykırılık oluşturduğu ileri sürülen tipik eylemin sebep olduğu neticenin de failin hükmedebileceği alan içinde kalması gerekir. Neticenin failin kontrolü dışında gelişen, yönetilemez bir mahiyet arzetmemesi ve genel hayat tecrübeleri açısından beklenebilir, tipik bir netice olması şarttır.
Objektif özen yükümlülüğünün kaynaklarından olan hukuk normlarına muhalefet edilmesi durumunda aslolan, tehlikeyi ortaya çıkmadan önce önlemek için konulmuş yazılı davranış kurallarına, emir ve talimatlara uyulup uyulmadığıdır. Bununla birlikte sorumluluğun, ihlalden kaynaklanan, doğrudan ya da dolaylı tüm sonuçları kapsayacak şekilde genişletilmemesi gerekmektedir. Bu durumda sorumluluğun sınırlarını normun koruma amacı çizecektir. Meydana gelen netice, ihlal edilen norm ile korunan amacın kapsamı dışında başka bir normun koruma alanında kalan dolaylı bir netice ise somut olayın özelliğine göre failin sorumluluğu cihetine gidilmeyebilir.
Keza, failin objektif özen yükümlülüğüne aykırı davranışı ile mağdurun kendi sorumluluğunda olan riskler aynı olayda gerçekleştirilmiş ise, meydana gelen tipik neticenin kategorik olarak faile objektif isnadiyetinden bahsedilmemesi lazım gelir. Bu durumda olaysal ve normatif bir değerlendirmeye de başvurma ihtiyacı doğar. Mağdurun serbest iradesiyle hareket ettiği ve netice bakımından failin katkısının yalnızca neden olma, kolaylaştırma seviyesiyle sınırlı olduğu hâllerde (Koca-Üzülmez, s. 221), mağdurun kendi sorumluluğunda olan risklerin faile objektif olarak isnat edilmesi mümkün olmayacaktır.
Objektif isnadiyetle ilgili doktrinde de şu değerlendirmeler yapılmıştır: "Objektif isnadiyet, neticenin belirli bir kimsenin eseri olarak görülüp görülemeyeceği anlamına gelmektedir. Eğer meydana gelen netice, üçüncü kişinin veya bir rastlantının eseri ise faile isnat edilemeyecektir. Bu nedenle netice, insanın hükmedebileceği alanın dışında kalıyorsa hukuken önemli olan bir tehlike ya da risk bulunmamaktadır. Hükmedilebilirlik, neticenin önemli derecede idare edilebilirliği anlamına gelmekte olup gerçekleştirilen fiil, hukuken önemli bir tehlike ya da risk oluştursa bile olayın tamamen hayatın olağan akışının ve genel hayat tecrübelerinin dışarısında kalması nedeniyle beklenebilir değilse, netice faile yüklenemeyecektir. Keza gerçekleşen netice, failin hareketi ile tesadüfen birleşen başka sebeplerden meydana gelmişse, bu durumda da neticenin faile isnat edilmesinden söz edilemeyecektir. Bunun gibi sonradan işlenen fiilin daha önceden gerçekleştirilmiş fiilin neticeye ulaşmasını engellemesi hâlinde de önceki fiili gerçekleştiren faile neticenin isnat edilmesi mümkün bulunmayacaktır." (Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Adalet Yayınevi, Ankara 2014, 7. Baskı, s. 128-131; Berrin Akbulut, Türk Ceza Kanunu İle Kabahatler Kanununun Genel Hükümlerinin Yaptırım Hükümleri Dışında Karşılaştırmalı Olarak İncelenmesi, Adalaet Yayınevi, Ankara 2010, s. 237; Nebahat Kayaer, Ceza Hukukunda Hekimin Tıbbi Müdahalesi Çerçevesinde İşlenen Taksirle Öldürme Suçu, Yayınlanmamış Doktora Tezi, Dokuz Eylül Üniversitesi Kamu Hukuku Anabilim Dalı, İzmir 2012, s. 111-112).
Ancak şu kadarı da var ki, objektif özen yükümlülüğüne aykırı davranılarak icra olunan eylemin sebep olduğu tipik neticenin, objektif olarak faile isnat edilebildiği hâllerde, "failin gerekli dikkat ve özeni göstermiş olsaydı dahi neticenin meydana geleceği" varsayımı ile failin sorumluluktan kurtulamayacağı kabul edilmelidir. Zira mantık ilmine göre de, bir şeyin vücudu, gerekli bütün şartların/eczasının mevcudiyetiyle takarrur eder. Failin özen yükümlülüğüne aykırı davranışı, meydana gelen tipik neticenin illi şartlarından biri olduğu sürece objektif olarak isnad olunabilen neticeden sorumluluk da söz konusu olmaya devam eder.
2. Somut Olayda Hukuki Nitelendirme
Hükme esas alınan bilirkişi raporlarında teknik sebeplerden kaynaklandığı belirtilen yangın nedeniyle sanığa herhangi bir kusur izafe edilmemiştir. 01.02.2013 tarihli bilirkişi heyeti raporunda araç komutanı ve yardımcısı ile sürücü olarak sanığın ihmalinden de söz edilmekle birlikte meydana gelen yangında esas itibarıyla araca standart dışı yakıt ikmali yapan akaryakıt satış istasyonları yetkililerinin kusurlu oldukları belirtilmiştir. Karayolları Genel Müdürlüğünce düzenlenen 03.01.2014 tarihli raporda aracın çekme gücü düşmesine rağmen ısrarla yola devam etmesi sebebiyle tali kusurlu olduğu belirtilmesine karşın sanığın, araç bakımından sorumlu olan tanık ...’u telefonla arayarak durumu bildirdiği ve aldığı talimat doğrultusunda yola devam ettiği dosyaya yansıyan delillerden anlaşılmaktadır. İstanbul Teknik Üniversitesi Öğretim Üyeleri tarafından düzenlenen 09.02.2014 tarihli bilirkişi heyeti raporunda da sanığın, yangının çıkmasına sebebiyet verebilecek kusurlu davranışlarda bulunmadığına ve araçta yangın çıkabileceğini öngörüp tedbir almasının kendisinden beklenemeyeceğine vurgu yapılmıştır.
Şu hâlde; bu bilimsel görüşler ile oluşa uygun kabule göre; sanığın objektif özen yükümlülüğüne aykırılık oluşturduğu tartışmalı da olsa kabul edilen eylemi ile ölüm neticesi arasında doğal illiyet bağının bulunduğunda şüphe yoktur.
Ancak sanık ..., ... Cezaevi İnfaz Koruma Memuru kadrosunda görevli olmasına rağmen şoför olarak çalıştırılmaktadır. Tutuklu ve hükümlülerin bulunduğu nakil aracıyla Van'dan İstanbul'a gitmektedirler. Yol güzergahında bulunan şehirlerde tutuklu ve hükümlülerden inip binenler olmaktadır. Olay tarihi itibarıyla nakil aracının düşük modelli, tamiri gereken ve arızaya bağlı yüksek risk oluşturan bir araç olduğuna dair bir tespit ve iddia yoktur. Elazığ ilinden yakıt alınmasına kadar araçta teknik bir arıza olmamıştır. Yakıt ikmalinden sonra aracın performansı düşmüştür. Sanık (lar) bu durumu araç bakımından sorumlu olan tanık ...’u telefonla arayarak bildirmiş, aldığı talimat doğrultusunda yola devam ettiğini savunmuştur. Araç seyir hâlindeyken ani ve kuvvetli bir alev yumağına dönmüştür. Ölen tutuklu ve hükümlülerin kilitli bölmelerde bulunmaları nedeniyle kurtarılmalarına imkân olmamıştır. Bilirkişilerce kesin bir belirleme yapılamamış olmakla birlikte, yakıt ikmalinden sonra performansı düşen ve arıza belirtileri gösteren aracın, müdahaleye fırsat tanımayacak ani ve çok etkili bir yangına maruz kalması ve içindekilerin yanarak ölümünü netice vermesi günlük hayatta yaşanılabilen bir vakıa değildir.
Bu hâlde meydana gelen neticenin; hayatın olağan akışı ve genel hayat tecrübeleri açısından beklenebilir, tipik bir netice olduğu söylenemez. Objektif olarak öngörülebilir olduğu söylenemeyen ölüm olayının/tipik neticenin sanığa isnat edilemeyeceğinin, bu nedenle de unsurları itibarıyla oluşmayan müsnet suçtan beraatine karar verilmesi gerektiğinin kabul edilmesi lazım gelir.
Bu itibarla, Yerel Mahkemenin direnme gerekçesinin isabetli olduğuna karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan yedi Ceza Genel Kurulu Üyesi; Yerel Mahkemenin direnme gerekçesinin isabetli olmadığı gerekçesiyle karşı oy kullanmışlardır.
V. KARAR
Açıklanan nedenlerle;
1- Sanık ... hakkında 4483 sayılı Kanun hükümleri uyarınca soruşturma izni alınmasında ve 28.02 sayılı Kanun'un 116. maddesinin Anayasa'ya aykırılığının defi suretiyle Anayasa Mahkemesine başvurulmasında zorunluluk BULUNMADIĞINA,
2- Kayseri 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 15.01.2020 tarihli ve 665-8 sayılı hükmünün;
a. Taksirle birden fazla kişinin ölümüne neden olma suçundan kast veya taksirinin bulunmadığına ilişkin direnme gerekçesinde isabet bulunması sebebiyle sanık ... yönünden ONANMASINA,
b. Araç komutanlığı görevi sebebiyle işlediği suçtan dolayı hakkında 4483 sayılı Kanun uyarınca izin alınması gerektiği gözetilmeyen sanık ... yönünden ise BOZULMASINA,
3- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 11.06.2025 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.
Kaynak: Adalet Bakanlığı Mevzuat ve İçtihat Bilgi Sistemi. Metin resmî kaynaktaki hâliyle aktarılmıştır; kararda anonimleştirilmeden kalmış kişisel veriler “...” ile gizlenmiştir.
Benzer Kararlar
Ceza Genel Kurulu 25.03.2026
Köpeğe Ateş Ederken Çocuğun Ölümüne Yol Açan Sanık Bilinçli Taksirle Sorumlu
Yargıtay Ceza Genel Kurulu · E. 2025/232 · K. 2026/189
Somut olayda, üçüncü kişilerin isabet alabileceğini öngörmekle birlikte atış yeteneğine güvenerek neticenin gerçekleşmeyeceği inancıyla ateş eden sanık bilinçli taksirle hareket etmiştir.
İtirazın Reddi Trafik Güvenliğini Tehlikeye Sokma ve Taksirle Öldürme
Ceza Genel Kurulu 10.12.2025
34 Kişinin Öldüğü LPG Tankeri Kazasında Sürücü Bilinçli Değil Basit Taksirle Sorumlu Tutuldu
Yargıtay Ceza Genel Kurulu · E. 2022/298 · K. 2025/567
Somut olayda, kazadan sonra olay yerindekileri uyaran sürücünün, gaz patlamasıyla ölümleri öngörmesine rağmen kusurlu davranışını sürdürdüğünden söz edilemeyeceğinden basit taksir uygulanır.
İtirazın Reddi Trafik Güvenliğini Tehlikeye Sokma ve Taksirle Öldürme
Ceza Genel Kurulu 21.05.2025
Taksirle Beş Kişinin Ölümünde 4 Yıl Olarak Belirlenen Ceza Orantılılığa Aykırı Bulundu
Yargıtay Ceza Genel Kurulu · E. 2022/16 · K. 2025/215
Taksirli suçlarda ceza, TCK 22/4'teki kusur, 61/1'in olaya uyan ölçütleri ve TCK 3'teki orantılılık ilkesi birlikte değerlendirilerek belirlenir; beş kişinin öldüğü somut olayda dört yıl ceza isabetsizdir.
Direnme Kararının Bozulması Trafik Güvenliğini Tehlikeye Sokma ve Taksirle Öldürme
Yargıtay 12. CD 02.07.2026
Katrak Makinesinde Ölümlü İş Kazası: Önlem Almayan Şirket Yetkililerine Bilinçli Taksir
Yargıtay 12. Ceza Dairesi · E. 2022/1274 · K. 2026/6945
Somut olayda çok tehlikeli işyerinde eğitim, güvenli çalışma ve denetim yükümlülüklerini yerine getirmeyip neticeyi öngördüğü hâlde gerçekleşmeyeceğini düşünen sanıklar bilinçli taksirle sorumludur.
Bozma Trafik Güvenliğini Tehlikeye Sokma ve Taksirle Öldürme
Trafik Güvenliğini Tehlikeye Sokma ve Taksirle Öldürme konusundaki 13 kararın tümü
İlgili Rehber ve Hesaplama Araçları
Benzer Bir Hukuki Sorununuz mu Var?
Yargıtay kararları, somut olayın koşullarına göre farklı sonuç doğurabilir. Kira, iş, aile ve boşanma ile ceza hukuku uyuşmazlıklarında dosyanızın değerlendirilmesi için Av. Mete ŞAHİN ile iletişime geçebilirsiniz (Yenimahalle, Ankara).
Telefon ve WhatsApp: 0552 725 25 18 · WhatsApp ile yazın · İletişim formu
Bu sayfadaki özet ve açıklamalar genel bilgilendirme amaçlıdır; hukuki danışmanlık yerine geçmez. Kararın bağlayıcı metni resmî tam metindir ve somut olaydaki farklı koşullar sonucu değiştirebilir. Özetler, kararın resmî metnine dayanılarak hazırlanır ve yayımdan önce metinle karşılaştırılarak kontrol edilir. İçerik sorumlusu: Av. Mete ŞAHİN.