top of page

H Harfiyle Başlayan Hukuk Terimleri

Terim listesine geç (53 terim) ↓

1.000 hukuk terimini kısa açıklamaları, kanuni dayanakları ve ilgili kaynaklarıyla inceleyebilirsiniz. Terim adını veya günlük dildeki karşılığını arayabilir, listeyi hukuk alanına göre daraltabilir, aşağıdaki A–Z çubuğundan ilk harfe göre gezinebilirsiniz. Her sayfada en fazla 50 terim gösterilir.

Hazırlayan: Av. Mete ŞAHİN · Yenimahalle, Ankara · Kaynak kontrolü: 26 Eylül 2026.

İlk harfe göre filtreleyin

H Harfiyle Başlayan Hukuk Terimleri

Sayfa 1 / 2 · 1–50 / 53 terim

H

  • İcra ve İflas

    Haciz

    Borçlunun mal, hak veya alacaklarının borcun tahsili için icra organınca hukuken bağlanmasıdır. Haciz, mülkiyetin hemen alacaklıya geçmesi anlamına gelmez; alacağı aşmama ve haczedilemeyen malları koruma kuralları uygulanır.

    İlgili mevzuat: 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu, m. 78 ve 82–85

  • İcra ve İflas

    Haciz İhbarnamesi

    Borçlunun üçüncü kişilerdeki alacak, hak veya taşınır mallarının haczi için icra müdürlüğünce üçüncü kişiye gönderilen yazılı bildirimdir. İhbarname ile üçüncü kişiye, borcunu bundan böyle ancak icra dairesine ödeyebileceği bildirilir. Üçüncü kişi, kanunda öngörülen süre içinde itiraz etmezse borç zimmetinde sayılır; bu nedenle süreler büyük önem taşır.

    İlgili mevzuat: 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu, m. 89

  • İcra ve İflas

    Haciz İsteme Süresi

    Haciz isteme süresi, alacaklının haciz talebinde bulunabileceği ve ödeme emrinin tebliğinden itibaren işleyen bir yıllık süredir. İtiraz veya dava hâlinde bunların yapıldığı tarihten hükmün kesinleşmesine kadar, icra dairesinde taksit sözleşmesi yapılmışsa sözleşmenin ihlaline kadar geçen süre hesaba katılmaz. Haciz bu süre içinde istenmez veya istem geri alınıp süresinde yenilenmezse dosya işlemden kaldırılır; yeniden haciz istenmesi yenileme talebinin borçluya tebliğine bağlıdır, ilama dayanmayan takiplerde yenilemede yeniden harç alınır ve yenileme giderleri borçluya yüklenemez.

    İlgili mevzuat: 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu, m. 78

  • İcra ve İflas

    Haciz Tutanağı

    Haciz işleminin yapıldığı yerde icra memurunca düzenlenen ve haczin içeriğini gösteren resmî belgedir. Tutanakta alacaklı ve borçlunun kimliği, alacağın miktarı, haczin yapıldığı gün ve saat, haczedilen mallar ile bunlara biçilen değer ve varsa üçüncü kişilerin iddiaları yazılır. Haczedilebilecek mal bulunmazsa haciz tutanağı aciz belgesi hükmündedir; malların yetersiz olduğu anlaşılırsa tutanak geçici aciz belgesi yerine geçer.

    İlgili mevzuat: 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu, m. 102 ve 105

  • İcra ve İflas

    Hacze İştirak

    Hacze iştirak, başka bir alacaklının koydurduğu ilk hacze, haczedilen malın satış bedeli icra veznesine girinceye kadar aynı derecede katılmaktır. İlk haczin dayandığı takip talebinden, ilamlı takipte davanın açılmasından önce yapılmış takipte alınan aciz belgesine, bu tarihten önce açılmış davada alınan ilama ya da bu tarihten önceki tarihli resmî veya onaylı senet ya da resmî makbuza dayanan alacaklılar bu haktan yararlanır. Borçlunun eşi, çocukları, vasisi veya kayyımı olduğu kişiler ve nafaka ilamı alacaklısı kanundaki koşullarla önceden takip yapmaksızın katılabilir; diğer alacaklılar yalnız önceki dereceden artan bedele katılabilir.

    İlgili mevzuat: 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu, m. 100–101

  • İcra ve İflas

    Haczedilemeyen Mallar

    Haczedilemeyen mallar, kanunun borçlunun ve ailesinin geçimini ve mesleğini korumak gibi amaçlarla haczini tamamen ya da kısmen yasakladığı mal, hak ve gelirlerdir. Devlet malları, kıymetli şeyler dışındaki kişisel ve ortak ev eşyası, bedeni çalışmaya dayalı meslek eşyası, haline münasip ev ve öğrenci bursu haczedilemez; maaş ve ücret gibi gelirler geçim payı bırakılarak kısmen haczedilir. Borç malın bedelinden doğmuşsa meslek eşyası ve haline münasip ev gibi bazı mallarda yasak uygulanmaz; bu malların değeri fazlaysa mal satılır ve bedelin haline münasip kısmı borçluya bırakılır. Önceden yapılan haczedilebilirlik anlaşmaları geçersizdir; aykırı hacze karşı şikâyet kural olarak öğrenmeden itibaren yedi gün içinde icra mahkemesine yapılır.

    İlgili mevzuat: 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu, m. 16, 82, 83 ve 83/a

  • İş ve Sosyal Güvenlik

    Hafta Tatili

    İşçiye, tatil gününden önceki iş günlerinde çalışmış olması koşuluyla yedi günlük zaman dilimi içinde verilen, kesintisiz en az yirmi dört saatlik dinlenmedir. Çalışılmayan hafta tatili günü için işveren o günün ücretini iş karşılığı olmaksızın tam öder; kanunda sayılan izin ve tatil süreleri çalışılmış gibi hesaba katılır. 10/7/2025 tarihli ve 7553 sayılı Kanunla, turizm işletmesi belgeli konaklama tesislerinde hafta tatili, işçinin yazılı talebi veya onayıyla hak kazanılan günü izleyen dört gün içinde kullandırılabilir.

    İlgili mevzuat: 4857 sayılı İş Kanunu, m. 46

  • İş ve Sosyal Güvenlik

    Haftalık Çalışma Süresi

    Haftalık çalışma süresi, genel bakımdan haftada en çok kırk beş saat olan normal çalışma süresidir; bunu aşan çalışmalar kanundaki koşullarla fazla çalışma sayılır. Aksi kararlaştırılmamışsa süre haftanın çalışılan günlerine eşit bölünür; tarafların anlaşmasıyla günde on bir saati aşmamak koşuluyla farklı dağıtılabilir ve bu hâlde iki aylık denkleştirme süresinde haftalık ortalama normal süreyi aşamaz. Denkleştirme süresi toplu iş sözleşmesiyle dört aya çıkarılabilir; turizm sektöründe dört aydır ve toplu iş sözleşmesiyle altı aya kadar artırılabilir. Yer altı maden işlerinde süre günde en çok yedi buçuk, haftada en çok otuz yedi buçuk saattir.

    İlgili mevzuat: 4857 sayılı İş Kanunu, m. 41 ve 63

  • Kamu ve Vergi Hukuku

    Hak Arama Hürriyeti

    Hak arama hürriyeti, herkesin meşru vasıta ve yollardan yararlanarak yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunmada bulunabilmesi ve adil yargılanma hakkına sahip olmasıdır. Hiçbir mahkeme görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz; Devlet de işlemlerinde başvurulabilecek kanun yollarını, mercileri ve süreleri belirtmek zorundadır. Bu hürriyet, dava açma süreleri ve diğer kanuni usul şartlarının aranmasını ortadan kaldırmaz.

    İlgili mevzuat: 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, m. 36 ve 40

  • Kira ve Borçlar Hukuku

    Hak Düşürücü Süre

    Hak düşürücü süre, kanunun bir hakkın kullanılmasını veya davanın açılmasını bağladığı ve geçmesiyle hakkın kendisinin düştüğü süredir; kanunlarda genellikle “hak … geçmekle düşer” biçiminde düzenlenir. TBK m.161’deki, hâkimin zamanaşımını ancak ileri sürülürse dikkate alabileceği kuralı hak düşürücü süreler için öngörülmemiştir. Sürelerin işleyişine ilişkin özel hükümler de vardır: örneğin arabuluculuk süreci boyunca ve dava şartı arabuluculukta büroya başvurudan son tutanağın düzenlenmesine kadar hak düşürücü süre işlemez.

    İlgili mevzuat: 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu, m. 16 ve 18/A · 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu, m. 39 ve 161 · 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu, m. 571

  • Aile ve Kişiler Hukuku

    Hak Ehliyeti

    Haklara ve borçlara sahip olabilme yeteneğidir. Her insanın hak ehliyeti vardır ve bütün insanlar hukuk düzeninin sınırları içinde bu bakımdan eşittir; tüzel kişiler de cins, yaş, hısımlık gibi insana özgü niteliklere bağlı olanlar dışındaki bütün haklara ve borçlara ehildir. Çocuk hak ehliyetini, sağ doğmak koşuluyla ana rahmine düştüğü andan başlayarak elde eder; bu ehliyet, kendi fiilleriyle hak edinip borç altına girebilmeyi ifade eden fiil ehliyetinden farklıdır.

    İlgili mevzuat: 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu, m. 8, 28 ve 48

  • Ceza ve İnfaz

    Hakaret

    Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat edilmesi ya da sövülmesi suretiyle onur, şeref ve saygınlığına saldırılmasıdır; cezası üç aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezasıdır. Mağdurun yokluğunda işlenen hakaretin cezalandırılması için fiilin en az üç kişiyle ihtilat edilerek işlenmesi gerekir; mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü iletiyle işlenmesi hâlinde de aynı cezaya hükmolunur. Kamu görevlisine görevinden dolayı işlenen hâller dışında soruşturma şikâyete bağlıdır ve hakaretin alenen işlenmesi cezayı artırır.

    İlgili mevzuat: 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu, m. 125 ve 131

  • Ticaret, Tüketici ve Kişisel Veriler

    Hâkim Durumun Kötüye Kullanılması

    Hâkim durumun kötüye kullanılması, belirli bir mal veya hizmet piyasasında hâkim durumda bulunan bir veya birden fazla teşebbüsün bu gücünü tek başına ya da başkalarıyla yaptığı anlaşmalar veya birlikte davranışlarla kötüye kullanmasıdır. Rakiplerin piyasaya girişini engellemek veya faaliyetlerini zorlaştırmak, eşit durumdaki alıcılara ayrımcılık yapmak, bağlama veya yeniden satış koşullarına sınırlama getirmek ve üretimi ya da teknik gelişmeyi tüketici zararına kısıtlamak başlıca örneklerdir. Hâkim durumda bulunmak tek başına yasak değildir; yasak olan bu durumun kötüye kullanılmasıdır.

    İlgili mevzuat: 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun, m. 3 ve 6

  • Aile ve Kişiler Hukuku

    Hâkimin Hukuk Yaratması

    Kanunda uygulanabilir bir hüküm ve örf ve âdet hukuku kuralı bulunmadığında hâkimin, kendisi kanun koyucu olsaydı nasıl bir kural koyacak idiyse ona göre karar vermesidir. Kanun sözüyle ve özüyle değindiği bütün konularda uygulandığından bu yola ancak kanunun sözü ve özüyle çözülemeyen ve örf ve âdet kuralı da bulunmayan durumlarda başvurulur. Hâkim, karar verirken bilimsel görüşlerden ve yargı kararlarından yararlanır.

    İlgili mevzuat: 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu, m. 1

  • Usul ve Yargılama

    Hâkimin Reddi

    Tarafsızlığından şüpheyi gerektiren önemli bir sebep bulunması hâlinde hâkimin davadan çekilmesinin istenmesidir. Talep, sebebin öğrenilmesinden itibaren en geç ilk duruşmada ileri sürülmelidir. Ret talebini, kanunda gösterilen merci inceler.

    İlgili mevzuat: 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, m. 36–43

  • Usul ve Yargılama

    Hâkimin Yasaklılığı

    Kanunda sayılan hâllerde hâkimin davaya bakmasının kesin olarak yasaklanmasıdır. Kendi davası, eşine veya yakın hısımlarına ait davalar bu kapsamdadır. Yasaklılık, talep olmaksızın kendiliğinden gözetilir.

    İlgili mevzuat: 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, m. 34–35

  • Usul ve Yargılama

    Hakkın Kötüye Kullanılması

    Hakkın kötüye kullanılması, bir hakkın dürüstlük kuralına açıkça aykırı biçimde kullanılmasıdır. TMK m. 2 uyarınca herkes haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır ve bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz; kanun bu sonucu zarar verme kastına bağlamamıştır. Yargılamada da taraflar dürüstlük kuralına uygun davranmak zorundadır; kötüniyetli davalı veya hiçbir hakkı olmadığı hâlde dava açan taraf, yargılama giderlerinden ayrı olarak karşı tarafın vekiliyle kararlaştırdığı vekâlet ücretinin tamamını veya bir kısmını ödemeye ve disiplin para cezasına mahkûm edilebilir.

    İlgili mevzuat: 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu, m. 2 · 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, m. 29 ve 329

  • Ceza ve İnfaz

    Hakkın Kullanılması ve İlgilinin Rızası

    Hakkını kullanan kimseye ceza verilmemesi ve kişinin üzerinde mutlak surette tasarruf edebileceği bir hakkına ilişkin açıkladığı rıza çerçevesinde işlenen fiilden dolayı kimsenin cezalandırılmamasıdır. Her iki hâl de hukuka uygunluk nedenidir. Sınırın aşılması hâlinde ayrı hükümler uygulanır.

    İlgili mevzuat: 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu, m. 26

  • İş ve Sosyal Güvenlik

    Haklı Nedenle Fesih

    İşçi veya işverenin, sağlık sebepleri, ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan hâller veya zorlayıcı sebepler gibi kanunda sayılan haklı bir nedene dayanarak iş sözleşmesini bildirim süresini beklemeden derhâl feshetmesidir. Ahlak ve iyi niyete aykırılığa dayanan fesih, fesih hakkı sahibinin karşı tarafın bu davranışını öğrendiği günden itibaren altı iş günü ve her hâlde fiilin gerçekleşmesinden itibaren bir yıl içinde yapılmalıdır; işçinin olaydan maddi çıkar sağladığı hâlde bir yıllık süre uygulanmaz. Haklı fesihte ihbar tazminatı doğmaz; kıdem tazminatı, işverenin ahlak ve iyi niyete aykırılık nedeniyle yaptığı fesih dışında, koşulları varsa ödenir.

    İlgili mevzuat: 4857 sayılı İş Kanunu, m. 24–26 · 1475 sayılı İş Kanunu, m. 14

  • Ticaret, Tüketici ve Kişisel Veriler

    Haklı Sebeple Şirketin Feshi

    Haklı sebeple şirketin feshi, haklı sebeplerin varlığında anonim veya limited şirketin feshine mahkemece karar verilmesini sağlayan davadır. Anonim şirkette sermayenin en az onda birini, halka açık şirketlerde yirmide birini temsil eden pay sahipleri; limited şirkette ise her ortak bu davayı asliye ticaret mahkemesinde açabilir. Mahkeme fesih yerine davacının payının gerçek değerinin ödenerek şirketten çıkarılmasına veya duruma uygun ve kabul edilebilir başka bir çözüme karar verebilir.

    İlgili mevzuat: 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu, m. 531 ve 636/3

  • Kira ve Borçlar Hukuku

    Haksız Fiil

    Hukuka aykırı ve kusurlu davranışla başkasına zarar verilmesidir. Genel sorumlulukta zarar, davranış, kusur ve nedensellik birlikte değerlendirilir. Kanunda ayrıca kusur aranmadan sorumluluk öngörülen özel hâller bulunur.

    İlgili mevzuat: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu, m. 49–52 ve 65–71

  • Ticaret, Tüketici ve Kişisel Veriler

    Haksız Rekabet

    Rakipler veya tedarikçiler ile müşteriler arasındaki ilişkileri etkileyen aldatıcı ya da dürüstlük kuralına aykırı davranış ve ticari uygulamalardır. Yanıltıcı tanıtım ve başkasının emeğinden hukuka aykırı yararlanma gibi farklı görünümleri olabilir. Olağan ve dürüst fiyat rekabeti tek başına haksız rekabet değildir.

    İlgili mevzuat: 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu, m. 54–56

  • Ticaret, Tüketici ve Kişisel Veriler

    Haksız Şart

    Tüketiciyle müzakere edilmeden sözleşmeye alınan ve dürüstlük kuralına aykırı biçimde tüketici aleyhine dengesizlik yaratan hükümdür. Kanuna göre haksız şart hükümsüzdür; sözleşmenin diğer hükümleri kural olarak ayakta kalır. Sözleşmenin imzalanmış olması, şartın mutlaka müzakere edildiğini göstermez.

    İlgili mevzuat: 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun, m. 5

  • Ceza ve İnfaz

    Haksız Tahrik

    Haksız bir fiilin doğurduğu öfke veya yoğun üzüntünün etkisiyle suç işlenmesi hâlinde cezada indirim yapılmasını sağlayan kurumdur. Haksız fiil ile suçun işlenmesi arasındaki etki ilişkisi incelenir. Her tartışma veya kişinin kendisini öfkeli hissetmesi indirim için yeterli değildir.

    İlgili mevzuat: 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu, m. 29

  • Ticaret, Tüketici ve Kişisel Veriler

    Haksız Ticari Uygulama

    Mesleki özenin gereklerine uymayan ve ortalama tüketicinin mal veya hizmete ilişkin ekonomik davranışını önemli ölçüde bozan ya da bozma ihtimali taşıyan ticari uygulamadır. Özellikle aldatıcı veya saldırgan nitelikteki uygulamalar ile yönetmelik ekinde sayılan uygulamalar bu kapsamda kabul edilir ve tüketiciye yönelik haksız ticari uygulamalar yasaktır. Bir uygulamanın haksız olduğu ileri sürüldüğünde, haksız olmadığını ispat yükü uygulamayı yapana düşer.

    İlgili mevzuat: 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun, m. 62

  • Kira ve Borçlar Hukuku

    Halefiyet

    Halefiyet (alacaklıya halef olma), başkasının borcunu alacaklıya ödeyen kişinin, ödediği ölçüde alacaklının haklarına kanun gereği geçmesidir. Rehnedilen şeyi rehinden kurtaran ve üzerinde mülkiyet veya başka bir ayni hakkı bulunan üçüncü kişi, halefiyeti ifadan önce borçlu tarafından alacaklıya bildirilen üçüncü kişi, borcu ödeyen kefil ve rücu hakkı bulunan müteselsil borçlu alacaklıya halef olur. Halefiyet ödeyenin rücu imkânını güçlendirir; mirastaki külli halefiyetten farklıdır.

    İlgili mevzuat: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu, m. 127, 168 ve 596

  • Ceza ve İnfaz

    Hapis Cezası

    Hükümlünün özgürlüğünün kısıtlanmasına dayanan ve ağırlaştırılmış müebbet, müebbet ve süreli hapis olmak üzere üç türü bulunan cezadır. Ağırlaştırılmış müebbet ve müebbet hapis hükümlünün hayatı boyunca sürer; ağırlaştırılmış müebbet hapis sıkı güvenlik rejimine göre çektirilir. Süreli hapis cezası kanunda aksi belirtilmedikçe bir aydan az, yirmi yıldan fazla olamaz; bir yıl veya daha az süreli hapis cezası kısa süreli hapis cezasıdır.

    İlgili mevzuat: 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu, m. 46–49

  • İcra ve İflas

    Hapis Hakkı

    Hapis hakkı, muaccel alacağı bulunan alacaklının, borçlunun rızasıyla zilyetliğine geçen ve alacakla bağlantılı taşınır veya kıymetli evrakı alacağı ödeninceye kadar alıkoyabilmesidir; tacirler arasında ticari ilişkiden doğan zilyetlik ve alacakta bağlantı var sayılır. Borç ödenmez ve yeterli güvence de gösterilmezse alacaklı, önceden bildirimde bulunarak eşyanın teslime bağlı rehin hükümlerine göre paraya çevrilmesini isteyebilir. Taşınmaz kiralarında kiraya verenin kiralanandaki taşınırlar üzerindeki hapis hakkı Türk Borçlar Kanununda ayrıca düzenlenmiştir; kiraya veren bu hakkı geçici olarak korumak için icra dairesinden eşyanın defterinin tutulmasını isteyebilir.

    İlgili mevzuat: 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu, m. 950–953 · 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu, m. 336–338 · 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu, m. 270

  • Kira ve Borçlar Hukuku

    Harici Satış

    Taşınmazın, kanunun aradığı resmî şekle uyulmaksızın taraflar arasında adi yazılı veya sözlü anlaşmayla satılmasıdır. Taşınmaz mülkiyetinin devrini amaçlayan sözleşmeler ile taşınmaz satış vaadi resmî şekle bağlı olduğundan bu tür satış geçerli değildir ve mülkiyeti geçirmez. Geçersiz sözleşmeye dayanılarak ödenen bedel kural olarak sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre geri istenebilir.

    İlgili mevzuat: 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu, m. 706 · 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu, m. 77 ve 237

  • Kira ve Borçlar Hukuku

    Havale

    Havale, havale edenin kendi hesabına para, kıymetli evrak veya başka bir mislî eşyayı havale alıcısına vermesi için havale ödeyicisini, bunları kendi adına kabul etmesi için de havale alıcısını yetkili kıldığı hukuki işlemdir. Ödeyici, havaleyi çekincesiz kabul ettiğini alıcıya bildirirse ona karşı ifa ile yükümlü olur ve yalnız aralarındaki ilişkiden veya havalenin içeriğinden doğan savunmaları ileri sürebilir. Havale edenin alıcıya olan borcunu ödemek için yapılan havalede bu borç ancak ödeyicinin ifasıyla sona erer. Ödeyici kabulünü alıcıya açıklamadıkça havale eden, ödeyiciye verdiği yetkiyi geri alabilir.

    İlgili mevzuat: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu, m. 555–560

  • Aile ve Kişiler Hukuku

    Hayata Kast, Pek Kötü veya Onur Kırıcı Davranış

    Eşlerden birinin diğerinin hayatına kastetmesi, ona pek kötü davranması veya ağır derecede onur kırıcı bir davranışta bulunmasına dayanan özel boşanma sebebidir. Dava hakkı, davaya hakkı olan eşin sebebi öğrenmesinden başlayarak altı ay ve her hâlde sebebin doğumundan itibaren beş yıl geçmekle düşer; affeden eşin dava hakkı yoktur. Şiddete uğrayan veya uğrama tehlikesi bulunan eş, boşanma davasından bağımsız olarak 6284 sayılı Kanun uyarınca koruyucu ve önleyici tedbir kararı verilmesini isteyebilir.

    İlgili mevzuat: 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu, m. 162 · 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun, m. 1–5 ve 8

  • Kira ve Borçlar Hukuku

    Hayvan Bulunduranın Sorumluluğu

    Hayvanın bakımını ve yönetimini üstlenen kişinin, hayvanın verdiği zarar bakımından kanunda öngörülen sorumluluğudur. Sorumlu kişi her zaman yalnız hayvanın maliki değildir. Gerekli özenin gösterildiğinin ispatı ve üçüncü kişiye rücu gibi hususlar ayrıca incelenir.

    İlgili mevzuat: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu, m. 67–68

  • Ceza ve İnfaz

    Hırsızlık

    Zilyedinin rızası olmadan başkasına ait taşınır bir malın, kendisine veya başkasına yarar sağlamak amacıyla bulunduğu yerden alınmasıdır ve cezası bir yıldan üç yıla kadar hapistir. Kamu kurumlarında veya ibadethanelerde bulunan ya da kamu hizmetine tahsis edilen eşya hakkında işlenmesi gibi hâllerde üç yıldan yedi yıla; bina içinde veya kilitle korunan eşya hakkında, bilişim sistemleri kullanılarak ya da elde taşınan eşyanın çekip alınmasıyla işlenmesi gibi hâllerde beş yıldan on yıla kadar hapis cezası verilir. Zararın giderilmesi hâlinde etkin pişmanlık hükümleri uygulanabilir.

    İlgili mevzuat: 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu, m. 141–142 ve 168

  • Aile ve Kişiler Hukuku

    Hısımlık

    Kan bağı, evlilikten doğan kayın bağı veya evlat edinme yoluyla kişiler arasında kurulan hukuki ilişkidir. Kan hısımlığının derecesi, kişileri birbirine bağlayan doğum sayısıyla belirlenir. Kayın hısımlığı, onu doğuran evlilik sona erdiğinde kendiliğinden ortadan kalkmaz.

    İlgili mevzuat: 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu, m. 17–18, 129, 282, 314 ve 500

  • İcra ve İflas

    Hileli İflas

    Hileli iflas, malvarlığını eksiltmeye yönelik hileli tasarruflarda bulunan kişinin, bu tasarruflardan önce veya sonra iflasına karar verilmesiyle oluşan suçtur. Alacaklıların güvencesi olan malların kaçırılması, gizlenmesi veya değerinin düşürülmesi; bu tasarrufları örtmek için ticari defter, kayıt ya da belgelerin gizlenmesi veya yok edilmesi; gerçekte olmayan bir borç ilişkisi için borçları artıran belge düzenlenmesi ya da gerçeğe aykırı muhasebe kaydı veya sahte bilançoyla aktifin az gösterilmesi hileli tasarruf sayılır. Cezası üç yıldan sekiz yıla kadar hapistir.

    İlgili mevzuat: 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu, m. 161

  • İş ve Sosyal Güvenlik

    Hizmet Borçlanması

    Kanunda sayılan ve sigortalı çalışılmadan geçen bazı sürelerin, prim karşılığı ödenerek sigortalılık süresine sayılmasıdır. Ücretsiz doğum veya analık izni süreleri, sigortalı kadının üç doğuma kadar doğumdan sonraki ikişer yıllık süreleri, askerlik süresi, avukatlık stajı ve doktora süreleri bu kapsamdadır. Borç, talep tarihindeki prime esas günlük kazanç sınırları içinde belirlenen kazanç üzerinden hesaplanır ve tebliğden itibaren bir ay içinde ödenmezse yeni başvuru gerekir.

    İlgili mevzuat: 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu, m. 41

  • Kamu ve Vergi Hukuku

    Hizmet Kusuru

    Kamu hizmetinin kuruluşunda veya işleyişinde ortaya çıkan aksaklık nedeniyle idarenin sorumlu tutulmasıdır. Hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi biçimlerinde ortaya çıkar. Zarar gören, tam yargı davasıyla tazminat isteyebilir.

    İlgili mevzuat: 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, m. 125 · 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu, m. 2

  • İş ve Sosyal Güvenlik

    Hizmet Sözleşmesi

    İşçinin işverene bağımlı olarak belirli veya belirli olmayan süreyle iş görmeyi, işverenin de zamana ya da yapılan işe göre ücret ödemeyi üstlendiği sözleşmedir. İş Kanunu kapsamı dışında kalan iş ilişkilerinde genel hükümler olarak Borçlar Kanunu uygulanır. Bağımlılık unsuru, eser ve vekâlet sözleşmelerinden ayırt edici ölçüttür.

    İlgili mevzuat: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu, m. 393

  • İş ve Sosyal Güvenlik

    Hizmet Tespiti Davası

    Hizmet akdiyle çalıştığı hâlde Kuruma hiç veya eksik bildirilen ya da çalışması Kurumca tespit edilemeyen sigortalının, çalışmasını ve kazancını mahkeme kararıyla belirletmek için iş mahkemesinde açtığı davadır. Dava, hizmetin geçtiği yılın sonundan başlayarak beş yıl içinde açılmalıdır; zorunlu sigortalılık sürelerinin tespitinde Kuruma önceden başvuru şartı aranmaz. İşveren aleyhine açılan dava Kuruma resen ihbar edilir; Kurum davalı yanında fer’î müdahil olarak katılabilir ve kesinleşen kararı uygulamakla yükümlüdür.

    İlgili mevzuat: 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu, m. 86 · 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu, m. 4

    Doktrin: Senem Ermumcu (2021), Sosyal Güvenlik Hukuku Açısından Hizmet Tespitinde Prime Esas Kazançların İspatı, Çalışma ve Toplum 2(69), s. 899–928

  • Kamu ve Vergi Hukuku

    Hukuk Devleti

    Devletin işlem ve eylemlerinin hukukla bağlı olduğu, hakların güvence altına alındığı anayasal ilkedir. İdarenin hukuki denetimi bu ilkenin önemli görünümlerindendir. Bir işlemin kamu makamından çıkması, tek başına hukuka uygun olduğunu göstermez.

    İlgili mevzuat: 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, m. 2 ve 125

  • Usul ve Yargılama

    Hukuka Aykırı Delil

    Hukuka aykırı yöntemlerle elde edildiği için bir vakıanın ispatında kullanılamayan delildir. Anayasa, kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulguların delil olarak kabul edilemeyeceğini öngörür; hukuk yargılamasında mahkeme bu delilleri dikkate alamaz, ceza muhakemesinde de kanuna aykırı elde edilen delil reddedilir ve suç ancak hukuka uygun elde edilmiş delillerle ispat edilebilir. Delilin nasıl elde edildiği ve hukuka uygunluk sebebi bulunup bulunmadığı somut olayda değerlendirilir.

    İlgili mevzuat: 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, m. 38 · 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, m. 189 · 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu, m. 206 ve 217

  • Ceza ve İnfaz

    Hukuka Uygunluk Sebepleri

    Kanuni tanıma uyan bir fiili hukuka uygun hâle getirerek faile ceza verilmesini engelleyen sebeplerdir. Türk Ceza Kanunu; kanunun hükmünü yerine getirme, yetkili merciden verilen ve yerine getirilmesi görev gereği zorunlu olan emri uygulama, meşru savunma, hakkın kullanılması ve kişinin üzerinde mutlak surette tasarruf edebileceği bir hakkına ilişkin açıkladığı rıza hâllerinde faile ceza verilmeyeceğini düzenler. Konusu suç teşkil eden emir hiçbir surette yerine getirilemez; sınırın kast olmaksızın aşılması hâlinde fiil taksirle de cezalandırılıyorsa taksirli suçun cezası indirilerek uygulanır.

    İlgili mevzuat: 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu, m. 24–27

  • Usul ve Yargılama

    Hukuki Dinlenilme Hakkı

    Yargılamanın ilgilisinin süreç hakkında bilgi edinmesini, açıklama ve delil sunmasını ve bunların mahkemece değerlendirilmesini kapsayan haktır. Kararın somut ve açık gerekçeye dayanması da bu güvencenin parçasıdır; yalnız duruşma salonunda bulunabilmekten ibaret değildir.

    İlgili mevzuat: 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, m. 27 · 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, m. 36 ve 141

    Doktrin: Abdurrahman Saygılı / Kübra Nur Akça (2021), 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun Sözlü Yargılama Hükmünün Adil Yargılanma Hakkı ile Olan Rabıtası, Adalet Dergisi 67, s. 15–28

  • Usul ve Yargılama

    Hukuki Yarar

    İstenen mahkeme kararına ulaşmak bakımından hukuken korunmaya değer bir ihtiyacın bulunmasıdır. Bir konuda merak duymak veya soyut bir görüş istemek tek başına yeterli olmaz; özellikle tespit davasında güncel korunma ihtiyacı ayrıca değerlendirilir.

    İlgili mevzuat: 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, m. 106 ve 114

  • Usul ve Yargılama

    Husumet

    Husumet, davanın dava konusu hakkın sahibi tarafından ve o hak bakımından sorumlu olan kişiye karşı açılmış olmasını, yani tarafların davada sıfatının bulunmasını ifade eder. Sıfat maddi hukuka göre belirlenir ve taraf ehliyeti ile dava ehliyetinden farklıdır; HMK m. 114’te sayılan dava şartları arasında yer almadığından yokluğu davanın esasına ilişkin bir eksikliktir. Dava dilekçesinde taraf kabul edilebilir bir yanılgıyla yanlış veya eksik gösterilmişse hâkim, karşı tarafın rızasını aramadan taraf değişikliğine izin verebilir.

    İlgili mevzuat: 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, m. 50–53, 114 ve 124

  • Ceza ve İnfaz

    Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması

    Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, iki yıl veya daha az süreli hapis ya da adli para cezasına ilişkin hükmün açıklanmayarak müsadere dışında sanık hakkında hukuki sonuç doğurmamasıdır. Sanığın önceden kasıtlı suçtan mahkûm olmaması, yeniden suç işlemeyeceği kanaati ve zararın tamamen ya da denetim süresince aylık taksitlerle giderilmesi gerekir; adli süreçteki çocuklarda zarar azsa bu şart aranmayabilir. Denetim süresi beş yıl, çocuklar için üç yıldır; süre kasten suç işlenmeden ve yükümlülüklere uyularak geçerse dava düşer, aksi hâlde hüküm açıklanır. Karara karşı CMK m. 272/3 saklı kalmak üzere istinafa gidilebilir; işkence, eziyet ve kamu görevlisinin görevi sebebiyle işlediği kötü muamele suçlarında uygulanmaz.

    İlgili mevzuat: 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu, m. 231 · 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu, m. 23

  • Usul ve Yargılama

    Hükmün Kapsamı

    Hükmün kapsamı, “Türk Milleti Adına” verilen hükümde bulunması kanunen zorunlu olan unsurlardır. Hükümde mahkeme, hâkim ve zabıt kâtibi ile taraflar, davaya katılanlar ve temsilcilerinin kimlik bilgileri; iddia ve savunmaların özeti, tarafların anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususlar, delillerin tartışılması, sabit görülen vakıalar ve hukuki sebepler; hüküm sonucu, yargılama giderleri, harcanmayan avansın iadesi, varsa kanun yolu ve süresi, hüküm tarihi, hâkim ve zabıt kâtibinin imzaları ile gerekçeli kararın yazıldığı tarih yer alır. Hüküm sonucunda her talep hakkındaki karar, gerekçe tekrarlanmadan, sıra numarasıyla ve tereddüt uyandırmayacak biçimde gösterilir.

    İlgili mevzuat: 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, m. 297

  • Usul ve Yargılama

    Hükmün Tamamlanması

    Hükmün tamamlanması, yargılamada ileri sürülmesine veya kendiliğinden hükme geçirilmesi gerekmesine rağmen hakkında tamamen ya da kısmen karar verilmeyen hususlar için hükmü veren mahkemeden ek karar istenmesidir. Talep, nihai kararın tebliğinden itibaren bir ay içinde dilekçeyle yapılır; dilekçe karşı tarafa tebliğ edilir ve mahkeme cevap verilmese bile dosya üzerinden karar verebilir. Verilen ek karara karşı kanun yoluna başvurulabilir; bu yol, hükmün esasını yeniden tartışmak için kullanılamaz.

    İlgili mevzuat: 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, m. 305/A–306

  • Usul ve Yargılama

    Hükmün Tashihi

    Hükmün tashihi, hükümdeki yazı ve hesap hataları ile bunlara benzer diğer açık hataların, hükmü veren mahkemece kendiliğinden veya taraflardan birinin talebi üzerine düzeltilmesidir. Hüküm tebliğ edilmişse hâkim tarafları dinlemeden düzeltme yapamaz; davete rağmen gelmezlerse dosya üzerinden karar verilebilir. Tashih kararı, mahkemedeki nüshalar ile verilmiş suretlerin altına veya eklenecek ayrı bir kâğıda yazılıp imzalanır ve mühürlenir. Tashih, hükmün hukuki değerlendirmesini veya esasını değiştirmeye yarayan bir kanun yolu değildir.

    İlgili mevzuat: 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, m. 304

  • Usul ve Yargılama

    Hükmün Tavzihi

    Hükmün tavzihi, yeterince açık olmayan, icrasında tereddüt uyandıran veya birbirine aykırı fıkralar içeren bir hükmün, taraflardan birinin talebi üzerine hükmü veren mahkemece açıklanması ya da tereddüt veya aykırılığın giderilmesidir. Talep, hükmün icrası tamamlanıncaya kadar yapılabilir; dilekçe karşı tarafa tebliğ edilir ve mahkeme cevap verilmemiş olsa bile dosya üzerinden karar verebilir. Hüküm fıkrasında taraflara tanınan haklar ve yüklenen borçlar tavzih yoluyla sınırlandırılamaz, genişletilemez ve değiştirilemez.

    İlgili mevzuat: 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, m. 305–306

Sayfa 1 / 2 · 1–50 / 53 terim

Önceki harf: G · Hukuk sözlüğü ana sayfası · Sonraki harf: I

Kaynaklar ve Güncellik

Son kaynak kontrolü: 26 Eylül 2026. Tanımlar, 16/7/2026 tarihli ve 7589 sayılı Kanunla yapılanlar dâhil yürürlükteki değişiklikler gözetilerek Mevzuat Bilgi Sistemi’ndeki güncel metinlerle karşılaştırılmıştır. Tanımlar genel bilgi verir; terim sayfalarındaki kanun bağlantıları resmî mevzuat metinlerine yönelir, akademik görüşler Doktrin başlığıyla ayrılır. İşlem yapılacak tarihte yürürlük, geçiş hükümleri ve olayın özellikleri ayrıca değerlendirilmelidir.

Kaynak ve Güncelleme Politikası · İletişim · Hukuki Hesaplama Araçları · Av. Mete ŞAHİN — 2026 Yargıda Parasal Sınırlar

bottom of page